Kafkas Kürtleri
Fırat Sözeri / İsmet Konak

Merhabalar,

Dergimizin 8. sayısıyla siz kıymetli okurlarımızı yeniden selamlıyoruz. Kervanımız ilk sayıdaki heyecanıyla dur durak bilmeden yoluna devam etmektedir. Hiç şüphesiz gösterdiğiniz ilgi, bu kervana adeta bir “dulda” olmaktadır. Sizlere en içten şükranlarımızı sunuyoruz.

Bu sayıda “Kafkas Kürtleri” adlı dosya ile karşınızdayız. Dosyayı linguistik alanda “mütebahhir” bir isim olarak gördüğümüz değerli Sovyet-Kürt dilbilimci Zare Aliyevna Yusupova’ya (Zare Elî) adadık. Kürdolog Yusupova, 1934 yılında Tiflis’te dünyaya geldi. 1958-59 yıllarından itibaren SSCB Bilimler Akademisi Kürdoloji Enstitüsü'nde akademik çalışmalara başladı. Ekseri filoloji sahasında olmak üzere yüzden fazla bilimsel esere imza attı. Bunlar arasında Qanatê Kurdo ile birlikte hazırladıkları Kürtçe (Sorani) - Rusça sözlük de bulunmaktadır. Zare Yusupova 3 Şubat 2022 tarihinde St. Petersburg’ta sonsuzluğa uğurlandı.

Bilindiği üzere Kürt şair Yunus Rauf nam-ı diğer Dildar, Ey Reqîp adlı şiirinde kolonyalist akla karşı şöyle haykırmıştı: “Dinle düşman, Kürt halkı yaşıyor.” Dildar’ın direnişle müzeyyen o mısralarının üzerinden neredeyse bir asır geçti. Bu süreçte Kürt toplumunda kolonyalist aklın “kavvaslığını” reddeden geniş bir irade oluştu. Yüzyıllarca muktedirin methiyesini şakımak zorunda kalan o munis bülbülün bir ayağı çukurda. Kürt halkı yazarı, tarihçisi, mühendisi, mimarı, hukukçusu, siyasetçisi, aktivisti, doktoru, gazetecisi ve akademisyeniyle artık “mütegallibe takımına” meydan okumaktadır. Gilles Deleuze’nin “Kant’ın Eleştirel Felsefesi” adlı eserinde teorize ettiği gibi egemenlere karşı “parere (boyun eğme)” dönemi bitti, “jubere (buyruk verme)” başladı. Karl Marx’ın çok kere formüle ettiği “yabancılaşma”, Kürdistan’da baş dönmesi yaşamaktadır.

Hegemonik şimşeklere karşı Kürt etnosunun başvurduğu “paratonerlerden” biri kuşkusuz tarihtir. Dil ne kadar bir etnosun bel kemiğini oluşturuyorsa, tarih de o etnosun “belleğidir.” Ulus bilincinin oluşumunda belirleyici dinamiklerden biridir. Kürtler, kolonyalist tarih yazımının tahakkümüne büyük ölçüde son vermişlerdir. Ellerinde kendilerini sivrisineklere karşı koruyan birer “cibinlikleri” var. Tarih yazımındaki “özneleşme”, özellikle son 30 yılda büyük ivme kazanmıştır. Birçok dilde kıymetli araştırmalar yapılmış ve farklı dönemler enine boyuna tetkik edilmiştir. Gelecekte bu araştırmaların daha da derinleşeceği su götürmez bir gerçektir.

Günümüzde Mezopotamya, İran, Küçük Asya ve Kafkasya gibi sahalar Kürt tarih yazımında birer laboratuvar olarak kullanılmaktadır. Bilhassa Kafkasya bölgesi her daim “gizemini” korumuştur. Burası Kürt araştırmacılar açısından hâlâ bir terra incognitadır. Şu ana kadar Kafkas Kürtleri üzerine yapılan incelemeler sadece "uvertür" niteliğindedir. Yani operanın perdesi henüz yeterince açılmamıştır. Bu sahada Medler, Mihranî Kürt devleti, Deysemî Kürt devleti, Şeddadîler ve Revvadîler gibi Kürdî elementlerin hüküm sürdüğü bilinmektedir. Yine İranî hanlıklar, Osmanlı Devleti, Çarlık Rusya ve Sovyetler Birliği döneminde Kürtlerin mevcut bölgede yaşadığı malumdur. Bütün bu unsurların ve süreçlerin tafsilatlı şekilde irdelenmesi Kürdoloji açısından şüphesiz büyük önem arz etmektedir.

Elinizdeki dosyada operanın perdesini biraz olsun açmaya çalıştık. Birbirinden değerli makaleler, röportajlar, çeviriler sayıya renk kattı. Dosyada Kürtçe (Kurmancca) 3 röportaj ve 2 makale yer almaktadır. Röportajlardan ilkini yıllardır Sovyet-Kürt sahasını yakından inceleyen deneyimli gazeteci-yazar Hejarê Şamil ile yaptık. Ekseriyette “Kızıl Kürdistan’ın” konu edildiği röportajda Kürtlerin Kafkasya’daki vaziyet-i umumiyesi Şamil tarafından genel hatlarıyla tasvir edilmektedir. Bir diğer röportaj, dinleyiciye yeni bir mûsikî ruh kazandıran Tara Mamedova ile gerçekleştirildi. Hayatından ve Sovyet Kürtleri’nden bazı kesitler paylaşan Mamedova’nın her zamanki alçak gönüllü üslubu röportaja farklı bir duygu katmaktadır. Üçüncü röportaj ise Rêya Teze gazetesinden Mirazê Cemal ile yapıldı. Cemal, Kafkas Kürtlerine adeta “mürşitlik” yapan Rêya Teze’nin tarihi, gazetenin rahle-i tedrisinde yetişen aydın sınıfı ve güncel durumu hakkında takdire şayan bilgiler vermektedir. Röportaja dergimizin internet sitesinde sadece görsel olarak ulaşılabilir.

Dosyada yer alan Kürtçe çalışmalardan biri son yıllarda çîrokbêjliğiyle öne çıkan ve önemli araştırmalara imza atan Ayhan Erkmen’e aittir. Erkmen, Serhat Êzdilerini bilhassa Casimê Celîl, Hecîyê Cindî, Erebê Şemo gibi figürleri kendine özgün sürükleyici bir anlatımla kaleme almaktadır. Diğer Kürtçe çalışma ise araştırmacı Nihat Gültekin tarafından hazırlandı. Son dönemde Sovyet Kürtleriyle yaptığı röportajlarda adını duyuran ve mühim bilgiler ortaya çıkaran Gültekin, bizi Sovyet-Kürt aydını Ahmedê Mîrazî’ye “mihman” yapmaktadır.

Dosyamızda ayrıca 5 Türkçe makale ve 1 de röportaj yer almaktadır. Makalelerden biri tarihçi-yazar Rohat Alakom tarafından kaleme alındı. Alanında çok sayıda eser üreten Alakom, Rêya Teze gazetesinin “mebdesine” kadar inmektedir. Gazetenin 1930’da başlayan ve günümüze kadar süren uzun soluklu yayın serüvenini farklı boyutlarıyla mercek altına almaktadır. Calib-i dikkat makalelerden biri de araştırmacı Nihat Öner’e aittir. Redkan aşiretinin anatomisine inen ve tartışmalı bazı tanımlamalara açıklık getiren Öner, bilhassa aşiretin Rusya’daki kolunu okuyucuya takdim etmektedir. Dosyaya farklılık kazandıran diğer çalışmalardan biri ise Erkan Karabay tarafından hazırlandı. Rus-Kürt münasebetlerini Çarlık Rusya ve Sovyet Rusya temelinde mukayese eden Karabay, Kürtlerin elde ettiği kazanımları Marksist bir filtrasyona tabi tutmaktadır. Kızıl Kürdistan deneyimi, 1937-1938/1944 sürgünleri vb. ihtilaflı mevzuları ideolojik bir düzlemde ele almaktadır.

İki editör olarak dosyaya biz de karınca kararınca katkıda bulunmaya çalıştık. Çalışmalardan biri ben Fırat Sözeri tarafından kaleme alındı. Çarlık Rusya Kürtleri’nden Cafer Ağa’nın hayatını incelemeye çalıştım. Altını çizmek istediğim bir vesikayı siz okuyucularla paylaşmak isterim. Bu makalede Rus Generali İ.G. Amilahvari’nin günlüklerini ilk defa gün yüzüne çıkarmanın mutluluğunu yaşamaktayım. Amilahvari’nin 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) esnasında tuttuğu günlükler, Cafer Ağa’nın biyografisine yeni bir boyut kazandırmaktadır. Türkçe hazırlanmış son makale ise bendeniz İsmet Konak’a ait. Rusça yazılmış kaynaklarda Med tarihinin nasıl formüle edildiğini ele almaya çalıştım. Söz konusu kaynaklarda Medler konusunun ilk defa V.F. Minorskiy tarafından değil de Haçatur Abovyan tarafından işlendiğinin altını çizmek gerek. Makalemde özellikle Medler ve Kürtler arasındaki “korelasyona” dikkat çekmeye çalıştım. Bu bağlamda Minorskiy’in 1958 yılında bir kopyasını Qanadê Kurdo’ya gönderdiği makale oldukça önem arz etmektedir.

Dosyamızda Türkçe olarak yaptığımız bir de röportaj mevcut. Eğitimci Laçin Redkan hem Çarlık Rusya hem de Sovyetler Birliği’ndeki eğitim politikasının Kürtler üzerinde yarattığı etkiyi tavsif etmektedir. 1917 Ekim Devrimi’nin önemini tırnak içine alan Redkan, Kürtçe eğitim materyalleri, alfabeler ve metodoloji konusunda dikkate şayan bilgiler paylaşmaktadır.

Dosyamız ayrıca iki çeviri ihtiva etmektedir. Menaf Elî, Hollandalı araştırmacı Michel Leesenberg’in İngilizce makalesini Türkçeye çevirdi. Kürt tarihine özel bir ilgi gösteren hatta Kürtçeyi gayet iyi bilen Leesenberg, Çarlık ve Sovyet dönemindeki Kürt araştırmalarını geniş bir ölçekte analiz etmektedir. Araştırmacı ayrıca oryantalizm olgusuna da temas etmektedir. Rus araştırmacı S.M. İvanov’un Rusça makalesini ise ben Fırat Sözeri çevirdim. İvanov, Çarlık döneminden SSCB’nin yıkılışına kadarki süreci demokrafik yapı, yerleşim ve yaşam tarzı bakımından incelemektedir. Sovyet Kürtleri hakkında bize yararlı bir panorama çizmektedir.

Dergimizin 9. sayısında görüşmek üzere. Şems-i saadet her daim yoldaşınız olsun…

Fırat Sözeri

İsmet Konak

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin

DOSYA İÇERİĞİ