Giriş
Sosyal medya kullanımı, dünyanın her yerinde aynı hızda olmasa da, gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçası olmaya devam ediyor. Dijital çağa girdiğimiz bu yıllarda, akıllı telefonlardan bilgisayarlara ve tabletlere kadar herkesin kullandığı araçlar, artık kaçınılmaz bir şekilde günlük hayatımızın bir parçasıdır. Buna paralel olarak gelişen sosyal medya mecraları, insanların "sosyalleştiği" ana alanlar haline gelmiştir.
Siyasi aktörlerin, gazetecilerin ve kurumsal yapıların aktif olarak kullandığı bu kanalların yanı sıra, "fenomen" ve "YouTuber" gibi yeni kavramlar da ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, internet üzerindeki kişisel alanların artması yeni bir sosyal alanın doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu durum dünya kamuoyunda farkındalık yaratmış; hatta bazı ülkelerde rejim değişikliğine yol açacak kadar etkili olmuştur.
Örneğin, 2009'da İran İslam rejimi, "Yeşil Devrim" olarak adlandırılan toplumsal hareketle değiştirilmek istendi. Binlerce rejim muhalifi, günlerce sokaklarda yer alarak mevcut rejimin liberal ve demokratik reformlar yapmasını, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yenilenmesini ve İran'ın daha özgürlükçü bir yapıya kavuşmasını talep etti.[1] Bu, sosyal medyayla bağlantısı tartışmasız ilk büyük toplumsal seferberlikti. O dönemde eylemleri koordine etmekten ziyade uluslararası kamuoyunu uyarmak için kullanılan araç Twitter'dı.
Bunu, birçok Arap toplumunda iktidardaki rejimler tarafından zayıflatılan bir toplumsal alanın yerini alan Facebook'un, 2011'deki Arap Baharı izledi. Bu dönemde Facebook, "lidersiz" (hem lidersiz hem de böyle olması yönünde güçlü bir kolektif iradeye sahip) bir hareketi koordine etmek için araç olarak hizmet etti. Bu temel özellik, o dönemde karma bir hareket için yenilikçiydi. O zamandan beri, sosyal ağlarda az çok koordineli ve bilinçli etkileşimlerden doğan toplumsal protestolar çoğaldı. Barselona'daki Indignados'tan, ABD'deki Wall Street'i İşgal Et hareketine, Hong Kong'daki Şemsiye Hareketi'nden 2013'te Erdoğan'a karşı çıkan Gezi Parkı Olayları'na kadar, son on yılda incelenecek vaka sayısı oldukça fazladır.[2]
Fransa'daki Sarı Yelekliler hareketi de Ekim 2018'de ortaya çıkan, yapılandırılmamış bir protesto hareketidir. Adını protestocuların giydiği yüksek görünürlüklü sarı yeleklerden almıştır. Facebook üzerinden yapılan bir buluşma, Kahire'deki Tahrir Meydanı'nın oluşumuna zemin hazırladığı gibi, Sarı Yelekliler hareketinin ilk eylem biçimlerinin ortaya çıkışında da belirleyici olmuştur. Bu tür dijital örgütlenmeler, aynı zamanda rollerin dağıtılması ve daha bütünlüklü eylemlerin planlanması yoluyla, bir protesto hareketinin çok daha incelikli bir biçimde organize edilmesine olanak tanıyarak daha karmaşık formlar da alabilir. Bu kendiliğinden oluşan toplumsal hareket, enerji ürünlerine uygulanan iç tüketim vergisinin artması sonucu otomobil yakıtlarının fiyatında meydana gelen artışa karşı gösteri çağrılarının (öncelikle sosyal medyada) yayılmasıyla ortaya çıkmıştır.
Görüldüğü gibi, dünya genelindeki sosyal medya kullanıcıları, toplumsal hareketlere önayak olan, hatta onları örgütleyecek kadar etkili bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu global örnekler ışığında, sosyal medyanın Kürt milliyetçiliğine etkileri ve olası sonuçlarını tartışmak üzere bu yazı kaleme alınmıştır. Öte yandan, sosyal medyadan önce Kürt basınının kısa tarihçesine de görsel medya kapsamında televizyon kanalları ile yazılı medya olarak gazete ve dergilere değinilecektir.
Kürt Milliyetçiliğinin Yükselişi
Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği tarafından desteklenen ve saha görüşmeleri Rawest Araştırma tarafından yürütülen Kürt Çalışmaları Merkezi’nin 2021 yılındaki “Kürtlerde Değerler ve Tutumlar” başlıklı çalışması yayımlandı. Bu araştırma raporu, 11 şehirde, 18 yaş üzeri Kürtlerin değer yargılarını ve tutumlarını daha yakından anlamayı, birbirleri ve Türkiye toplumu ile aralarındaki benzerlik ve farklılıkları görmeyi ve göstermeyi amaçlamaktadır.[3]
Rapordaki birtakım verileri değerlendiren Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu’na göre Kürt milliyetçiliği bir üstünlük olarak algılanmamaktadır. Son beş yılda Kürt milliyetçiliğinin belirgin biçimde yükseldiğini dile getiren Ruhavioğlu, "Ancak bu milliyetçiliğin Türk milliyetçiliği gibi salt politik ve dışlayıcı bir hüviyetle değil, daha eşitlikçi ve kültürel bir bağlamda kabul edildiğini, bunun da Kürt milliyetçiliği ile ilişkilenmeyi kolaylaştırdığını söylemek mümkün" demiştir.[4]
Ruhavioğlu, Z kuşağı üzerinden yapılan araştırma sonucuna göre şu verilere ulaşıldığını ifade ediyor: Yakın zamanda paylaştıkları “Kürtlerde Değerler ve Tutumlar Araştırması”[5] ve 2021'in başında açıkladıkları “Kürt Gençler Araştırması” da Kürtlerde üç temel kimlik grubunun öne çıktığını göstermektedir. Bunlardan biri; Müslümanlık, dindarlık, muhafazakarlık gibi vurguları içeren muhafazakâr değerleri içeren kimliktir. Diğeri; özgürlükçülük, demokratlık gibi demokrat değerleri içeren kimliktir. Üçüncüsü de Kürtlüğe doğrudan yapışık kimliklerdir. Kuşaklara göre sıralamaları ve yoğunlukları değişmekle birlikte, Kürtlerin büyük resimde Kürt, Müslüman ve demokrat bir görünüm verdiklerini söyleyebiliriz. Bununla birlikte, gençlerde örneğin anadilin kullanımı daha da azalırken, Kürt kimliğinin daha da güçlendiği görülmektedir. Kürt milliyetçiliği gençlerde hatırı sayılır bir karşılık bulmaktadır.
Bu verileri destekler nitelikte bir diğer araştırma ise Spectrum House tarafından yapılmıştır.[6] Spectrum House tarafından 12 ilde 1508 Kürt seçmenle yapılan araştırmaya göre, Kürtlerin yüzde 34,9’unun “Kürt milliyetçisi”, yüzde 23,2’sinin “muhafazakâr”, yüzde 19,9’unun “sosyalist” olarak kendini tanımladığı öne sürülmektedir. Bu durum, milliyetçiliğin Kürtler arasında her geçen gün daha fazla yaygınlaştığı şeklinde değerlendirilmektedir. Spectrum House Direktörü Azad Barış, "Toplumsal barış için felaket çanları çalıyor. Türkler ve Kürtler kutuplaşıyor, inkâr da bunun en önemli nedeni, inkâr, Kürtleri kendi kimliğine daha fazla sığınmaya itiyor. Bu tutum AKP’ye oy veren Kürt seçmende de oldukça baskın… milliyetçilik Kürtlerde de yükselişe geçiyor. Kürt seçmenin yüzde 34,9'u kendisini Kürt milliyetçisi, yüzde 23,2'si muhafazakâr, yüzde 19,9'u sosyalist, yüzde 5,5 liberal, yüzde 4,9 Türk milliyetçisi olarak tanımlıyor" demiştir.[7]
Yukarıda sunulan istatistiksel veriler kuşkusuz önemlidir; ancak yüzyılı aşkın süredir sömürge koşullarında yaşamaya mahkûm edilen Kürdistan halkına yönelik sistematik baskı, zulüm ve asimilasyon politikaları da göz önünde bulundurulduğunda, anketlere katılan bireylerin en az yüzde yirmilik bir kesiminin, devlet otoritesinden duyduğu korku nedeniyle düşüncelerini özgürce ifade edememiş olabileceği kanaatine varılabilir. Bu bağlamda, mevcut verilerin en az yüzde yirmilik bir sapmayla eksik yansıdığı ve gerçek oranın daha yüksek olabileceği ihtimali akla gelmektedir.
Türkiye’de tüm kavramların içi boşaltıldığı gibi, milliyetçilik kavramı da Türk ırkçılığı nedeniyle yaygın olarak ırkçılıkla özdeşleşmiştir. Oysaki Kürtçede "welatperwerî" ve "neteweperwerî" denildiğinde olumsuz çağrışımları olmayan bu kavram, Türkçede yanlış bilinmiştir. Asırlık deneyim ve mücadelelere rağmen Kürtlerin hâlen milliyetçilik gibi birçok temel konuda zihnen kaos ve karmaşa içinde olması, sömürge toplum durumundan bağımsız değerlendirilemez.[8] Kürtler için milliyetçilik, Partha Chatterjee’nin dediği gibi, “Özgürlük hikâyesinin bir parçası olarak görülen milliyetçilik, rasyonel ve oldukça takdire sayan siyasi amaçların gerçekleşmesi için rasyonel bir ideolojik çerçeve olarak tanımlanabilir”.[9]
Dolayısıyla, milliyetçilik olgusu, üzerinde ilk düşünülmeye başlandığı iki yüzyıl öncesinde olduğu gibi bugün de önemini korumaktadır. Modernleşmenin aydınlanmış aklı ve küreselleşme olgusunun meydana getirdiği ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda uluslarüstü örgütlenmelerin ulus-devlet sınırlarını zorladığından bahsedilmektedir. Fakat küreselleşmenin bir paradoksunu da oluşturan, yerel olanın küresel değer ve normlara karşı yükselişe geçmesi ile yeni milliyetçiliklerin gündeme gelmesi, milliyetçiliğin hâlâ meşruiyetini korumaya devam ettiğini göstermektedir.[10]
Konumuz Kürt milliyetçiliğinin tarihsel gelişimi üzerine olmadığından, sadece özet mahiyetinde değinip sosyal medyanın mevcut Kürt milliyetçiliğine etkisi üzerinde durmaya çalışacağız. XIX. yüzyıl boyunca, Kürt milli bilinci her yeni Kürt isyanından hız alarak gelişti. 1840’larda Mir Bedirxan hareketiyle gelişme gösteren Kürt milli bilinci, 19. yüzyıl sonlarında, özellikle Şeyh Ubeydullah hareketiyle daha geniş siyasal ve toplumsal zemin yakaladı. Şeyh Ubeydullah hareketi, Osmanlı İmparatorluğu’nun içindeki ve dışındaki olay ve gelişmelerle birleşince, Kürtler arasında kuramsal milliyetçiliğin oluşmasını ve gelişmesini hızlandırdı.
Celil’e göre 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başlarında “Bağımsız Kürdistan” fikri, Kürt liderleri ve gençliği arasında popülerdi. Harekete geniş halk kitlelerinin desteğini çekmek amacıyla birçok kişi ulusal propaganda için Kürdistan’a gönderildi. Kürt milliyetçiliği duygusu böylece yeni bir itici kuvvet kazandı ve Ortadoğu meselelerinde büyük önem taşıyan siyasi bir güç haline geldi.[11]
İsmail Beşikçi’nin de sıklıkla dile getirdiği üzere, bugün dünyada yaklaşık iki yüze yakın bağımsız devlet bulunmaktadır. Ancak bu tablo, uluslararası sistemin tüm halklara eşit ve adil davranmadığını açıkça gözler önüne sermektedir. Nitekim Beşikçi, "Bugün Kürtlerin nüfusu 50-60 milyon civarında tahmin ediliyor. Buna karşın, uluslararası hukukta bir devlet olarak tanınmıyorlar… Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkı uluslararası hukukun bir gereğidir"[12] demiştir. Dolayısıyla, Kürtlerin devlet kurma veya otonom ya da federatif bir yapıda kendi meşru haklarını kullanacağı bir statüye ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaç, son yüzyılda Kürtler tarafından gerek isyanlar, gerek direnişler gerekse siyasal ve demokratik zeminlerde fazlasıyla dile getirilmiştir.
Kürtlerin Sosyal Medya Kullanımı
Son yarım yüzyıldır, YNK, KDP, PKK ve YPG gibi örgütlerin gerek silahlı gerekse diplomatik mücadeleleri, Kürtlerin özgürlük taleplerini dünya kamuoyuna duyurmayı başarmışlardır. Özellikle YPG’lilerin Rojava’da İŞİD teröristlerine karşı direnişleri dünya çapında hayranlık uyandırdı. Birçok devlet silah ve lojistik yardımda bulundu, hatta kendi askerî donanmalarıyla Kürtlere yardım ettiler. Suriye’de İŞİD teröristlerinin yapmış olduğu vahşet verici katliamlarına karşı sadece Kürt güçleri, YPG ve YPJ, direnmişti. Arapları, Alevileri ve Yezidileri katliamdan kurtardılar. Savaşın başlangıcından sonuna kadar sosyal medyanın rolü azımsanamayacak kadar büyük oldu.
Youtube, Twitter, Instagram, Facebook vb. gibi internet kanallarından yapılan çağrılar dünyada kitlesel olarak yankısını buldu. Bu bağlamda, Twitter (X), Instagram, Facebook, YouTube, Telegram, bunların yanı sıra WhatsApp ve Signal gibi uygulamalar da mevcuttur. Haber ajansları ve Kürt televizyon kanalları gibi dijital iletişim araçlarının, Kürt halkının haber alma, örgütlenme ve ulusal bilinci pekiştirme süreçlerindeki etkisi üzerine eğilmek anlamlı olacaktır.
Kürdistan Rojhılat’ında (İran Kürdistan’ı) bir Kürt öğrencinin 2022 yılında İran İslami Rejimi tarafından katledilmesi dünya kamuoyunun gündemine oturdu. Bu olayın dünyaya yayılması sosyal medya sayesinde gelişti. 2017 yılında Irak Kürtlerinin bağımsızlık referandumu talepleri için dünyanın her yerinde kitlesel eylemler yapıldı. 2014 yılında İŞİD (Irak ve Şam İslam Devleti) teröristleri tarafından Rojava’ya, özellikle Kobane’ye yapılan saldırısı sonucunda; Kuzey Kürtlerinin sosyal medya aracılığıyla ve siyasilerin çağrıları sonucunda on binlerce insanın Suriye’deki Kürtlere yardım etmek istemesi karşısında Türkiye kolluk güçleri arasında çıkan engellemeler ve çatışmalara rağmen, Kürtlerin Türkiye’den Suriye’ye mayın tarlalarını ve tel örgülerini hiçe sayarak Kobane’deki Kürtlere yardıma koştuklarını televizyonlarda ve sosyal medyada gördük.
Aynı şekilde 2014 yılında Irak’taki Yezidi Kürtlere yapılan katliamlar, Yezidi kadınların kaçırılıp tecavüze uğramaları, erkeklerin kurşuna dizilmeleri yine sosyal medya aracılığıyla kamuoyu yarattı. Doğu, Batı, Kuzey ve Güney'den her taraftan Kürtlerin bu katliamları engellemek için gençlerin sınır tel örgülerini aşıp soydaşlarına yardıma koştuklarını gördük. Daha birçok örnekte görüleceği gibi, sosyal medya üzerinden paylaşılan video ve görüntüler Kürtler arasında hassasiyet yaratmaya başlamış ve kitlesel olarak harekete dahi geçirmeyi başarmıştır. Buna paralel olarak Arap, Acem ve Rum milliyetçilerine karşın Kürt milliyetçileri de kendi cephesinde milli duygu ve düşüncelerini yücelten söylemlere, hatta anti-faşist söylemlere karşı milli kültür ve tarih öğeleri üzerinde propagandaların arttığını gözlemleyebiliyoruz.
Kürt Medyası: Anderson’un Hayali Cemaatleri
Benedict Anderson’un “Millet hayalidir, çünkü en küçük milletin mensupları bile kendi vatandaşlarının çoğunu asla tanıyamazlar; onlarla asla tanışamazlar veya onlar hakkında hiçbir şey duyamazlar, ancak birlik imgeleri her birinin zihninde yaşar”[13] tanımlaması, tam anlamıyla internet üzerinden, sosyal medya kullanıcıları için birebir uymaktadır. Birbirini tanımayan ve belki de aynı mekânda hiçbir zaman bulunmayacak insanlar, aynı milli duygular etrafında birleşebiliyorlar. “Bir millet tarih içinde akan bir entitedir. Millet olması için ilk olarak zamanın farkına varması ve ikinci olarak da kendi kimliğinin farkında olduğu zaman bir millet olmuştur”. Kürtler artık kendi kimliklerinin farkına vardılar.
Genel olarak ifade etmek gerekirse medya, milletlere ya da milli/ulus devletlere bölünmüş dünya sisteminde:
● Sadece siyasetin konu edildiği en önemli medya türü olarak kabul edilen, milletlerle ya da kendi milletiyle ilgili olaylar hakkındaki haberleri verirken değil,
● Diğer medya türlerinde de gündelik hayatın her alanını temsil edişiyle, bir millete ait olma durumunu doğallaştırarak bu sistemi yeniden üretmeye yönelik milliyetçi bir retoriğe sahiptir.
Medyada yer alan haberlerde, milleti imleyen "biz", vatanı ya da ülkeyi imleyen "burası" gibi basit ve küçük kelimelerden oluşan dil alışkanlıklarında; haberlerin yurt haberleri: iç haberler ve dış haberler olarak kategorileştirilmesinde ve diğer ulusların aktörleştirilerek temsil edilmesinde bu retorik yeniden üretilmektedir. Billig’in de ifade ettiği gibi, gazetelerin tümü, ister boyalı basına mensup olsunlar ister saygın ve sağ görüşlü olsunlar ister sol, okuyucularına bir milletin üyeleri olarak hitap etmekte, haberlerini milletler dünyasının mevcudiyetine kesin gözüyle bakan bir tarzda sunmaktadırlar. Yalnızca haber söyleminde değil, gazetelerin logolarında bayrak ya da ülke haritasının ve reklam sloganlarında milli kavramların kullanılmasından, özellikle ilk sayfalarda ve gazetenin genelinde kendi milletlerine ait gündemlere yer verilmesine kadar, gazetecilik pratiklerinde bunu gözlemlemek mümkündür.[14]
Yazılı Medya
Özgür basın kapsamında Kürt basın-yayıncılığının ilk olarak Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürdistan Gazetesi'yle başladığı görülmektedir. Zamanın ruhuna uygun olarak milliyetçi fikirler etrafında yazılar yazılmıştır. 19. yüzyılda başlayan Kürt milliyetçiliği ve ulus inşasında Kürt aydın ve yayıncılığının rolü çok daha önemli bir faktör olmuştur. Kürt aydınlarının milliyetçi faaliyetlere fiilen katılması sonucunda Kürtler arasında yaygınlaşan modern kuramsal milliyetçilik, büyük ölçüde Ermeni, Türk ve Arap milliyetçiliğine gösterilen bir tepkiydi.
Kürt milliyetçi basınının ortaya çıkması, Kürt kulüp ve toplulukların kurulması, Kürtlerin giriştiği kültürel ve siyasi faaliyetler için büyük itici güç oldu. Bu girişimler Kürt milliyetçiliğinin gelecekte bir kitle hareketine dönüşmesi için gerekli temelleri attı. İstanbul’da olan bazı Kürt seçkinlerce Kürt cemiyetlerinin kurulması, bunlarla beraber Kürtçeyi yayma cemiyetlerinin oluşturulması, Kürt etnik kimlik ve ulusunun sosyo-politik olarak bilince çıkarılıp daha geniş alanlara yayılmasında önemli katkıları oldu. Hitavi Kurd (Kürt Güneşi) gibi gazete ve Roji Kurd gibi dergilerin de önemli rolleri oldu. Özellikle 22 Nisan 1898 tarihinde yayımlanan ilk Kürtçe gazete olan “Kürdistan”, Kürt toplumu ve siyasetini mobilize eden ve ulusal bilinci açığa çıkaran önemli bir girişimin başlatıcısı oldu.[15]
Kürdistan gazetesiyle Kahire’de başlayan serüven, doksanlı yıllarda Özgür Gündem Gazetesi’yle (İstanbul 1992) Türkçe ve Azadiya Welat (İstanbul 1994) Kürtçe gazeteleriyle halkın haber alma kanalları giderek yaygınlaşıyordu. Elbette burada detaylarını veremeyeceğimiz kadar derginin de olduğunu hatırlayalım. Baskı ve sansürün yanı sıra sözde anayasaya ve kanunlara aykırılıkları nedeniyle gazetelerin biri kapanıp diğeri açılıyordu. Birçok gazeteci beyaz Toroslardaki adamlar tarafından kaçırılıp "faili meçhullere" karıştı. Ama Kürt basın ve medyası baskı ve şiddet karşısında giderek büyüdü.
Dijital basın yayın kanallarının da yaygınlaşmasıyla birlikte halkın haber alma ve harekete geçme kapasitesi giderek arttı. Fakat sömürgeci devletlerin baskıları, internet üzerindeki yayınları da sansürlemekte ya da tamamıyla kapanmaları için durmadan bir çaba içerisinde olmaktan geri kalmıyordular. Anderson’un, bir kurgu olarak gazetenin neredeyse eş zamanlı tüketimini ifade eden bir çeşit kitlesel ayin olarak nitelendirdiği ve bunun sonucunda oluşan birlikteliği "okur-yoldaşlar" olarak kavramsallaştırdığı bu durum, kendi dil alanları içinde birbirlerinden habersiz milyonlarca insanın paylaştığı aynı ulusa mensup yurttaşlar olduklarının farkına varmaları sürecine denk gelmektedir.[16]
Görsel Medya
Kürt görsel medyasının ilk adımı, tarihe bir dönüm noktası olarak geçen Med TV’nin (1995 Avrupa) yayın hayatına başlamasıyla atıldı. Med TV'de yapılan Kürtçe yayın, yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kültürel bir direnişin ve kimliğin sesi, adeta bir devrim niteliğindeydi. Uydu televizyon kanalları ve yayıncılık teknolojileri, yalnızca toplumsal çevreler içinde bağlar kurmakla kalmaz, aynı zamanda bu tür sosyal ortamları fiilen yaratma potansiyeline de sahiptir. Kısa sürede, Kürt uydu televizyonları, Kürt kamuoyunda kendilerine özgü bir "medya etkisi" yaratmayı başarmıştır.
MED-TV, Kürtler için bir tür yuva haline gelmiştir; çünkü İran’daki Kürtler, bu kanal aracılığıyla Türkiye, Irak ve Suriye’deki Kürtleri anlayabilmekte ve onlarla "canlı telefon bağlantıları" kurarak iletişime geçebilmekteydi. Böylece, Avrupa’da ve dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan Kürtlerin yaşamları hakkında bilgi edinme olanağı doğmuştur. Kürt uydu ve görsel medyasının ortaya çıkışıyla gelişen en önemli etki, hem Kürdistan’da hem de diasporada yaşayan Kürtler arasında Kürt politik ve etno-ulusal bilincinin güçlenmesi ve teşvik edilmesi olmuştur. Gerçekten de Kürt görsel medyasının doğuşu sayesinde, Kürtlerin Kürdistan üzerindeki hâkimiyet kuran ulus-devletlerle olan mücadelesi, havaya yayılmak üzere hazırlanmış bir izleyici kitlesine aktarılabilir hale gelmiştir.
Bu televizyon kanalları, yayınlarını Kürtçe yapmaları ve haber, siyaset ve tarihe Kürt perspektifinden yaklaşmaları sayesinde, Kürdistan’ı yöneten ulus-devletlerin egemen söylemini ve baskın milliyetçilik anlayışını doğrudan sorgulamışlardır. Başka bir ifadeyle, Kürt medyası aracılığıyla Kürt kimliğinin, tarihinin ve dilinin yeniden inşası, bu devletlerin uyguladığı "inkâr siyasetine" doğrudan bir meydan okuma niteliği taşımaktadır.[17]
Artık halk, Kürdistan’da yaşanan gelişmeleri anbean, canlı yayınlarla takip edebiliyor; yalnızca bölgesel değil, dünya genelindeki olaylardan da haberdar olabiliyordu. Devletin Kürdistan’da uyguladığı şiddet politikaları, eskisi gibi karanlıkta kalmıyor; görüntüler, tanıklıklar ve haberler anlık olarak yayılıyor, kitleler gerçeklerle doğrudan yüzleşebiliyordu. Bu sayede, kitlesel eylemliliklere yönelik çağrılar da doğrudan ve hızla yanıt buluyor, toplumsal refleks güç kazanıyordu. Öte yandan, televizyon kanallarında ve dijital mecralarda yayımlanan tarihsel ve toplumsal içerikli programlar, Kürtlerin milli duygu ve hassasiyetlerini besliyor; bu yayınlar, kolektif hafızayı tazeleyerek Kürt kimliğinin yeniden inşasına ve milli bilincin derinleşmesine güçlü bir zemin hazırlıyordu.
Kürt uydu kanalları, Kürdistan’ı işgal eden devletlerin medya üzerindeki egemenliğini ve siyasi baskılarını sorgulamakla kalmamış, aynı zamanda bu devletleri, kendi sınırları içinde devlet destekli Kürtçe televizyon kanallarının gelişimine daha fazla olanak tanımaya yönlendirmiştir. Ayata’ya (2012) göre, “Türkiye’de devlet destekli bir Kürtçe televizyon kanalının ortaya çıkışı, Avrupa’da yayın yapan Kürt ROJ-TV’nin varlığına verilen bir tepki niteliğindedir. Bu gelişme, Türkiye devletinin ROJ-TV’yi kapatma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından yaşanmıştır”. Benzer bir durum İran için de geçerlidir. 2000’li yıllarda İran Kürt muhalefetine bağlı siyasi partiler tarafından diaspora merkezli olarak kurulan Kürt uydu televizyon kanalları (Rojhelat-TV, Tishk-TV, Aso Sat ve Komala TV gibi) sonrasında, İran devleti, ülke içindeki eyalet düzeyindeki devlet destekli Kürtçe kanalların faaliyetlerini genişletmiş ve bu alanlara daha fazla olanak tanımıştır. Aynı zamanda, Kürtçe yayın yapan Sahar International TV kanalının yayınları da artırılmıştır. Buna ek olarak, İran devlet medyası (IRIB), Kürt kültürüne dair daha fazla program yayımlamaya başlamıştır.
Bu gelişmeler, söz konusu devletlerin, Kürt etno-kültürel kimliğini, politik-ulusal kimlikten ayırarak ilkini sınırlı biçimde destekleme, ikincisini ise dışlama stratejisi benimsediklerini göstermektedir. Başka bir ifadeyle, kültürel bir kimliğe belirli ölçülerde alan açılırken, politik ve ulusal talepler sistematik biçimde bastırılmaktadır.[18]
Her ne kadar 18. ve 19. yüzyıllarda milliyetçilik, basılı söz ve tipografi aracılığıyla yaygınlaştırılmış olsa da günümüzde internet, milliyetçi söylemlerin toplumsal karşılık bulmasını katlanarak artıran bir mecra haline gelmiştir.[19] İnternet kullanımı bilgiye hızlı ve engelsiz bir şekilde ulaşmanın en kolay yollarından biri olmaya devam ediyor. Geleneksel medyadan ya da hatta yalnızca internetten farklı olarak, sosyal medya kullanıcılarına paylaşım ve toplumsal etkileşim olanakları sunmakta; aynı zamanda metin, ses, video ve görsel içeriklerin eş zamanlı kullanımını mümkün kılan çok işlevli bir yapıya sahiptir.[20]
Dünya literatürüne "Dijital Milliyetçilik" ve "Dijital Aktivizm" gibi iki yeni kavramın girdiğini söyleyebiliriz. Dijital milliyetçilik, ulusal kimliğin ve etnik aidiyetin dijital araçlar üzerinden yeniden üretimi ve yayılımı olarak tanımlanır. Zeynep Tufekci gibi akademisyenler, sosyal medyanın siyasal hareketler üzerindeki etkilerini analiz ederken, merkezi kontrolü baypas eden, ağ tabanlı bir örgütlenmeye işaret eder. Kullanıcı temelli dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte, Kürt sosyal medyasının etkin katılımcıları; blogger, video içerik üreticisi, yazar ve kanaat önderi gibi rollerde hareket ederek, kültürel, dilsel ve siyasal içerikler üretmek amacıyla "insan sermayesi" ve "dijital becerilerini" kullanmaktadır.
Kullanıcı üretimli platformlara geçiş, Kürtlerin çevrimiçi deneyiminde kayda değer bir dönüşüm olarak öne çıkmaktadır. Bu süreçte, çevrimiçi alanda yalnızca teknik bilgiye sahip az sayıda uzmanın kurduğu sınırlı sayıdaki web sitesine bağımlı kalmak yerine, çok daha fazla birey, topluluk ve siyasi yapı dijital ortamda aktif bir görünürlük kazanmıştır. Her ne kadar internet, Kürtlerin birbirleriyle bağlantı kurmalarında önemli bir rol oynamış olsa da sosyal medya; politik, kültürel, dini ve dilsel farklılıkların dile getirilebildiği çok yönlü bir alan üretmiştir.
Sosyal medya, Kürt kullanıcıların iletişime dayalı yeni bir alan yaratmalarını sağlarken, aynı zamanda ana vatanlarında veya diaspora ülkelerinde yaşanan gelişmelere dair görüş ve itirazlarını görece bir dokunulmazlıkla ifade edebilmelerine olanak tanımıştır. Başka bir ifadeyle, marjinal kimliklerin —özellikle farklı lehçelerin ve siyasal görüşlerin— yoğun şekilde dile getirilmesi, Kürt toplumu içinde alt-ulusal ya da ikincil söylemlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu durum, Kürt milliyetçiliği söylemini ve "Büyük Kürdistan" vizyonunu, Kürtlerin lehçeleri, bölgeleri ve dini aidiyetleri üzerinden parçalı ve farklılaşmış bir yapı hâline getirmiştir.
Son yıllarda, bu milliyetçi tahayyülün önemli taşıyıcılarından biri de dijital mecralar olmuştur. Özellikle sosyal medya platformları, bireyleri yalnızca içerik tüketicisi değil, aynı zamanda seferber edici ve içerme gücüne sahip aktörler hâline getirerek, Kürt milliyetçiliğinin duygusal, kültürel ve siyasal yönlerini geniş kitlelerle buluşturmuştur. Anderson’un “hayali cemaatler”[21] kavramı, dijital çağda adeta yeniden biçimlenmiş; coğrafi olarak parçalanmış Kürt toplulukları, sosyal medya aracılığıyla etkileşimde bulunarak ortak bir ethnie bilinci etrafında yeniden bütünleşmiştir.
Bu noktada Manuel Castells’in geliştirdiği ağ toplumu[22] kavramı, Kürt milliyetçiliğinin dijital zeminde kazandığı yeni biçimleri anlamak açısından açıklayıcıdır. Castells’e göre ağ toplumu, bilgi ve iletişim teknolojilerinin sosyal ilişkilerin dokusunu yeniden ördüğü, bireylerin fiziksel sınırlardan bağımsız biçimde kolektif kimlikler inşa edebildiği yeni bir toplumsal yapıyı ifade eder. Bu bağlamda sosyal medya, Kürtler için yalnızca bir iletişim mecrası değil, aynı zamanda kimlik üretimi, tarihsel anlatıların dolaşıma girmesi ve siyasal farkındalığın yükselmesi açısından işlevsel bir platforma dönüşmektedir.
Sosyal medya kullanıcıları, tarihsel belgeler, sözlü anlatılar, müzik, sanatsal üretimler ve kolektif hafıza unsurlarını paylaşarak, mitler ve ulus inşası süreçlerine katkıda bulunmakta; böylece kültürel sürekliliği dijital ortamda yeniden üretmektedir. Bu dijital içerikler hem geçmiş duygusunu canlı tutmakta hem de genç kuşaklarda etnik farkındalık yaratarak etnisitenin siyasallaşması sürecine ivme kazandırmaktadır. Sosyal medya, aynı zamanda marjinalleştirilmiş seslerin görünürlük kazanmasına da olanak tanımakta; bu da Kürt milliyetçiliğinin tabana yayılmasını ve yeni nesil kullanıcılar arasında milli duyguların yükselmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla dijital alan hem bir siyasi temsil mecrası hem de kültürel direniş zemini olarak işlev görmekte, Kürt milliyetçiliğini sadece fiziksel değil, aynı zamanda sanal kamusallıkta da yeniden kurmaktadır.
Örneğin #TwitterKurds etiketi, Kürtlerin küresel kamuoyuna kimliklerini, kültürlerini ve politik taleplerini duyurmasına olanak sağlamıştır. Bu, dijital bir diaspora milliyetçiliği örneği olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde, Kürtler için simgesel öneme sahip olan Newroz, sosyal medyada kolektif hafızanın tazelenmesine ve milliyetçi duyguların mobilize edilmesine hizmet etti. Sosyal medya fenomenleri, kimi kurumlar ve siyasi kişiler, sosyal medyanın gücünün farkına varmış görünüyor. Siyasi söylemlerini, taleplerini ve politikalarını bu platformlarda dile getiriyorlar. Selahattin Demirtaş gibi halkın çoğunluğu tarafından sevilen bir kişilik, cezaevinden dahi siyaset gündemine Twitter üzerinden müdahil olacak kadar aktif kullanır olmuştu. Yine Osman Baydemir’in Kürdistan’ı tanımlarken kalbini gösteren o meclis konuşması sosyal medyada milyonlarca izlendi. Bu örnekleri çoğaltabiliriz elbette. Fakat buradan sosyal medyada fenomen olan birkaç örneğe değineceğiz.
Youtube üzerinden sokak röportajları yapanlara verdiği demeçlerle bir dönem popüler olan Ali Çeven’den başlayarak sosyal medyadaki Kürt milliyetçiliğine örnekler vermeye çalışacağım. Ali Çeven Kürt Öncüleri Derneği Başkanı ve sıkı bir milliyetçisi olarak tanınıyor ve on binlerce takipçisi var. Ali Çeven’in yer aldığı videolarda öne çıkan söylemlerini şöyle sıralayabiliriz:
● “Kürt sorunu artık sadece Türkiye’nin değil, Ortadoğu’nun sorunudur.” Kürt meselesinin sınırları aşan, bölgesel bir konu haline geldiğini vurguluyor.
● “Ya bizi tanırlar ya da biz ayrı bir ulus oluruz.” Devletin ya Kürt kimliğini resmen tanıması gerektiğini ya da Kürtlerin kendi yollarına gitme hakkı olduğunu savunuyor.
● “Ben Türk değilim. Türk bayrağı, Türk ordusu bana ait değil.” Türk kimliği ve devlet sembolleriyle bir aidiyet kurmadığını açıkça ifade ediyor.
● "Cumhuriyet’in adının “Türkiye” yerine “Anadolu” olması gerektiğini söylüyor." “Anadolu” ifadesiyle daha kapsayıcı ve etnik kimliklerden arındırılmış bir kavram öneriyor.
Devlet söyleminde her ne kadar “Kürt kardeşlerimiz ile et ile tırnak gibiyiz, herkes istediğini özgürce ifade edebilir” gibi ifadeler yer alsa da Ali Çeven, konuşmaları yüzünden üç yıl hapis cezasına çarptırıldı ve şimdi cezaevinde. Elbette bu bir ilk değildi. Bugüne kadar yüzlerce Kürt, sadece özgürce fikirlerini dile getirdikleri için katledilmiş ya da cezaevine atılarak susturulmaya çalışılmıştır.
Diğer bir youtube Kürt milliyetçisi fenomeni Bedel Boseli’yi gösterebiliriz. Bedel Boseli kendini “Kürt tarihi, kültürü ve kimliği üzerine içerik üreten bir araştırmacı, yazar, YouTuber ve dijital medya uzmanı” olarak tanıtıyor. Yüz binlerce takipçiye sahip olan Boseli, Kürt milliyetçiliği bağlamında çalışmalarını tarih, dil, kültür ve dijital medya ekseninde yürüten çok yönlü bir figürdür. Kürt kimliğinin bastırıldığı veya çarpıtıldığı alanlara karşı, akademik ve dijital araçlarla direnç göstermeyi amaçlıyor. YouTube videoları, podcast serileri ve yayımladığı eserlerle, Kürt tarihinin derin köklerini gün yüzüne çıkarmaya, unutturulan mitolojik ve siyasi figürleri yeniden tartışmaya açmaya çalışıyor. Aynı zamanda Kürtçenin dijital dünyada daha görünür ve etkili bir dil olması için çeviri, içerik üretimi, yazılım ve yapay zekâ alanlarında projeler yürütmüştür.
Eğitimini yalnızca bireysel bir birikim değil, Kürt halkının kolektif belleğini güçlendirme aracı olarak kullanan Boseli, milliyetçiliği etnik üstünlük değil; kültürel farkındalık, tarihsel onarım ve siyasal saygınlık talebiyle temellendiriyor. Bazı bilim insanlarına göre söylemleri bilimsel olmadığı noktasında eleştirilse de, sunmuş olduğu tarihsel ve arkeolojik kaynaklarla kendini kanıtlamış bir Kürt milliyetçisi olduğunu ve Kürt milliyetçiliğini yaydığını söyleyebiliriz.
Diğer bir sosyal medya figürü İbrahim Halil Baran’dır. PAKURD’un kurucularından ve bir dönem başkanlığı yapmış, “Bağımsızlıkçı Kürt” kimliğiyle Kürdistan milliyetçiliğini savunan, kültürel ve siyasi zeminde idealist ama realist bir perspektifle hareket eden; sivil siyaseti, şeffaflığı, demokratik mücadeleyi önemseyen bir figürdür. Youtube üzerinden Kürtler ve Kürdistan tarihi üzerine dersler, siyaset ve güncel olaylar hakkında yorumlar yapmaya devam ediyor. Yüz bine yakın takipçisi var ve siyasi olarak da kendi partisinde sözü geçen biri. Her ne kadar PKK ve HDP hatta KDP’yi Kürtlere bazı konularda zarar verdiklerini, yürütmüş oldukları siyasetin yanlış olduğu gibi sert eleştirmesinden dolayı tepkiler çekse de, Kürt milliyetçiliği bağlamında kitlelere ulaşmayı başarmış biridir.
Kürt televizyon ve youtube haber kanallarında ve X (Twitter) üzerinden, Kürt tarihi ve Kürt milliyetçiliği ve siyaseti üzerine söylemleriyle öne çıkan Avukat Necat Zanyar’ı görüyoruz. Necat Zanyar, Kürt milliyetçiliğini etnik üstünlük değil, baskı altında gelişen doğal bir varlık mücadelesi olarak tanımlıyor. Ona göre Kürtlük, dili ve kültürüyle bastırılmış bir kimlik olduğu için milliyetçilik, bu kimliğin korunması ve özgürleştirilmesi yönünde zorunlu bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Milliyetçiliği, söylemsel olarak bastıran çevreleri eleştirir; buna karşılık, Kürt davasını PKK ile özdeşleştirmeyen, daha geniş ve tarihsel bir perspektif öneriyor. “Kürt Aklı” adlı eserinde ulusal bilinç, dil, tarih ve kültür üzerinden teorik temeller sunar ve Kürt kimliğinin entelektüel, akademik ve kültürel düzlemde kurumsallaşmasını savunur. Özellikle Avrupa’da bir “Kürt Üniversitesi” fikriyle, milliyetçiliği silah ya da slogandan çıkarıp bilgi ve düşünceyle büyütme çağrısı yapar. 2025 yılında ise Lozan Kürt Enstitüsünün kurulmasında aktif yer almış ve genel sekreterliğini de üstlenmiş görünüyor.
Diğer bir sosyal medya mecrası Instagram ve Facebook üzerinden de sahte (fake) isimlerle yahut Kürtlerle ilişkili bir isimle yüzlerce sayfanın olduğunu görebiliriz. Instagram üzerindekilerden birkaçını sayacak olursak Xoybun Nuçe, Wêşena Hişyarbûnê, Kurden. Welatparêz, Kurdistan-academy, Kurdi History gibi sayfaları sayabiliriz. Facebook üzerindeki bazı Kürt milliyetçi hesaplardan bazıları şöyle: Kurdish News Network (KNN), Kurdistan Society's Freedom Movement (Tevgerî Azadiyî), New Generation Movement, Kurdish Nationalist Front, Nhel Xelil Kemal Kürt folkloru ve kültürü üzerine içerikler ve Mala Bakhtiyar gibi Kürt siyasi düşüncesi ve kültürü üzerine paylaşımlar yapan birçok sayfa mevcuttur. İsimlerini burada veremeyeceğimiz kadar çok sayfa mevcut olup, hepsinin ortak paydası Kürt milliyetçiliği ekseninde paylaşımlarda bulunmaları ve yüz binlerce kişiye hitap etmeleridir. Yukarıda da değindiğimiz gibi Anderson’un hayali cemaatleri sosyal medya üzerinden her geçen gün biraz daha Kürt ulusunun kimlik yaratma sürecine etki ettiğini gözlemleyebiliriz.
Yine youtube üzerinden yayın yapan tartışma kanallarının da arttığını görüyoruz. Bu kanallarda konular tamamıyla Kürtler üzerine olup, Kürt milliyetçiliğini öne çıkaran söylemlerin ağırlıkta olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin Rojeva Kurdistan kanalı bunlardan biridir. Yapılan programların içeriği ve katılımcıların ifadeleri tamamıyla Kürt etnisitesini, tarihini, kültürünü öven, bağımsızlık ve özgürlük gibi hakların savunuculuğunu yapmakta ve her geçen gün takipçi sayısında artış olduğunu görüyoruz.
Bütün bunların dışında elbette yüzlerce X hesabından, youtube üzerindeki kişisel hesaplardan, ya da Instagram ve Facebook üzerinden paylaşımlarda bulunanların listesini burada veremeyeceğimizden sadece genel hatlarıyla ifade etmek gerekirse, iletişim ağlarının yaygınlaşmasıyla insanlar arasında kültürel, politik, entelektüel vb. alanlarda büyük bir etkileşim söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin, Kürt dengbejlerin kılamlarıyla beraber köyden manzaralar eşliğinde paylaştığı videolar binlerce kişi tarafından beğenilen youtuber’lar ya da sadece dengbejlerin kılamlarını paylaşan bir diğeri büyük ilgi görmekte. Bir başkası Kürdistan’ın dağlarını, nehirlerini, hayvanlarını kısacası doğal güzellerini yansıtan fotoğraflar ya da videolar paylaşarak takipçi kitlesi yakalayan Instagram, youtube ve Facebook hesapları gün geçtikçe artmakta. Yaratmış oldukları etkileşimler ve teknik olarak internet algoritmasının da sunmuş olduğu kolaylıklar sayesinde Kürtlük üzerinden bir kimlik inşası her geçen gün yükselişe geçmektedir.
Sonuç Olarak
Sosyal medya, Kürt milliyetçiliği için hem bir "alan" hem bir "aktör" haline gelmiştir. Kimlik inşası, tarihsel anlatıların yeniden üretimi, uluslararası kamuoyuna ulaşım gibi yönleriyle güçlendirici bir araç olurken; sansür, karşı propaganda ve dijital şiddet gibi unsurlar da bu alanın karmaşık doğasını ortaya koymaktadır. Aghapouri, sosyal medyanın sıradan Kürt kullanıcıların katılımıyla, "tabana dayalı bir ulusal kimlik" inşasına olanak tanıyan mecralar sunduğunu savunmaktadır.[23]
Sosyal medya üzerindeki milliyetçilik, Kürtler arasındaki hassasiyetleri güçlendirdiği gibi, sömürgecilerin uygulamış oldukları şiddetten de uzaktır. Yine sosyal medyadaki özgürlük, her ne kadar bazı internet siteleri ve hesaplar sömürgeciler tarafından kapatılsa da, sınır tanımayan bir özgürlük alanı sağlıyor. Daha önce dağlardaki sınırsız özgürlük, sosyal medyaya taşınmış görünüyor. Dört parçadaki sömürge sınırları, tel örgüler, askerleri ve mayınları artık gelinen noktada aşıldı. Kürt özgürlük hareketlerinin birkaç merkezde odaklanmaları ve bu merkezlerden siyaseti ve halkı yönlendirmeye çalışmalarına karşın, artık her platformda Kürtler birbirlerine ulaşma imkanına sahiptir. Kimlik, kültürel, tarihsel, sosyolojik ve politik hatta askeri alanlarda bir uyanışın emarelerini görüyoruz.
Türklerin ağızlarına pelesenk ettikleri Türk-Kürt kardeşliği yalanına karşı Kürtler gerçekten evrensel kardeşlikten bahsediyor ve hatta günlük yaşantında da sergiliyor. Eski milliyetçilikler ırkçılıkla buluştu ama Kürt milliyetçiliği hümanist enternasyonalist söylemini koruyor ve hatta yaşatıyor. Rojava’daki pratiğini örnek verebiliriz; Kürtler "ben varım, sen de varsın" diyorlar, yani Kürt milliyetçiliği ırkçılıktan uzak, iç ve dış düşman konseptinden uzaktır. Örneğin Rojava’daki diğer halklar Kürt askerî güçleriyle beraber savaşıyor. Suriyeli Araplar, Ermeniler, Asuri ve Nusayriler yanı sıra dünyanın dört bir yanından gelen Almanlar, Fransızlar, İspanyollar, Amerikalılar ortak mücadele ediyor ve demokratik bir sistem içerisinde yaşıyorlar.
Sosyal medya kullanıcıları, Türkiye ve İran’da Kürt aktivistlerin sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alındığını, hatta tutuklanarak cezaevine gönderildiklerini gözlemlemektedir. Kürdistan coğrafyasındaki sömürgeci devletler, yükselişe geçen bu dijital Kürt milliyetçiliğini tehdit olarak algılamış ve dijital manipülasyonlara başvurarak kendi trol ordularını oluşturmakta gecikmemiştir. Ayrıca, robot hesaplar aracılığıyla karşı propaganda faaliyetlerine başlamışlardır. Bazı sosyal medya hesaplarının Kürt içeriklerinin sansürlenmesi ya da tamamen silinmesi, özellikle Facebook, Instagram ve Twitter gibi büyük platformlarda sıkça tartışılan bir mesele haline gelmiştir.
Tüm baskılara rağmen sosyal medya, Kürtler için bir tür kimlik inşası ve güçlendirme aracı olarak kullanılmaya devam etmektedir. Kürt kimliğinin görünürlüğünü artırmış; özellikle genç kuşaklar arasında etnik kimliğin yeniden sahiplenilmesi ve gururla ifade edilmesinde önemli rol oynamıştır. Kürt tarihi, kültürü, dili ve sembolleri — örneğin Kürt bayrağı, dengbêj müziği, Newroz kutlamaları — sosyal medya aracılığıyla geniş bir dolaşıma girmiştir. Kürt milliyetçiliğini savunan aktörler, sosyal medya üzerinden hem ulusal hem de uluslararası kamuoyuna ulaşma imkânı bulmuştur. Özellikle Twitter ve Instagram gibi mecralarda protestolar ve kampanyalar (#TwitterKurd, #KurdishGenocide vb.) organize edilmiş, sosyal medya, geleneksel medyada sesi duyulmayan Kürt hareketleri için alternatif bir iletişim alanına dönüşmüştür. Avrupa ve diğer bölgelerde yaşayan Kürt diasporası da sosyal medya aracılığıyla hem kendi topluluklarıyla bağ kurmuş hem de Kürt milliyetçiliğini uluslararası alana taşımıştır. Bu platformlar, diasporadaki Kürtlerin politikleşmesinde ve ulusal davayla bağ kurmasında etkili bir rol oynamıştır.
Kaynakça
[1] Ali Sarıhan, Bir Sosyal Hareket Örneği Olarak İran Yeşil Hareketi, İran Çalışmaları Dergisi Cilt: 7, Sayı: 2, ss. 217-241, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3288330
[2] Fabrice EPELBOIN, (Enseignant à Science Po Paris.Réseaux sociaux, mobilisations et Démocratie, https://www.human-technology-foundation.org/fr-news/reseaux-sociaux-mobilisations-et-democratie
[3] KurdishStudies Center DiscoverThe Art Of Publishing, Kürtlerde Değerler ve Tutumlar’21 Araştırması, Mart 2022
[4]https://www.kurdistan24.net/tr/story/477680Reha Ruhavioğlu, Kürt milliyetçiliği belirgin biçimde yükseldi, 2022
[5]https://kurdish-studies.org/degerlervetutumlar/ , KurdishStudies Center, Kürtlerde Değerler ve Tutumlar’21 Araştırması, Mart 2022
[6] https://candname.com/tr/?p=23672YükselenKürtmilliyetçiliği, 2024
[7] https://bianet.org/haber/spectrum-house-direktoru-baris-milliyetcilik-kurtlerde-de-yukselise-geciyor-299338 Ruken tuncel, Spectrum House Direktörü Barış: Milliyetçilik Kürtlerde de yükselişe geçiyor, Eylül 2024
[8] https://www.rudaw.net/turkish/opinion/16092023 ,Necat Zanyar, Kim bu Kürt milliyetçileri?, eylül 2023
[9] ParthaChatterjee, MilliyetçiDüsünceveSömürgeDünyasi, iletişimyayınları, 1996, s16
[10] Elif Küçük Durur, MilliyetçilikSöylemi ve Medya, AtatürkÜniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2011, 15 (2), s35
[11] https://kurdarastirmalari.com/yazi-detay-oku-170SebatullahTekin, Kürt Milliyetçiliğinin Gelişimi Ve Ulusun İnşası Politik Şiddet, Yayıncılık ve Aydınların Rolü, Mart 2022
[13] Anderson Benedict, L'imaginaire national, Réflexions sur l'origine et l'essor du nationalisme, traduit par Pierre-Emmanuel Dauzat, Editions la Découverte, Paris, 1996, s19
[14] Elif Küçük Durur, Milliyetçilik Söylemi ve Medya, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2011, 15 (2), s47
[15] https://kurdarastirmalari.com/yazi-detay-oku-170Sebatullah Tekin, Kürt Milliyetçiliğinin Gelişimi Ve Ulusun İnşası Politik Şiddet, Yayıncılık ve Aydınların Rolü, mart 2022
[16] Elif Küçük Durur, MilliyetçilikSöylemi ve Medya, AtatürkÜniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2011, 15 (2), s46
[17] Jiyar Aghapouri, The Handbook of Media and Culture in the Middle East, First Edition. Edited by Joe F. Khalil, Gholam Khiabany, Tourya Guaaybess, and Bilge Yesil, Published John Wiley & Sons, Inc. 2023, s472
[18] Jiyar Aghapouri, The Handbook of Media and Culture in the Middle East, First Edition. Edited by Joe F. Khalil, Gholam Khiabany, Tourya Guaaybess, and Bilge Yesil, Published John Wiley & Sons, Inc. 2023, s473
[19] MichalisTastsoglou, Stereotypesandprejudices: Xenophobiaandracism, Nationalism as a mediadiscourse (pp.44-51), Publisher: BAU, June 2023, s50
[20] Jiyar Aghapouri, The Handbook of Media and Culture in the Middle East, First Edition. Edited by Joe F. Khalil, Gholam Khiabany, Tourya Guaaybess, and Bilge Yesil, Published John Wiley & Sons, Inc. 2023, s475
[21] Anderson, B., Imagined Communities: Reflections on the Origin and Spread of Nationalism. London: Verso, 1983 s.6-7
[22] Castells, M. The Rise of the Network Society (2nd ed.). Oxford: Blackwell Publishers, 2000, s. 500-501
[23] Jiyar Aghapouri, The Handbook of Media and Culture in the Middle East, First Edition. Edited by Joe F. Khalil, Gholam Khiabany, TouryaGuaaybess, and Bilge Yesil, Published John Wiley & Sons, Inc. 2023, s475
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →