Bir dosya ile daha karşınızdayız. Bu dosyada ezilen halklar için bir “haysiyet estetiği” olarak görülebilecek bir dizi isyanı ele aldık. Cumhuriyetin yüzüncü yılının kutlandığı, cumhuriyet elitinin kutsandığı bu yeni ölçekte Kürt isyanlarını konuşmak şüphesiz önemlidir. Önemlidir zira mütehakkim halkların tarihsel kurumları, hemen her zaman ezilen halkların mezarı üzerinden yükselmiştir. Egemen halkların liderlerinin paylarına anıtkabirler, ezilen halkların liderlerine ise mezarsız ölüler düşmüştür.
Kürt isyanlarından ne anlamalıyız? Kürtler neden isyan etti? Kürtlere isyan etmek dışında bir seçenek bırakıldı mı? Kürtleri isyana sevk eden amiller nelerdi? Bu isyanı kimler modere etti, amaçları neydi? Devlet eliti bu isyanları nasıl karşıladı, ne şekilde tanımladı ve nasıl bastırdı? İsyanların bilançosu nedir? Ne kadar insan hayatını kaybetti? Kimler tedip ve tenkile maruz bırakıldı, kimler mülksüzleştirildi, kimler el konulan mallarla zenginleştirildi? Kitlesel şiddetin, etnik temizliğin ve hatta soykırım şiddeti diyebileceğimiz pratiklerin yaşanmasının perde arkasında ne vardı?
Cumhuriyetin ikinci yüzyılının bu ilk sayfalarına, Kürt isyanlarını yeniden yazmak, sadece geçmişi konuşturmak değildir, geleceği de masaya koymaktır. Zira yaşanan her geçmiş, müstakbel yarınları bağrında taşır.
Osmanlı devletinin çöküşünün, imparatorluk bakiyesi halklar için yeni imkan ve kaotik krizleri beraberinde getirdiğini biliyoruz. Bu halklardan biri Kürtlerdi. Osmanlı imparatorluğunun çöküş yıllarında Kürtlerin önde gelenlerinin baskın çoğunluğu, devleti savunmak için değişik cephelerde, bedenlerini ortaya koyarak savaştı. Seyyid Rıza’dan Celadet Alî Bedirxan’a, Cibranlı Halit bey’den, Beddiüzamana, İhsan Nuri’den Şeyh Said’e kadar bütün dominant figürler 1914-1918 arası hayatlarını ortaya koymak suretiyle cephedeydiler.
Savaşın ertesinde oluşan yeni konjonktür, beraberinde yeni anlayışları, yeni otorite alanlarını ve yeni mücadele alanlarını beraberinde getirmişti. Mustafa Kemal’in Samsun üzerinden Kürdistan’a ayak basması denenmiş ama sonuç alamamış yeni bir başlangıcın bütün nüvelerini taşıyordu. İttihatçılık bakiyesi Mustafa Kemal hareketi kısa sürede devletleşti nitekim. Ne var ki bu kısa süreye Mustafa Kemal hareketi sadece bir devlet sığdırmamıştı. 1921 ile 1938 arasında yani 17 yıllık süreçte kendisiyle birlikte aynı düşmana kurşun sıkan bütün Kürt önde gelenlerini tek tek tasfiye etme iradesini de göstermişti. Peki ama nasıl ve neden?
İsyan için ayağa kalkmış Kürt liderler esaretin ve köleliğin ne olduğunu biliyorlardı şüphesiz. Fazla bir şey değil, hakları olduğuna inandığı şeyleri istiyorlardı. Talepleri geri çevrildiğinde ise zincirlendiler, ancak zincirleri ile bir ömür geçirmeyi red ettiler, haysiyetlerini bayrak yapıp, son ana kadar direndiler. Ayaklandılar, ayakları kesilse bile diz çökmediler, başları dik bir şekilde ölüme ve tarihe yöneldiler. Zincirlerinden çıkan özgürlük melodisinin hala Kürtlere ilham verdiği ise ortada.
Kürtlerin isyancı kuşağı değişik sınıflara, farklı aşiretlere ve kozmopolit bir muhayileye sahipti. Ancak basit ve yalın bir anlayışları vardı. Ne olursa olsun kendinden olmayana baş eğme niyetleri yoktu, herkesçe kabul görmüş, dönemin ruhuna damga vuran ulusal haklarını istiyorlardı. Alişer gibi düşünüyordu bir çoğu, “heq heq e, Kurdistan Kurdistan e” anlayışını benimsiyorlardı.
Sonuç itibariyle bu dosyayı ele alırken zamansal ve bölgesel olarak bir sınır çizmek zorunda kaldığımızı belirtmek isteriz. Bir başka ifadeyle sadece 1921-1938 arası Kuzey Kürdistan’da meydana gelen başkaldırıları işlemeye çalıştık. Bunu yaparken şimdiye dek yapılanın dışına çıkarak, yani metodolojik bir farkı gözeterek, dosyayı ikmal etmeye çalıştık. Bu çerçevede sadece isyanları değil, isyanlara damgasını vuran tarihsel kişiliklerin hayat hikayelerine de dosyada yer verdik. Ne yazık ki bütün herkesin hayatını yazma imkanımız olmadı. Önemli liderlerin hayatlarını yazmak için çağrı yapsak da bu çağrımız karşılık bulmadı.
Editörler olarak hayli önemli bir eksikliğimizin de altını çizmek isteriz. Dosyanın en önemli eksiği başkaldıran Kürt kadınlarını ele alan yazıları bulamayışımızdır. Şüphe yok ki sadece Kürt erkekleri başkaldırmadı, başta Zerife hanım olmak üzere Kürt kadınları cephelerin en ön sıralarındaydı. Günün birinde isimsiz kahramanlar albümü hazırlansa şüphesiz baskın çoğunluk Kürt kadınlarının olacaktır. Ancak bu kadınların hayatlarını, isyan epiğini yazı konusu yapmak istesek de bunları yazacak kimse bulamadık. Ayrıca sayıda kadın yazarların olmamasının özeleştirisini de vermek isteriz. Pek çok kadın araştırmacıya yazı teklifi yaptığımız halde ve hatta son ana kadar yazı geleceği umuduyla süremizi çok fazla aştığımız halde maleseef beklediğimiz yazılar gelmedi. Bu türden yazıların gelmesi durumunda dosyanın ikmal olması için bunları seve seve yayınlayacağımızı da belirtmek isteriz.
Dosyaya katkı sunan bütün yazarlara, söyleşi verenlere, gönül dolusu teşekkürlerimizi iletmek isteriz. Dosyadaki bütün yazıların son okumasını yapan Zozan Goyî arkadaşımıza da bu vesileyle teşekkürlerimizi sunarız.
Başka bir dosyada yeniden görüşmek dileğiyle..
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →