Sovyetler Birliği Belgelerinde Azadî ve 1924 Beytüşşebap Ayaklanması
Tahsin Sever

ihsan-nurinin-anilarinda-beytussebap-isyani

Rusya’nın jeopolitik konumu nedeniyle tarihsel süreç boyunca Kürtlere olan ilgisi oldukça fazladır. Bu ilgi pozitif anlamda anlaşılmamalıdır. Rusya devleti, Osmanlı İmparatorluğunun doğuda sınır komşusudur ve Osmanlı Devleti ile yüzyıllar süren bir husumete sahiptirler. Osmanlının doğu sınırları boyunca Kürdistan coğrafyası yer alır ve Kürdistan coğrafyasında Kürtler ve Ermeniler iç içe yaşarlar. Rusya, Osmanlı ile devam eden husumetinden dolayı doğu sınır boyunca yaşayan Kürtler ve Ermenilerle ilgili farklı hesaplara sahiptir ve bu hesapların onlarca pratiği tarih sahifelerinde mevcuttur. Rusya’nın bölgede faaliyet gösteren misyonerleri vasıtasıyla bölgedeki gelişmeleri an be an izlenmiş, Kürt aşiretleriyle farklı zamanlarda ilişkiler geliştirmiş ve raporlamıştır.

Rusya’da Ekim 1917 yılında gerçekleşen devrimden sonra Kürtlerle olan ilişkileri farklı bir formatta devam eder. Osmanlının yerine ikame edilen Türkiye Cumhuriyeti ile Sovyetler Birliği artık hasım değil hısımdır. Sovyetler Birliği’nin Kürtler ile olan ilişkileri artık Türkiye olan ‘dostluğun’ gölgesinde devam eder. Bu makalemizde Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesinden sonra oluşan denklemde Sovyet Rusya’nın Kemalist harekete ve Kürtler adına Azadi Cemiyeti olan ilişkilerini mercek altına almaya çalışacağız.

Rusya’da Bolşeviklerin iktidarda oldukları döneme ait devlet arşiv belgeleri, Sosyalist sistemin çöküşünün akabinde araştırmacılara açılmıştır. Sovyetler Birliği arşivlerde Kürdistan İstiklal Cemiyeti (Sovyet belgelerinde Erzurum Kürt Komitesi olarak geçer. T.S.) ve Cemiyetin lideri Halit Bey’le ilgili çok sayıda dokümanın mevcut olduğunu yapılan araştırmacıların kısmen yayımladıkları belgelerden anlıyoruz. Bu makaleyi yazarken yararlandığımız kaynakların çoğunluğu ikinci el kaynaklardır. Sadece Cibranlı Halit Bey’in Bolşevik Devriminin lideri V. İ. Lenin’e yazdığı mektup ile Azadi Cemiyetinin Bolşeviklere önerdiği on maddelik protokol metninin Rusçasını Dr. Ekrem Önen’den aldığımızı belirtelim. Ayrıca Aris Arda’nın aktarımı ile Güney Kürdistanlı araştırmacı Dr. A. Hawrami’nin “Sovyetler Birliği ve Piranlı Şex Said Devrimi” adlı eserindeki belgelerden, Kürt tarihçisi Aso Zagrosi’nin yayımladığı belgelerden, Mehmet Perinçek’in ‘Sovyetler Birliği Belgelerinde Kürt İsyanları’ adlı kitabından yararlandık. Rusya’nın Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde çalışan Sayın Fevzi Namlı, çalışmalarının bir kısmını yayımladı ve yayımladığı belgeleri benimle paylaştı. Bir Sovyet diplomatı olan Boris Şaxlovski’nin 1917 yılında yazdığı ‘Kürt Raporu’ ile 25.01.1925 ve 03.02.1925 tarihli Ankara’dan Moskova’ya gönderdiği raporlar Sovyet Rusya Kürt politikasının anlaşılması açısından son derece öğreticidir. Ayrıca Sovyet kurumlarında çalışan Prof. Dr. Manuel Arseneviç Hasretyan’ın Ermenistan Bilim Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsünün yayın organında yayınlanan ‘1925 Kürt Ayaklanması’ adlı makalesi, hakeza Prof. Dr. S. Lazarev’in ‘Emperyalizm ve Kürt Sorunu’ adlı kitabı ile Sovyet ekolüne yakın olan Kürt tarihçisi Dr. Kemal Mazhar Ahmad, 1971 yılında Şems-i Kurd dergisinin 2. Sayısında yayımlanan ‘1925 Büyük Kürt Ayaklanmasının Niteliği Üzerine’ adlı makalede çarpıcı bir detay yer almaktadır. Yazarın anlatımlarına göre, Sovyet Doğu Bilimleri Enstitüsünde; Sovyet bilim adamları tarafından 1925 Hareketine dair yapılan değerlendirmelerde değişikliğe gidilmiş ve şunlar söylenir:

“İlk defa 1963 yılı başlarında söz konusu tezden sonra Sovyet Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsünde, Sovyet uzmanlarınca ‘tezdeki gerçekler ışığında 1925 Türkiye Kürdistanı ayaklanmasına ilişkin görüşlerin yeniden gözden geçirilmesine karar verildi.”[1] Yazarın anlatımlarına göre; 1925 Kürt Ayaklanmasına dair görüşlerde meydana gelen değişikliğin kendi çabalarının etkili olduğunu vurgu yapıyor ve devamında ‘…1925 ayaklanmasının niteliği ve gerçek veri hakkında her şeyi alt üst eden en büyük nedenlerden biri, şoven Türk yöneticilerinin bu amaçla ortaya attıkları sayısız karışıklıklar ve özellikle, ayaklanma tarihiyle ilgili araştırmalara kaynak olan haber ve sahte belgelerdir.” [2]

Prof. Ahmed’in dikkat çektiği bu husus sadece Sovyet Rusya’da değil Kürt çevrelerinde de 1925 Hareketinin değerlendirilmesinde temel materyal olarak kullanıldığını ifade edelim ve özellikle 1925 Kürt Ayaklanmasının değerlendirilmesinde yeni ve farklı bir bakış açısının gerekliliği ortada olduğunu belirtelim.

Sovyetler Birliği arşivlerinden çıkan belgeleri, 1918-1922 ve 1922-1925 dönemlerinde meydana gelen olayları dikkate alarak sunmaya gayret edeceğiz. Bilindiği gibi Azadi lideri Halit Bey’in siyasi faaliyetleri Birinci Dünya Savaşının bitmesiyle başlar. Birçok kaynağa göre Halit Bey, 1918 yılında İstanbul’da kurulan Kürdistan Teali Cemiyetinin aktif bir üyesidir ve Paris’te sürdürülen görüşmeleri yakından izlemekte ve Şerif Paşa’ya destek vermektedir. Sovyet arşivlerinden çıkan belgelere göre de Halit Bey ve arkadaşlarının siyasi faaliyetleri; Mustafa Kemal’in siyasi faaliyetlerinin başlamasıyla aynı döneme de başladığı not edilmektedir.

Ulaşabildiğimiz belgelere göre Azadi (KİC) adına Halit Bey ile Sovyetler Birliğinin Erzurum Konsolosu Pavlovsky’inin temasları 1920’li yıllara dayansa da Azadi’ye (Erzurum Kürd Komitesi) dair yazışmalar 1922’li yıllarda başlar. Halit Bey ve arkadaşları Sovyetler Birliği ile kendi Cemiyetleri adına görüşmelere başlamışlardır. Bunun gerçekleşmesi başlı başına önem arz eder. Aşağıdaki belgelerde anlaşılacağı üzere Sovyet yetkilileri de Azadi’ye sıradan bir oluşum gözüyle bakmıyorlar. Bölgedeki birçok Sovyet diplomatı gönderdikleri raporlarında Halit Bey liderliğindeki cemiyetle ilişki kurulması, Kürtlere yönelik sürdürülen politikanın değişmesi gerektiğini önermişler, ancak bu öneriler hayata geçmemiştir. 15 Ekim 1922 tarihli belgeye göre Pavlovsky’inin, Azadi Cemiyetinin faaliyetlerini Halit Bey’in ağzından şöyle aktarır:

“Halid Bey adlı bir önderinin söylediklerine göre Mustafa Kemal’in Türk devletini kurduğu dönemde Kürd hareketi “Kurdistana Azad” şiarı adı altında faaliyetlerine şöyle başladı:

1918 yılında Anadolu’da devrimci hareket başladığı zaman Kürd aydınlarının bir kesimi Otonom bir Kürdistan şartıyla bu harekete katıldılar. Erzurum’da yapılan gizli bir toplantıda Kürd önderleri Türkiye’ye devrimci dayanışmada bulunacakları, eğer devlet Kürdlerin bağımsızlık hakkını tanımasa Kürdistan’ın tüm bölgelerinde ayaklanma başlatacakları kararı alıyorlar.”[3]

Pavlovsky’inin Halit Bey’in ağzından aktardığı ve başka kaynakların da doğruladıkları bilgilere göre Halit Bey’in önderliğindeki çalışmaların 1918’li yıllarda başladığını söylemek mümkün. Aşağıda sunacağımız belgelerden anlaşılacağı üzere 1919 ile 1922 yılları arasında Türklere Konfedere bir sistemi önerdikleri, 1922’nin son aylarından sonra bağımsızlık alternatifine yöneldikleri belgelerden anlaşılmaktadır. Bizi bu düşünceye götüren Cemiyetin Merkez Komite üyelerinden Binbaşı İsmail Hakkı Bey’in (Şaweys), Kemal Fevzi Bey ve Halit Bey’in belgelere yansıyan açıklamalarıdır.

