Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil.
Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Bununla birlikte tek bir milliyetçiliğin olmadığını da düşünsel tarihten biliyoruz. O sebeple hangi milliyetçilik sorusunun hala meşruiyeti vardır. Özellikle Marksizmin-Leninizmin düşünsel müdahalesi, anti-kolonyal teori ve sömürge altındaki halkların ulusal kurtuluş mücadelelerinin politik başarısı “ezen milliyetçilik-ezilen milliyetçilik” ayrışmasını beraberinde getirdi. Ezilen milliyetçiliğin bağrında eşitlik, özgürlük, demokrasi ve hak arama hakkını barındırması sebebiyle en azından ahlaki olarak egemen milliyetçiliğin karşısına dikilerek ezilen kitlelere ilham verdiğini biliyoruz.
Öte taraftan pek tabi ki, kavramın kullanım tarihçesinin büyük yıkımlara, tarif edilemez acılara tekabül ettiği de bir vakıa. Ancak hangi kavramın pratik mazisi pir ü pak ki? Mesela el üstünde tutulan demokrasi kavramının tarihçesini ele alalım, Yunan site devleti tarihçesinden başlayarak, kavramın modern tarihçesinin, kimi zaman kavramın muhtevasını bile askıya alacak denli kötü pratiklerle yazıldığı ortada. Milliyetçilik ahlaken veya düşünsel olarak insanlığa iyi bir miras bırakmadı, hatta bir adım öteye giderek insanları ağır katliamlar, kolonyal savaşlar, soykırımlarla yüz yüze bırakarak ağır bir maliyet bıraktı, fakat temsilini üstlendiği milletleri statü sahibi kılarak, genel dünya tarihinde özneleştirdiği de bir gerçek.
Kürtler yakın tarih boyunca Türk, Arap ve Acem milliyetçiliğinin nesnesi olageldi ve yukarıda andığımız kanlı tarihin gerçek kurbanları oldular. Şunu da kabul edelim ki Kürtlerin milliyetçiliğe meyletmesi öncelikle hak arama hakkı, eşitlik, demokrasi ve özgürlük değerlerine olan ihtiyacından kaynaklandı. Milliyetçilik çoğu zaman basit bir taklittir. Kürtler tarihe yeniden dönmek için muarızlarını taklide yöneldiler, denenmiş ve başarılı olmuş bir vasıtaya uzandılar. Ancak geç bir milliyetçiliğin bütün sancılarını da yaşadılar.
Milliyetçilik üzerine yeniden düşünmeye davet eden bu sayımızda esas derdimizin ayrıştığımız noktaları körüklemek değil, özgürlüğümüz olduğunu belirtmeye gerek duymuyoruz. Özgürlük kitabi bir değer değildir. Aksine özgürlük; tartışmaktan, müzakere etmekten, dinlemekten, eleştirmekten doğan dinamik bir süreçtir. Biz Kürtler olarak bugün her zamankinden daha çok düşünmeye, akletmeye, ikame etmeye, yapısöküme uğratmaya, dekolonize etmeye ihtiyacımız var.
Tam da bu sebeple Kürtlerin siyasal gündemini meşgul eden milliyetçilik tartışmasına el atmak istedik. Gelen yazılar bir açıdan Kürt milliyetçiliğinin bir göstereni gibi. Kürt milliyetçiliği hala Türkçe yapılan bir milliyetçilik, hala erkek bir milliyetçilik. Gelen yazılardan da göreceğimiz üzere sayımız Kürt milliyetçiliğini işlediği halde yazılarımızın baskın çoğunluğu Türkçe, yazıların baskın çoğunluğu erkekler tarafından yazıldı. Bu elbette düşündürücü ve eleştirilesi bir tabloyu önümüze koyuyor.
Son olarak dergimizden iki haber verelim: dergimizin yayın hayatına başlamasından bu yana altıncı senesi geride kaldı. Bu manada altıncı yılımızı geride bırakmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederiz.
Ve ayrıca dergimizin yenilenmiş, yeni yüzüyle sizlerle birlikteyiz. Nice yıllara ve nice sayılara…!
Kürd Araştırmaları Dergisi
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →