Dünya sinemasında cinsiyet eşitsizliği günümüze kadar devam eden bir olgudur. Sinemada kadın yönetmenlerin ve yapımcıların sayısı erkeklere göre oldukça yetersizdir. Kadın oyunculara ise hep belli başlı roller verilmiş, hâlâ da verilmektedir. Ayrıca kadın başrol oyuncuların erkek başrol oyuncularından daha az ücret aldığı,[1] erkek yapımcıların projelerinin ise kadın yapımcıların projelerine göre daha çok destek aldığı görülecektir. 2003'ten başlayarak medyada 'gender equality' yani “cinsiyet eşitliği“ konusunu gündemine alan ve 2018'de bu konuyu düzenli olarak araştıran, Avusturya kaynaklı 'Österreichischer Film Gender-Report' dergisine göre film teşvik fonlarından 2017-2019 yılları arasında başvurulan projelerden sadece %28'i TV projelerinde %18'i kurmaca film projelerinde olmak üzere ancak %25'i[2] kadınlara verilmiştir. Sinemadaki bu eşitsizlik Almanya'da da farklı değildir. Kadınların sinemadaki sayıları son yıllarda geçmiş dönemdeki oranlara göre %5 artsa da hâlâ erkek muadillerine göre çok azdır. Sözgelimi Rostock Üniversitesi'nde direktörlüğünü Prof. Elizabeth Prommer'in yaptığı “Medya Araştırması Enstitüsü“nün 31 Ocak 2022 tarihinde yayınladığı rapora göre 2017-2020 yılları arasında yapılan 390 Alman yapımı film projelesinin sadece %25'i kadınlar tarafından yönetilmiş, senaryoların sadece %24'ü kadınlar tarafından yazılmıştır.[3]
Filmlerde cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek için oluşturulan “Bechdel-Wallace-Test” günümüzde daha çok “Bechdel- Test” adıyla bilinir. Üç sorudan oluşan bu testin amacı sinema ve televizyonda kadının nasıl yansıtıldığını ölçmektir. Böylelikle cinsiyet eşitsizliğine vurgu yapılma amacı taşımaktadır. Bu testin üç sorusu şunlardır:
1) iki ana kadın-karakter (mevcut mudur?)
2) bu iki kadının karşılıklı diyalogları olmalı(dır)
3) bu diyaloglardan en az bir tanesi erkekler hakkında olmamalı(dır)
Söz konusu üç kriterden birinin cevabının hayır olması durumunda filmin testi geçemediği ve cinsiyet eşitsizliğine sahip bir film olduğu anlaşılmaktadır. Bechdel Testi çizgi roman yazarı Alison Bechdel (bkz. http://dykestowatchoutfor.com/) tarafından ortaya konulmuş olup ilk kez 1985 yılında “The Rule” adlı karikatüründe kullanılmıştır, bu nedenle onun adıyla bilinir. (bkz. http://bechdeltest.com/) Bu testin Kürt sinemasına uygulanması çok zor gözükmektedir. Çünkü Kürt filmlerinde daha çok “konu“ ön plandadır, karakterler ise genelde konunun taşıyıcısı durumundadır. Yani filmler, karakteri yorumlamaktan daha çok filmin genel sorunsalı üzerinden ele alınmaya uygundur. Filmlerde güçlü kadın figürler filmin merkezinde yer almamıştır.
Kürt Sinemasına Başka Bir Bakış
Sinema ve Tiyatro Bilimleri / Alman Dili ve Edebiyatı öğrenimimden sonra sinemanın birçok alanında çalıştım. Son yıllarda da sadece yapımcı olarak çalışmaktayım. Mesleğimden dolayı pek çok Kürt yönetmeni şahsen tanımaktayım, bazılarıyla da çalışma fırsatım olmuştur. Bazen izleyici, bazen de jüri üyesi olarak bulunduğum festivallerde pek çok Kürt filmini seyredebildim. Çalıştığım kitap projesinde yapacağım, bu yazıda da bir tasvirini sunacağım şekliyle, birden fazla kurmaca film üreten önemli “Auteur yönetmenler“ olan Bahman Ghobadi, Hiner Salem, Yüksel Yavuz ve Kazım Öz'ün filmlerinde kadının ne kadar yer aldığını ve nasıl temsil edildiğini inceleyeceğim. Kürt sineması denildiğinde akla ilk gelen filmlerden biri olan Kazım Öz'ün 2008'de tamamladığı ilk kurmaca uzun metraj filmi Bahoz'u eleştirel bir bakış açısıyla aşağıda analiz etmeye çalışacağım. Ancak Bahoz’a geçmeden önce Kürt filmlerindeki cinsiyet eşitsizliğine kısaca değinmek gerekmektedir.
Kürtler, 125 yıllık bir geçmişe sahip olan dünya sinemasına ancak yüzyıllık bir gecikmeyle, yani yirminci yüzyılın doksanlı yıllarında dahil olmaya başlamıştırlar. O günden beri çekilen filmlerin çoğuna erkek yönetmenler imza atmış ve filmler genellikle kurmaca türünde olmuştur. Buna karşılık sayıca daha az olan kadın yönetmenler ise belgesel film çekmeye yönelmiştir. Bu yönelim içerisinde şu kadın yönetmenleri sayabiliriz: Kudret Güneş, Bingöl Elmas, Mizgin Müjde Arslan, Leyla Toprak, Özay Sahin, Kıvılcım Akay. Bu çekilen belgesellerin konuları ya yönetmenlerin kendi hikayelerinden oluşmuş ya da genel olarak Kürtlerin yaşadıklarını yansıtmaya yönelik olmuştur. Almanya'da yaşayan Kürt kadın yönetmenler Ayşe Polat, Soleen Yusef ve Nuray Şahin ise sinema destek fonlarından yararlanıp daha çok kurmaca türünde filmler çekebilmişlerdir.
Genelde Kürt Sinemasının Özelde Kadın Yönetmenlerin Finansman Sorunu
Kürt sinemasının bugüne değin en büyük sorunu, film projelerinin çok dar bir bütçeye sahip olmalarıdır. Özellikle uzun metrajlı filmler için kaynak bulmak pek güç olmuştur. Filmi tamamlayıp seyirciye ulaştırmak ancak akraba, eş-dost gibi özel sponsorların yardımlarıyla mümkündür. Bunun en temel nedeni de yapımcıların yaşadığı ülkelerde devletin ve kurumlarının Kürt yönetmenlerin film projelerine desteğini tamamıyla esirgemesi ya da çok ufak bir destek vermesidir. Erbil, Duhok ve Süleymaniye’de film festivallerinin düzenlenmesiyle, mevcut hükümet yeterli olmasa da kendi yönetmenlerinin[4] filmlerini görece desteklemeye başlamıştır. Fakat burada da filmlerin çoğu yeterli bir bütçeye sahip olamamıştır ve filmler ancak borçlanarak tamamlanabilmiştir. Özellikle filmin postprodüksiyon aşamasında özel kişilerin yardımı olmadan hemen hemen hiçbir film nihayete erememiştir. Örneğin Yönetmen Miraz Bezar “Min Dit” filminin tamamlanması için ailesinden aldığı destekle ayakta kalmaya çalışmış, hatta çekim için annesinin evini satmak zorunda kalmıştır.[5] Burada finansman sorunundan bahsederken kadın yönetmenlere ayrı bir parantez açmak gerekmektedir. Çünkü kadın yönetmenlerin belgesele yönelmelerinin en büyük nedenlerinden biri erkek yönetmenlere göre filmin finansmanını sağlamada daha fazla zorluklarla karşılaşmalarıdır. Sponsora gitmek erkek yönetmen için daha kolaydır. Çünkü özel sponsor da erkektir. Bir anlamda erkek yönetmenin erkek sponsoru ikna etmesi yine daha kolaydır. Bir yandan da, herhangi bir sanat dalını maddi olarak desteklemek, özellikle yeni gelişmekte olan Kürt sinemasında bir filmi desteklemek erkek sponsor için de çok yeni bir alandır. Genç Kürt sinemasında hem kadın olmak hem de erkek sponsora gitmek kadın yönetmen/yapımcı için iki kat zor olmuştur. Çünkü bu defa “patron” olarak, başından itibaren çok büyük risklerle çekilen bir film için ve çok hassas olan “para” konusunda tanımadığı bir erkeğe gitmek kadınların işini çetrefilli hale getirmiştir. Kadın yönetmenler bu zorluklardan dolayı daha küçük bir ekiple ve çoğu zaman hiç var olmayan bir bütçeyle sınırlı sayıda belgesel çekmiştir. Yani belgesel çekmeleri sadece tür olarak tercih meselesi değildir kadın yönetmenler için. Bu zorluklar sadece kadın yönetmenler için değil, aynı zamanda kadın yapımcılar ve hatta kadın oyuncular için de geçerlidir.
Oyuncu Kadrosu ve Baskın Roller Açısından Kadınlar
Kürt sinemasında kadın oyuncuların yıldızlaşması erkek oyuncular gibi bir süreç izlememiştir. Ayrıca filmin arka planında pek çok kadın olmasına rağmen ön planda oyunculuk, yönetmenlik, yapımcılık gibi görünür mesleklere kadınlar çok yavaş dahil olmuştur. Günümüze kadar filmlerde sıkça rol alabilen, isimleri bilinen Nazmi Kırık, Feyyaz Duman ve Aziz Çapkurt gibi Kürt erkek oyuncular vardır. Erkek oyuncular daha görünür oldular açıkçası. Bunca zorlukla Kürt sinemasına yılmadan emek vermelerine rağmen, günümüze kadar filmlerde düzenli rol alabilen çok az kadın oyuncu vardır.
Yönetmenler filmlerine kaynak bulma sorununu aşmak için aşina oldukları mekânlarda film çekme yoluna gitmişlerdir. Yani mekânları seçmeleri sadece duygusal yakınlıktan değil, filmin finansal/lojistik konusunda kolaylıklar sağlamasından kaynaklıdır. Çünkü yeniden hatırlatmak gerekirse, filmin çekildiği yerdeki tanıdık, akraba ve eş-dostun sağladığı yardımlaşmayla filmler tamamlanabiliniyordu bir nevi. Yaşanan finansman zorluklarını aşmayı oyuuncu kadrosuna akrabaları alarak gidermeye çalışmışlardır. Bu nedenle birçok filmde yönetmenlerin birden fazla akrabası ya da köylüsü yer almıştır. Çekilen film, bu özelliğiyle kendi şahsi hikayeleri oluyordu. Böylece geldikleri yerlerin bir nevi panoramasını çizmişlerdir filmlerinde. Bu durum Kürt sinemasına has bir özellik ve aynı zamanda Kürt yönetmenlerin de ortak özelliklerinden biridir. Tabi güçlükler sadece çekim aşamalarıyla sınırlı kalmamış; filmi izleyiciyle buluşturmak da başlı başına bir problem olmuştur ki hâlâ da bu konu Kürt sinemasının en büyük problemlerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir. Kısacası yönetmenlerin, yasaklanmalar gibi bilinen sorunlarının yanı sıra dağıtım gibi boğuştukları pek bilinmeyen başka önemli sorunları da vardır. Bu nedenle Kürt sinemasını her yönüyle ‘minimalist sinema’ olarak da adlandırabiliriz.
Erkek Bakış Açısı Sorunu
Kürt sinemasının üzerinde durulması gereken bir başka özelliği de erkek yönetmenler tarafından çekilen kurmaca filmlerin çoğunda ”erkek“ bakış açısının hâkim konumda olmasıdır. Çekilen sahnelerde kadınlar silik kalmakta ve daha çok konunun pasif özneleri olarak yer almaktadır. Hikayenin akışını değiştiren, baskın konumdaki kadın karakter yeterli sayıda görülmemiştir Kürt Sineması’nda. Kadınların diyalogları ve göründükleri sahne sayısı erkek oyuncuların yer aldığı sahne ve diyaloglardan olabildiğince daha kısa ve daha azdır. Bunu filmlerin afişlerinde bile görebiliyoruz, genelde erkek karakter ön plandadır çünkü. Neden bu kadar erkek ana karekter odaklı bir sinemadır Kürt sineması? sorusuna odaklandığımızda karşımıza çıkan cevaplardan birinin içeriğini, birden fazla film çeken erkek yönetmenlerin tümünün senaryolarını kendileri yazdıkları gerçeği oluşturur. Bu da filmdeki kadın oyuncuların kendi karakterlerine etkilerinin yetersiz olmasına yol açmıştır. Hatta birçok erkek yönetmen filmlerinin montajını da kendisi yapmıştır. Böylece fikrin oluşmasından filmin bitimine kadarki tüm aşamalar yönetmenin kendi bakış açısıyla şekillenmiştir. Her aşamada söz erkek yönetmendedir bu sebeple.
Bu açıdan genç Kürt sinemasındaki filmler aslında yaratıcı-sinema (auteur sinema) için iyi birer örnektir. ”Auteur sineması“nın en büyük özelliği; hakimiyetin filmin ilk ortaya çıkış fikrinden, senaryo aşaması, çekim ve montajın bitimine kadarki tüm süreçlerin hep tek kişide olmasıdır. Özetle her aşamada asıl söz sahibinin tek bir kişide olması yaratıcı sinemayı tanımlayan karakteristik bir özelliktir. Kürt sinemasındaki yönetmenler bir adım daha ileri giderek, biraz da zorunlu olarak filmlerinin dağıtımını da üstlenmek zorunda kalmıştır. Hem ekonomik koşullarının yetersizliği hem filmin her alanında kendilerinin olması zorunluluğu, asıl uğraşıları olan yönetmenliğe odaklanmalarının önünde bir engel teşkil etmiştir. Aslında söz konusu ”tek adamlık“ olgusu aynı zamanda bu yönetmenlerin kendileri için bir dezavantajdır. Erkek yönetmenlerin zaten çetin koşullarda, yani küçük bir ekiple çekilen filmlerde her alandaki varlığını daraltmış, her detayla yeterince ilgilenemeyecek konuma gelmişlerdir. Bu yüzden filmlerde çok güçlü karakterler ön planda olmamış, daha çok o karakterlerin etrafındaki konular ön planda görünür olmuştur. Yani aslında ”başrol“ oyuncu/karakter değil, hikayenin kendisi başroldedir.
Kürt sinemasının bir diğer ilginç tarafı da erkek yönetmenlerin kendi ailelerinden alıntıladıkları hikâyelerdeki karakterlerden birinin genellikle ”anne“ ya da ”baba“ figürü olmasıdır. Örneğin yönetmenliğini Zeynel Doğan ve Orhan Eskiköy'ün yaptığı Babamın Sesi yapımında ana hikâye anne-baba öyküsüdür. Erol Mintaş'ın yönetmenliğini yaptığı Annemin Şarkısı filminde temel hikâye Anne-Oğul anlatısıdır. Yine yönetmenliğini M. Tayfur Aydın'ın yaptığı İz/Reç filminde de ana karakter ”Anne/yaşlı Nine“dir. Ayrıca bu yönetmenler filmlerinde kendi ebeveynlerine rol vermiştir. Ama bu filmlerde işledikleri hikâyeler bildiğimiz anne/baba/çocuk hikâyeleri değildir, işledikleri daha çok anne/baba ekseninde gelişen politik konular olmuştur. Ancak yönetmenler bu kavramlar etrafında gelişen kendi iç çatışmalarına değinmemiştir filmlerinde. Böylece Kürt filmlerinin hikayelerinde daha çok aile, anne-baba, savaşın etkileri, göç, yolculuk, ölüm gibi konular işlenmiştir. Özellikle göç/yolculuk konusu Kürt filmlerinde yönetmenlerin en çok üzerinde durdukları ve çok iyi bildikleri bir konudur. Filmlerde karakterler sürekli bir yerden bir yere gitmektedirler. Çünkü yönetmenlerin çoğu kendi isteklerinin dışında bir yerlerde yaşıyorlar ve bu durum bir nevi zorunluluk olmuştur yaşamlarında. Böylece Kürt sineması kendi özgün konularıyla daha kişisel bir sinema oluşmuştur. Hep borçla çekilen Kürt filmleri buna rağmen ticari kaygılardan uzak, daha çok kendi derdini, kendi toplumsal sorunlarını anlatmak isteyen bir sinema olmuştur aynı zamanda. Ayrıca daha çok şahsi/ otobiyografik filmler çekilmeye başlanmıştır. O hikayeleri de kendilerinin çok iyi bildikleri mekânlarda çekmişlerdir.
BAHOZ
Senaryo & Yönetmen: Kazım Öz
Oyuncular (Afiş sıralamasına göre- 3 erkek, iki kadın): Cahit Gök, Havin Funda Saç, Selim Akgül, Asiye Dinçsoy, Ali Geçimli
Kamera: Ercan Gök
Yapım yılı: 2008
Afiş: Erkek karakter ön planda
Bahoz 90'lı yılların ilk yarısında İstanbul'da okuyan bir grup Kürt öğrencinin, dönemin politik gelişmelerinin içerisinde yaşadıklarını anlatan, dönemin en önemli politik filmlerinden biridir. Sadece politik film olma açısından değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet açısından da önemli bir filmdir. Bahoz filminde cinsiyet eşitsizliğini daha iyi ortaya koymak için birkaç sahneye odaklanıp onu eleştirel bir bakış uygulamaya çalıştım bu kısımda Bahsedilecek olan sahneler amfi sahnesi, üç kadının eril bir dille kendi aralarında konuştukları kafeterya sahnesi ve kadın vücudunun göründüğü iki tezat sahnedir. 156 dakikalık süresiyle olabildiğince uzun bir eser olan Bahoz filmindeki amatör oyuncuların hepsi oynadıkları karekterleri büyük bir doğallıkla izleyiciye yansıtırlar. Daha çok grup ağırlıklı sahneler halinde çekilen filmde erkeklerin çoğunlukta olduğu sahnelerde kadın oyuncular çok daha iyi oynar açıkçası. Özellikle Helin karakterini canlandıran oyuncu Asiye Dinçsoy baştan sona rolüne bir bütün olarak sahici bir şekilde sahip çıktığı, abartıdan uzak olduğu ve filme kendince tamamlayıcı katkılar sunduğu söylenmelidir. Bütün oyuncuların bu filmde rollerinin hakkını verdiklerini bilhassa belirtmek gerekir. Filmde rol alan oyuncuların canlandırdıkları karekterleri çok iyi tanıdıklarını hissediyoruz. Özellikle grup halinde oldukları sahnelerde bu samimiyet oldukça bariz bir biçimde kameraya yansımıştır. Sinema filmlerinde grup sahnelerindeki oyunculuk performansının genelde pek zor olduğu bilinir, ama Bahoz'da tüm oyuncular doğal bir oyunculuk sergiler. Yönetmen Kazim Öz’ün hem hikâyeye yetkince hakim olması hem de oyuncuları iyi tanıması filmin oyuncu seçimine ve performanslarına yansımıştır. Filmde konuşulan dil olabildiğince sade, samimi, kısa ve net diyaloglardan oluşur. Filmde isimleri bilinen birden fazla kadın karakter bulunur: Emel, Nilgün, Rojda, Helin, Leyla, Çiğdem, Seher. Adı bilinen en az iki kadının yer alması nedeniyle Bahoz filmi yukarıda bahsettiğim Bechdel Test'inden 1 puan alır. Grup içinde aktif olan, aynı işleri yapan kadınların filmdeki konuşma sürelerinin erkeklerden daha kısa olması dikkati çeker. Asıl siyasi konuşmaları yapanlar genelde erkektir. Kadının en çok görünür olduğu yerde bile gidip danıştığı erkek karakter olmuş ve asıl karar mercinin erkek olduğu görülür. Bunu filmin afişinde de gözlemlemek mümkündür: Filmdeki Helin ana karakterlerden biri olmasına rağmen afişte dördüncü sırada yer almıştır.
Bahoz’dan Sahneler
Filmin başrol oyuncularından Helin okuduğu üniversitede siyasi çalışmalarda bulunan aktif bir öğrencidir. Helin her ne kadar grup içinde önemli bir fonksiyona sahip olsa da eylemlerinin sonunda gidip Halil'e rapor verir, Halil'in verdiği talimatlar doğrultusunda hareket eder. Bu durumda grup içi hiyerarşide asıl kararı veren yine erkektir. Kadın karakterlerin filmdeki aktiflikleri daha çok afiş dağıtmak, erkek tarafından verilen direktifleri uygulamak, organize etmektir. Filmin amfi sahnesinde bir erkek ve iki kadından oluşan bir grup içeri girer. Erkek karakter, öğrencileri YÖK'e karşı yapılacak protestoya çağırırken uzunca ve bol ajitasyonlu bir konuşma yapar. İki kadından biri bildiri dağıtırken diğeri kapıda gözcülük yapmaktadır. Aynı grup içinde aynı derecede aktiflerdir. Ancak burada da asıl güç yine erkektedir. Sahneyi başlatan ve bitiren erkek olmuştur.
Yine başka bir sahnede okul kantinindeki öğrenci masalarından 'sol masası', 'ögrenci derneği masası', 'müslüman gençlik masasında' erkekler kendi aralarında siyasi konuşmalar yapmaktadır. Masalardaki grup temsilcileri erkek ve siyasi konuşma yapanlar da erkektir Kadınlar bu masalarda dinleyen konumundadır. Yurtseverlerin oluşturduğu masada oturan Helin, Halil'in gelmesiyle onun yanına gidip üniversiteye yeni kayıt yapmış öğrenciler hakkında onu bilgilendirir. Evet, Helin aktiftir ama bu sadece Halil'in direktifleri ölçüsünde söz konusudur. Filmde kadın vücudunun göründüğü iki tezat sahne ve üç kadının eril bir dille kendi aralarında konuştukları bir sahne de bulunur. Kantinde farklı grup masalarında politik konuların konuşulduğunu görürüz. Sadece kadınların oturduğu masada politikanın konu olmadığı ve üzerinde konuşulmadığı görülecektir.
Üç kadından oluşan masada erkekler hakkında eril bir dille konuşmaktadırlar:
1.Kadın: Eee, ne oldu sonra?
2.Kadın: Ne olacak, bu salak kesin onun altına yatmıştır!
3.Kadın: Yutmam o numaraları.., redettim ama, içim içimi yiyor.
Bu sahnedeki diyaloglarda kadınlar siyaset konuşmasalar bile konuştukları tek konu erkekler hakkındadır. Bu açıdan kadın görünürlüğü tam olan sahne Bechdel testinden 0 puan alır. Kadınların politik bilincini ve önceliklerini erkeğe indirgeyen, kadınların hayatının merkezine erkeği koyan ve görünür olan kadın olsa da bu görünürlüğün sadece erkeğe hizmet ettiği, kadınların erkekler dışında kendi bireysellikleriyle ilgili dertleri olmadığı bir sahnedir çünkü. Polisin geleceğini duyan tüm politik öğrenci grupları kantinden alelacele çıkarken kantinde kalanlar ise hiçbir ”tehlike“ yaratmayan, sistemle bozuşmayan bu üç kadın öğrencidir.
Helin sevişme sonrası Ali ile sohbetinde bir ara yataktan çıkarken tamamen çıplak görünür. Ama Ali sadece yatakta göğüs hizasında çıplak görülür. Helin aslında herkesin bildiği; fakat Ali ile gizli yürüttükleri ilişkilerinde daha aktif, kendine güvenen, güçlü, toparlayıcı, siyasi ideallerini kendi hayatına uygulamak isteyen konumdadır. İlişkileri hakkında benzer düşünmelerine rağmen ilişkiyi bitirme konusunda Ali'den daha cesaretli davranan Helin’dir. Siyasi görüşü uğruna kendi ilişkisini gerektiğinde inkâr eder, hatta ondan vazgeçtiği ilerleyen sahnelerde görülür.

İçinde aktif olduğu grup tarafından eleştiriye maruz kalırken ayakta uzun süre kaldığı için bayılmak üzere olan Ali'yi serinletmek için su kanalına götürürlerken köprünün altında sevişen bir çiftin yanından geçerler. Daha çok, erkeğin kadının göğsünü öptüğü, kadının hiçbir tepki vermediği bir başka sahne ise kadın bedeninin erotikleştirildiği, teşhir edildiği bir sahnedir. Erkek ise bu sahnede giyinik ve yüzünü bile görünmemektedir. Kamera kadının göğüslerini gösterirken kadın pasif bir nesne halinde sadece kafasını yana çevirmiş durumdadır. Aslında kendisinin istemediği bir sevişme olduğunu görür ve hissederiz. Kadın aynı zamanda oradan geçen üç erkeğin de bakışlarına maruz kalmaktadır. Filmin en rahatsız edici sahnesidir açık arayla. Neden bu sahne filmde yer alıyor dedirten ve hiçbir yere oturtulamayan bir karedir. Her ne kadar birinci örnekteki çıplak kadın vücudu ”normal“ iken ikinci örnekteki sahne bir o kadar rahatsız edicidir.
Sonuç olarak köklü bir geleneği olmayışı, finansman güçlüğü, kurumsallaşma sıkıntıları, yönetmen, oyuncu vs. her açıdan ayrı ayrı büyük sorunları olmasına rağmen Kürt sinemasında son yıllarda az da olsa çok iyi filmler çekildiği görmezden gelinemez. Bu yazıda temenni edilen şey, tartışılmaya çalışılan bu kadın bakış açısı noktaları; kadın karakterinin/hikâyelerinin daha görünür olduğu, cinsiyet eşitsizliğinin, eril dilin olmadığı, toplumda kadın mücadelesinin yarattığı büyük değişikliklerin yeni filmlere yansıması düşüncesidir.
Dipnotlar
[1] https://www.forbes.com/lists/list-directory/#62c6db4db274
[2] Zweiter Österreichischer Film Gender Report. Österreichisches Film Institut. Insbruck 2021. https://filminstitut.at/wp-content/uploads/2021/11/GenderReport2021_220x297_10-2021_FINAL_DP_Web.pdf
[3] Prommer, Elizabeth; Stüwe, Julia; Wegner, Juliane: Sichtbarkeit und Vielfalt: Fortschrittsstudie zur Audiovisuellen Diversität. Gender & Kino. Rostock 2022. https://typo3.uni-rostock.de/storages/uni-rostock/Alle_PHF/IMF/Forschung/Medienforschung/Gender_Bericht/AV_Div_2_Kino_2020_Ergebnisse_Gender-Fokus.pdf.
[4] Bahman Ghobadi, Hiner Saleem, Shawkat Amin Korki, Hisham Zaman, Mano Khalil, Soleen Yusef.
[5] Miraz Bezar: “Cezayirli bir yönetmen Fransa‘da bir film çekiyor ve bu benim hikâyem oluyor“. Onur Günay. 2016.
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →