Ulusal Bir Anakronizm Olarak Birakûjî: Kürt’le Beraber, Kürt’e Karşı
Özcan Kırbıyık

Giriş: Birakûjî Olgusuna Kuramsal Bir Yaklaşım

Birakûjî, etimolojik düzeyde “erkek kardeş” (bira) ile “öldürmek” (kujtin) kelimelerinin birleşiminden oluşsa da kavramın siyasal sosyoloji literatüründeki karşılığı bundan çok daha geniştir. Birakûjî, yalnızca biyolojik ve toplumsal bir kardeşlik ilişkisinin şiddetle kesintiye uğramasını değil; aynı zamanda Kürt siyasal alanının kendi iç dinamikleri tarafından üretilen, tekrarlayan ve toplumsal hafızayı şekillendiren bir kolektif şiddet formunu ifade eder. Bu nedenle kavram, hem kurumsallaşamamış siyasal yapının çatışmalı karakterini hem de modern Kürt siyasetinin iç dengelerini belirleyen “içerideki bölünme” rejimini anlamak için kritik bir analitik çerçeve sunar.

Birakûjî çatışmalarının aktörleri çoğunlukla erkek siyasal liderler ve onların çevresinde örgütlenen hiziplerdir; dolayısıyla bu olgu, ataerkil siyasal kültür içinde üretilmiş bir “erkek şiddeti” olarak da okunabilir. Ne var ki çatışmanın sonuçları çoğu zaman kadınlar, çocuklar ve silahsız köylü toplulukları üzerinde yoğunlaşmış; böylece birakûjî hem toplumsal cinsiyet rejimini görünür kılmış hem de aile, aşiret ve yerel topluluklar düzeyinde derin kırılmalara neden olmuştur.

Bu makalenin temel çıkış noktası, birakûjînin güncel Kürt siyasi hareketleri içerisinde belirli bir parti veya aktöre yüklenebilecek bir sorumluluk olmadığının altını çizmek ve bu olguyu, Kürt siyasetinin tarihsel olarak taşıdığı yapısal gerilimler üzerinden ele almaktır. İç çatışmaların görünürlüğünün arttığı dönemlerde birliğin söylemsel olarak öne çıkarılması, bu gerilimin silikleşmesine neden olsa da birakûjînin tarihsel izleri Kürt kolektif belleğinde hâlen güçlü biçimde mevcuttur. Bu nedenle olgunun sosyolojik, tarihsel ve siyasal analizinin yapılması, yalnızca akademik bir ilgi değil, aynı zamanda toplumsal bir gerekliliktir.

Bu girizgâhtan sonra konuya girecek olursak, 1950-1970 dönemi, Kürt hareketleri arasındaki iç ayrışmaların sistematik bir şekilde tanımlanmaya başladığı yıllardır. Aşiretsel yapının siyasal alana hâkim olduğu bu dönem, şerê nawxweyî (iç savaş) kavramının toplumsal hafızada yerleştiği zaman aralığıdır. Ancak benzer nitelikteki çatışmaların 1970’lerden sonra “birakûjî” olarak kavramsallaştırılması dikkat çekicidir. Bu kavramsal dönüşüm, modern Kürt siyasetindeki hizipçi ayrışmaların daha görünür hale geldiği, siyasal aktörlerin sınıfsal ve örgütsel ayrımlar üzerinden yeniden konumlandığı bir döneme işaret eder. Başka bir deyişle, birakûjî kavramının ortaya çıkışı, Kürt siyasal alanının modernleşme süreciyle koşut gelişmiş bir söylemsel ihtiyaçtır. 1975 Cezayir Antlaşması ile Irak Kürt hareketinin yaşadığı ağır yenilgi, bu söylemin kurumsallaştığı eşiklerden biridir. Molla Barzani liderliğindeki KDP’nin geçici süreliğine güç kaybetmesi ve Talabani–Ahmed çevresinin yeni bir siyasal oluşum arayışına girmesi, Kürt siyasal alanını partisel düzeyde parçalı bir yapıya dönüştürmüştür. Bu dönemde oluşturulan KDP-Geçici Komite (Qiyadeyî Muwaqet) ve 1978 sonrası KDP-KYB çatışmaları, birakûjînin yalnızca ideolojik bir ayrışma değil, aynı zamanda sınır mekânlarıyla iç içe geçmiş bir güç mücadelesi olduğunu göstermektedir.

Hakkâri, Şemdinli, Uludere ve Beytüşşebap gibi sınır kentlerinin birakûjî hafızasında merkezi bir yer tutması da bu bağlamda anlam kazanmaktadır. Bu coğrafyalar, yalnızca çatışmaların sahnesi değil; aynı zamanda Kürt siyasetinin tarihsel olarak dışa kapalı, birbirine rakip ve çoğu zaman bölünmüş örgütsel yapılarının toplumsal karşılık bulduğu alanlardır. Rafet Ballı’nın Kürt Dosyası (1991) çalışmasında belirttiği gibi Hakkâri’nin KDP için “doğal bir cephe gerisi” olarak görülmesi, bu mekânsal hafızanın siyaset üretimindeki önemine ışık tutmaktadır.

Sonuç olarak, birakûjî olgusu, modern Kürt siyasal düşüncesinin merkezinde yer alan bir kavramsal gerilim alanıdır: Kardeşliğin tahayyül edildiği yerde çatışmanın, birliğin çağrıldığı yerde parçalanmanın, ulusal mücadelenin hedeflendiği yerde iç ayrışmanın belirleyici olduğu bir tarihsel döngüyü temsil eder.

Modern Kürt Siyasallaşmasında Bir Enfeksiyon Olarak Birakûjî

Birakûjî olgusunun tarihsel ve toplumsal arka planı, yalnızca Kürt siyasetinin iç dinamikleriyle değil, aynı zamanda kolektif şiddetin modern siyaset kuramında nasıl kavramsallaştırıldığıyla birlikte ele alındığında daha görünür hâle gelir. Donald L. Horowitz’in The Politics of Collective Violence (2001) adlı çalışması, bu bağlamda önemli bir kuramsal çerçeve sunmaktadır. Horowitz, kolektif şiddeti bireysel saldırganlıktan ayırarak, etnik, dini ya da politik toplulukların organize ya da yarı-organize biçimde şiddete yöneldiği durumlar üzerinden anlamlandırır. Horowitz’e göre kolektif şiddet kendiliğinden doğmaz; söylentiler, provokasyonlar, devletin pasifliği veya güvenlik güçlerinin taraflı davranışları gibi tetikleyiciler bu süreci harekete geçirir. Özellikle grup içi çatışmalar söz konusu olduğunda, devletin rolü daha da keskinleşir; devlet çoğu zaman bu şiddeti ya engelleyen ya da farkında olarak veya olmayarak teşvik eden bir konumda durur.

Bu kuramsal tespit, modern Kürt siyasal alanına uygulandığında, devlet dışı bir ulus olan Kürtlerin hem kendi iç ilişkilerinde hem de dış aktörlerle ilişkilerinde yaşadıkları çatışmaların, zamanla Kürtçede yeni kavramların türetilmesine yol açtığını göstermektedir. Kürt dili, kolektif hafızanın siyasal deneyimlerle genişlediği bir mecra hâline gelmiş; böylece toplumsal olaylar yalnızca hatırlanmamış, aynı zamanda kavramsal düzeyde yeniden üretilmiştir. Bu nedenle birakûjî yalnızca “Kürtler arası iç savaş” olarak tanımlanabilecek bir fenomen değildir; zira bu tanım, kavramın hem sosyolojik hem de siyasal derinliğini eksik bırakır.

Bu noktada Paul R. Brass’ın etnisiteyi “verili olmayan” bir inşa süreci olarak ele alan perspektifi önemli bir açılım sunar. Brass’a göre etnik kimlik ve çatışma, çoğu zaman siyasi elitlerin rekabetiyle şekillenir; bu rekabet ise toplumun alt katmanlarına doğru yayılarak genişler. Brass’ın izini sürdüğümüzde birakûjîyi, Kürt siyasi seçkinleri arasındaki rekabetin toplumsal tabana doğru sirayet eden bir biçimi olarak görmek mümkündür. Başlangıçta elitler arası güç mücadelesi olarak ortaya çıkan çatışmalar, zamanla halkın en küçük sosyal birimlerine kadar nüfuz etmiş; böylece birakûjî, sadece siyasal bir hizip çatışması olmaktan çıkıp toplumsal bir enfeksiyon alanına dönüşmüştür.

1977-1979 Behdînan birakûjîsi bu durumun en dramatik örneklerinden biridir. Bu çatışma, hem seçkinler arası kırılgan ittifakların çözüldüğü hem de halkın günlük yaşamında derin yarılmaların meydana geldiği bir döneme işaret eder. Dolayısıyla birakûjî, Kürt siyasi elitlerinin yükseliş ve düşüş anlarında yeniden üretilen, siyasetin yapısal zaaflarını görünür kılan, modern Kürt siyasallaşmasının en kalıcı ve en yıpratıcı olgularından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Böylece, önceki bölümde tartışılan tarihsel süreklilikler, 1950-1970 döneminin aşiret merkezli siyasal yapısı, 1975 Cezayir Antlaşması'nın ardından yaşanan örgütsel parçalanmalar, sınır mekânlarının çatışma alanı hâline gelişi, Horowitz ve Brass’ın sunduğu kuramsal çerçeve ile birlikte düşünüldüğünde, birakûjînin Kürt siyasetinde neden bu kadar kalıcı bir fenomen olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Bu yönüyle birakûjî, yalnızca geçmişin bir çatışma mirası değil, aynı zamanda modern Kürt siyasal aklını biçimlendiren yapısal bir enfeksiyon olarak güncelliğini korumaktadır.

Cahş/Caş’tan Birakûjî’ye: Kavramsal Süreklilik ve Siyasal Bölünmelerin Derinleşmesi

Kürt siyasal alanında ortaya çıkan hizipçi ayrışmaların yalnızca siyasal sonuçlar üretmediği, zamanla kendi sosyolojisini ve kavramsal repertuarını da teşkil ettiği görülmektedir. “Caş/Cahş” kavramı, bu repertuarın en belirgin ifadelerinden biridir. Bugün çoğunlukla Türkiye’deki koruculuk sistemine dahil olan kişi ve aşiretler için kullanılsa da bu kavram, tarihsel olarak çok daha geniş bir bağlama sahiptir ve esasen merkezi hükümetlerle iş birliği yaparak Kürt siyasal hareketlerine karşı konumlanan Kürt silahlı gruplarını tanımlamak amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle “caş”, yalnızca bir suçlama ya da hakaret değil; Kürt siyasal düşüncesinin kendi iç ihanet, işbirliği ve bölünme kalıplarını tanımlamak için geliştirdiği özgün bir kavramsal araçtır. Nitekim 1966 yılında KDP içindeki “yenilikçi kanat” (Celal Talabani–İbrahim Ahmed grubu) için bu tabirin kullanılması, kavramın tarihsel olarak nasıl bir iç rekabet söylemi ürettiğinin çarpıcı bir örneğidir.

Kürt siyasal deneyiminde bu tür kavramların oluşması, iç çatışmanın yalnızca pratik düzeyde değil, söylemsel düzeyde de kurumsallaştığını göstermektedir. Bu durum, birakûjînin etnik-siyasal kolektivite içinde neden bu kadar güçlü bir hafıza alanı hâline geldiğini anlamak açısından önemlidir. Çünkü bu kavramlar, yalnızca olayları adlandırmakla kalmamış; aynı zamanda iç çatışmaların meşruiyetini, tarafların kendilerini konumlandırma biçimini ve toplumsal hafızanın sınırlarını da belirlemiştir. Caş’tan birakûjîye uzanan kavramsal çizgi, Kürt siyasal hareketleri arasındaki rekabet ve bölünmelerin sürekliliğini gösteren sosyolojik bir izlek olarak da okunabilir. Bu iç çatışmaların modern siyaset kuramlarıyla ilişkisi düşünüldüğünde, tarihçi Michael Howard’ın iç savaşların ulusal kimlik inşasındaki rolüne yaptığı vurgu dikkat çekicidir. Howard, savaşın toplumsal ve devlet yapısını biçimlendirdiğini vurgular (War in European History, 1976). Bu iç çatışmaların modern siyaset kuramlarıyla ilişkisi düşünüldüğünde, savaş ve çatışmanın toplumsal yapıyı biçimlendirme işlevi dikkat çeker. Tarihçi Michael Howard, savaşların toplum ve devlet yapısı üzerinde belirleyici etkileri olduğunu vurgular; toplumsal ve siyasi kurumlar savaş deneyimleriyle şekillenir ve yeniden yapılanır. Charles Tilly’nin “savaş devlet kurar” tezi ise çatışma ile devletleşme arasındaki karşılıklı bağımlılığı öne çıkarır, böylece savaş ve şiddet süreçlerinin kurumsallaşma ve otorite inşasında kritik rol oynadığını gösterir (Coercion, Capital, and European States, 1990). Paul Collier ise iç savaşların genellikle yıkıcı olduğunu, ekonomik kalkınmayı ve toplumsal yapıyı ciddi şekilde olumsuz etkilediğini vurgulamakta; ancak savaş sonrası uygun politikalar uygulanırsa toplumsal ve ekonomik yeniden yapılanmanın mümkün olabileceğini belirtmektedir (Breaking the Conflict Trap, 2003). Bu çerçevede, Birakûjî olgusu, Kürt toplulukları içindeki iç çatışmaların yalnızca yıkıcı değil, aynı zamanda toplumsal yeniden yapılanma ve siyasi güç dengelerinin yeniden kurulması açısından da bir analiz zemini sunduğunu göstermektedir.

Bu yaklaşımlar, iç çatışmaların modern siyasal yapıları dönüştürücü kapasitesini anlamak açısından kıymetlidir. Ancak bu modellerin, modern Kürt siyasal hayatı açısından sınırlı bir açıklama gücüne sahip olduğu belirtmek gerekir. Zira 1980’lerin sonlarına doğru Kürt siyasal hareketleri, aynı anda hem Irak-İran-Türkiye-Suriye ile farklı yoğunluklarda ve biçimlerde mücadele ederken, bir diğer taraftan da kendi aralarında çatışmışlardır. Bu çok katmanlı savaş durumu, Kürt sosyolojisinde savaşın varoluşsal bir gerçeklik hâline gelmesine yol açarken, ulusal hareketin kristalleşmesine kısmen katkıda bulundu; fakat devletleşme sürecine etkisi muğlak kaldı. Devletlerle yürütülen mücadele, Kürt siyasal aktörlerini kurumsal yapılar oluşturmaya zorladı; diğer yandan iç rekabetin sertleşmesi, bu yapıların sürdürülebilirliğini zayıflattı. Böylece çatışma, bir yandan ulusal bilincin pekişmesine hizmet ederken, diğer yandan Kürt siyasal hareketleri arasındaki iç çatışmalar siyasal bütünlüğü zedeleyen yapısal bir kırılma alanı olarak varlığını sürdürdü.

Bu nedenle caş’tan birakûjîye uzanan kavramsal ve siyasal süreklilik, Kürt siyasetindeki bölünmelerin yalnızca tarihsel bir dizi olay olarak değil, aynı zamanda modern Kürt siyasal aklının kurucu bir unsuru olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. İç çatışmaların kavramsal dile yansıması, Kürt siyasal topluluğunun kendisini anlamlandırma biçimlerini şekillendirmiş; böylece siyasal bölünme hem hatırlanan hem de yeniden üretilen bir toplumsal vakıa hâline gelmiştir.

Uluslaşma Sürecine İçerden Ket Vurmak: Birakûjî

Kürt geleneksel siyasal hayatında birakûjî olgusunun tanımı zamandan ve mekândan bağımsız değildir. Kürt hareketlerinin tarih boyunca dönemsel ve yerel çatışmalar yaşadığı bilinse de, parti ve hizip temelli iç çatışmaların belirgin bir nitelik kazanması esasen 1940’lı yıllardan itibaren Irak’taki Kürt siyasi çevrelerinde görülmeye başlanmıştır. Böylece daha önce farklı dilsel ifadelerle ve daha sınırlı anlam çerçeveleri içinde var olan bu olgu, modern siyasal alanda yeni bir adlandırmaya kavuşmuş, yeni bir dilsel forma bürünmüştür. Bu nedenle birakûjînin kavramsallaştırılması, tıpkı milliyetçilik gibi, modernleşme süreçleriyle paralel ilerleyen bir tartışma ve çatışma alanına işaret eder. Kavram, Kürt siyasal geleneği içinde partiler arası rekabetin ve iç çatışmaların derinleşmesini anlatan yeni bir sosyolojinin habercisi hâline gelmiştir.

Bu yönüyle birakûjîyi mümkün kılan toplumsal-siyasal zemin ile Kürt siyasi elitlerinin parti kurma tarihi, hizipleşme süreçleri ve iktidar mücadeleleri arasında doğrudan bir paralellik bulunmaktadır. Bununla birlikte birakûjînin ortaya çıktığı çatışma coğrafyaları ve toplumsal fay hatları son derece eski bir tarihsel arka plana sahiptir. Birakûjî kavramının tarihsel, mekânsal, ideolojik ve örgütsel sınırlarının kesin biçimde belirlenmesinin oldukça güç olduğunu göstermektedir. Çatışmaların hafıza mekânları ve toplumsal tahayyülleri, Kürt etnisitesinin siyasal kurumlarını ve siyasallaşma süreçlerini bugün dahi doğrudan etkilemeye devam etmektedir. Dahası, Kürt siyasi elitlerinin hâlâ hangi olayların birakûjî olarak tanımlanması gerektiği, hangilerinin bu kapsama alınmaması gerektiği konusunda uzlaşamaması, tartışmayı daha da girift hale getirmektedir. 1976–1979 arasındaki birakûjîlerden 1990’larda devam eden çatışmalara kadar ölü sayıları ve nedenlere ilişkin verilen farklı rakamlar ve açıklamalar hem yaklaşım farklılıklarını derinleştirmiş hem de bu olgu ile yüzleşme sürecini zorlaştırmaktadır.

Birakûjî olgusunun merkezinde ne olduğu sorusu bu nedenle önemlidir. Temel olarak bu nüvenin, Kürt siyasi gruplarının ve bu grupları temsil eden lider figürlerinin müttefik olamaması, anlaşamadıkları durumlarda ise kendilerine bağlı militan ve aşiret güçlerinin birbirleriyle çatışmasını ifade ettiği söylenebilir. 1950’lerden itibaren belirginleşen hizipleşme ve bunun zamanla şiddete evrilmesi, birakûjînin en yalın tanımı olarak görülebilir. Bununla birlikte, çatışan tarafların birbirini tamamen yok etmeyi amaçlamaması dikkat çekicidir. Aksine çatışmanın her iki taraf için de “tamamen ortadan kaldırma” değil, “iktidar mücadelesinde üstünlük kurma” amacı taşıdığı anlaşılmaktadır. Taraflar, koşulların değişmesiyle birbirlerine yeniden ihtiyaç duyabileceklerinin bilincindedir. Bu durum bir yandan “düşman kardeş” dinamiğini güçlendirirken, diğer yandan dış saldırı ve baskılar karşısında zaman zaman zorunlu ittifakların kurulmasını da beraberinde getirmiştir.

Bu noktada, birakûjî kavramının ne zaman ve neden kavramsallaştırıldığı sorusuna dönmek gerekir. Birakûjî olgusunun toplumsal kökleri uzun bir geçmişe dayanmakla birlikte, bu olgunun modern anlamda kavramsallaştırılması Irak’taki Kürt siyasal akımlarının örgütlü parti formuna geçmeleriyle ilişkilidir. Kürt siyasal partilerinin basın-yayın organlarını etkin biçimde kullanmaya başlaması, rakiplerini itibarsızlaştırmaya yönelik söylemsel mücadelenin yoğunlaşması ve sansasyonel dilin yaygınlaşması, yeni kavramların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Birakûjî de bu yeni kavramlardan biridir.

Bu kavram özellikle 1950’li ve 1960’lı yıllarda KDP içindeki “yenilikçi” ve “gelenekçi” kanatlar arasındaki çatışmalarla görünür hâle gelmiştir. 1968’de yayımlanan El-Teakhi gazetesi gibi Barzani çizgisine yakın yayın organlarında Talabani ve İbrahim Ahmed aleyhine sert yazıların yayımlanması, bu sürecin söylemsel boyutunu yansıtır. 1966’da Talabani’nin Barzani’den ayrılarak Irak hükümetine yakın durması üzerine Türkçede “66 sıpaları” olarak çevrilen ve “hain” anlamında kullanılan “66 cahşları” tabirinin basında yer alması, kavramsal çatışma dilinin en görünür örneklerindendir. Bu dönemde Talabani–Barzani ayrışması “şerê nawxweyî” (iç savaş) olarak adlandırılırken, 1970’lerden sonra aynı olgu giderek “birakûjî” terimiyle ifade edilmeye başlanmıştır.

Birakûjî, çoğu zaman beklenmeyen; bazen beklenen fakat hiçbir zaman istenmeyen; Kürt toplumu için ise daima “şok edici” bir olgudur. Sosyal, siyasal ve ekonomik dinamikleri yerinden sarsan bu olgu, belirli temel unsurların etrafında şekillenmektedir.

Birakûjîyi Haritalamak!

Siyasal Ayrışma ve Fraksiyonlaşma

 

Siyasal partilerin/hareketlerin bulunması ve aralarında muhtelif nedenlerle ayrışmaların olması

 

Siyasal İddia ve Meşruiyet Mücadelesi

 

Çatışan partilerin programlarında Kürt siyasal hayatına dair iddiaların olması ve bu konuda herhangi bir mücadeleye (silahlı veya şiddetsiz) atıfta bulunması

İdeolojik Konumlanma ve Kimlik İnşası

 

Çatışan tarafların ideolojik angajmanlara ve iddialara sahip olması

Mekânsal Siyaset ve Direniş Coğrafyaları

 

Kürt nüfusunun yer edindiği bölge ve yörelerde eylem ve etkinlikte bulunması veya bulunmayı hedeflemesi

Çoklu Etnik Alanlarda Siyasal Söylem ve Ötekileştirme

 

Temelde Kürt topluluklarına dönük siyasi programa sahip olmakla beraber, Kürtlerle beraber aynı coğrafyada yaşayan başka dini ve etnik toplulukların da haklarına/varlıklarına olumlu ya da olumsuz atıfta bulunulması,

Elit Çatışması ve Siyasal Şiddetin Kurumsallaşması

 

Parti elitlerinin kararı ile çatışmaların yaşanması ve ölümlerin meydana gelmesi

Şiddetin Toplumsal Dolaşımı ve Hafıza Mekanizmaları

Siyasal şiddetin geniş bir alanlara ve zamana yayılması,

Şiddetin Toplumsallaşması ve Yeni Kolektif Kimlikler

Siyasi elitler arasında başlayan şiddetin toplumsal gruplar arasında yeni bir sosyoloji yaratması.

Tüm bunlara ek olarak; yukarıdaki tabloya göre, 1990’larda yaşanan PKK-Hizbullah çatışması ilk bakışta iki Kürt grup arasındaki bir karşılaşma gibi görünse de, özünde bir “birakûjî” (kardeş kavgası) olarak değerlendirilemez. Bu çatışma, ortak ulusal ya da toplumsal aidiyet temelinde gelişen bir iç bölünmeden ziyade, ulusal kurtuluş mücadelesi verme iddiasında olan PKK ile devlet iktidarıyla kurduğu asimetrik ilişkiler doğrultusunda şekillenmiş olan Hizbullah ‘cemaati’ arasındaki bir mücadeledir. PKK, seküler ve ulus temelli bir kurtuluş söylemiyle Kürtlerin özerk bir siyasal özne haline gelmesini hedeflerken; Hizbullah, devletin güvenlik stratejilerinin dolaylı uzantısı olarak İslamcı bir cemaat düzenini Kürt toplumu içinde tahkim etmeye çalışmıştır. Bu bağlamda çatışma, Kürt kimliğinin kendi içinde çözülmesinden çok, devletin egemenlik aygıtlarının Kürt toplumsal alanı içindeki bölünmeyi yeniden üretme ve yönlendirme pratikleriyle ilgilidir. Dolayısıyla PKK-Hizbullah çatışması, bir “birakûjî” değil; biri bastırılmış, diğeri yönlendirilmiş iki grubun devletin denetim alanında kesiştiği bir hegemonya mücadelesi olarak okunmalıdır (Bozarslan, 2004; Bruinessen, 2000; Kurt, 2017).

Birakûjînin Sosyolojisi

Evvela, şu tespiti hatırda tutarak birakûjî sosyolojisini ele almayı unutmamak gerekir; aynı sosyal gruba mensup olan farklı siyasi hizipler arasında meydana şiddet ya da iç çatışma, ilk etapta “halkın patlaması” değildir; genellikle elit çatışmalarının sahaya yansımasıdır. Bu tür iç şiddetin olduğu yerlerde genellikle önceden kışkırtıcı propaganda, örgütlü provokatörlük/ajitasyon ve göz yuman güvenlik güçleri vardır. Elitler, hem şiddeti başlatan hem de şiddetin anlatısını kontrol eden aktörler olarak bu sürecin önemli bir aktörü olarak görünür olurlar. Bütün bu nedenlerle birakujiler, genellikle halk tabanlı değil, siyasi elit merkezli olmuştur. Çoğunlukla planlı, süreçsel bir şekilde gelişmiş örneklerle doludur. Birakujiler, toplumsal etki yaratsa da asıl amacı siyasal güç dengelemesi olduğunu ileri sürmek mümkündür. Yani, Kürt siyasi grupları arasında cereyan eden çatışmalar; zamana yayılmış ve evveliyatı olan siyasi elitlerin rekabetinin bir tezahürü olmuştur.

Bütün bunlara ek olarak, hiçbir Kürt siyasal hareketi, birakûjîlerin kendilerinden kaynaklandığını kabul etmez veya etmek istemez. Bunun nedeni de gayet açıktır: Birakujiye neden olan veya ilk kurşunu sıkan taraf haksızdır! Kürt siyasal grupları arasındaki çatışmaların en fazla zarar görenlerin çok büyük çoğunluğu kendi halindeki sivil Kürtler olmuştur. Bu nedenle birakujiler, Kürt siyasi elitler açısından açıklaması her zaman ciddi bir muammayı teşkil etmektedir. Bu yüzden halk arasında birakûjîler hakkında konuşmak, çatışan taraflar açısından pek arzu edilen bir şey değildir. Zira birakuji olgusu, sınırlar arasında sıkıştırılmış olan Kürt siyasi elitlerinin kendi aralarındaki ölümlü çatışmaları hatırlatan bir hortlak gibidir. Bununla ilgili olsa gerek ki, 1990’lardan sonra meydana gelen birakûjîlerin Kürt partileri arasında sınırlı bir karşı karşıya gelmelere dönüştüğünü ileri sürmek de mümkündür.

Kürt siyasal tarihinde "birakûjî" olarak adlandırılan iç çatışmaların önemli nedenlerinden biri, aşiret yapılarının siyasal partilerle kurduğu stratejik ittifaklardır. Aşiretler, tarihsel olarak toplumsal düzenin sürdürücüsü, güvenliğin sağlayıcısı ve iktidar paylaşımının belirleyicisi olurken; modern dönemde bu rollerini siyasal partiler aracılığıyla sürdürmeye çalışmışlardır. Bu durum, aşiretlerin farklı ideolojik hatlara yönelerek siyasal ayrışmayı derinleştirmelerine ve kimi zaman karşıt partilere destek vermeleri nedeniyle Kürtler arası silahlı çatışmaların doğmasına yol açmıştır.

Bu vaziyet, Kürt siyasal partilerinin geleneksel yapısı, enformel çalışma yöntemleri ve siyaset yapma tarzları gibi genel halleri, bu partilerin kurumsal bir yapıya sahip olmasını da engelleyen ciddi bir faktör olarak ortada durmaktadır. Bu, kurumsallıktan uzak, enformel siyasal doku, Kürt siyasi aktörleri arasında cereyan eden çatışma ve barış görüşmelerinin kamusal alanda, modern tekniklerle değil, daha ziyade, tarafsız olarak görülen ikincil aktörler veya gizli, yeraltı (underground) bir tarzda yürütülmesine neden olmaktadır. Nitekim, birakujilerin üzerinden geçen uzun bir zaman sonrasında farklı grup veya kişilerin çatışmaların bitmesi için bir araya gelerek görüşmeler yürüttükleri görülmüştür. Bu konuda sanatçı girişimlerinin, İbrahim Ahmed gibi kimi siyasi figürlerin enformel bir şekilde ortaya çıkıp taraflar arasında görüşmeler yapma pratiği, üzerinde durulması gereken bir örnektir. Buna rağmen Kürt sosyolojisinin içinde bulunduğu derin yarılmalar “birlik” çalışmalarının önüne geçmiştir. Özellikle 1990’lı yıllarda Kürt partilerinin bir araya gelip iç meselelerini konuşmaları çok daha zor hale gelmişti.

Sınır bölgelerinde yaşayan Kürt aşiretleri, tarihsel süreç içerisinde hem devlet aygıtı hem de farklı Kürt siyasal hareketleriyle çok katmanlı ilişki biçimleri geliştirmiştir. Bu “ilişkilenme pratikleri”, aşiretlerin siyasal alanda taraf olma, ittifak kurma ya da mesafe koyma yönündeki tercihlerini şekillendirmiştir. Özellikle aynı coğrafyada birden fazla Kürt siyasal hareketinin varlık gösterdiği dönemlerde, aşiretlerin bu hareketler karşısında takındıkları tavır, yalnızca siyasal aidiyet açısından değil, aynı zamanda toplumsal konumlanış bakımından da belirleyici olmuştur. Bu bağlamda, aşiretlerin söz konusu hareketler arasında taraf seçme eğilimleri, Kürt toplumunda tarihsel bir olgu haline gelen birakûjî süreçlerinde kritik bir faktör olarak ortaya çıkmıştır. Benzer şekilde; 1960’lar ve 1970’lerde meydana gelen birakujilerde aşiretlerin en önemli vurucu güç olarak ortaya çıkması, bunun bir örneğidir. Bu yönüyüle denilebilir ki; sınır bölgelerindeki insanlar arasında uzun bir zamana yayılmış olan bir “kaçakçılık ekonomisi” söz konusudur. Kaçakçılık olgusu, bu bölgede farklı Kürt partilerinin sadece ekonomik bir iktidar alanı olarak değil, aynı zamanda ticaret yapan kişilerin gidip geldikleri yerler hakkında bilgi taşımaları da etkili bir araç olmuştur. Bu yönüyle kaçakçılık bir nevi enformel istihbarat işlevi görmekteydi.

1961’de başlayan Irak’taki Kürt ayaklanmasında, KDP liderliğinde Irak rejimine karşı ayaklanan Kürt aşiretleri olduğu kadar, tarafsız kalan ve hatta Molla Mustafa Barzani karşıtı olup, Irak rejimi saflarında KDP’ye karşı savaşan birçok Kürt aşireti ve aşiret reisi de söz konusu oldu. Bu nedenle, Molla Mustafa Barzani’nin Irak rejimine karşı yürüttüğü mücadelede homojen bir Kürt siyasallaşmasından bahsetmek pek de mümkün görünmemektedir. General Kasım’ın liderliği, Barzan bölgesinde yer alan Herki, Zebari ve Bradosti gibi geniş bir etkiye sahip olan Kürt aşiretleri Molla Mustafa Barzani’ye karşı silahlandırmayı hedefledi. Böylece aynı dönemde, Irak’taki Kürt aşiretlerden müteşekkil olacak şekilde kurulan Selahaddin Eyyubi Tugayı’nı kuran da yine General Kasım oldu. Bu düzenli askeri birlik her ne kadar ismini ünlü Kürt komutan Selahaddin Eyyubi'den almış olsa da Irak’taki Kürt siyasal hareketlerinin bastırılması temel amacını taşıyan aşiretlerin toplamından öteye gidemedi. Bir nevi Türkiye’deki Koruculuk Sistemini’nin daha esnek ve özerk bir versiyonu hedeflendi. Fakat bu durum, Irak merkezi hükümetin Barzani karşıtlığında bir araya gelen bu aşiretlere ağır silahlar, siyasi ve diplomatik destek vermesinin önünde bir engel teşkil etmedi. Bütün bunlar, 1950’li yılların sonlarından itibaren KDP içerisinde, Molla Barzani’nin liderliğine karşı olan ve Soran bölgesi üzerinde ciddi bir etki alanına sahip muhalif kesimi cesaretlendirdi. Böylece, KDP içindeki sosyalist ve kentli kadroların parti yönetimine dair huzursuzlukları bu dönemde daha da görünür olmaya başla. Fakat buna rağmen, Irak rejimiyle savaş halinde olmanın verdiği mecburiyetler ve öncelikler nedeniyle, KDP içindeki ideolojik ayrışmalar her defasında ötelenmekteydi. Bu dönemde, KDP’nin içinde olup bitenler, ileride silahlı çatışmaya ve binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanacak olan Kürtler arası iç çatışmaların yollarını da döşemiş oldu.

1950’li yılların başında Irak’ta petrol sektöründe çalışan işçilerin sayısının 400 bini aşması (Salucci, 2005: 13), sadece ülke genelinde değil, özellikle Kürdistan’ın Soran bölgesinde yeni bir toplumsal dönüşümün kapısını aralamıştır. Petrol şirketlerinin bölgede faaliyetlerini genişletmesiyle birlikte Soran, geleneksel aşiret ilişkilerinin ve tarımsal üretime dayalı ekonomik yapının hâkim olduğu bir coğrafyadan, giderek ücretli emeğin belirginleştiği bir çalışma merkezine dönüşmüştür. Bu süreç, bölge halkının ilk kez kitlesel ölçekte kapitalist üretim ilişkilerine dahil olması anlamına gelmiş; böylece Soran’da modern bir işçi sınıfının nüveleri ortaya çıkmıştır. Petrol sahalarındaki ağır ve disiplinli çalışma rejimi, kırsal ve aşiret temelli dayanışma biçimlerinin yerini yavaş yavaş sınıfsal konumlanışlara bırakmasına yol açarken, işçilerin giderek daha fazla ortak ekonomik talep ve hak mücadelesi etrafında örgütlenmesini de teşvik etmiştir. Bu durum, hem Kürdistan Bölgesi’nin toplumsal yapısında yeni bir sınıfsal farklılaşmayı tetiklemiş hem de bölgenin siyasal hareketliliğini derinden etkilemiştir. Nitekim Soran’da gelişen işçi sınıfı, sonraki yıllarda ortaya çıkan sendikal bilinç, toplumsal muhalefet ve ulusal taleplerle iç içe geçerek bölgenin modern siyasi hafızasının şekillenmesinde kritik bir rol oynamıştır. Böylece, 1950’li yıllar Irak’ta bulunan sol, sosyalist ve sosyal demokrat partilerin seslenebilecekleri işçi sınıfına dair bir toplumsallık oluşmaya başlamıştı. Bu tarihler arasında Molla Mustafa Barzani’nin Sovyetler Birliği’nde sürgünde olması nedeniyle KDP’nin doğal lideri konuma gelen İbrahim Ahmed ve Celâl Talabani gibi kent merkezci düşünen, solcu ve seküler kesimler, KDP’de yapısal dönüşümler arzu ediyordu. Bu vesile ile Kürt siyasi elitleri arasında ortaya çıkan sınıf ve kent temelli görüş farklılıkları toplumsal zeminde de yavaş yavaş yer bulmaya başlıyordu. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminde, kent hayatının gelişmesi ve nüfusun kentlere yığılması ile beraber, Kürtler arasındaki ilişkilerin örüntüleri yeni dinamikler kazanmaya başladı. 1950’lerden sonra Irak’taki Kürt nüfusunun yoğun olduğu Süleymaniye ve Kerkük gibi alanlarda, petrolün çıkarılması için ihtiyaç duyulan emek sürecini de beraberinde getirdi. Petrol yataklarının bulunması, Kürt kentlerinde kentli nüfusun hızlı bir şekilde artmasına ve işçi sınıfının petrol sahalarında çalışan kesimler arasında artmasına ve yayılmasına neden oldu. Bu şekilde, Irak siyaseti içinde, “Kürtlük bilinci” tartışmalarının kent sosyolojisi ve ekonomi-politik tartışmalarının paralel yürüdüğü bir sınıfsal süreç ortaya çıkmış oldu. 1950'lerden sonra oluşmaya başlayan kentli Kürt siyasi eliti ve proletarya, 1960’lardan itibaren Molla Mustafa Barzani liderliğinin temsil ettiği taşradaki nüfustan ve nüfuzdan iktidar paylaşımı talebi ile bir meydan okuması gerçekleştirmiş oldu. Aradan zaman geçtikçe, KDP içindeki çelişkiler ve iktidar mücadelesi KDP’nin askeri yapısı olan peşmergeye sirayet etmeye başladı. Bunun ilk örneği 1961 Ayaklanmasında Molla Mustafa Barzani peşmergelerinin yanı sıra, başında bizzat Celâl Talabani’nin bulunduğu Soran bölgesinden yeni bir peşmerge gücü örgütlenmesinin inşası oldu. Bu olaylar cereyan etmesiyle Molla Mustafa Barzani, parti içindeki iktidarının sarsıntıda olduğunun farkına vardı. Bu nedenle, kısa süre içinde kendi iktidarına bir tehdit unsuru olarak gördüğü İbrahim Ahmed ve Talabani’yi saf dışı bırakmak ve KDP içinde hakimiyetini yeniden tahkim ve tesis etmek için harekete geçti. Böylece 1-9 Temmuz 1964 tarihleri arasında KDP’yi 6. Olağanüstü Kongre’ye götürdü. Bu kongre neticesinde Molla Mustafa Barzani, KDP içinde oluşturduğu yeni yönetimle beraber, parti hakimiyetini yeniden eline aldı. Bu kongrede Barzani, İbrahim Ahmed ve Celâl Talabani’yi “bozgunculukla” itham edip, KDP’den ihraç etme yolunu dahi tercih etti. 

‘Siyasi Bozgunculuk’tan 66 Cahs/Caş’larına 
Barzani ile ciddi çelişkiler yaşayan bu yenilikçi grup (Soran Grubu), Mustafa Barzani’nin kendi kongresini yapıp, ‘yenilikçi grubu’ politbüronun dışında bırakmasıyla beraber, nihai bir kopuşa doğru hızla ilerledi. İbrahim Ahmed ve Celâl Talabani’nin rızası hilafına yapılan 1964 yılındaki 6. Kongreden sonra Barzani, KDP içinde oluşturduğu yeni politbüronun mutlak hâkimi ve Parti'nin tartışmasız tek lideri konumuna geldi. Elbette ki, KDP içindeki bu çatışmalı halin siyasal yansımaları ve neden olduğu ve yeni siyaset sosyolojisi kısa bir süre içinde görünür olmaya başlayacaktı.
KDP’nin 6. Olağanüstü Kongresi’nin ardından, partinin yeni politbüro üyeleri, İbrahim Ahmed ve Celâl Talabani’nin de içinde yer aldığı ve ihraç edilmiş olan üyelerinin eski parti merkezinin bulunduğu Süleymaniye’nin Mavata yerleşkesine baskın düzenledi. Daha önce “siyasal bozgunculukla” itham edilmiş olan İbrahim Ahmed ve Celâl Talabani ekibi, İran’a kaçmak zorunda kaldı. Süleymaniye baskını ile yaşanan iç şiddet olayları, Irak’taki Kürt siyasetinin bölünmesinde önemli bir tesir yarattı. Bruinessen’in (van Bruinessen, 1995: 52‑53) de işaret ettiği üzere; bu baskın, İran resmi makamları ile Irak Kürt siyasal hareketi arasında ilişki geliştirme sonucunu doğurduğu gibi, Molla Mustafa Barzani’ye çoğunluğunu Soran bölgesinden, yani Süleymaniye ve çevresinden gelen Kürtlerin oluşturduğu eski politbüro üyelerinin, Soran bölgesinde de yenecek güçte olduğunu ispatlama fırsatı da sunmuştu Böylece, 1960’ların sonlarında Kürtler arasında cereyan eden çatışmalı süreç, İran gibi bölgenin son derece köklü siyasal geleneğine sahip olan bir ülkenin de ilgisine mazhar oldu. Molla Mustafa Barzani ve İbrahim Ahmed (dolayısıyla da Celâl Talabani) arasında gibi görünen, ama esasında modern Kürt siyasal hayatı içinde “Behdinan-Soran” toplumsal yarılmasının bir sonucu olarak ortaya çıkan bu çatışmalı vaziyet görüntüsü, İran açısından, Irak iç siyasetine müdahil olma fırsatına adeta çağrıda bulunuyordu. Zira, önceleri Talabani’ye, zımni de olsa, silah desteği sunan İran Şahı’nın, Molla Mustafa Barzani’nin KDP yönetimine tamamen el koymasının ardından Barzani ile yakınlaşması ve ona Irak hükümeti karşısında silah, lojistik gibi son derece kritik desteklerde bulunmaktan geri durmamıştı. 1975’te Aşpetal’a giden süreçte Irak Kürt siyasal hareketi, İran giriştiği bu ilişkilenmenin bedelini derin bir hayal kırıklığı ile, çok ağır bir şekilde ödeyecekti.

Aktüel Kürt Siyasal Yaşamında Birakûnin İzlerini Sürmek

Paul Brass, dil, bölge, din, renk ve yemek türleri gibi farklılıkların etnik grupların nesnel farklılıklarını ifade ettiğini belirtir. Bu özellikler, aynı zamanda etnik grupların kendi iç ilişkilerinde de ayırt edici semboller ve kimlik göstergeleri olarak işlev görmektedir. Dolayısıyla bu semboller ve farklılıklar, etnik gruplar arasındaki iç çatışmalarda görünür hale gelmektedir. Çatışmaların ardından gerçekleşen yüzleşme süreçlerinde ise bu farklılıkların bir sembol niteliği kazanarak “ortak benzerliklere” dönüştürülmesi hedeflenmektedir. 1976-1979 birakûlerinde, KYB’lilerin Soranice konuşmaları ya da siyah ve yeşil çizgili poşu takmaları, KDP’ye yakın yerel aşiretler tarafından dışlayıcı pratiklerin bir işareti oldu. Çatışma bölgesindeki toplumsal hafızada yer edinen “Soran’dan buraya neden geldiler?” biçimindeki söylemler, Brass’ın da vurguladığı üzere, coğrafyanın etnisiteler açısından nesnel bir farklılık biçiminde algılandığını göstermektedir. Birâkûjî ile beraber kırmızı poşuya “Barzanî poşusu (Cemedanî ya Barzanî)”, siyah veya yeşil çizgili poşuya ise “Celalî poşusu (Cemedanî ya Celalî)” denmeye başlandı. Bu yönüyle poşu bile, Kürt kültürel yapısında toplumsal bir sembol olmanın ötesine geçerek, KDP-KYB çatışmalarıyla birlikte Kürt siyasi partileri arasındaki taraflaşmayı imleyen ve siyasal ayrışmayı yansıtan bir hafıza mekânına dönüşmüştür. Günümüzde de Barzanî taraftarlarının çoğunlukla kırmızı poşu, Talabanî taraftarlarının ise siyah ya da mavi çizgili poşu tercih etmesi, bu sembolik ayrışmanın hâlen canlılığını koruduğunu göstermektedir. 

Birakûjî olgusunun meydana geldiği tarihsel anların ve mekânların tasnif edilmesi, Kürt siyasal yaşamındaki iç çatışmaların izlediği seyri anlamayı kolaylaştırmaktadır. Bu bağlamda, 1950’ler ve 1960’larda birakûjînin bireysel ve toplumsal hafızada belirginleşmeye başladığı görülmektedir. 1970’lerin sonuna gelindiğinde ise olgunun kapsamı genişlemiş ve yeni aktörler bu çatışmaların bir parçası hâline gelmiştir. Bunun yanı sıra, küresel ölçekteki ekonomik ve askerî gelişmeler de Kürt siyasi partileri arasındaki ilişkileri doğrudan etkilemiştir. En yakın örnekler arasında ABD’nin Irak’ı işgali, Suriye iç savaşı ve IŞİD’in Irak ile Suriye’de ortaya çıkışı sayılabilir.

Siyasal Bir Şizofreni Hali Olarak Birakujî ve Arta Kalanlar

Birakûjî olgusuna ilişkin saha verilerine ve dönemin özgün koşullarına dayanmayan teorik yorumların hatalı olma ihtimali son derece yüksektir. Zira bu olgu etrafında yazılı olmayan bir “sessizlik kuralı” mevcuttur: Çatışmalar hakkında konuşmamak ve kendini bu sürecin dışında konumlandırmak. Bu nedenle, konu gündeme getirildiğinde sert tepkilerle karşılaşmak son derece olasıdır. Ayrıca bu tepkilerin arkasında, çoğu zaman bireylerin politik olarak belirli bir mahalleye ya da ideolojik yönelime angaje olmaları yatmaktadır. Bu durum, birakûjînin tartışılmasını yalnızca bedel ödemeyi gerektiren bir pratik haline getirmez; aynı zamanda her kesimin kendi politik ve entelektüel bagajından beslenen anlatılara yönelmesine de neden olur. Dolayısıyla, birakûjî çatışmaları hangi perspektiften anlatılırsa anlatılsın, ortada yadsınamaz bir gerçeklik vardır: Bu çatışmaların yarattığı travmatik, şizofrenik ve politik olarak parçalanmış yeni bir Kürt sosyolojisi.

Sonuç

Birakujî, Kürt siyasal gruplarının içine dair kolektif şiddetin özgün bir biçimi olarak değerlendirilmelidir. Bu olgu, yalnızca askeri bir çatışmayı değil, aynı zamanda “Hangi kültürel ve siyasal merkez etrafında birleşilecektir?” sorusunun da şiddetli bir tezahürünü temsil etmektedir. Farklı ülkelerin sınırlarında faaliyet yürüten Kürt siyasal hareketleri içerisinde kentleşme, diaspora deneyimi, öğrenci hareketleri ile köylü-aşiret temelli toplumsal tabanlar farklı siyasal talepler üretmiş ve bu taleplerin uzlaşmazlığı farklı örgütlenmelere, dolayısıyla siyasal parçalanmalara yol açmıştır. Bu parçalanma zemini, Birakujî’nin sosyal tabanını besleyen önemli dinamiklerden biri olmuştur. Modern Kürt siyasal yaşamında Birakujî’nin yarattığı siyasal, toplumsal ve kültürel travmalar, uluslaşma sürecinin önündeki en kritik engellerden biri olarak varlığını sürdürmektedir. Birakujî, kardeşler arasındaki tekinsizlik ve güvensizlik ilişkilerini derinleştirmiştir. Bugün fiilen bir iç çatışma yaşanmıyor olsa da, Kürt siyasal partilerinin mevcut retoriğinde, basın-yayın organlarında ve takipçi kitlelerinde “içerideki düşman” algısının görünür biçimde olmasa da örtük şekilde varlığını koruduğu gözlemlenmektedir.

Kaynakça

Ballı, R. (1991). Kürt dosyası. Cem Yayınları.
Collier, Paul. Breaking the Conflict Trap: Civil War and Development Policy. World Bank, 2003.
Horowitz, D. L. (2001). The Politics of Collective Violence. Berkeley: University of California Press.
Howard, Michael. War in European History. Oxford University Press, 1976.
Tilly, Charles. Coercion, Capital, and European States, AD 990‑1990. Blackwell, 1990.
Van Bruinessen, Martin. Ağa, Şeyh, Devlet. Çev. Banu Yalkut. İstanbul: İletişim Yayınları, 1995.
Salucci, Ilario. People's History of Iraq: The Iraqi Communist Party, Workers' Movement and the Left 1923‑2004. London: Saqi Books, 2005. 

 

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin

DOSYA İÇERİĞİ