Sovyet belgelerine göre Azadi Cemiyeti, 20 Aralık 1922 yılında, Sovyetler Birliğinin Erzurum Konsolosluğuna 10 maddeyi içeren bir protokol metni sunar. Azadi (KİC), kendilerine yardım edilmesi şartıyla iş birliğine hazır olduklarını beyan eder. Yine aynı amaçla Azadi Lideri Halit Bey’in imzasıyla 04.01.1923 tarihli V. İ. Lenin’e sunulmak üzere bir de mektup gönderilir. Her iki belge Cemiyet’in amaçları ve stratejisinin anlaşılabilmesi açısından son derece önemlidir. Sovyetler Birliği Erzurum Konsolosluğuna sunulan protokol metninin Türkçe çevirisi ile birlikte Kürt Araştırmaları, Nisan 2024, 11. Sayıda ‘Kürdistan İstiklal ve İstihlas Cemiyeti’ isimli makale de yayınlamıştık. 04.01.1923 tarihli mektubunu ise mektubun Kürtçe çevirisini yapan Sayın Fevzi Namlı kaleminden aktaralım:

Nama Xalid Begê Cibrî

Tarîxa wergera namê 04. 01. 1923

Ez hîs dikim raya giştî a gelê Kurd a ku ez jî endamê wî gelî me, ber bi terefê îngilîzan ve diçe. Îngilîz dixwazin xwe bidin nîşandan, xwedêgiravî berê tevgera wan ber bi azadî û serxwebûna kurdan de ye. Ez bi xwe ji vê sempatiya li hember îngilîzan heye ti neticeyên baş hêvî nakim. Ez baş bawer dikim ku gelê me bes bi piştgirîya rûsan dikare azadî û serxwebûnê bistîne.

Ji bona ray û sempatiya kurdan li hember îngilîzan kem bibe û sar bibe û herweha sempatiya gelê Kurd li gel rûsan zêde bibe, pêwist e ji bo vê bingehek çêbibe. Ji bona avakirina vî bingehî min ji we re şert û pêşniyarên me di deh xalan de pêşkêş kiribû. Eger hikûmeta Rûsyayê pêşniyarên me qebul dike û alîgir e, ku em hikûmeteke Kurd di çerçeweya van xalan de ava bikin, wê gavê ji bo me pêwîst e, ku hûn bersîveke vekirî a teqabulî van şertan dike, bidin.

Gava ji teref hikûmeta Rûsyayê bersîvek pozitif bê, wê gavê em ê rêxistina xwe xurt bikin û bi serokên eşîran û rêberên kurdan, bi aktifî dest bi hereketê bikin. Bes wê gavê ez soz didim, ku ez ê karibim navên çend kesên Komîta me û biyografiya wan ji we re pêşkêş bikim. Eger Rûsya piştgiriya me bike ew ê Komîta me bi aktifî dest bi karê xwe bike. Li ser esasên ku eleqên min bi rêber û serokeşîrên kurdan re xurt in û min bawerîyek saxlem daye wan, ez bi her awayî bawer dikim ku ew ê sempatiya xelkê me li hember rûsan zêde bibe.

AVP RF F. 0132. Opis: 6. Pop N. 288. L: 212-215”[4]

“(Üyesi bulunduğum Kürt halkının genel kanısına göre, Kürtler İngiltere yanlısı bir eğilime sahiptir. İngilizler, Kürtlerin özgürlükleri ve bağımsızlıklarından yana olduklarını propaganda ediyorlar. Böyle bir izlenim vermek istiyorlar. Şahsen İngiltere sempatizanlığının hiçbir yarar sağlayacağına inanmıyorum.

Halkımızın Rusların yardımıyla özgürleşebileceğine inanıyorum. Kürtlerin İngiltere’ye sempati duyup yandaşlığa kapılması önlenmeli. Ruslara daha sıcak bakmalı ve bu uğurda çalışmalı. Buna uygun ortam hazırlanmalı. Böyle bir tabanın oluşturulması için kararımızı ve on maddelik görüşlerimizi size bildirdik. Rusya devleti önerilerimizi olumlu bulursa ve bu çerçevedeki bir Kürt devletinin kurulmasına yardımcı olacaksa, bize açık ve olumlu şekilde yanıt vermenizi diliyoruz. Devletinizin olumlu yanıtı geldiğinde, örgütümüzü genişletme ve ileri götürme olanakları elde etmiş olacağız. Böylece aşiret reisleri ve siyasi önderler aktif bir şekilde toparlanmış olur. Böylesi bir durumda, komitemizin sorumlularını, isimleri ve geçmişleriyle tanıma olanağınız da gerçekleşecektir. Buna söz veriyorum. Rusya’nın yardımıyla Komitemizin örgütlülüğü ve eylemliliği de artacaktır. Kürt aşiret reisleri ve halk önderleri bana güveniyorlar. Ben de sevgi ile yaklaşacağına inanıyorum.

Azadî Örgütü Lideri

Cibranlı Miralay Halit Bey)”[5]

Halit Bey, V.İ. Lenin’e gönderdiği mektubunda Sovyetler Birliği’nin yardım etmesi halinde, ayaklanma için harekete geçmeye hazır olduklarını belirtir. Azadi yöneticilerinin Lozan’da devam eden görüşmelerden beklentileri kalmamıştır. Zira belgelerden anlaşıldığı kadarıyla Azadi yöneticileri Lozan görüşmelerine Kürtler adına katılmak için girişimde bulunmuşlar, ancak talepleri kabul görmemiştir. Son dönemeç olarak gördükleri Lozan görüşmelerinin Kürtlerin aleyhine bir zemine oturmasının anlaşılması üzerine bağımsızlık için genel ayaklanmayı gündemlerine aldıklarını ve diplomatik faaliyetleri yoğunlaştırdıklarını söylemek mümkündür. Gerek belgelerden ve gerekse Azadi Merkez Komite üyelerinden Binbaşı İsmail Hakkı Bey’in (Şaweys) ile Kemal Fevzi Bey’in anlatımlarından Cemiyetin Lozan Antlaşmasının imzalanmasına kadar konfederasyon modelini önerdiklerini yukarıda belirtmiştik. Binbaşı İsmail Hakkı Bey’in (Şaweys), Kürdistan İstiklal Komitesi adlı makalesinde bu durumu söyler:

“ Li ser vê veguherîna Peymana Sewrê bi Peymana Lozanê re şoreşa Xalid Begê Cibrî di bin serkirdayetiya Komîteya Îstîklala Kurdîstanê de rabû piyan.”[6] (Sevr Anlaşmasının Lozan Anlaşmasına evrilmesi üzerine Halit Bey’in Devrimi Kürdistan İstiklal Komitesi önderliğinde ayağa kalktı. T.S.)

Azadî’nin dönemin bütün Kürt legal ve illegal örgütlerini bir araya getirme çabası içinde ve illegal bir çekirdeğe bağlı cephe tipi askeri- siyasi bir örgütlenme olduğunu söyleyen İsmail Hakkı Bey, Cemiyet’in hedeflerini şöyle anlatır:

“Ev komele di demekî kurt de li Kurdîstana Tirkîyê li her şeş bajaren mezin belav bu û dest bi xabate kir. Komeleyen eşkera û nîhenî (legal ve ilegal) yen Kurdîstanê, wek komela Tealîya Kurdîstanê, Teşkîlata Îçtîmaî, Hevî, demokrat û sosyalîsten Kurdîstanê xwe gîhadin hev…

Bi vî awayî li salen 1921-1922 yan, çi eşkera, çi pîhenî, hemu partî û komeleyen sîyasî yen gele Kurd li Kurdîstana Tirkîye leşgerî, ango arteş û sîyaseta li hember devre, divet ku ev du gel serbixwe bijîn; gele Kurd bi zîman û çanda xwe ya netewatîye u li gor bawerîya xwe ya dînî û kurdayetîye di Kurdîstane îdare bike û aborîya xwe ji cihe be, eynî mînanî Awusturya û Macarîstane, wek konfederasyoneke Kurd û Tirk de bî hev re bijîn u wek du bira kedre hev bizanîn”[7]

(Bu örgüt, kısa bir sürede Türkiye Kürdistan’ında altı büyük şehre dağıldı ve çalışmaya başladı. Kürdistan'daki legal ve illegal örgütleri; örneğin Kürdistan Teali Cemiyeti, Teşkilat-ı İçtimaiye, Hevi, Kürdistanın demokrat ve sosyalistlerini bir araya getirdi…

Bu amaçla 1921-1922 yıllarında legal ve illegal, bütün parti ve Kürt siyasal örgütler, Türkiye Kürdistan’ında askeri, ordunun siyasetine karşı, iki halk bağımsız yaşamalı; Kürt halkı dili ve ulusal kültürünü amacına göre dini ve Kürtlüğü ile Kürdistanı idare etmeye, ayrı bir ekonomi, örneğin Avusturya ve Macaristan Konferasyonu gibi Kürt ve Türkler birlikte yaşamalı ve iki kardeş gibi kıymetlerini bilmeli T.S.)

İsmail Hakkı Bey, Cemiyetin 1921-1922 yıllarında konfedere sistem talep ettiğini söyler ve buna Avusturya- Macaristan örneğini verir. İsmail Hakkı Bey’in dillendirdiği görüşler, Kemal Fevzi Bey tarafından Urmiye Sovyet Rusya Konsolosluğunda gerçekleşen görüşmede söyledikleriyle örtüşmektedir.

Aslında Sovyetler Birliği’nin 1920’lerden sonra Kemalist hareketi desteklediği bilinmektedir, ancak 1923 Lozan Anlaşmasının İngiliz- Fransızların işbirliği ile şekillenmesi ve Kürtlerin milli haklarından yoksun bırakılmaları, Sovyetler Birliğinin politikasında bir değişikliğe gidip gitmeyeceğini anlamak istiyorlar. Gerek Yusuf Ziya Bey’in ve gerekse Kemal Fevzi Bey’in görüşmelerinden de anlaşılacağı üzere iki hususun netleşmesini talep etmektedirler. Bir, Sovyetler Birliğinin Türkiye ve İran devletlerine karşı tutumu nedir? İki, Sovyet Rusya Azadi’nin ‘Fars Kürdistan’ındaki faaliyetlerine razı olacak mı?’ Azadi muhtemel bir hareketlenmede çalışmalarını Kuzey Kürdistan’la sınırlı tutmak istememektedir. Buna dair süregelen girişimleri mevcuttur. Söz konusu çalışmalar Sovyetler Birliğinin belgelerinde yer alır. Bu belgelerden birisi Halit Bey’in Şeyh Mahmut Berzenci’nin temsilcisi Ahmet Taki üzerinden Simko’ya gönderdiği mektuptur. Bir diğer belge ise Azadi tarafından görevlendirilerek Doğu Kürdistan’a gönderilen Kemal Fevzi Bey’in yaptığı temaslara dair belgedir. Ahmet Taki ve Kemal Fevzi Bey’in ziyaretlerinin iki ay arayla yapıldığını belirtelim. Kemal Fevzi’nin Simko aracılığı ile Sovyetler Birliğinin Urmiye Konsolosuyla temasları Ekim-Aralık 1923 tarihleri arasında gerçekleşir. Söz konusu belgeleri aktaralım:

“Şeyh Mahmut Berzenci’nin temsilcilerinden Ahmed Taki eliyle Sımko’ya (İsmail Ağaye Şıkaki) mektup gönderir. Bu mektubunda Halit Bey, Sevr Anlaşması görüşmelerinde yaptıkları çalışmalara değinir ve sonuca dair tepkisini dile getirir. Simko’ya gönderdiği mektubunda şöyle diyor Halit Bey:

“Halid Bey şöyle buyurdu: Kürt Milleti çok talihsizdir. Bizim bir süreden beri cemiyetimiz var ve Kürtlerin bağımsızlığı için mücadele ediyoruz. Özellikle İngilizler nezrinde çok iş yaptık ve itilaf güçlerinin zaferinden sonra büyük bir Kürdistan kurmalarını bekliyorduk. Sonunda bunun yerine bizi aldatmaya ve hilelere başladılar ve Kürdistan yerine Ermenistan kurdular. Yani Adana’da bir Ermeni yönetimi, Erivan’da da bir Ermeni Hükümeti oluşturdular. Kuzey Kürdistan illerinden Van, Kars, Beyazid ile Erzurum’u bu hükümette kattılar. Yine Süleymaniye’de Şeyh Mahmud yönetimine son verdiler. Sadece Diyarbekır’de birkaç ağır koşulla Ermenilerle kuşatılan küçük bir yönetim kurmaya karar vermişler.

…Sonunda Halid Bey şöyle buyurdu: Bu mektup ve şifre ile birlikte gizlice İsmail Ağaye Sımko’ya iletmem için bu sözleri söylüyorum. İsmail Ağaya arz et ki kendi tarafından iş birliğini artırsın ve aynı şekilde Ruslarla ilişki kurmaya çalışsın, belki bize yardımda bulunurlar.”[8]

Halit Bey’in Ahmet Taki üzerinden Simko’ya gönderdiği mektup, Kemal Fevzi Bey’in temaslarından bir buçuk ay öncesine dayanır. Simko, Urmiye Konsolosuna hitaben yazdığı ve Kemal Fevzi Bey’le ile gönderdiği mektubunda bu hususu dile getiriyor. Simko’nun Kemal Fevzi Bey aracığı ile Sovyet Rusya’nın Urmiye Konsolosluğuna gönderdiği mektup:

“Kürdistan’daki olayların özeti- 16 Ekimden 1 Aralık 1923’e kadar

Kuzey Kürd önderleri Simko ve arkadaşlarıyla ilişkilerini geliştirmek istiyorlar. Biz bir önceki bültenimizde Kürdlerin İngilizlere ve Türklere doğru gidişlerinin siyasi yenilgiye gitmesi neticesinden Xalid Bey’in grubunun tüm Kürdistan çapında mevzi kazanmasına ve güçlenmesine neden oldu. Xalid Beyin grubu sağlıklı ve birleşik bir merkez olarak hala siyasetini değiştirmemiştir. Bir başka söylem ile Sovyetlerin yardımıyla Türkiye’de Kürdlere özgürlük getirmek istiyor.”

“Gururla değerli şahsiyetlerinize teşekkürlerimi bildiriyorum…

Ben bir buçuk ay önce temsilcim Muhammed Emin Bey aracılığı ile şifreli bir mektup size ulaştırmıştım. Bu mektupta sizin ile görüşme talebinde bulunmuştum. Bundan dolayı gelişmeleri detaylarına kadar sizin ile görüşmek amacıyla ve benim isteğim üzerine gelen Merkez Komite üyesi olan Kemal Fevzi Bey’i size gönderiyorum.

Ben insanlığın kurtuluşu için büyük bir görevi omuzlayan büyük Sovyet devletine büyük önem veriyorum. Sizin büyük devletinizin deklare edilmiş amaçlarından biri: ezilen halkları özgürleştirmek istiyor. Eğer dünyada kahraman bir halk varsa, bağımsızlığını, ulusal gururunu ve saygınlığını elde etmemişse ne yazık ki komşunuz olan Kürd halkıdır. Kürd halkının gerçekten sizin yardımınıza ihtiyacı vardır. Ben de bu halkın evlatlarından biriyim. Ben ve tüm Kürdistan o inançtayız ki yalnızca büyük Sovyet Devleti bize gerçek yardım ve dayanışma elini uzatabilir, bizi himayesine ve kanatları altına alabilir. Ben canı gönülden şerefli ve insani devletinizin tüm talimatlarınızı yerine getirmeye hazır olduğumu bildiriyorum…

Teşekkür ile Rustem (Simko)

Sovyet belgelerine göre Kemal Fevzi Bey’in 28 Kasım 1923 tarihinde Urmiye Konsolosluğunda gerçekleşen görüşmeden rapor edilenler:

“Kemal Fevzi hemen o akşam yanımıza geldi.. O kendisini Kürd örgütünün (Azadi T.S.) merkez komite üyesi ve Kürd komitesinin propaganda bölümünün üyesi olarak tanıttı…

Görüşmeler esnasında Kemal Fevzi dikkat çeken bir hususa değindi. Kemal Fevzi’nin söylediklerine göre Xalid Bey grubunun İstanbul’daki Kürd önderleriyle sürekli ilişkileri vardı.. Kendisinin de üyesi olduğu İstanbul grubun da bağımsız Kürdistan için çaba içindedir. Kemal Fevzi’nin söylemlerine göre İstanbul’daki Kürd önderleri İngiliz taraftarı olarak faaliyetlere başladılar. Fakat daha sonra Erzurum Komitesinin tavır ve görüşlerini kabul ettiler. İstanbul’daki Kürd önderleri de o inanca vardılar ki yalnızca Sovyet Rusya’nın yardımı ile Kürtler amaçlarına ulaşabilirler ve iyi bir sonuç elde edebilirler. Kemalistlerin İstanbul’a yönelik askeri saldırı esnasında, illegal Kürd komitesinin üyelerinin büyük bir kesimi şehri terk etti…Bu üyelerin bir kısmı gizli olarak Erzurum’a geçtiler…Erzurum Komitesi onların gelmesiyle güçlendi ve gelişti. Yalızca Erzurum vilayetinin temsilciliğini değil, Van vilayetinin kuzeyini, Bitlis vilayetini, Muş şehrini ve hatta şimdi Komite tüm Kuzey Kürdistanı temsil etme davası güdüyor. Bundan dolayı Erzurum Kürd Komitesi isim değişikliğine giderek “Komitey Nawendî Kurdistan” (Kürdistan Merkezi Komitesi T.S.) ismini aldı. Aynı zamanda Komitenin Kürd sorununa ilişkin görüşlerine açıklık getirdi: Geçmişte Erzurum Komitesi Türkiye devleti çerçevesinde Kürdistan için otonomiyi kendisine bir asgari program olarak oluşturmuştu.. Fakat şimdi geçen yıldan beri Türkler Kürd milletinin hiçbir istemini yerine getirmeyeceklerini pratikte gösterdiler. Kürd mecburiyet karşısında bağımsız Kürdistan şiarını yükseltiler.

Bu durumdan itibaren Komite şu kararları alıp ve gereken adımları atacak:

-Tüm Kuzey Kürdistan önderlerini tek çatı altında toplayarak, genel silahlı bir ayaklanmayı hazırlamak;

-Sovyetler Birliği ile ilişki kurmak ve Kürd ulusal hareketine vereceği yardımlar konusunu görüşmek;

-Sonra Güney Kürdistan önderleriyle ilişki kurmak;

-Ayrıca Komite bir kararında bir üyesini de işleri yürütmek amacıyla Simko’nun yanına göndererek, sürekli orada bulundurmak…”

Kemal Fevzi Bey’in Konsolosluk yetkilileriyle yaptığı görüşmede; kendi pozisyonlarını anlatmayı ve karşı tarafın tutumu hakkında bilgi edinmeyi ve Simko’nun desteği[9] ile Sovyet Rusya’ya baskı yapmayı amaçlamaktadır. Kemal Fevzi Bey’in yaptığı görüşmeden dokuz ay önce 03. 03.1923 tarihinde Azadi (KİC) adına Yusuf Ziya Bey’in Sovyetler Birliği yetkilileriyle yaptığı görüşmede, 20.12.1922 tarihinde sunulan protokolde belgesinde belirtilen hususlara bir kez daha açıklık getirir ve destek sunmaları karşılığında Kürdistan’dan taleplerinin ne olduğunu sorar. Söz konusu görüşme Emailov A. tarafından 06.03.1923 tarihinde rapor edilmiştir. Raporun bir bölümünü aktaralım:

“1-Kürdistan Bolşevik sistemini kabul etmez…

2-Kürdistan Sovyet Rusya’nın içine dahil olmaz. Kürdistan’ın bağımsız olması gerekiyor.

3-Acaba Sovyet Rusyası bu şartlara karşı Kürdistan’a yardım edebilir mi?

4-Acaba Rusya Fars Kürdistanı’nda bizim çalışmalarımıza razı olacak mı?

5-Rusya’nın Türkiye ve Fars devletine karşı tavrı nasıl olur, eğer Fars devleti Kürdistan’a karşı saldırıya geçerse?

6-Rusya vereceği yardımlar karşısından Kürdistan’dan ne istiyor?”[10]

Kürt tarihine dair ciddi çalışmalar yapan Aso Zagrosi, 2010 yılında yayınlanan ‘ Sevgili Şapkalı’ adlı makalesinde Kürdistan İstiklal Cemiyeti ile Sovyet Rusya arasında gerçekleşen ilişkileri mercek altına alır ve şu değerlendirmeleri yapar:

“ Cıbranlı Xalid Bey’in önderliğindeki Azadi örgütü Türk devleti ile nihai bir hesaplaşmaya girmek için siyasi, örgütsel, askeri, lojistik ve diplomatik hazırlıklar içine girmişti. O dönem hareketli, dini ve farklı siyasi anlayışlara sahip olsalar da bağımsız Kürdistan konusunda hem fikir olan Şex Mahmut, Xalid Bey ve Simko arasında ilişkiler ve mektuplaşmalar vardı.

Sovyetler Birliği Komunist Partisi (Bolşevik) sekreterliği 23.12.1946 tarihinde Kürd Meselesine ilişkin Sovyetlerin çeşitli diplomatik çevrelerine gönderdiği bir talimatı var. Tam da Doğu Kürdistan’da Peşawa Qazi Muhamed önderliğinde Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti gündemdeydi.

SBKP Sekreterliği ‘Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığının Kürd Meselesine İlişkin Kararı’ ana başlıklı talimatında Kürdlerin ilişkilerinin tarihçesi hakkında bilgi verilirken ‘Erzurum Komitesi Başkanı Xalid Bey Cibranlı 1922 yılında Bağımsız Kürdistan kurmak amacıyla Sovyetlerden yardım istedi.’ Diyor. Yine aynı belgede başka bilgiler var. Mesela Yusuf Ziya Bey’in ‘İstanbul Kürd Komitesi’ adına hareket ettiğini ve Cibranlı Xalid Bey ile Ankara Sovyetler Birliği Büyükelçiliğini ziyaret ettiklerini yazıyor…

Şunun altını çizmek lazım. Yusuf Ziya Bey önderliğindeki ‘İstanbul Kürd Komitesi’ daha sonra Şehid Cibranlı Xalid Bey önderliğindeki ‘Azadi’ örgütüne katıldığını biliyoruz. Bu konuda bir hayli belge var. Bizim için önemli olan husus ‘Kürdistan İstiklal Komitesi’ Başkanı Xalid Cibri’nin 1922 yılında Sovyetler Birliği ile partisi adına resmi ilişkiye girmesidir. Sovyet Konsolosunun Kürdistan’ın ‘en teorik ve askeri’ şahsiyeti olarak değerlendirdikleri Cibranlı Xaid Bey ile ilişkileri en azından 1920’ye dayanıyor.’[11]

Azadi’nin (KİC) Sovyetler Birliği ile 1921-22’li yıllarda başlayan görüşmeleri 1924 yılına kadar sürmüştür. Gerek Halit Bey gerekse Yusuf Ziya Bey ve Kemal Fevzi Bey tarafından sürdürülen görüşmelere rağmen Sovyet Rusya’nın yardımı hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. 1924 yılına gelindiğinde KİC liderlerinin Sovyetlerden yardım alma umutları kalmamıştır. 12 Ocak 1924 tarihli Sovyetler Birliği Erzurum Konsolosluğunun raporunda Halit Bey’in ağzından aynı husus dile getirilmektedir:

“Kürt Komitesinin bazı üyelerinin ve bu komitenin başkanı Xalid Beyin benim ile devamlı ilişkileri vardı. Fakat son dönemlerde bizim ilişkilerimiz iki nedenden dolayı koptu: Birincisi; Türk polisinin genel gözetimi ve özellikle bizim Konsolosluğumuz üzerine gözetiminden dolayı… Bu gözetim o kadar yoğundur ki bizim ile ilişkileri ortadan kaldırmıştır. Hem soru soruyor ve hem de bizden açıklama istiyorlar. Kürd Komitesi de ajanlardan kendisini korumak, ihtiyatlı davranmak amacıyla bu detayları göz önüne alıyor.

İkincisi ise; Xalid Bey’in başkanlığındaki Kürt Komitesine yoldaş Surtis’in talimatı üzerine kendilerine bildirildi ki Kürt Komitesi bir çok defa bizden yardım ve ilişki talebinde bulunmuş ve şimdiye kadar Sovyet devleti Kürt Komitesiyle görüşmek için bir temsilci tespit edip göndermedi… Benim Xalid Beye yaptığım bu açıklamadan sonra, o bana cevaben şöyle dedi: Sovyet devletine olan taleplerimizin boşa çıkarılması ve dikkate alınmamasına rağmen (Taleplerimiz teşebbüs ve ısrarla reddedildi) fakat, Kürt Komitesinin tüm üyeleri ve Kuzey Kürdistan halkıyla birlikte her zaman Sovyet devletinin siyasetinin yandaşı olacaklarını Sovyetlere söz veriyorlar... Kürt kurtuluş hareketinin Sovyetlerden istediği tek şey yardımdır...”[12]

Sovyet yetkileri ile KİC adına yapılan görüşmelerin içeriklerinden şu sonuçları çıkarmak mümkündür. 1923 yılına konfedere bir yapıyı çözüm olarak düşünen ve tartışan Azadi yönetimi, 1923 sonrası bağımsızlığı bir hedef olarak önüne koyar. Cemiyet, atılacak adımlarda Sovyet Rusya’nın tutumunu önemsemektedir. Zira Sevr ve Lozan anlaşmalarının deneyiminden hareketle İngiltere-Fransa ikilisinin Kürtlere dair politikaları hayal kırıklığı yaratmıştır. Sevr görüşmelerinde Şerif Paşa- Seyyid Abdulkadir çatışmasının, Şeyh Mahmut ile Ankara ilişkilerinin, Şeyh Mahmud’un Ankara’ya gönderdiği heyetin aylarca bekletilmesi, Damat Ferit Paşa hükümeti ile Kürdistan Teali Cemiyeti arasındaki otonomi görüşmelerinin Osmanlının içinden geçtiği alt-üst oluş sürecinin manevralarından ibaret olduğunu not etmemiz gerekiyor. Elbette söz konusu süreçlerde Kürtlerdeki iç çekişmelerin yarattığı olumsuz bir tablo mevcuttur. Bu tablonun belirleyici olduğu kanaatinde değiliz. Zira 20 devlet bahşedilen Arapların siyasal-örgütsel durumu Kürtlerden daha ileri değildir. Bu hususta belirleyici olan İngilizlerin Kahire-Bağdat- Yeni Delhi hattını güvenceye alırken Kürtlere ihtiyaçlarının olmamasıdır. Bir başka belirleyici husus ise Sovyet Rusya ile İngiltere’nin Ortadoğu’da sınırdaş olmak isteksizliğidir. Bu durum beraberinde tampon bir devlet olarak Türkiye’ye tekabül etmektedir. Kürtlerin devlet olması ne İngiliz-Fransızların ne de Sovyet Rusya’nın devletsel çıkarlarıyla örtüşmemektedir. Halit Bey’in işaret ettiği gibi Kürtlerin ‘talihsizliği’ buradan kaynaklanmaktadır. Bu denklem içinde Azadi yöneticilerinin Sovyet Rusya’ya yönelmesi ‘çaresizliğin’ beraberinde getirdiği anlaşılır bir durumdur.

Güney Kürdistanlı araştırmacı Dr. Afrasyaw Hawramani’nin Rus arşivlerine dayanarak yayımladığı belgelerde, Rus diplomatların bölgeden gönderdikleri Halit Bey’le ilgili değerlendirmeler yer alır ve Ekim 1924 tarihinde Erzurum’da gerçekleşen Mustafa Kemal Paşa- Halit Bey’in görüşmesine atıf yapılır. Söz konusu raporlarda çarpıcı tespitlerden bir bölüm aktaralım:

“Xalid Bey başından itibaren tüm gücü ve imkanlarıyla kendisini Kurd tarihi, dini ve sanatına ilişkin araştırmalara vererek çok yüksek bir mertebeye ulaştı. Şimdi ise o Kürdlerin en kabiliyetli okumuş insanıdır.

Xalid Bey askeri alanda çok bilgili ve işinin erbabıdır. Bundan dolayı taraftarı çoktur ve Kürdlerin arasında kendisine karşı büyük bir saygı var. Xalid Bey’in Kürd adet, gelenek ve göreneklerine ve Kürdlerin yaşamlarına ilişkin yürüttüğü araştırmalar, onu Kürd toplumunun ilerlemesi için imanla ve sağlam bir inançla çabalar içine soktu. Xalid Cıbranlı amacını da hiç kimseden gizlemiyor ve herkese de açık açık söylüyor. Türk hareketine hiç katılmadı ve ayrı hareket etti. Özgür bir şekilde sosyal ve toplumsal faaliyetlere kendini vermek istediğinden dolayı bir çok defa işinden ayrılma talebinde bulundu. Çünkü Xalid Bey’in siyasal faaliyetleri Türk devletinin gönlüne göre değildi. Onlar, Xalid Bey’in uzaklaşmaması için ve onu denetlemek için askeri kurum ve kuruluşlar içinde tutmaya çalışıyorlardı.

Deniliyor ki Mustafa Kemal Erzurum’a yaptığı son gezide Xalid Bey’i ziyaret etmiş ve kendisine işinden ayrılmamasını ve bunu düşünmemesini istemiştir.”[13]

Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü ile Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Bilimler Akademisi Doğu Bilimleri Enstitüsü Kürt Komisyonu tarafından hazırlanan analizlerde Halit Bey’in çalışmalarına yer verilmektedir. İsmi geçen çalışmada Halit Bey şöyle anlatılmaktadır:

“Halit Bey ve emrindeki alaydan başka subaylar, 1920 yılında bağımsız Kürdistan fikirlerinin yoğun propagandasını başlattılar. Halit Bey ve arkadaşları, Erzurum ve Sivas kongreleri kararlarına, aynı zamanda Türkiye Kürdistanı’nın Türkiye topraklarına katılmasını öngören “MisakI Milli” maddelerine karşı mücadeleyi örgütlemek amacıyla Varto, Karlıova, Malazgirt, Bulanık ve Hınıs ilçelerinde şeyh ve reisleriyle görüşmelerde bulundular. Onlar, Kürt halkının yüzyıllar boyunca karanlıklar ve bilgisizlik içinde tutan, onu en sıradan haklarından yoksun kılan Türk egemenliğinden kurtulma zamanının geldiği görüşlerine vardılar. Kürt liderler bununla birlikte, oluşan koşullarda bu hakların ulusal bilinçlenme düzeyini yükselterek silahlı ayaklanma ve kurtuluş mücadelesi fikirlerinin kitleler arasında yayılması yoluyla kazanılabileceği görüşündeydiler. Kürt liderler bu arada, Kürtlerin kendi ulusal giysilerini taşımaları, Kürtçe okuyup yazmaları tavsiyesinde bulunuyor. Cibranlı Halit Bey, Molla Ahmet Ciziri, Ahmedé Xane vb. Kürt siyaset adamları ve yazarlarının yapıtlarını yayıyordu.”[14]

Başında Prof. Hasretyan’ın bulunduğu bir grup Sovyet akademisyenin hazırladığı değerlendirmede ise Cemiyet’le ilgili şu tespitler yapılmaktadır:

“Sonraları Şeyh Said İsyanı adını alan hareketin başlangıç tarihi 1920’li yılların başlarına gidiyor.1923 Mayıs ayında tüm Kürt yer altı gruplarının harekete geçmesi ile Azadî Kürdistan, Kürdistan Özgürlük Komitesi’nin başkanlığında tek bir örgütte birleşme imkânı yaratıldı.”

“Örgüt konsprateryal karakter taşıyordu ve her birisi beş kişiden olan gizli gruplardan oluşuyordu. Komitenin Başkanı Albay Cıbranlı Halit Bey’dir. Cibranlı Halit Bey, göreceli olarak kısa bir zamanda Mutki aşiretinin reisi ve 1919’da Erzurum’da Heyet-i Temsiliye üyesi Hacı Musa’nın, Hasananlı aşiret reisi Hasananlı Halit Bey’in ve diğer Kürt aşiret reislerinin iş birliğini sağlamayı başardı. Komite ordu içinde de örgütlendi ve subayların bir bölümünü kendi yanına çekti. Bunlar arasında Irak kökenli olanlar vardı ve bunlarda Bağdat ve Halep ile bağ kurulmasını kolaylaştırdı…

İsyan şeyhler tarafından değil, esas olarak, başında Türk ordusunda Albay Cibranlı Halit Bey, gazeteci Kemal Fevzi, Doktor Fuat gibi tanınmış aydınların bulunduğu Azadî Kürdistan Komitesi tarafından hazırlandı”[15]

Bütün bu raporları yan yana koyduğumuzda gerek Sovyet diplomatlarının ve gerekse Sovyet bilim adamlarının durumu yakından takip ettiklerini, durumun farkında olduklarını, ellerindeki verilerin gerçeğe çok yakın olduğunu, ancak merkezi politikanın farklı olduğunu söyleyebiliriz. Sovyetler Birliği ve III. Enternasyonal’in olaya bakışı, Sovyet Rusya’nın çıkarlarını merkeze alan, büyük devlet politikası stratejisinin doğrultusunda şekillenmiştir. Sovyet Rusya, Kürdistan’ın parçalanmasına ve statüsüz bırakılmasına onay vermekte ve bu durumun Sovyet Rusya’nın çıkarlarına uygun olduğunu sundukları çeşitli raporlarda dile getirirler.

SSCB Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Bölümünden Pastochov’un imzasını taşıyan raporda şunlar söylenmektedir:

“1- Biz Kürd meselesini uluslararası bir mesele olarak görmüyoruz. Bundan dolayı Kürdistan için otonomiyi kim destekliyorsa desteklesin, reddediyoruz.”

“2- Otonom Kürdistan İngiltere ya da Türkiye’nin himayesi altında olabilir. Ama asla Fars devletinin himayesi altında olmamalıdır. Çünkü Sovyetler Birliğinin çıkarlarına karşı siyasi ve askeri bir tehlike olur. Bundan dolayı herhangi bir kayda değer otonomi planı oluştururken, üzerinde ciddi bir şekilde düşünmek gerekir.

3- Bizim Kürdistan’ın Güney (İngiliz) ve Kuzey (Türkiye) olarak bölünmesine ilişkin bilgilenmemiz gerekiyor.

  1. a) İngilizler, Güney Kürdistan’ı Irak’a bağlamaya çalışıyorlar.
  2. b) Eğer Türkiye Kuzey Kürdistan’a otonomi verirse bizim çıkarlarımıza tamamıyla zarar verecektir.”

“Türkiye Kürdistan’ına akıllıca otonomi verildikten sonra, hiçbir şekilde Fars Kuzey Kürdistan’ıyla birleşmesine imkân vermemek lazımdır. Fars Kürdistan’ının otonomisinin yıkılması uzak değil, yada yoldaş Somyatsky’nin önerdiği biçimde olur.. Fakat İngilizlere yönelik şikayete ilişkin, yani Güney Kürdistan’ın Irak’a bağlanması “bizim karşı durmamız için hiçbir çıkarımız yok.. Çünkü Kürdistan’ın tümü bizim hâkimiyetimiz altında olmaz. Ayrıca Kürdistan’ın bir parçası Irak üzerine gitmesi iyidir. Kürdistan’ın diğer parçaları da parçalansın.. Bu iş bizim çıkarımızadır ve sebep olacağı hususlar:

4) Türkiye, Irak ve İngiltere arasındaki ciddi çelişkileri kızıştırıyor”[16]

Bolşeviklerin Kürdistan politikası, yukarıda aktardığımız rapor doğrultusundadır. En önemlisi de Kürdistan’ın parçalanması konusunda Bolşevikler, İngilizler ve Kemalistler görüş birliği içindeler. Bolşevikler, Güney Kürdistan’ın İngiliz egemenliğine bırakılmasına açıkça destek vermekte ve “Kürtlere hiçbir statü tanınmamalıdır.” fikri açık beyan edilmektedir. Otonomi tanınması halinde bile birleşmelerine asla müsaade edilmemelidir. Kürdistan’ın parçalanması, “bizim çıkarımızadır” diyebilmekteler. Ortada tipik bir böl-yönet politikası vardır. Bundan çıkarılacak sonuç, Kürdistan’ın parçalanması sürecinde İngiliz ve Fransızların en büyük suç ortağı Bolşevik yönetimidir.

Dönemin Sovyetler Birliği Ankara Büyükelçisi S.İ.Aralov, anılarında Mustafa Kemal’e Kürt meselesi üzerinde yaptıkları konuşmayı şöyle aktarır:

“Mustafa Kemal, sık sık Kürt meselesi üzerinde durmuştur. Urumiye Gölü çevresinde yaşayan Kürtler, Türkiye ile birlikte hareket etme isteğini göstermişlerdi. Onların silahları, paraları vardı. İngiliz emperyalizmine karşı harekete geçmeye hazırdılar. Mustafa Kemal, ‘Kürt meselesi karışık, çetin bir meseledir’ demişti. ‘Şunu dikkate almalısınız ki, Kürdistan, petrol, bakır, kömür, demir ve daha başka madenler bakımından zengin bir ülkedir. Başta, başlıca düşmanlarımız İngiltere olmak üzere birçokları Kürdistan’a göz koymuş bulunuyorlar. Burada stratejinin İran’a, Kafkasya’ya, Irak’a giden ticaret yollarının da etkisi vardır. İngiltere, Kürtlerin iki devlete ait olmasından faydalanmakta, bunu bir koz olarak kullanmaktadır. İngiltere, kendi egemenliği altında bir Kürt devleti kurmak ve bu sayede İran’a, Kafkasya’ya kumanda etmek istemektedir. İngiltere, eskiden beri Kürt liderlerini satın almaktadır. Şimdi Kürt liderleri bölünmüş bulunuyor. Kimisi İran’a, kimisi İngiltere’ye, kimisi bize bağlıdır.

Mustafa Kemal, Sivas Kongresi sıralarında İngilizlerin padişaha bağlı hainlerle birlikte bu kongreyi başarısızlığa uğratmak ve kongre delegelerini tutuklamak için nasıl Kürtleri ayaklandırdıklarını hatırlattı. Mustafa Kemal, gülümseyerek’ Biz Türkler borç altında kalmayız’ dedi. ‘Güneyde Kürtlere, İngilizlere karşı başkaldırmaları için yardım ettik. Hain Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın İngilizlerle bir anlaşmaya vardığını ve bu anlaşma gereğince Kürdistan’ın Türkiye’den ayrılmasını kabul ettiğini herhalde biliyorsunuz.”[17]

Aralov’un Mustafa Kemal’e yaptığı görüşmede aktardıkları, Mustafa Kemal'in Kürt meselesine bakış açısını, aynı zamanda Sımko ve Şeyh Mahmut hareketlerindeki “Türk parmağını” açıkça ortaya koymaktadır.

Ayrıca Bolşevikler, “Güney Kürdistan’ın İngilizlere bırakılmasında bir sakınca olmadığını” beyan ederek İngilizlerle işbirliği yapmakla yetinmediler; Kürt hareketlerini “İngiliz işbirlikçisi” olmakla suçladılar. Bu suçlamalarının altında, Kemalist Hareketi temize çıkarma ve kendi politikalarının üstünü örtme niyeti vardır. Sovyetler de tıpkı İngilizler gibi güçlü ulusal devletlerin doğmasına izin vermedi. Destek sözü verdikleri Karadeniz’deki Rum-Pontus Şurası, Kars ve Erzincan şuralarının, İttihatçılar tarafından acımasızca yok edilmelerine ses çıkarmadılar. Bolşevikler aynı zamanda Doğu Kürdistanı'nda ayaklanan Simko liderliğindeki Kürt hareketine, dört bir taraftan baskı uygulamaya başladılar.

Sovyet Kürdologlarından Prof. Dr. M. S. Lazarev, Kürtlerle Türklerin beraber hareket etmeleri gerektiğini, ancak bunun gerçekleşmediğini söylemektedir:

“Burada Türk ulusunun emperyalist baskıya ve can çekişen Osmanlı İmparatorluğu’nun egemen çevresinin anti-nasyolaist politikasına, İngiltere karşısında yaltaklanan İstanbul hükümetinin sultan grubuna cevabı olarak gelişen Türk ulusal-özgürlük hareketinin ilk politik ve askeri başarıları oluşmuş, güçlenmiş ve sağlamlaşmıştır. Bu hareketin tartışılmaz lideri de daha savaş sırasında askeri yetenekleri ve yurtsever hareketleriyle ülkede popülerlik kazanan Mustafa Kemal Paşa’dır.”

“Bu dönemde Kürt halkının düşmanları ve dostları Türk halkıyla aynıdır. Bu, Kürt ve Türk ulusal hareketleri arasındaki müttefiklik için objektif bir yapı oluşturmuştur. Fakat bu müttefiklik oluşmamış, daha da önemlisi bu iki hareket arasında o dönemde karşıtlık ortaya çıkmış, uzun süre devam etmiştir.

Kemalistlerin Kürt nasyonal ideolojisine ve bu ideolojinin sürdürümcülerine yaklaşımı düşmanca olmuştur. Kemalist hareket içindeki etkili çevrelerin (özellikle nasyonalizmi şövenist bir şekilde yorumlayan sağ kanat) kendi anti-Kürt yönelimlerini haklı çıkarmak için bütün Kürt hareketinin, İngiliz yabancı olduğu versiyonunu bilinçli bir şekilde abartmış olmaları da etkili olmuştur. Bu açıdan Noel’in misyonları, anti-Kürt propagandayı şişirmek için uygun bir bahane de vermiştir.”

Prof. Lazarev’e göre iki halk arasında müttefiklik ilişkisi kurulamamıştır. Üstelik Kemalistlerin, Kürt Milliyetçi Hareketi´ne karşı tutumları düşmanca olmuştur. Lazarev’in bu konudaki tespitleri son derece yerindedir, ancak Kürt Ulusal Hareketi´ne düşmanca tutum takınan Kemalistlerin “ulusal Kurtuluşçu ve anti-emperyalist” gibi sıfatlarla rahatlıkla tarif edebiliyor.

Prof. Lazarev, Misak-i Milli ile ilgili de şunları söylemektedir.

“1-Kuşkusuz Kemalistler, belirgin derecede Osmanlı ve İslami renkli şövenist düşüncelerini deklare etmişler, fakat Jöntürkler’den farklı olarak onların realist olan nasyonal ideallerini Türkiye sınırlarınının daha ilerisine uzanmamışlardır.

2-Kemalistler, azınlıkların bölgesel kendi kaderlerini tayin hakkını ve burjuva nasyonalizminin ve burjuva demokratizminin sınırlandırılmış çerçevesi içinde ülkedeki ulusal sorunun çözümüne yönelik herhangi bir yönetim –politik önlemi tamamıyla reddetmişlerdir. Temel olarak onlar Türkiye’de bu sorunun varlığını reddetmişlerdir”[18]

Prof. Lazarev’in anlatımları kendi içinde çelişkiler taşımakta, kavramları siyasal bir bütünlük oluşturamamaktadır. Kemalist hareket, hem ulusal kurtuluşçu hem de şövenist diye tanımlanmaktadır. Lazarev, Kemalist hareketin anti-Kürt yanını öne çıkardığını kabul ediyor, başından beri Kürt hareketine iyi gözle bakmadığını vurguluyor ve İngiliz kışkırtmasının bir propaganda malzemesi olarak kullandığını söylemekten geri durmuyor. Çelişkiler tam da bu noktalarda yoğunlaşmaktadır. Sovyet Kürdologlarının tutumlarını Bolşevikler´in genel politikalarından ayrı değerlendirmek mümkün değildir.

19 Ocak 1923 yılında Sovyetler Birliği’nin Ankara Büyükelçiliğinden gönderilen raporda, Bolşeviklerin bölge politikasının Rusların sıcak denizlere inme ve etki alanlarını genişletme üzerine inşa ettiklerini açıkça ifade ediyor. Boris Şahovskiy[19] imzalı raporda Rusya’nın politikasının ana hatları şöyle ifade ediliyor:

“Şimdi gelelim Rusya’ya. İngiltere’nin kendisine önemli siyasal ve ekonomik çıkarlar sağlayabilen ve de Rusya’nın açık denizlere çıkmasını engelleyen önemli stratejik mıntıkaları ele geçirerek Yakındoğu’ya egemen olmaya çalıştığı sıralarda, Rusya’nın aynı bölgede egemenlik kurmaya ve açık denizlere çıkış yolları (ki bunların tamamı Boğazlar’da, İskenderun/Yumurtalık’ta ve Basra Körfezi’ndeydi) bulmaya çalışmaktaydı. Ne yaparsan yap her taraftan yollar Türkiye’den geçmekteydi; sadece Basra Körfezi’ne İran üzerinden de çıkabilirdi ve Rusya, açık denize çıkış amacıyla bu yolların ikisi de zorlamaktaydı.”[20]

Sovyet diplomatları arasında Boris Şahovskiy’in Kürtlere bakış açısı, Bolşevikleri takındıkları tutumdan farklıdır. Şahovskiy, Kürtlerle ilişki kurulmasından yanadır. Raporlarında Kürtlerin ihmal edildiğini, yalnız bırakıldığını kabul eder ve önerilerde bulunur. Şahovskiy 03.02.1923 tarihli raporunda şu önerileri yapar:

“Son olarak şunu eklemek isterim; şahsen eminim ki, Kürtlerin İngilizlere karşı hiçbir sempatisi yok. İngilizler, Kürtlere bağımsızlık, para, silah vs. vaat ediyorlar, Kürtler de bunları alıyorlar, işte bu kadar. Bu, bizim onları destelememiz durumunda Kürtlerin bizi tercih etmeyecekleri anlamına gelmez. Kürtler, bizim onları desteklemek ve korumak durumunda olduğumuzu görürlerse, İngiliz karşıtı propaganda uygun bir zemin bulacaktır.

Ama bizim kesin olarak şunu bilmemiz gerekir ki, sadece sözlerle ve propagandayla bir şey kazanamayız. Eğer Kürtleri kazanmak istiyorsak, Kürdistan’da onlara yardım etmeli ve onları korumalıyız.

Bunun için öncelikle Albay Halit Bey başkanlığındaki Erzurum Kürt Komitesi’ni ve öncelikle elbette ki başkanının kendisini yanımıza çekmeliyiz; bu bizim açımızdan büyük bir başarı olacak ve propagandalarımızı güneye doğru ilerletmemize imkan sağlayacaktır. Propagandalarımızı İngiliz karşıtı sloganlarla başlatmamız gerekiyor; bundan sonra gayet usturuplu bir şekilde özerk Kürdistan’a Rus himayesi konusuna geçilebilir.”[21]

Şahovskiy, görüşleri fazlaca kabul görmeyecektir. Merkezi düzeyde yapılan değerlendirmelerde Şahovkiy’nin Çarlık Rusya’dan kalma düşüncelerin etkisinde olduğu, Kemalist hareketin “ulusal kurtuluşçu”, “ilerici” diye tanımlandığı için de her türlü desteğin verilmesinin devam edilmesine karar verilir. III. Enternasyonal’in Bakü’de düzenlediği Doğu Halkları Kurultayı’na başta Enver Paşa olmak üzere Türk faşist hareketinin önemli simaları katılır ve dünya ezilen halklarının temsilcileri olarak boy gösterirler.

1924 Beytüşşebap Ayaklanması

Uluslararası arenada beklenen desteğin gelmemesi üzerine Azadî kadroları faaliyetlerini içte yoğunlaştırma kararı alırlar. Kitlesel faaliyetler, etkili aşiret sahipleri, din adamları ile yoğun temaslar başlatılır. Yusuf Ziya Bey bölgeyi adım adım dolaşmakta, Halit Bey Erzurum’da Mela Said-i Kurdi (5 Ağustos-24 Eylül 1924), Şeyh Said Efendi (1924’ün sonbaharı), Mela Hamid gibi şahsiyetlerle görüşmelerini sürdürmektedir. Trafiğin bu kadar yoğun olduğu bir dönemde 1924’ün Eylül ayında Beytüşşebap Ayaklanması patlak verir. Beytüşşebap Ayaklanması ile ilgili farklı tezler ileri sürülür. Hayatta kalan bazı Azadî kadrolarına göre ayaklanma, Yusuf Ziya Bey’in, kardeşi Teğmen Ali Rıza´ya gönderdiği şifreli telgrafın yanlış okunmasından kaynaklanmıştır. Bir başka teze göre de Azadî, bir dizi küçük ayaklanmayla, genel bir ayaklanmaya götürmeyi planlar. Bunun anlaşılabilir sebepleri vardır. Zira 1924´te Hakkari bölgesinde devam eden “Nasturi Ayaklanması”na karşı Kürt aşiretlerin kullanılmasını engellemek istiyordu. Azadî, ikinci bir “Ermeni vakasına” fırsat vermek niyetinde değildi. Hem Kürtlerin Nasturilere karşı kullanılmasını engellemek hem de İngilizlere yakın bir bölgeyi kontrol altına almak istiyordu. Ayrıca Türk kuvvetlerinin önemli bir bölümünü sınır bölgesine çekip, esas büyük ayaklanmayı kuzeyden başlatmak hesapları yapılmaktaydı. Saydığımız sebeplerden dolayı ayaklanmayı sınır bölgesinden başlatıp, İngilizlerle ilişki içine girmek hedeflenir. Nasturi Ayaklanması, Ankara Hükümeti için önemli bir fırsat yaratır. Hem Nasturiler üzerinden Musul konusunda baskı yaratmak, Nasturi Ayaklanması bahanesiyle Bölgeye askeri yığınak yapmak hem de Nasturilere karşı Kürtleri kullanmak. Bu dönemi değerlendiren Cemil Gündoğan, şunları söylemektedir:

“Dolayısıyla Nasturilere saldırmak, üç yönlü kazanç sağlayabilirdi.

Birincisi, Musul meselesi resmi bir çözüme bağlanmadan Nasturileri sınırların dışına atmak. Böylece İngilizlerin kendilerine karşı kullanabilecekleri bir gücü saf dışı bırakmak.

İkincisi, Nasturilerle Kürtler arasındaki anlaşmazlık ve çatışmalardan istifade ederek, Kürtleri T.C.’nin yanına çekmek.

Üçünçüsü de, Nasturileri bahane ederek Kürdistan’a asker yığmak. Böylece Kürtler arasında Lozan günlerinden başlayıp giderek derinleşen ayrışma ve kopuşların fiili bir eyleme dönüşmesini mümkün mertebe engellemek, Kürtleri kontrol altına almak için gerekli askeri tedbirleri hayata geçirmek”[22]

Yukarıda saydığımız sebeplerden ötürü Azadî’nin Beytüşşebap Ayaklanmasına karar verdiği söylenebilir, ancak verilen kararın merkezi mi yoksa yerel yöneticilerin inisiyatifi ile mi alındığı konusunda kesin bir yargıya varmak zordur. Kadri Cemilpaşa, Beytüşşebap hadisesi ile ilgili olarak şunları söylemektedir:

“Kürdistan’ın her tarafında ulusal uyanış baş göstermekteydi. Örgütün genel merkez üyelerinden yurtsever bir kişi olan Bitlisli Yusuf Ziya Bey’in, Nasturilere karşı askeri harekat yapmakta olan tümende bulunan kardeşi Mülazım Rıza’ya çektiği telgraf yanlış yorumlandığından, tümende bulunan Azadi örgütüne mensup subay arkadaşlardan tümen kurmay subayı İhsan Nuri ve subay arkadaşları Rasim, Hurşit, Teyvik Cemil’le beraber emirlerindeki askerlerle dağa çıkarak isyan ettiler.”[23]

Her ne kadar örgütün Diyarbekir Şubesi temsilcileri, Beytüşşebap Ayaklanmasının, Yusuf Ziya Bey’in kardeşi Teymen Rıza’ya gönderdiği telgrafın yanlış anlaşılmasından çıktığını söylüyorlarsa da şifre sistemini iyi kullanan örgütün, böyle bir yanlışa düşebileceği ihtimali düşük görünüyor.

Azadî Örgütünün faaliyetleri yoğunlaştıkça çeşitli kanallardan Ankara Hükümetine ihbar bilgileri akmaktadır. Bu nedenle örgüt kadroları arasında genel bir ayaklanmanın vaktinden önce provoke edilerek patlak vermesinden, çoğu subay olan örgüt kadrolarının imhasına kadar bir dizi endişe devam etmektedir. Bunun altını çizen Robert Olson, bu durumu şöyle aktarmaktadır:

“Azadî, tüm Kürdistan’da küçük ayaklanmalar çıkarmak istiyordu. Böylece Türk ordusundaki subayların yüzde ellisinin Kürt olduğu iddiasının da kanıtlanarak, yabancı güçlere amaçların olabilirliğini görebileceklerdi. Hepsinden ziyade, eğer İngiliz desteği sağlanırsa, isyan üç nedenden ötürü Şırnak bölgesinden başlamalıydı: en güvenilir aşiretler buradaydı; bölge en kolay savunulabilecek bir yerdi ve Şırnak, Irak’taki İngiliz kuvvetlerine yakın bir yerdi.

Azadî mensubu Kürt subayların korkuları da vardı ve bunların en başta geleni Türk’lerin Musul’a yönelik olduklarını söyleyecekleri, fakat fiilen Kürt hareketini bastırmak için kullanılacak güçlü bir kuvveti harekete geçirme ihtimali idi. Bu korku sonradan gerçeğe dönüştü. Subayların ikinci temel korkusu, Türkler’in faaliyete katılan Kürt subayları hapsedebileceği, öldürebileceği ve isyanın vakit kemale ermeden başlama ihtimali idi. Kısa bir süre sonra gerçekleşecek bu korku, Azadî’yi, İngilizler’den derhal destek görmek için bastırmaya zorladı.

Kürt subayların Türkler’in Azadî’de aktif olarak bilinen Kürt subayları hapsedip öldürecekleri korkusunun dayanağı vardı. Türk istihbaratının, İhsan Nuri ve 4 Eylül Beytüşşebap İsyanı’nın diğer firarilerine yönelik tutumları, Azadî’nin faaliyetlerine ilişkin esaslı Türk müdahalesinin bir örneğidir”[24]

Olson’nun yaptığı tespitler yerindedir. Cemiyet, Olson’un işaret ettiği ‘endişeleri’ taşımaktadır. Birçok yazılı ve sözlü kaynaklardan bunu teyit etmek mümkün. Sovyetlerden kesilen ‘umutların’ İngizlere yakın bir bölgede güç gösterisi yapma ihtiyacı ve Nasturi Ayaklanmasına dahil olmama hesapları küçük çaplı harekete geçmeyi gerektiriyor, ancak genelde hazırlıkların tamamlanmamış olması nedeniyle hareketin kontrolden çıkma ihtimali en büyük endişe kaynağıdır. Nitekim, Beytüşşebap’ta istenilenin amacın gerçekleşmemiş olmasını, hedefe giderken ilk kırılma noktası olarak değerlendirmek gerekir.

3-4 Eylül gecesi Beytüşşebap’ta birçoğu subay 400 asker ayaklanır. İhsan Nuri Paşa’nın anlatımlarına göre, ‘Ayaklanma’nın’ planlanması ve olayların oluş şekline dair söylediklerini aktaralım:

“…Siirt merkezinde bulunan 2. Fırka Erkan-ı Harbiye Riyaseti Birinci Harekât Şubesine tayin olundum. Buraya gidince Erzurum’da gizlice Kürt İstiklal Cemiyeti’ni teşkil eden, ulusun şehidi Miralay Cibranlı Halit Bey ile irtibata geçtim…

Bunun üzerine artık zan altında olduğumu biliyordum. Bu süreçten sonra fark ettim ki bazı gizli yazışmaları ve belgeleri benden saklıyorlar…

Bu günlerde Fırka Kumandanlığına gizli bir yazı gelmişti. Bu yazıyı elde edebildim. Yazıda şöyle deniliyordu: ‘Siirt mutasarrıfının yazdığına göre bazı Kürtler vergi vermedikleri gibi, devletin mıntıkalarında ıslahat yapılmasına da izin vermiyorlar. Dâhiliye Vekâleti de cevabında, ‘Musul meselesi halledilmesi için o mıntıkada ordu toplanıyor. Bu süre içinde Kürtlerle sorun yaşamayın. Musul meselesi halledildikten sonra, hâlihazırda orda toplanan ordu, aşiretlerin elindeki silahları toplasın, böylece siz de gereken ıslahatları yapınız.

Bu yazışmayı Halid Bey’e ulaştırdım. Daha sonra ulusun şehidi Bitlisli Yusuf Ziya Bey bana cevap verdi: ‘Şayet elinden geliyorsa bunun üzerinde dur ve bilgi topla!’

…Şuna kanaat getirdim ki artık Türkler için çalışmaya devam edersem Kürt halkına karşı suç işlemiş olurum ve Kürtleri Türklerin boyunduruğundan kurtarmak her Kürdün boynunun borcuydu. Rasim, Tevfik, Huşit ve Ali Rıza gibi birkaç Kürt zabiti topladım. Fırka kumandanları Cizre ve Cudi coğrafyasını etüt etmek için Şırnak'a gitmek istiyorlardı. Zira burada edinecekleri bilgiler sonraki harekât için lazım olacaktı.

Ali Rıza Bey’e de emir gönderdim, dedim ki ‘şayet bu kumandanlar Şırnak’a gelirse onları esir al, ben de birliklerim ile Siirt’i işgal edip mahalli hükümete el koyacağım.’ Ali Rıza Bey ‘yapacağız’ demişti, lakin kumandanları esir almayı başaramamıştı. .Bir müddet sonra ben de bölüğümle beraber Şırnak’a gittim. Ve aşiret reisleri ile görüştüm, oradayken binbaşı rütbesine yükseltildim.

Şırnak Reisi Süleyman Ağa planımıza göre zabitleri akşam çağıracak, ben de gidip bu zabitlerden Kürt olmayanları tevkif edecektim. Alay ile Şırnak’taki mahalli hükümete el koyacak ve Kürt idaresini tesis edecektim. Sonra alayımla Siirt üzerine yürüyecektim. Her şey hazırdı. Bu esnada fırkadan telefon ile emir geldi. Şırnak’ı derhal boşaltıp, acilen alayı yola çıkarıp Beytüşşebap’a gitmemiz istendi…

Planımız boşa çıkmıştı. Genel temsilcimiz sıfatı ile Ali Rıza Bey’i Erzurum’dan yeni dönen kardeşi Yusuf Ziya Bey’in yanına Bitlis’e göndermiştim. Beytüşşebap’a giderken yolun yarısında Ali Rıza Bey gelip bana yetişti ve şöyle dedi:

‘Kardeşim diyor ki: ‘Cemiyetin kararı şudur: İhsan Nuri şayet yapabiliyorsa gizlice Bitlis’e gelip şehri kuşatsın, kuzeyden aşiret birlikleri de Bitlis’e gelecek, böylece Bitlis’te Kürdistan devletinin kuruluşunu ilan edeceğiz.’”[25]

“Bilindiği üzere 4 Eylül’de 18. alaydaki isyan, alay yaveri olan kardeşi Teğmen Ali Rıza Efendi ile iletişim halindeki (Bitlisli) Yusuf Ziya Bey’in komutası altında yukarıda adı geçen subaylar tarafından düzenlendi”[26]

İhsan Nuri Paşa’nın anlatımlarına göre; kendisi Halit Bey’le irtibatlıdır. Teğmen Ali Rıza Bey de abisi Yusuf Ziya Bey’le ilişki halindedir. Bundan hareketle kendileriyle merkez arasında diyalog mevcuttur. Birincisi, Şırnak merkezine el konulması kararından önce Siirt merkezine el koyma kararı alındığını söyler. Siirt’e el koyma gerçekleşmeyince Şırnak’a el koyma kararı alınır ve bu durum Beytüşşebap’a harekât emri öncesine dayanır. Bu durum aynı zamanda Beytüşşebap Ayaklanmasının Yusuf Ziya Bey’in kardeşi Ali Rıza Bey’e gönderdiği telgrafın yanlış anlaşılması üzerine başladığı iddiasını çürütmektedir. Ha keza İhsan Nuri Paşa, ‘verilen ani talimatla Beytüşşebap’a’ hareket emri verildiğini bu nedenle Şırnak’a el koyma planın gerçekleşmediğini’ söylemektedir. Bu durumu istişare etmek üzere Ali Rıza Bey’i Bitlis’e Yusuf Ziya Bey’e görüşmeye gönderdiğini, yolda Yusuf Ziya Bey’den aldığı telgraf üzerine geri döndüğünü söyler. Yusuf Ziya Bey telgrafta imkânlarınız varsa Bitlis’in muhasara altına alınmasını Cemiyetin talep ettiğini söyler.

Beytüşşebap’ta olaylar planlandığı gibi gitmediğinden, Bitlis’in muhasara altına alınması gerçekleşmeyecektir. Cemiyet, taktik olarak geri çekilmeye ve zaman kazanmaya yönelir. Bunun nedenleri arasında Beytüşşebap planlarının istenilen istikamete gerçekleşmemiş olmasının yanı sıra dış desteğin sağlanmamış olması, Kürtlerdeki hazırlığın istenilen düzeyde olmaması ve önünün kış mevsimi olması sayılabilir. Aynı zamanda Cemiyet yöneticileri Ankara Hükümetinin çatışma için çok istekli olduğunu, Kürtlerin içinde bulunduğu hazırlıksız durumdan istifade etmek istediklerini, kış bitmeden tahriklerle patlatmayı hedeflediklerinin farkındadırlar. Kendi aralarında ve yakın çevrelerine olası gelişmeler hakkında bilgi verirler ve her türlü tahrike karşı sakin kalmaları uyarısında bulunurlar. İngiliz belgelerinde Azadi’nin örgütlediği 7. Tümen 18. Alay bünyesindeki kuvvetlerin azımsanmayacak ciddi bir güce sahip oldukları görülmektedir. İngiliz Hava Kuvvetlerindeki arşive göre 7. Tümen ve 18. Alay’da görevli Azadî’yle ilişkili subayların listesi şunlardan ibarettir:

“7. Tümendeki Hareketle İlgili Askeri Görevlilerin Listesi

  1. Tümen Süvari Bölüğü (birimler bilinmiyor): Diyarbekir’den Teğmen Nuri Efendi, Harput’tan Teğmen Muhammed Efendi

1.Süvari Bölüğü (birimler bilinmiyor): Kaymakam Âdem Bey, Cemil Bey, Ahmet Efendi, Feridun Efendi

2.Bölük: Yüzbaşı Fahri Efendi, Yüzbaşı Ziya Bey (Siirt’te bulunduğu sıra bu ildeki Kürt komitesinin aktif üyesiydi), Levazım kâtibi Abdullah Efendi

Not: Önceki iki personel subayı Binbaşı Yusuf Bey ve Yüzbaşı Mustafa Şevket Efendi (her ikisi de milliyetçidir) başka yere atandılar.

  1. Bölük Topçu Alayı:1. Batarya Binbaşı Tevfik Bey, 1. Batarya Yüzbaşı Süleyman Efendi
  2. Batarya Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi (İsmail Hakkı Şaweys T.S.)

Cizre Sınır Taburu: Yardımcı Kumandan Yüzbaşı Şakir Efendi

  1. Alay

Makinalı Bölüğü Yüzbaşı Abdulkadir Efendi, Diyarbekir’den Yüzbaşı Fethi Efendi, Siirt’ten Yüzbaşı Abdülbari Efendi, Bitlis’ten Teğmen Tevfik Efendi, Teğmen Şevket Efendi, Teğmen Abdülbari Efendi, Teğmen Kazım Efendi, Teğmen Yusuf Efendi (Cemil Paşazade), Teğmen Yasin Efendi (Harput yerlisi, Siirt’ten Derviş Bey’in kayın biraderi)

6.Alay: Teğmen Akif Efendi, Teğmen Sadık Efendi

18.Alay: Alay yaveri Bitlis’ten Teğmen Ali Rıza Efendi (Kürt hareketini desteklediği için askeri mahkemece tutuklandı. T.S.), Binbaşı Fuat Bey (Beytüşşebap), Kaymakam İsmail Ağa, Bitlis’ten Yüzbaşı İhsan Nuri Efendi (İhsan Nuri Paşa T.S.), Diyarbakır'dan Yüzbaşı Mustafa Efendi, Van’dan Teğmen Ahmet Rasim Efendi, Mardin’den Teğmen Firdevs Efendi, Mardin’den Teğmen Tevfik Efendi, Trablusşam’dan Teğmen Ümran Efendi, Erzurum’dan Teğmen Maksud Efendi, Harput’tan Teğmen Nuri Efendi

1925 Kürt Hareketiyle ilgili tartışmalar, Hareketin 100. yılında artarak devam etmektedir. Ulusal ve uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen, 1925 Hareketine dair birçok arşiv kaydı açılmamıştır. Bunların başında Bitlis Divan-ı Harbi Mahsusa dosyası gelir. Halit Bey ve arkadaşlarının yargılandıkları bu dosya açılmadıkça başta Beytüşşebap Ayaklanması olmak üzere, Piran Ayaklanmasının aydınlanması olası gözükmüyor. Zira satır aralarından sızan bilgilere göre Halit Bey arkadaşları genel bir isyana hazırlanmak, Beytüşşebap ayaklanmasını organize etmek ve Nesturî ayaklanmasına karşı geliştirilen tedbirleri sabote etmekle (daha ileri giderek Nesturî ayaklanmasını desteklemekle) “suçlandılar” ve ‘Kürt ve Kürdistan davasından’ idam edildiler.

Sonuç itibariyle Azadi (Kürdistan İstiklal Cemiyeti), Kürt siyasal mücadelesinde yeni bir aşamayı ifade eder. Kürt siyasal mücadelesinde örgütlü mücadelenin temelleri atılır. Bireysel, ailesel, mezhepsel ve aşiretsel çekişmelerden sıyrılarak milli bir aidiyet yaratılması için ciddi bir faaliyet yürütülür. Kürt milli mücadelesinin siyasi, askeri ve diplomatik organlarının yaratılması ve kolektif mücadelenin özgün bir yapılanmasıdır. İç ve dış sebeplerden dolayı başarılı olmamasına rağmen çok zengin tarihsel bir miras bırakır. 1925 Kürt Hareketinin 100. yılında bu uğurda hayatını yitirenleri saygı ve minnetle anıyoruz. 15.05.2025

mektup

Halit Bey’in Lenin’e gönderdiği 04.01.1923 tarihli mektubu Rusçası. Dr. Ekrem Önen arşivi.

Dipnot

[1] Burada ‘1925 Hareketinin gerici ve İngiliz destekli’ olduğuna dair Sovyetler Birliğini resmi tezi kastediliyor.

[2] Prof. Dr. Kemal Mazhar Ahmed, 1925 Kürt Ayaklanması, Medya Güneşi Yay.1991, İstanbul, s: 58-59

[3] Dr.A.Hawramani, Piranlı Şeyh Said Devrimi, Türkçeye çeviren Aris Arda, Newroz.com, Bölüm:6

[4] Fewzi Namli,’nın arşivinden.

[5] Mektubun Türkçesi Çıra dergisinde yayınlandı. Ahmet Ferit (1996), Çira Dergisi, Stockholm, Sayı: 8, Aktaran:

Kutlay, Naci, Kürtler, s. 278-280, Mektubun Rusçası Dr. Ekrem Önen’in arşivinden

[6] İ.H.Şaweys, Komiteya İstiklala Kurdistan, Aktaran Bir Dergisi Sayı: 2, 2005, s: 35-36

[7] İsmail Hakkı Şaweys, Komitaya İstiklala Kurdistane isimli makalesi yazarın Jiyan u Berhemekani İsmail Hakki Şaweys adlı kitabından alınmıştır. Aktaran Bir Dergisi 2. sayı, 2005, s:35-36

[8] Aktaran M.Malmisanıj, 1925’ten Önce Ayrılma Taraftarı Kürt Örgütleri, Wate Yay., s.108

[9] Kemal Fevzi Bey’in Simko’nun mektubu ile Sovyet Konsolosluğu ile görüşmesi, Simko’nun Komitenin bir üyesi ve destekleyici olduğunu mesajını vermeye yöneliktir.

[10] Hawramanî, Dr. A., Piranlı Şeyh Said Devrimi, Aktaran: Aris Arda, newroz.

com. 2007, Bölüm: 18

[11] Aso Zagrosi, Sevgili Şapkalı, newroz.com., 2010

[12] a.g.e., Bölüm: 18

[13] Dr. Afrasyaw Hawramani, Piranlı Şeyh Said Devrimi, Aktaran Aris Arda, Newroz.Com, Belge No:10, S:1

[14] Kürt Komisyonu, Kürt Siyaset Tarihi, Peri Yayınları, Üçüncü Baskı-1998, S: 116

[15] Küçük, Y (1990) Kürtler Üzerine Tezler, Dönem Yayınevi, Birinci Baskı, İstanbul, sayfa 101-102

[16] Dr. A. Hawramani, Piranlı Şeyh Said Devrimi, Aktaran Aris Arda, Newroz.com, 2007, Bölüm.21, sayfa, 1-2

[17] S.İ.Aralov,Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları, Burçak Yayınevi, İstanbul, 1967, s:118

[18] Lazarev, M.S.(1989) Emperyalizm ve Kürt Sorunu, 1917-1923, Öz-Ge Yayınları, Ankara, sayfa, 111, 112-121

[19] Prens Boris Şahovskiy, Birinci Dünya Savaşı döneminde Rusya’nın Şam Konsolosluğunu yapmıştır ve Rusya’nın en önde gelen Kürt uzmanlarından birisidir. Bolşevik Devriminden sonra Sovyetler Birliği’nin Ankara Büyükelçiliğinde çalışmıştır. Elçilik, 19 Ocak ve 3 Şubat 1923 tarihli iki önemli rapor gönderir.

[20] Boris Şahovskiy, Aktaran Mehmet Perinçek,Sovyet Devlet Kaynaklarında Kürt İsyanları, Kaynak Yayınları, Birinci Basım: Kasım 2011, İstanbul, s:207

[21] Boris Şahovskiy, İngiltere ve Rusya’nın Yakındoğu Politikalarında Kürdistan’ın Rolü ve Kürdistan’daki Gelişmelerin Akışı Başlıklı Rapor, Aktaran Mehmet Perinçek, Sovyet Devlet Kaynaklarında Kürt İsyanları, Kaynak Yayınları, Birinci Baskı, Kasım 2011, İstanbul, s:252-253

[22] Gündoğan, C (1994) sayfa 112

[23] Kadri Cemilpaşa(Zınar Silopi), Doza Kurdistan, Nubihar Yay. 2024, S: 104

[24] Olson, R (1992) sayfa 77

[25] Ulugana Sedat, İhsan Nuri Paşa’nın Anıları, dipnot Yayınları, s. 108, 109,110

[26] Mesut, A (1992) İngiliz Belgelerinde Kürdsitan-1918-1958, Doz Yayınevi, 1. baskı- Mayıs, İstanbul, sayfa 150,151

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin

DOSYA İÇERİĞİ