Aylar süren emek-yoğun bir kolektif çalışma sürecinin ardından tematik bir sayıyla karşınızdayız. Sayının “Kürt Gençliği ve Öğrenci Hareketleri” başlığından da tahmin edileceği üzere Kürt gençliğine, özellikle de mektepli Kürt gençliğine odaklanıyoruz. Bu odağın zamansal aralığı 20. yüzyılın başından günümüze kadarki dönemi, coğrafi uzamı ise büyük oranda Türkiye Kürdistan’ı ve onun Avrupa ve Sovyetler Birliği gibi sınır-aşırı uzantılarını içeriyor.
20. Yüzyılın ikinci yarısından başlayarak gençler ve kadınlar Türkiye’deki Kürt siyasal hareket(ler)inin iki temel dinamiği olarak ortaya çıkmaya başladılar. Gençler için bu siyasal aktörleşme en belirgin bir şekilde 1959’un sonunda patlak veren “49’lar olayı”yla başladı ve 1970’lerde doruğa ulaştı. Kadınlar ise 1970’lerin ikinci yarısından itibaren Kürt siyasal hareketinde önemli aktörler olmaya başladılar ve esas olarak 1990’ların başında patlak veren serhildanlar ile birlikte bu harekete radikal bir şekilde damga vurmaya başladılar. Bu iki toplumsal kategoriden kadınlar üzerine son yıllarda önemli bir literatür oluşmaya başlamış olsa da (bazıları için bkz. Çağlayan 2007, 2013; Bozgan 2011; Dirik 2018; Drechselová 2020; Käser 2021) gençlere sosyolojik bir kategori ve kuşak eksenli olarak bakan çalışmalar hala çok sınırlı durumda. Türkiye’deki Kürt siyasal hareketlerinin en temel itici güçlerinden olan gençlik, bu hareketlere odaklanan çalışmalarda bile sosyolojik bir kategori olarak yeterince incelenmemiştir. Yine de son yıllarda Türkiye’deki Kürt gençliğini farklı boyutlarıyla ele alan önemli çalışmalar yapılmıştır (bazıları için bkz. Darıcı 2009, 2016; Neyzi & Darıcı 2013, 2015; Aydın 2019, Tuğrul 2021, Yıldırım 2021).
Bizler bu sayıda, verili çalışmaların izinde, esas olarak Türkiye Kürtleri (ve onun ulus-aşırı bazı uzantıları) ölçeğinde gençlik ve kuşak olgusunu özel bir analiz çerçevesi olarak ele alan bir dosya hazırladık. Yazıların önemli bir kısmı farklı zamanlardaki mektepli Kürt gençlerine yoğunlaşıyor. Özellikle de 2000 öncesi döneme odaklanan çalışmalarda gençlik kategorisi daha çok mektepli gençlerle sınırlı kalıyor.
Dosya çağrı metninde de önemle vurguladığımız gibi Kürt gençliğini ne yekpare bir bütün ne de homojen bir entite olarak görüyoruz. Dahası, Kürt gençliğinin son derece heterojen bir kategori olduğunun altının çizilmesini çok önemli buluyoruz. Fakat tüm çabalarımıza rağmen ve ne yazık ki elinizdeki sayı bu heterojenliği layıkıyla yansıtamadı. Dosyamız en az iki temel sınırlılık içeriyor: Bu sayının çağrısını olabildiğince yaygınlaştırmamıza ve bazı temalara dair muhtemel yazarlarla doğrudan iletişime geçmemize rağmen maalesef işçi sınıfı Kürt gençliği ve genç işsizliği ile medreselerde dini eğitim alan veya İslamcı ve sağ örgütlerde yer alan Kürt gençliği üzerine olan yazılara ulaşamadık. İkinci temel sınırlılık ise yazıların neredeyse tamamının Türkiye’deki Kürt gençliği ile ilgili olması. Öğrenci örgütlenmeleri üzerinden diğer parçalardaki Kürtlere temas eden birkaç makale olsa da dosyamız büyük oranda Bakûr eksenli bir Kürt gençliği panoramasıyla sınırlı kaldı.
Dosyadaki yazılarda da görüleceği üzere, mektepli Kürt gençlik ve öğrenci örgütlenmeleri bağlamıyla sınırlı olarak bakıldığında bile, Kürt gençlerinin politik öznelliğine dair süreklilikler ve kopuşların gözlemlenebilir ve izinin sürülebilir olduğu bir tarihsel deneyimi var. Örgütlenmeler hem geçmişin mirasıyla ilgilenerek bunu kendi öznellik inşalarında önemli bir mobilizasyon aracına dönüştürebiliyorlar hem de daha önceden yaşanmış, deneyimlenmiş birçok şeyi yeniden, sıfırdan başlayarak ele almak durumunda da kalıyorlar. Bu durum özellikle 90’lar öncesinde çok belirgin bir şekilde gözlemlenebiliyor.
Dosyada ağırlık verdiğimiz tarihsel aralıkların başında 90’lar geliyor. Kürtlerin çoğu için olduğu gibi Kürt gençliği için de 90’lar özel bir öznellik inşasına tekabül ediyor. Bu dosyada yer alan 90’lar dönemine dair yazılarda gençleri kuşak eksenli düşünen, onları mektepliliğin ötesinde ele alan bir yaklaşım sunmaya çalıştık. Bu çerçevede dosyamız 90’lara farklı gençlik halleri çerçevesinde bakan önemli yazılar içeriyor. Yine de bu dönemi anlamak açısından hala başlangıç düzeyinde olduğumuzu düşünüyoruz.
Son olarak bu dosyanın hazırlanması esnasında bizi cesaretlendiren ve en başından itibaren en az bizler kadar emek veren Kürd Araştırmaları Yayın Kurulu üyesi Fırat Aydınkaya’ya, derginin diğer yayın kurulu üyelerine, yabancı dildeki bazı makalelerin çevrilmesini gönüllü bir şekilde üstlenerek dosyanın zenginleşmesine önemli bir katkıda bulunan Dicle Arslan, Mehmet Tayfur ve Bilal Aktaş’a, röportaj taleplerimizi kabul ederek deneyimlerini cömertçe bizimle paylaşan Ruşen Aslan ve Rotinda’ya ve elbette tüm kişisel yoğunlukları içinde fırsat yaratıp yazılarıyla dosyaya katkıda bulunan yazarlara çok teşekkür ederiz.
Delal Aydın – Adnan Çelik
Ekim 2021
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →