İngilizce'den Çeviren: Dicle Arslan
Batı Kürdistan veya Rojava’daki sinema tarihi, Suriye sinemasından ayrı incelenemez. Aslında Rojava’da kendine has özellikleri olan bir sinemanın gelişmediği söylenebilir ve yönetmenler arasında farklı kimliklerle film yapma niyetinin işaretleri gözlenemez. Elimizde Suriye sinemasının ya da bir dereceye kadar Türk sinemasının birleşimi ya da saf taklidi bulunuyor. Bu nedenle, Suriye sineması hakkında kısa bir girişle başlamalıyız.
1908’de, Suriye’de ilk filmin gösterildiği yer, Halep’te bir kafeydi. Daha sonra Osmanlı resmi sistemi, Şam’da bir aydan kısa bir sürede yakılmış olan ilk sinema salonunu kurmuştu. İnsanları sinemaya alıştırmak için bazı girişimler oldu, ancak bu konuda Fransızların rolü daha etkiliydi. Fransızlar bu konuda ikili bir rol oynadılar; Suriye’ye sinemanın gerekli imkânlarını ve bilgisini ithal ettiler ve Suriye’deki sinema endüstrisinde sansürü de kuran onlardı. Sömürgecinin ihtiyaçları ile gösterilen filmler arasında anlamlı bir ilişki vardı. Birinci Dünya Savaşı’na kadar tüm filmler Alman yapımıydı ve Almanya’nın yenilmesinden sonra galip Fransız filmleri onların yerini aldı.
1927’de Şam’da, bir grup sinema meraklısı, Ahmad Eyyub ve Badri Talo önderliğinde, Şam’daki soygunla ilgili siyah-beyaz bir film çektiler. Bu sessiz filme Kınanmış Masumlar adı verildi ve bu filmi çekmek 8 ay sürdü. Filmde Müslüman bir kadının bulunması, şehrin aşırılıkçı Müslümanlarını çileden çıkardı. Bu nedenle, senarist ve filmin ana yapımcılarından biri olan Raashed Jalaal’ın rol için Şam’da yaşayan bir Alman kızını kullanmaktan başka seçenek yoktu. Bahjat Al-Mansouri, o dönemde birkaç kısa film ve belgesel çeken bir başka yetenekli genç sinemacıydı.
Sinemaseverlerin bunca kişisel ve kolektif çabasından sonra, teknik ve içerik açısından birçok soruna rağmen Suriye sineması ilerlemeye başladı. Suriye sinemasını geliştirmek için ellerinden gelenin en iyisini yapanlar arasında, çalışkanlığı ve emeğiyle Suriye sinemasını iyileştiren Nureddin Ramazan gibi biri vardı. Ramazan, birçok belgesel film yaptı.
Suriye sinema endüstrisinin gelişmesini engelleyen birçok sorun ve konu arasında; görüntü işleme sorunu, laboratuvar eksikliği, hammadde sıkıntısı, ses miksajı sorunları ve Arapça akademik kaynakların yetersizliği sayılabilir. Daha sonra Suriye sineması, devlet desteğinin olmaması sebebiyle 1930’lardan 1960’lara kadar 10’dan az film çekecek kadar yoğun bir gerileme yaşadı. Suriye’de resmi ve siyasi değişimlerin yaşandığı bu zamanda, devlet sinemaya yatırım yapmaya yöneldi. Devlet Sinema Teşkilatının kurulması ve buna bağlı olarak ülkede televizyon kanalının kurulması, devletin Suriye’de bu öncü sanayinin rolünü idrak ettiğinin kanıtıydı. O dönemdeki çoğu filmin içeriği, Suriye’nin ekonomik kesimlerinde yapılan ve çoğu zaman abartılı olan gelişmeleri göstermekti.
Kürt Sineması ve Rojava
“Kürt Sineması” diye bir sinemaya inanırsak, Rojava Kürtleri böyle bir kavramın yaratılmasında en az paya sahip olmuştur. Elbette Kürt sinemasının kendisi muğlak bir kavramdır. Rojava’da Baas rejiminin Kürtlere yönelik katı politikaları ve yarım asırdır Kürt kimliğini inkâr etmesi, birçok siyasi ve ekonomik gerekçenin yanı sıra Kürtleri uçurumun kenarına itti. Yine de Abdul-Rahman El-Raşid gibi farklı sanatsal alanlarda çalışmış, ancak merkezi Suriye sinemasının sınırları içinde bulunan birçok Kürt bulunuyor.
Rojava’da Kürt sinemasıyla ilgili tek bir makalenin bile olmaması, araştırma çalışmalarını hayal edilenden daha zor hale getirmiştir. Bu nedenden dolayı tanınmış kişilerin yanına gitmeye karar verdim. Bazı sorular ve araştırmalardan sonra Abbas Esmaeil, Abdolkarim Mohammad ve Shiru Hendeh isimlerine rastladım.
Kamışlolu yazar ve tarihçi Abbas Esmaeil, Kürt bölgelerinde ilk sinemanın açılmasıyla ilgili şunları söylüyor: “Fransızların ilk sinemayı Kamışlo’da inşa etmesi 1940’ların başındaydı. Adı ‘Fo'aad Sineması’ olan ve şimdi bir bakkal haline gelen bu yapıdan, günümüzde sinemadan neredeyse hiçbir iz kalmamış.” Esmaeil o dönemdeki diğer dört sinemadan bahsetmeye devam ediyor: “İkincisi ‘Şam Sineması’ ve ayrıca Yusuf Haddad’ın ‘Haddad Sineması’ adında inşa ettiği bir sinema da bulunuyor. Bununla birlikte, sınırlı olanaklara ve daha az koltuğa sahip filmlere ve sinemaseverlere ev sahipliği yapan ‘Boğaz Sineması’ da vardı. Tabii onlara film denilebilirse. Yaz geceleri geniş arazilerde film oynatan Cinema Scheherazade ve Fo’aad Seifi gibi bazı yaz sinemaları da vardı.” Filmler, ilk başta sessiz ve siyah-beyazdı, çoğu özel olarak gösterildi. Charlie Chaplin’in filmleri çok popülerdi. İlk film izleyicileri Fransız askerleri, askerlerin aileleri, yoldaşları ve Fransızlara yakın bir takım Ermeni ve Kürtlerdi.
Shiru Hendu, Kamışlolu genç bir sinemacı. Çoğunlukla belgesel çekiyor ve şu anda savaşla ilgili müzik videoları ve klipleri yönetiyor. Shiru, günümüzde Suriye ve Türkiye’nin ortak sınırları olan bölgelerde Fransızlar ve Almanlar tarafından inşa edilen ve medeniyet başarılarını kaçınılmaz olarak Kürt bölgelerine aktaran geniş kapsamlı demiryolunun bir sonucu olarak sinema gibi kültürel mekânların oluşturulmasına saygı duyuyor. Abbas Esmaeil, Kamışlo ve çevresindeki köylerde halkın sinemayı kollarını açarak karşıladığını düşünüyor ve şöyle diyor: “Halk, düğün törenine gelmiş gibi iyi görünümlü ve iyi giyimli film izlemeye gelirdi. Çoğunlukla göçebe oldukları için savaş filmlerini daha çok severlerdi” diye de ekliyor. Esmaeil’in görüşüne göre Rojava’nın bazı kentlerinde sinemanın olmaması bile insanların sektörü sevmesine ve meraklarından vazgeçmesine engel olmadı. Mesela Afrin halkı sırf film izlemek için Halep’e giderdi.
Sömürgecilerin Suriye’den çıkarılmasından sonra, halk sinemaları öyle yaygınlaştı ki, 1960 yılına kadar marjinal ve sınır kenti Kamışlo’da 5 sinema salonu vardı. Sinema biletleri ucuzdu ve tüm sosyal sınıflar sinema salonlarına gidebiliyordu. Bu tarihçilere ve sinemacılara dönemin en popüler filmlerini sorduğumda, en çok Feden Hamama, İmad Hamdi ve Farid el-Atrash’ın rol aldığı filmlerden ve özellikle Kara Prens Antar (1961) filminden bahsettiler; bu film, hem şiiri hem de maceracı hayatıyla ünlü Antarah ibn Shaddad -İslam öncesi bir Arap kahramanı ve şairi (525-608)- hakkındadır. Abdülkerim Muhammed’in o günlerle ilgili ilginç anıları bulunuyor: “Filmi izledikten sonra bazen insanların şöyle dediğini hatırlıyorum: Bugün Antar (ibn Shaddad) belki de dün birçok insanı öldürdüğü ve bugün çok yorulduğu için dünkü Antar (ibn Shaddad) gibi değildi.” Abdülkerim kıkırdayıp devam eder: “Bazı köylüler vardı. Koyunlarını satıp aldıkları paralarla Kamışlo’ya gelip bilet alırlardı. Filmi beğenmeseler, ‘Piçler, paramızı dolandırdı, şimdi koyunlarımızı kaybettik ve film gerçekten çöp oldu.’” derlerdi.
Suriye-Mısır ilişkisi bozulunca Mısır filmleri yavaş yavaş söndü ve Hint filmleri popüler oldu. 1970’ler, Hint filmlerinin Suriye’de popülaritesinin ve şöhretinin zirvesine ulaştığı dönemdi. Abbas Esmaeil, Hint filmlerinin Suriye’nin Kürt bölgelerinde daha popüler olduğunu düşünüyor ve bunun nedeninin “Kürtlerin ve Hintlilerin dil yakınlıkları ve benzer duyguları” olduğuna inanıyor. Sinemalarda gösterilen filmler, bir bayram ve tatilden diğerine; örneğin, Kurban Bayramı’nda, Baas Partisi’nin kuruluş gününde veya yazın gelişinde değiştirildi. Abbas Esmaeil, Suriye devletinin sinemayı Kürtleri asimile etmek için bir araç olarak kullandığını düşündüğü için Suriye’deki milliyetçi Kürtlerin filmlerden gerçekten endişe duyduklarını söylüyor. Shiru Hendeh, SSCB’nin çöküşünden sonra felsefi ve sanatsal filmlerin yerini aksiyon, romantizm ve genel olarak kaba filmlerin aldığını ve ayrıca pornografik filmlerin sinemalara girmesiyle insanların sinemaya gitmekten caydırıldığını ve bunun sonucu olarak sinemaların kapatıldığını düşünüyor. Shiru “Televizyon ve Suriye dizileri ile pembe dizilerini izlemenin yaygınlığının, Hafız Esad rejimini ele geçirmenin ve siyasi baskının bu kadar etkili olduğunu göz ardı etmemeliyiz” diyor. Suriye dizileri Suriye’nin yanı sıra diğer tüm Arap ülkelerinde de popülerdi. Ayrıca bir süredir Türk sinemasının etkisi önemliydi.
Amûdê Sineması Yangını
Amûdê’de sinemanın kurulmasından 10 yıl sonra, 13 Kasım 1960’ta tartışmalı bir olayda, 8-14 yaşları arasında 280’den fazla okul çocuğu, ateşe kapılıp sinemada yandı. Söylentilere göre, o gün Mısırlı aktör Mahmud El Meliguy’un rol aldığı Mısırlı bir korku filmi olan ve çocuklar için uygun olmayan (bazıları filmin adının Gece Yarısı Cinayeti olduğunu, bazıları ise Gece Yarısı Hayaleti olarak adlandırdığını söylüyor, ancak her ikisi için de kanıtlar tam olarak mevcut değil) film, gün içerisinde üç kez gösterime girdi (saat 10’dan 12’ye, 14’ten 16’ya ve 17’den 19’a). O dönemde Cezayir, Fransa’dan bağımsız olmak için savaşıyordu ve filmden elde edilen gelir Cezayirlilere bağışlanacaktı.
Yangın, son gösterim saatinde başladı. Sinemanın tavanı, bazı demir çubukların tuttuğu kilden yapılmıştı. Koltuklar tahtadan yapılmıştı ve ateş ile alev, perdeyi ve koltukları 20 dakikadan daha kısa sürede yaktı. Çocuklar paniğe kapıldılar ve sinemanın küçük kapılarına doğru koşarlarken kapılar içeriye doğru düştü ve kil tavan çökerek kapılara yığıldı. Sinemanın arka kapısı bir su kuyusuna açılıyordu. Ama çocuklar o kadar korkmuş ve paniklemişler ki çoğu o ateşten kurtulmak istercesine kuyuya düşmüş. Amûdê küçük bir şehir, yani o olayda her evin ve her ailenin bir çocuğunun öldüğünü veya yaralandığını iddia edersek yanlış olmaz. 68 yaşındaki Amsha Sheikmous bu olayı her ayrıntısıyla hatırlıyor: “Duman her yeri kapladı ve insanlar çocuklarını kurtarmak için koştu. Rejim askerlerinin ailelerinin çocukları kurtarmasına izin vermediğini hatırlıyorum.” Amsha ekliyor: “Bu onların kendi planıydı. Hükümet film hakkında ağır reklamlar yapmış ve defalarca filmin çok ilginç olacağını ilan etmişti.” Amsha’ya neden gitmedin diye sordum. Cevabı: “Kızlara izin vermediler. Sadece erkekler gitti. Kürt neslini yok etmek istediler.” Hasan Ahmed İsmail isimli yaşlı bir adam bu iddiayı reddediyor ve olayın sadece “teknik bir hata” olduğunu düşünüyor. İsmail bazı Süryani, Hıristiyan ve Arapların da öldürüldüğünü iddia ediyor. Ancak bu, Suriye’de ateşe verilen ilk sinema oldu; 1929’da Şam’da komşu sokaklara yayılan geniş kapsamlı bir yangın meydana geldi. Yangının söndürülmesinin 3 gün sürdüğü belirtiliyor. Bunun nedeni projektör lambasının yüksek sıcaklığıydı.
Foto 1: 13 Kasım 1960 tarihinde Amûdê sinemasında çıkan yangında Mihemedê Seîd Axa ve 283 çocuk yanarak hayatını kaybetti.
Amûdê Sineması’nda çıkan yangının tanıklarından biri de Muhammed Ebrahim’di. Muhammed o zaman 25 yaşındaydı ve olay yerine çocuklara yardım etmek için ilk gelenlerden biriydi. Durumu şöyle anlatıyor: “Akşamın erken saatleriydi, aniden bağırışlar ve ağlamalar duyduk. Hemen oraya gittik. Motor patlamıştı. Her yerde duman vardı; feryatlar ve çığlıklar duyabildiğimiz tek şeydi. Saeed Agha da oradaydı. Çocukların bir kısmını kurtarmayı başardık ve ardından cesetleri camiye götürdük. Çok kasvetli bir geceydi. Ancak Saeed Agha, bu olayda öldü.” Oğlu Fahad diyor ki: “Babam öldüğünde 7 yaşındaydım. Sinemadan eve dönmüştüm; ikinci kez gitmeyi planladık ve sonuncu seferde ölen bir arkadaşımız vardı. Babam şehrin çayevindeydi ve çığlıklar ve bağırışlar havaya savrulduğunda, o ve birkaç arkadaşı sinemaya doğru koşuyor. Sinemaya giderken babama Fahad’ın evde olduğu ve endişelenmesine gerek olmadığı söyleniyor. Ama o eliyle ‘hepsi benim için Fahad gibidir’ diye cevap veriyor.”
Sinemanın sadece 200 koltuklu olduğu söyleniyor ama o gün sinema salonunda 500 çocuk bulunuyordu. O zamanlarda Molla Ahmed Nami, Arapça bir kitap yazmıştı ve şöyle diyor: “Oğlunu yangında kaybeden sinema sahibi Bawi Shergu, motorun sıcaklığı yükselirken Amûdê bölgesi müdüründen filmi durdurmasını istemişti. Ancak bölge müdürü aynı fikirde değildi ve sahibine filmi yansıtmaya devam etmesini sağladı.” Molla Ahmed Nami’nin kitabında değindiği önemli noktalardan biri de sinemada yüksek rütbeli memur oğullarından hiçbirinin bulunmaması ve ayrıca hiçbir öğretmenin ve okul personelinin öğrencilere sinemaya kadar eşlik etmemesidir.
Foto 2: Rojava’da Amûdê sinemasının şehitlerini anmak için yapılan park.
Şimdi aynı yerde, Amûdê sinemasının şehitlerini anmak için bir park inşa ediliyor. Bu olay, Kürtlerin bir şekilde sinemaya gitmekten kaçınmasına neden oldu. Daha sonra yayılan dedikodular da halkın sinemaya gitmekten tereddüt ve sakınmalarını artırdı. Örneğin 1993 yılında “Belli bir günde Baas rejiminin kentin sinemasını ateşe vermek istediği, böylece bu kez Kürt gençliğinin yakılacağı” rivayet edilmiştir.
Son Bir Açıklama
Rojava, cihatçı gruplara ve bölgesel güçlere karşı tehlikeli savaş günleri yaşıyor ve özerk sistemin tam olarak kurulmasından çok uzak görünüyor. Dolayısıyla herhangi bir sanatsal gelişme meydana gelirse, bunlar çoğunlukla bireysel ya da kolektif çabalar ya da konsolide bir yapı şeklinde olacaktır. Ayrıca bu bölgenin sinemacıları sinemayı deneysel olarak öğrenmişlerdir. Son yıllarda, bu çabalar film yapımında ve Rojava Uluslararası Film Festivali de dâhil olmak üzere film festivalleri düzenlemede ortaya çıkmıştır.
Mano Xelîl, Akram Heidu ve Teimur Abdi son yıllarda Kürdistan hakkında Kürtçe kısa filmler ve belgeseller çeken genç yetenekler. Suriye sinemasının ve diğer komşu ülkelerin eserlerine etkisi açıktır. Bu film yapımcıları, Rojava’daki olaylarla ilgili “yabancı medyanın turistik bakış açısı”ndan nefret ettiklerini, daha güvenilir bir içeriden bakışa ihtiyaçları olduğunu söylüyorlar. Sinemaların yanı sıra Rojava kentlerinde faaliyet gösteren sinema kulüpleri de bulunmaktadır. Kamışlo Sinema Kulübü bunlardan biri. Bu kulüp, 19 Aralık 2014’te Asghar Farhadi’nin Bir Ayrılık (2011) filmini gösterdi. Bazı Kamışlolu sanatçılar, omuzlarında video projektörleri ve perdeleriyle savaş cephelerini ziyaret ettiler. Shwan Ali, Rojava’da sinemanın temellerinin atılmasına yardımcı olmak için Rojava’da bulunan Kuzey Kürdistanlı bir yönetmen. Kendisiyle yaptığım uzun bir konuşmada şunları söyledi: “Şu anda sinema faaliyetlerimiz kapalı. Burada iyi potansiyeller var ve dağınık, düzensiz faaliyetleri organize etmeliyiz.” Başta Kürtler olmak üzere bölgenin devletlerinden ve film yapımcılarından Rojava’daki sinema endüstrisini tamamen restore etmeye ve küresel entelektüel ve tesislerin başarısını bölgeye ithal etmeye karar vermelerini istedi.
Geçen yıl yapımına başlanan Mezopotamya Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki Sinema Akademisi projesinin de düzenlemelerini yapıyorlar. Rojava’daki Kürt sineması kavramları, “savaş”, “yurtsuzluk ve göçebelik”, “soykırım hatıraları”, “zorunlu göç” ve Kürtlerin başına gelen tüm felaketler olmuştur. Rojava sineması bahsi geçen kavram ve kaygıların bir özetini kaydetmek istiyorsa, gelecekte Kobani halkının direnişi, Araplaşma süreci ve kimliksiz Kürtleri konu alan filmleri beklemeliyiz. Şimdi buradaki asıl soru, Batı Kürdistan’da özerkliğin kurulmasının bu alanda sinemanın gelişmesine zemin hazırlayıp hazırlamadığıdır. Bekleyip görmeliyiz.
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →