Piran’daki İlk Kurşundan Takrir-i Sükuna; Hareketin TBMM ve Ankara Siyasetine Yansımaları
Sinan Hakan

640px-cumhuriyet_march_30_1925

Giriş

Piran’da plansız bir şekilde başlayan Şeyh Said hareketinin, ilk birkaç haftada Ankara’da, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisindeki yansımalarının ne olduğu, dönemin reelpolitiğinin daha iyi anlaşılması ve hareketin Kemalist Türkiye’nin şekillenişine etkileri bağlamında irdelenmesi gereken önemli bir husustur. Şeyh Said hareketi TBMM’de muhalif Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının [TCF] varlığına rağmen Cumhuriyet Halk Fırkası [CHF] içinde de ılımlı-radikal kanatların çekişmesini ortaya çıkarmış ve süreç içerisinde dış basınında “aşırılıkçıların(extremist) zaferi” olarak nitelediği hükümet değişimine kapı aralamıştır. Bu yönüyle ilk muhalif grubun ayrılıp TCF’de kümelenmesi sonrası Halk Fırkası, Şeyh Said hareketinin yarattığı yeni atmosferde “Reisicumhur ile tamamen senkronize bir şekilde” İsmet Paşa öncülüğündeki radikal grubun mutlak hakimiyetine girmiş, Fırka içindeki son göreceli ılımlı siyasal kanat da etkisizleştirilmiştir. Bu ekstremist anlayış, özellikle Kürtler ve genelde Kemalist inkılap dönüşümüne direnen toplumun diğer pek çok kesimi açısından derin bir tarihsel travmaya karşılık gelen tek parti döneminin hakim anlayışı olmuştur.

Bu çalışmada, bu bağlam çerçevesinde, Piran’da başlayıp Darahini baskınıyla umum bir hal alan Şeyh Said hareketin ilk safhasında meselenin hükümet ve Millet Meclisindeki yansımalarını, İstanbul ve dış basın haberleri ile İngiliz Sefaretinin raporları üzerinden değerlendirmeye çalışacağız.

16 Şubat İstanbul Basınında İlk Haberler

13 Şubat 1925’te Piran’da Şeyh Said Hadisesinin TBMM gündeminde 18 Şubat itibariyle geldiğini, bunun da İstanbul basınında çıkan haberler üzerinden gerçekleştiğini görmekteyiz. Konuyla alakalı İstanbul basınındaki ilk haber ve yorumlara da 16 Şubat tarihi itibariyle rastlamakta olup meselenin ilk günlerde önemsiz, sıradan bir haber olarak değerlendirildiğini görüyoruz. Örneğin 16 Şubat 1925 tarihli Cumhuriyet Gazetesi konuyu üçüncü sayfasında “Ergani’de Bir Hadise” başlığıyla sekiz satırlık kısa bir haber olarak paylaşmıştır.[1] Haberde, Şubat’ın on üçüncü günü Ergani’nin Piran köyündeki jandarma müfrezesiyle o civara gelen Şeyh Said’in avanesi arasında bir çatışma olduğu ifade edilmektedir. Telefon ve telgraf hatlarının tahrip edildiği ve yetişen kuvvetler üzerine Şeyh ve avanesinin kaçtığı ifade edilerek “Mütecavizlerin şiddetle takibine devam edilmesi ve tenkil emrolunmuştur” cümlesiyle haber tamamlanmıştır. Haber içeriğinde başkaca bir detaya değinilmemiştir. Mesele yine, 17 Şubat 1925 sayılı nüshada da kısa bir haber olarak “Piran Hadisesi” başlığıyla yer almaktadır. Haberde “Heyet-i Vekilenin içtimaında (toplantısında) tenkil için emir verildi” ifadesine yer verilmiştir.[2] Bu haberden Ali Fethi Bey hükümetinin ve Reisicumhurun, Meclise gündemine henüz alınmamış olsa da doğal olarak meseleyle alakalı bazı kararlar almış olduğu görmekteyiz.

18 Şubat Şeyh Said Hadisesi Meclis Gündeminde

O dönem TBMM’de Karesi Mebusu olan -ki sonraki sürecin önemli isimlerinden olacaktır- Ahmet Süreyya Bey, 16 Şubat’a kadar Meclis’e isyan hadisesine ilişkin bir bilgi verilmediğini ama “Kürdistan’da isyan olduğu” dedikodularının meclis koridorunda konuşulmaya başlandığını ifade etmektedir.[3] Meclis Tutanaklarına baktığımızda 14,15,16 ve 17 Şubat 1925’teki açık celseler ile 15 Şubat 1925 tarihli Gizli Celsede konunun gündeme gelmediğini görmekteyiz.[4] Şeyh Said hadisesine ilişkin Meclis kayıtlarındaki ilk bilgiye Darahini baskınından iki gün sonra, 18 Şubat 1925 tarihli oturum tutanağında rastlamaktayız. Dâhiliye bütçenin tartışıldığı meclis oturumda söz alan Giresun mebusu Hakkı Tarık Bey;

“İki vilayet ahvali için kürsüye geliyorum. Birisi Genç’tir. Gazetelerde bu vilayetin Şeyh Sait isminde birisinin elinde olduğuna dair bir takım neşriyat vardır. Dâhiliye Vekilimiz bu vilayetin vazıyeti hakkında bize izahat lütfederse kendi hesabıma müteşekkir ve mutmain olacağım”[5]

İfadeleriyle konuyu meclis gündemine taşımıştır. Lakin tutanakların devamında bütçedeki yoğun tartışmalardan ötürü Dâhiliye Vekili Cemil Beyin konuya dair bir açıklamasına rastlamamaktayız. Ayrıca aynı tarihli İstanbul’daki Rum ve Ermenilere ilişkin Gizli Celsede bu konu gündeme gelmemiştir.[6] Hadise, Cumhuriyet Gazetesinde 18 Şubat 1925 tarihli nüshada bu sefer ilk sayfaya konu olmuştur. “Şeyh Said maiyetiyle beraber Genç Vilayetinde Bulunuyor” başlığıyla verilen yine kısa haberde şu ifadelere yer verilmiştir;

“Müfrezelerimizin takibatından tahassun (korunma) çaresini arayan Şeyh Said ve yüz elli süvariden ibaret maiyeti Genç’te bulunmaktadırlar. Genç küçük birkaç yüz haneden ibaret bir vilayet merkezimizdir. Asileri takip etmekte olan jandarma kuvvetlerinin birkaç gün içinde bu hainlerin layık olduğu cezayı[7] vereceği tabiidir. Tahkik ettiğine nazaran Şeyh Said ve maiyeti İngilizlerden teşvik ve muavenet görmektedirler.”[8]

Bu haberdeki en önemli husus kuşkusuz Şeyh Said hareketinin İngilizlerden yardım ve teşvik aldığına ilişkin yorum olup Ankara’nın meseleye ilişkin şekillenen resmi bakış açısının ilk dışa vurumu saymak kabildir. Cumhuriyet Gazetesinin 19 Şubat 1925 tarihli nüshasında yine birinci sayfadan, fakat müstakil bir haber olarak değil, mecliste kabul edilen Dahiliye Vekaleti bütçesine ilişkin haber içinde meseleden “Genç Hadisesi” olarak zikredilmiştir.[9]

20 Şubat: İsmet Paşa Ankara’ya Gidişi ve Ufuktaki Hükümet Krizi

Genç hadisesinin başlamasından bir hafta sonra tedavisi sebebiyle İstanbul’da bulunan eski başvekil İsmet Paşa 20 Şubat 1925 itibariyle Ankara’ya hareket etmiş, Ankara’daki önemli bir değişime işaret eden bu gelişme, dönem siyasetinde yaşanacak büyük bir kırılmanın işareti olmuştur. Keza İstanbul’daki İngiliz Sefiri Sir Lindsay birkaç gün sonraya ait bir raporunda[10] İsmet Paşa’nın Ankara’ya gidişinin sebebi üzerine bir şaşkınlık yaşandığını, yaygın kanının kabine krizi olduğu raporlamıştır. Lindsay seyahatin gerçek sebebinin Reisicumhurun Genç hadisesini eski başvekil ile istişare etmek olduğunu belirtmiştir. İsmet Paşa’nın Ankara’ya dönüşünü müteakip Reisicumhur Mustafa Kemal’in Paşa ile birlikte sürece daha sert ve etkin bir şekilde vaziyet ettiğini görmekteyiz. Bunun en önemli sonucu 23 Şubat 1925’te Örfi İdarenin kabulü olmuştur.

23 Şubat 1925 Örfi İdare (Sıkıyönetim) İlanı

Gazi Mustafa Kemal riyasetinde 23 Şubat 1925 tarihinde toplanan İcra Vekilleri Heyeti yani dönem kabinesi aşağıdaki kararnameye imza atarak söz konusu vilayetlerde örfi idare yani sıkıyönetim ilan etmiştir.[11] Söz konusu kararname şu şekildedir;

“1- Ergani Vilayetinin bir kısmında devletin silahlı kuvvetlerine karşı silahlı olarak meydana gelen isyan, Diyarbekir, Elaziz ve Genç vilayetlerine de sirayet eylemiş ve yayılmaya müstait[12] görülmüş olduğundan Genç, Muş, Ergani Elaziz, Dersim, Diyarbekir, Mardin, Siverek, Urfa, Siirt, Bitlis, Van ve Hakkâri Vilayetleriyle Erzurum Vilayetinin Kiğı ve Hınıs kazalarında bir ay müddetle örfi idare ilan edilmiştir.

2- Bu vilayetlerde örfi idare kararnamesine uygun olarak divan-ı harp teşkil olunacak ve isyan harekâtı ile alakadar olan tüm suçlar Divan-ı Harpte görülecektir.”

23 Şubat 1925 tarihli oturumda ise Başvekil Ali Fethi Bey imzasıyla Meclis riyasetine verilen önergede; “Ergani vilayetinin bir kısmında devletin silahlı güçlerine kaşı silahlı olarak gerçekleşen isyan Diyarbekir, Elaziz ve Genç vilayetlerinde de sirayet etmiş” olduğu dile getirilerek bölgedeki bazı il ve kazalarda sıkıyönetim ilan edildiği bunun Meclisçe kabul edilmesi talebinde bulunulmuştur. Meclis üyelerinin yoğun izahat talebi üzerine Meclis Reisi Başvekilin Meclis’te olmadığını ifade ederek izahat için oturumu ertelemiştir.[13] Nihayetinde kabul edilen bu kararnameye bir ekleme yapılarak isyanın sirayeti hasebiyle Malatya da aynı koşullarda örfi idare kapsamına almıştır.[14]

24 Şubat 1925 Mustafa Kemal: Yusuf Ziya Yargılaması Hızlandırılmalı

Hadisenin ilk şokundan sonra Ankara’da hükümet nezdinde, Şeyh Said hadisesinin 1924’te ortaya çıkan Kürt İstiklal ve İstihsal Cemiyeti (Azadi) meselesinin bir devamı olduğu yönünde bir yaklaşımın şekillendiğini görmekteyiz. Örfi İdare ilanıyla Hükümetin Azadi davasına da daha etkin müdahale şansı bulduğunu söylemek kabildir. Örneğin Reisicumhur Mustafa Kemal, Bitlis Vali Vekili Kazım Paşaya “zata mahsus” notuyla yazdığı 24 Şubat 1925 tarihli telgrafında Bitlis’te tutuklu bulunan Bitlis eski Mebusu Yusuf Ziya Bey’in yargılanmasına ilişkin şu ifadelere yer vermektedir:[15]

“Yusuf Ziya hakkında Başvekâlete olan telgrafnamenizi okudum. Vaziyet, çok seri ve etkili icraatı gerektirmektedir.[16] İdare-i Örfiye ilan edildiğine göre derhal icap eden heyeti toplayıp ve bir iki gün zarfında meselenin neticelendirilmesi lazımdır. Mahalli vaziyetin sükûnuna rağmen fevkalade tedbirli ve ihtiyatlı bulunmak, subayları ve askerleri irtica hareketi hakkında gereği gibi tenvir ederek dikkatli bulundurmak uygun olur.”

Görüldüğü üzere Mustafa Kemal sıkıyönetim halinden de istifade ile Beytüşşebap hadisesi sonrası ortaya çıkan Azadi davasından ötürü gerçekleşen yargılamanın bir an evvel “neticeye ulaştırılmasını” telkin etmektedir. Reisicumhur ayrıca Şeyh Said hareketinin hızla yayıldığı o dönemde Bitlis bölgesindeki sükûnete rağmen, ihtiyatlı ve tedbirli olunmasını, askerin Şeyh Said hareketine karşı aydınlatılmasını istemiştir. Mustafa Kemal’in Şeyh Said hadisesini Azadi meselesi üzerinden okumaya yönelik yaklaşımını, Şeyh Said hadisesine karşı yumuşak bir yaklaşım sergilemekle suçlanacak olan Başvekil Ali Fethi Bey tarafından da benimsenmiş olduğunu görmekteyiz.

25 Şubat Başvekil Meclise İzahat Veriyor

Başvekil Ali Fethi Bey 25 Şubat 1925 tarihli meclis oturumunda Şeyh Said hadisesine ilişkin önemli izahatta bulunmuştur.[17] İzahatının başında “devletin kuvvetlerine karşı Genç vilayetinde bazı asilerin silahlı olarak kıyam etmiş oldukları”ndan ötürü hükümetçe Örfi İdare (Sıkıyönetim) ilan edilip meclisin onayına sunulduğunu belirten Başvekil, Genç hadisesine ilişkin geniş izahatını 1924 yılında yaşanan Beytüşşebap hadisesinden başlatmıştır. Başvekil isim vermeden, 1924 yazı ortasında Nasturi harekâtı esnasında bazı zabitlerin “ecnebi tezviratına” kapılarak hududun güneyine geçtiğini, “hıyaneti vataniye” olarak nitelediği bu hareketin dâhilde bulunan teşvikçilerinin Bitlis Divanı Harbinde yargılanmak üzere tevkif edildiğini ifade ederek şöyle devam etmektedir;

“Bu tevkif edilen zevat ile uzaktan ve yakından münasebeti olan ve Divanı Harpçe istinabe tarikiyle şahadetine lüzum görülen Nakşibendi şeyhlerinden Şeyh Sait namında bir zat vardır. Bu zat, bundan bir müddet evvel müritleri ve avanesini beraberine alarak Genç vilâyetinde bir dolaşma hareketi yapmış ve her uğradığı yerde bazı zevat ile ve bilhassa hükümete muhalefeti ile tanınmış olan anasır ile sıkı ve gizli görüşme[18] ve müzakereye girişmiştir. Bu meyanda doğum yeri[19] olan Piran köyüne uğramıştır. Şeyh Sait'in beraberinde bulunan iki şahsın firari olduğunu fark eden Jandarmaların, bu firarileri derdest etmeye teşebbüs etmeleri üzerine, Şeyh Sait jandarmalara karşı silâh istimal edilmesi için emir vermiş ve müsademe neticesinde jandarmaları esir almıştır. Bu suretle kendisinin muzmiri[20] olan isyan harekâtına başlamıştır.”

Başvekil Ali Fethi Bey’in bu girizgâhına bakıldığında, Şeyh Said hareketini, her ne kadar kendisi o davada “şahit” sıfatıyla ifade vermiş olsa da, Reisicumhur Mustafa Kemal ile aynı perspektife sahip olup, meseleyi Beytüşşebap ile gün yüzüne çıkan Kürt İstiklal ve İstihsal Cemiyeti (Azadi) meselesinin devamı olarak betimlemiştir. Diğer bir önemli husus Piran’da atılan ilk kurşunun Şeyh Said’in emri üzerine atıldığına yönelik iddiasıdır. Fethi Bey devamında Şeyh Said’in Halep’te ve İstanbul’da bulunan iki oğlu üzerinden buralardaki şahıslarla temasta bulunduktan sonra isyan ettiğini iddia etmektedir. Başvekil Fethi Bey konuşmasının devamında 13 Şubat’ta başlayıp Genç, Çapakçur, Hani, Lice ve Palu’ya sirayet etmesi üzerine Üçüncü Ordu Müfettişi Kâzım Paşa’nın “isyan mıntıkasını tedip etmek” üzere görevlendirildiğini belirtmiştir. Fethi Bey, yaşanan safhalardan bazı örnekler vererek, hadisenin bölgedeki askeri kuvvetle önlenemeyecek kadar ehemmiyetli olduğu görülerek gerekli tedbirlerin alındığını, mühim askeri kuvvetlerin yakında isyan mıntıkasına sevk edileceğini dile getirerek “asilere cumhuriyet hükümetimizin sille-i tedibini ve silleyi tenkilini indirecektir” demektedir.

Başvekile Göre İsyanın İki Ayağı; Kürtçülük ve Şeriat

Ali Fethi Bey, asiler üzerinde bulunduğunu söylediği bir vesikadan ve bölgeden gelen raporlardan yola çıkarak isyanın çıkış nedeni konusunda bir değerlendirme yapmıştır. Buna göre “maktul asilerden” birinin üzerinde bulunduğunu dile getirdiği bir mektuptan meselenin çıkışını şu ifadelerle dile getirmiştir;

“Güya Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, o havalide sekiz yüz kişinin katline emir vermiş ve bu katil olunacak zevat arasında Şeyh Sait de bulunmakta imiş. Bu malûmatı para mukabilinde elde etmiş ve bundan kurtulmak için zaten muzmer olan, mürettep olan isyanı şimdi yapmaya mecburum, bu isyandan maksadı da şeriatın temininden ibaret bulunuyormuş.”[21]

Fethi Bey bu ifadelerden sonra bölgeden alınan 17 Şubat 1925 tarihli bir rapor doğrultusunda şu ifadelere yer vermektedir;

“Diğer bir vesikada, alınan raporlardan birinde deniyor ki; hadise padişahlık, hilâfet, şeriat, Abdülhamid'in oğullarından birinin saltanatını temin gibi irticakâr bir propaganda pûşidesi altında Kürtçülüktür ve umumî olarak kabul edilebilir. Ancak bu, umumiyet içinde fiiliyat Piran'da vakitsizce infilâk ettiği için, kuvvetsiz bulunan Piran, Lice, Genç muhiti havzasına mahsur kalmıştır. Halen Lice ve Piran hattının az güneyi ve Genç'e kadar uzayan kuzeyi -arz ettiğim propaganda kuvvetine[22] fiilen kapılmış gibidir- kuvvet bulunan mıntıkalarda ise maruz propagandanın yalnız kavliyatı mesmudur(sözü işitilmektedir) ve fakat mütemadiyen ötede beride dolaştıkları işitilen ve kanunen tutulamayan Kürtçü tanınmış zevat tarafından fiiliyata teşvik vardır.” [23]

Başvekil bölgeden gelen rapordan yaptığı aktarımla meselenin şeriat ya da hilafet örtüsünün altında umumi bir Kürtçü hareket olarak değerlendirdiğini ifade etmektedir. Fethi Beyin ilgili rapordan aktardığı en önemli hususlardan biri ise hareketin “Piran’da vakitsizce infilak ettiği için” belli bir bölgede mahsur kaldığı şeklindeki tespittir. Başvekil devamında Diyarbekir’in de isyanla alakadar olduğunu, 19 Şubat’ta bazı kimselerin hükümet konağı civarında beyannameler yapıştırdığı ve reisicumhur, ordu ve devlet aleyhinde sözler sarf etmiş olduğunu ifade etmiştir. Ali Fethi Bey yine bölgeden kendilerine ulaştığını ifade ettiği bir vesikanın içeriğini şu şekilde aktarmaktadır;

“Diğer şayanı dikkat olan bir vesikada deniliyor ki - bu da bir vak'ada maktul düşen bir asinin üzerinden çıkan bir mektuptan ibarettir - Kürdistan'da hükümet teşkil için dolaşarak Piran'a gelmiş olan Şeyh Sait Efendinin maiyetindeki iki mahkûmun derdesti üzerine Piran vakası zuhur eylediği ve iki seneden beri cereyan eden fikir ve sözlerin bugün tatbikatına girişildiği, Şeyh Sait'in Hani'ye taarruz ve oradan Lice ve Genç'e hücum ile Piran'a avdetle Piran'ın merkez yapılacağı aynı zamanda Bitlis, Muş, Erzurum ve Hınıs'ta harekâta başlanacağı ve Türk memurlarının hapis ve Kürt memurlarının şayanı emniyet bulunanlarının serbest bırakılması ve olmayanların tevkifi ve hemen çeteler tertibi ile etrafa çıkarılması ve zinhar ahalinin malına, hayatına müdahale edilmemesi ve İslamiyet’in mahvedildiği gün olduğundan, ihyayı dine çalışmaya Cenabı Hakkın Şeyh Sait Efendiyi tavsit eylediği yazılmaktadır.” [24]

Ali Fethi Bey izahatının devamında bölgeden eline ulaşan Şeyh Said karşıtı bir telgrafı okumuştur.[25]Ali Fethi Bey değindiği bu vesikadan sonra, isim zikretmeden Musul’u kastederek “harici meselelerin halolunmak üzere olduğu” isyan sebebinin kaynakları üzerine hatıra pek çok şey geldiğini ifade etmiştir. Ali Fethi Bey bu ifadeyle kuşkusuz İngilizleri kastetmiştir. Devamında buna rağmen isyanın tertipçilerinin ahaliye isyana sebep hususu; İslam dininin mahvolduğu ve yeniden ihyası için “Cenabı Hak tarafından Şeyh Said’in memur kılındığı” şeklinde gösterdiklerini ifade edip Şeyh Said’i kendisine “mehdi süsü” vermekle itham etmiştir. Ali Fethi Bey bu yaklaşımla isim vermeden konunun Musul meselesi ve İngilizlerle de iltisaklı olabileceğini ima etmektedir. Devamında, geçmişte Balkan savaşları dönemindeki Arnavut isyanı ve Otuzbir Mart vakasına da değindikten sonra hükümetin her türlü tedbiri aldığını, Teşkilat-ı Esasiye kanununda dini İslam olarak yer alan Türk Cumhuriyetinde, dini duyguları millet, vatan cumhuriyete karşı kullananlara yönelik bir kanun teklifi hazırlandığını da belirtmiştir. Başvekilin bahsettiği kanun değişikliği Hıyanet-i Vataniye kanununda yapılacak olan değişiklik teklifidir. Konuşmasının nihayetinde bölgede İdare-i Örfi ilanına ilişkin tezkerelerin Meclisçe kabulünü talep eden Başvekilden sora muhalefet adına Kazım Karabekir söz almıştır.

Muhalefet Adına Karabekir Paşa: Her Fedakârlığa Hazırız!

Bu süreçte Meclisteki muhalefet cephesinin genel görüşünün ne olduğu da kuşkusuz önemli bir husustur. Bu bağlamda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası [TCF] başkanı ve İstanbul mebusu Karabekir Paşa’nın konuya yaklaşımı oldukça önem arz etmektedir. Karabekir Paşa şu beyanda bulunmuştur:

“Hükümetimizin beyanatına nazaran, bazı Şark vilâyetlerimizde Örfi İdareyi gerektiren hâdiseler zuhura gelmiştir. Bu, mahdut mütegallibenin, haricî teşviklerle bazı emellere nail olmak için, halkı dini tahrik ile idlâl ettikleri anlaşılmıştır. Dini âlet ittihaz ederek, milli mevcudiyetimizi tehlikeye koyanlar, her türlü lanete lâyıktır. Hükümetimizin kanunî olan icraatına biz de bütün mevcudiyetimizle müzahiriz. Dâhili ve harici herhangi bir tehlike karşısında, bütün cihan bilmelidir ki, bu vatanın yekvücut evlâtları her zaman, her fedakârlığa amadedir.”[26]

Meclis zabıtlarına göre oldukça alkış alan Karabekir Paşa’nın bu beyanatı genel çerçevede hükümetin meydana gelen hadiseyi yorumlayışına, meseleye bakış açısına ve genel duruşunu destekler bir mahiyettedir. Yine de Karabekir’in ifadesinin satır aralarında temkinli bir yaklaşım hissetmek kabildir. Konuya “hükümetin beyanatına nazaran” ifadesiyle giriş yapmasının yanı sıra hükümete destek beyanında “kanuni olan icraatına” nitelemesi içinde temkinli bir yaklaşıma işaret etmektedir. Muhalefetin Şeyh Said hadisesine yaklaşımı Sir Lindsay’ın da raporlarına konu olacak, Lindsay Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının “kriz boyunca örnek bir sadakatle hareket ettiğini” ifade edecek ayrıca şu önemli değerlendirmede bulunacaktır;

“Her ne kadar Halk Partisinin çoğunluğunca benimsenen şiddetli ve sert metodu uygun görmeyebilirlerse de Kürdistan’daki güçlü irticai eğilimleri herhalde bir biçimde sempati ile karşıladıklarını düşünmek için hiçbir neden yoktur” [27]

20-24 Şubat Hareketin Dış Basın İngiliz Elçilik Raporlarındaki Yansıması.

Dönemin en önemli kaynaklarından biri de kuşkusuz dış basın (Avrupa) haberleri olup Avrupa’nın yeni Türkiye’ye ve dönem Kürt meselesine bakış açısını daha iyi değerlendirmemizi sağlamaktadır. Ayrıca Ankara’daki siyasi söylemlerde üstü örtülü ve İstanbul basınında alenen dillendirildiği şekliyle, İngilizlerin meselede dahli olduğu iddiaları İngiliz elçilik raporlarını oldukça önemli kılmaktadır.

23 Şubat Le Daily Telegraph; Şeyh Sait Darahini’yi İşgal Etti

Le Daily Telegraph 23 Şubat tarihli sayısında Şeyh Sait liderliğinde hatırı sayılır bir kuvvetin yakın zamanda Genç Vilayetinin ana kasabası olan Dradjeni (Darahini)‘yi işgal ettiği haberini doğrulamıştır.[28] Daily Telegraph 24 Şubat’ta ise; Genç’teki Kürt isyanının ciddi boyutlara ulaştığını yazmaktadır. Yazıda Şeyh Said’in dini propaganda ve Hilafetin yeniden kurulması vaadiyle bu bölgelerde yaşayan halkın önemli bir kısmını isyana kışkırtmayı başardığı yorumunda bulunulmuştur. Bu haberde de Sultan Abdülhamit’in bir oğlunun hilafetin yeniden tesisi için İran’da aktif propaganda yaptığına ilişkin Times’ın haberini teyit eden duyumlara yer vermiştir. Mustafa Kemal başkanlığındaki kabinenin gece geç saatlere kadar toplantı yaptığı burada da zikredilmiştir. [29] Gazete 24 Şubat gecesi İstanbul’dan Türk uçaklarının Şeyh Said’in yaşadığı Hatem köyünü bombaladığı, çok fazla hasar oluştuğu ve halkta tarif edilemez bir paniğin yaşandığı haberini geçmiştir. [30]

24 Şubat, The Times of Constantinople: Hükümet İsyanı Mart’ta Bekliyordu

Konuya dair en önemli haber ve değerlendirmelerden biri de The Times’a aittir. The Times of Constantinople Gazetesi, 24 Şubat’ta “Türk Kürtlerinin İsyanı – İnanç ve Siyaset, Ankara’nın Tepkisi Korkusu” başlıklı bir haberinde[31], Türk Hükümetinin Şeyh Sait yönetimindeki Kürt isyanının (révolte Kurde) ciddiyetini kabul etmeye karar verdiğini, Başbakan Fethi Beyin talebiyle (iller sıralanıyor) bölgede bir aylığına sıkıyönetim ilan edildiği ifade edilmektedir. Gazete, Gazi Paşa başkanlığındaki kabinede uzun tartışmalı bir oturum yapıldığını, Fethi Bey, muhalefet liderleri Rauf Bey, Adnan Bey ve Karabekir Paşa’nın da katıldığını dile getirmektedir. Gazete devamında şöyle denmektedir;

“Dâhiliye Vekili Cemil Bey, hükümetin bu isyanın mart ayı sonu için hazırlandığını bildiğini, ancak Şeyh Said’in iki taraftarını tutuklama girişimi nedeniyle zamanından önce patlak verdiğini basına bildirdi.” [32]

Gazete devamında isim zikretmeden Beytüşşebap Hadisesinden bahisle, isyanın Hakkâri’de bazı Türk subaylarının Hükümete karşı Nasturilerin yanında yer aldığı olayla başladığını iddia etmiştir. Gazete basında isyancıların Sultan Abdülhamid’in bir oğlundan ve Kürt Mustafa Paşa gibi kimselerden yardım aldığından bahsedildiğini dile getirmekte fakat bu bilgiye herhangi bir kaynak vermemektedir. İsyancı güçleri 7.000 dolayında olduğunu Şeyh Sait’in “Bir Kürt hükümeti ve bir halife atanması”na yönelik manifestolar yayınladığının söylendiğini ifade etmektedir.

İsyan, Din’in Siyasete Karıştırılmasıdır!

The Times of Constantinople gazetesi bu yorum-haberinin devamında yer verdiği aşağıdaki pasaj batının bu isyana bakış açısını özetler mahiyettedir:[33]

“Ayaklanma, Ankara'ya, Cumhuriyet rejiminin dışarıdaki Doğu Vilayetlerine henüz ulaşamadığının ve bu vilayetlerde yaşayanların hâlâ dini siyasete karıştırmaya istekli olduğunun bir uyarısı olarak değerlendiriliyor. Ayaklanma, Hoca Ziyaeddin Efendi’nin Meclis’te yaptığı irticai konuşmanın[34] ardından gelmiş olması açsından da önemlidir ve dinin siyasi bir araç olarak kullanılmasına karşı mevcut önleyici tedbirlerin uygun görülmemesi halinde bu ihtilalin devam etmesi ön görülmektedir.”

Görüldüğü üzere isyan, Cumhuriyet rejiminin henüz yerleşmemesi ve dini tandanslı bir irticai harekât olarak görülmüştür.

24 Şubat Manchester Guardian: Amaç Hilafet ve Kürt Devleti

Manchester Guardian 24 Şubat’ta: “Anadolu isyanının amaçları, halifelik ve Kürt bağımsızlığı, On iki vilayette Sıkıyönetim” başlıkları altında haberlere yer vermiştir. İsyanın yayılması üzerine Türk Hükümetinin on iki vilayette sıkıyönetim ilan ettiği, bölgenin karla kaplı olmasının hükümetin ulaşım sıkıntıları yaşamasına sebebiyet verdiği dile getirilmiştir. Hareketin amacının halifeliğin restorasyonu ve bağımsız Kürt devleti kurulması olduğu yorumunda bulunulmuştur. Manchester Guardian ‘ın en önemli yorumlarından biri de hareketin Lozan Antlaşması uyarınca Türkiye’ye dönemeyen 150 kişilik listede yer alan deneyimli subaylar eliyle organize edildiğine ilişkin duyumlar olmuştur. Bu subaylara örnek olarak Nevres Beyin ismi haberde yer almıştır. [35] Yine kısa bir editoryal makaleye de yer verilmiş, on iki vilayetteki ayaklanmanın Musul’u da alakadar ettiğini, Kürt aşiretlerinin Musul’un kuzey bölgelerinde açık bir çoğunluk oluşturduğunu, Yukarı Mezopotamya Ovalarını hangi otorite kontrol ederse dağlardaki çalkantılı komşularını da hesaba katmak zorunda olduğu yorumunda bulunulmuştur.

“Milletler Cemiyeti tarafından Irak’ın sınırlarını belirlemek üzere atanan komiserlerin öğrendiği gibi, Kürt sorunu Musul’un karşı karşıya olduğu en ciddi sorunlardan biridir.”

İfadesine yer verilmiş, devamında sınır güneye doğru sabitlenmedikçe göçebe Kürtlerin Irak ile Türkiye arasında gidiş dönüş yapacakları gerçeğine değinilmiştir. Şimdiki ayaklanmanın geçmiş ayaklanmalardan ne kadar farklı olduğunu henüz bilinemeyeceği dile getirildikten sonra, faklı aşiretlerin pratikte zaten büyük ölçüde özgürlüğe sahip olduğu, tek bir devlet altında birleşme niteliğine sahip olmadıklarını, dolayısıyla “Osmanlı Kürdistanı” önerisinin ciddiye alınmasının zor olacağı yorumunda bulunulmuştur.[36]

Bu dış basın haberlerinin yanı sıra en önemli hususlardan biri de İngiliz Hükümetinin konuya bakış açısının ne olduğudur. Özellikle isyanın ilk günlerinden sonra Ankara’daki üstü kapalı değerlendirmelerde İngilizlerin Şeyh Said hareketiyle ilişkilendirilmesi ve buna yönelik haber ve yorumların dönem İstanbul basınında sıkça yer alması İngilizlerin İstanbul Sefiri olan Sir Lindsay’ın konuya dair raporları daha da önemli kılmaktadır.

İngiliz Sefiri Sir Lidnsay: Mesele Din ve Kürt Ulusalcılığıdır.

İngiliz Sefir Sir Lindsay konuya ilişkin 24 Şubat 1925 tarihli raporunda[37] Genç isyanına ilişkin İstanbul basınında çıkan haberlerde meselenin İngilizlerin kışkırtmasına bağladığının yazıldığını ifade ederek;

“Ancak, bu haberlerden açıkça anlaşılmaktadır ki hareketin esas sebebi din ve Kürt ulusalcılığıdır. Şeyh Said’in, İslam’ın Türkler ve Kürtler arasındaki tek birleştirici bağ olduğunu ve Türkler bu bağı koparmış olduğu için, Kürtlerin şimdi kendi geleceklerini kendilerinin garanti altına almaları gerektiğini söylemiş olduğunu duymaktayım.”

Lindsay devamında Genç hadisesinin Türkiye hükümetinin halihazır laik eğilimlerine muhalif bireysel olmayan ilk açık hareket olarak tanımlamaktadır. Lindsay bununla beraber isyanın daha öte politik sonuçlara ulaşacağı yolunda herhangi bir işaretin mevcut olmadığı yorumunda da bulunmuştur. [38] Sir Lindsay sonraki günlerde başka bir raporunda yine Şeyh Said hareketine ilişkin kanaatinin değişmediğini belirterek “hareket dini, ulusalcı ve anti-cumhuriyetçidir” ifadesine yer verecektir. [39]

26 Şubat Sör Lindsay: İngiliz Hükümetinin İsyanla Hiçbir Alakası Yoktur!

TBMM İstanbul Murahhası, Hariciye Vekâletine “çok acele” notuyla gönderdiği 26 Şubat 1925 tarihli telgrafta[40]; Sir Lindsay’ın Şark Vilayetlerindeki isyan hareketine istinaden kendisini ziyarete geldiğini belirtmektedir. Buna göre Sir Lindsay gerek Büyük Millet Meclisinde ve gerek gazetelerde isyanın İngilizlerin tahrikiyle olduğuna dair imaların yer aldığını gördüklerini dile getirerek, İngiliz hükümetinin isyan hareketinde dahli olmadığını beyan etmiştir. Sir Lindsay ayrıca; “Kürtler tarafından evvelce İngiliz mamurlarına vaki olan müracaatların daima redde maruz kaldığını”, bunun İngiliz devletinin namuskârlığının bir lüzumu olarak görülmesi gereğini dile getirmiştir. Sir Lindsay devamında, o bölgede Türk askeri tarafından gerçekleştirilecek takibat esnasında tutulacak esirlerin sorgusundan dile getirdiği bu hakikatin ortaya çıkacağını da sözlerine eklemiştir. Bu görüşme notunda Sir Lindsay’ın değindiği Kürtler tarafından evvelce gerçekleşen müracaatların ne olduğuna yönelik herhangi bir açıklama yer almamaktadır.

28 Şubat 1925, Mecliste Tartışmalar

Devam eden süreçte meselenin daha büyük bir hararetle Meclis gündemin tartışılmaya devam ettiğini, İstanbul basınına yansıyan haberlerin Mecliste tartışmalara konu olduğunu görmekteyiz. Örneğin Ergani Mebusu İhsan Hamit Bey meclise verdiği takrirde “26 Şubat tarihli Cumhuriyet Gazetesinde Diyarbekir, Ergani ve Malatya’nın işgal edildiğine, valilerinin esir olduğu” şeklinde bir haberlerin yer aldığını belirterek Dâhiliye Vekâletinden bilgilendirme istemiştir.[41] Dahiliye Vekili Cemil Bey, İstanbul matbuatının bir kısmında bu tarz haberlerin çıktığına dair İstanbul’dan telgraf alındığını, haberlerin ajanslar ve Matbuat Müdüriyeti vasıtasıyla tekzip edilmiş olduğunu, muhtemelen gelecek gazetelerde tekziplerin yayınlanacağını cevaben dile getirmiştir. Dâhiliye Vekili ayrıca öylesi mühim zamanlarda “efkârı karıştıracak” o tarz haberlerin tetkik edilmeden yayınlanması hakkında kanuni takibat yapılacağı bilgisini de vermiştir.[42] Bu arada devam eden meclis oturumlarda Türkiye’nin sair yerlerinden Şeyh Sait isyanına yönelik hükümete destek telgraflarının sürekli geldiği görülmektedir. [43] Ayrıca Şeyh Said Hareketinin ve başlatılan karşı askeri hareketin pek çok safhasında bölgeden gelen telgraflar farklı telgraflar da Meclis gündemine konu olmuştur. Bunlardan en önemlilerden biri hareketin son bulmasında önemli bir etkisi olan Binbaşı Kasım’ın kardeşi İsmail Hakkı Bey ile Bitlis Mebusu İlyas Beye gönderdiği, Şeyh Said’e bağlı güçlerin başarısız Varto baskınına ilişkindir. 3 Mart 1925 tarihli meclis gündemine konu olan telgrafın 1 ya da 2 Mart tarihli olduğu anlaşılmakta olup şu şekildedir:

“Ankara'da Muş Mebusu İlyas Sami Beye

Genç’in Oğuz Nahiyesinden kaza hududuna geçen aşiretlerden yüz elli kadarı iki gün evvel geceleyin mıntıkamıza girmişlerse de abluka vaziyetindeki tertibat ve tehdidat üzerine hasiren ricat ettirilerek hadiseye meydan bırakılmadığı ancak ‘arkalarından giden’[44] Hormeklilerle ufak müsademe yaptıkları, hiçbir harekâtın muhitimize tesiri olamayacağı.” [45]

Bu telgrafı Meclis’in 3 Mart 1925 tarihli oturumunda gündeme getirip okuyan Muş Mebusu İlyas Sami Bey, “Cibran Aşiret Reisi” olarak nitelediği Kasım Bey ve biraderine Meclis tarafından bir takdir cevabı yazılmasını istemiştir.[46] Sorulan soru üzerine İlyas Sami Bey Genç sahasına giden yolun Varto kazasından geçtiğini, oranın Cibran aşiretiyle meskûn olduğunu dile getirdikten sonra Cibranlı Halit Beye ilişkin de şu izahatı vermektedir;

“Cibran Aşireti rüesasından birisi de Bitlis'te mevkuftur. Halit Beydir. Bunun mevkufiyetine rağmen bu aşiret Cumhuriyet idaresine olan sadakat ve merbutiyetinden dolayı, silâhla mukavemet etmiştir. Bu telgraf asileri o mıntıkaya sokmadığını ve bundan sonra da o mıntıkaya sokmayacağını temin eden bir telgraftır, imzaları İsmail Bey ile biraderi Kasım Beyindir. Şayanı kayıt kuvvetleri de vardır. Meclisi Âlinin nazarı takdirine arz ediyorum. Takdirkâr bir cevap verilmesini teklif ederim.” [47]

Görüldüğü üzere İlyas Sami Bey Cibranlı Halit’in Bitlis’te tutuklu olmasına rağmen Cibranlı Aşiretinin hükümete bağlı kaldığı yorumunu yapmakta ve bu vesileyle Kasım Bey ve biraderine bir tebrik cevabı yazılmasını istemektedir. İlyas Sami Beyin bu talebi değerlendirilmek üzere meclis divan riyasetine havale edilmiştir. Aynı oturumda “isyan ve şekâvet” harekâtına ilişkin Türkiye’nin sair bölgelerinden gelen telgraflar da cevaplanmak üzere meclis riyasetine havale edilmiştir.[48]

2-4 Mart 1925 Hükümetin İstifasına Giden Süreç

Şeyh Said hareketinin Ankara’daki en önemli yansımalarından biri süreç içerisinde Ali Fethi Bey Hükümetinin istifasına gidecek olan bir siyasi krizi tetiklemiş olmasıdır. İsmet Paşa’nın 20 Şubat’ta Ankara’ya dönüşünden sonra Cumhuriyet Halk Fırkası [CHF] içerisinde Ali Fethi Bey ve ekibine karşı sert bir muhalif sesin yükseldiği görülmektedir. Aynı zamanda CHF’nin başkan vekili sıfatına da haiz olan İsmet Paşaya yakın kesimler, Ali Fethi Beyi ortaya çıkan hadiseye karşı etkin bir mücadele sergilememekle itham etmişlerdir. CHF’de yaşanan bu durum, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kuruluşunu müteakip içerde kalan ılımlı kanadın da bir nevi tasviyesi anlamına gelmektedir. Bu süreçte hükümetin akıbetini 2 Mart 1925’te gerçekleşen CHF grup toplantısı şekillendirmiştir. Reisicumhur Mustafa Kemal’in de izlediği bu toplantıda Ali Fethi Beye karşı yoğun eleştiriler yapılmış, Hükümet alınan tedbirlerin yeterliliğini savunurken grup çoğunluğu daha şiddetli tedbirlerin alınması gereğini dile getirmiştir. Nihayetinde bu toplantıda bir güvenoyu yoklaması da yapılmış, Ali Fethi Bey tarafı Fethi Beyin 60’a karşı 93 oyla[49] azınlıkta kalmıştır.

Başvekil Ali Fethi Bey: Elimi Kana Sürmek İstemiyorum!

Söz konusu bu toplantıya iştirak etmiş olan Karesi Mebusu Ahmet Süreyya Bey, Başvekil Ali Fethi Bey’in nihayetinde şu konuşmayı yaptığı aktarmaktadır:

“Anlıyorum ki arkadaşlarımın isyana karşı hükümetimin almış bulunduğu tedbirleri yeter görmeyerek daha geniş, daha şedit tedbirler alınmasını istiyorlar. Ben hadisenin lüzum gösterdiği tedbirleri alınmış ve bu tedbirler isyanı bastırmak için kafidir kanaatinde bulunuyorum. Daha şedit tedbirlerle elimi kana sürmek istemiyorum. Ve sizlerin şahsen itimatlarınızı kaybetmiş olduğum kanaatiyle Başvekaletten çekiliyorum”[50]

CHF grup toplantısında meydana gelen bu hadiseden bir gün sonra 3 Mart 1925 tarihli meclis oturumunda Ali Fethi Bey CHF’nin söz konusu grup toplantısında Heyeti Vekile’nin dâhili siyasetine ilişkin cereyan eden münakaşa neticesinde, hükümetin azınlıkta kaldığını, bundan ötürü Reisicumhura istifasını sunduğunu, yeni başvekil atanana kadar vekâleten bu görevi sürdüreceğini beyan etmiştir. Bunun üzerine söz alan TCF üyesi eski Başvekillerden Hüseyin Rauf Bey özetle; birkaç gün önce Genç isyanına ilişkin mecliste görüşmeler yapılıp karar alınmışken, yaşanan hassas süreçte “hariçte ve dâhilde müstakar bir idare çehresi göstermek için” CHF grup toplantısındaki münakaşadan sonra gelen bu istifaya ilişkin meclisin aydınlatılması gerektiğini ifade etmiştir. Buna karşılık, vereceği başka izahatı olmadığını dile getiren Ali Fethi Bey “Dâhili Siyaset hakkında cereyan eden müzakere neticesinde fırka Hükümeti olmak dolayısıyla, fırkada Hükümet ekalliyette kalmıştır. Ve bunun üzerine vazifesine devam etmek imkânını göremediğinden Reisicumhura istifasını vermiştir” diyerek konuyu tartışmaktan imtina etmiştir.[51]

3 Mart 1925 The Times: Ankara’da Aşırılıkçıların Zaferi

Ali Fethi Beyin istifası Avrupa basınında geniş yankı bulmuştur. Times Gazetesinin İstanbul muhabiri konuyu “Victoire des Extrémistes” yani “aşırılıkçıların zaferi” olarak tanımlamaktadır.[52] Gazete, Halk Partisinin, Reisicumhurun özel isteği üzerine gerçekleştirdiği on saat devam eden toplantı sonucunda Fethi Beyin eleştirilere maruz kaldığını, 60’a karşı 93 oyla mağlup olduğunu, Ankara muhabirlerinin tümünün bu gelişmeyi Kürt isyanına (Révolution Kurde) bağladığını dile getirmektedir. Gazetede devamında, “bunun doğru olduğunu varsayarsak, Fethi Bey'in ayaklanmayı (l'insurrection) gereğinden fazla küçümsediği ya da aşırılıkçı Cumhuriyetçilerin (Républicains extrémistes), hiçbir zaman kendilerinin hoşuna gitmeyen bir bakanı devirme fırsatını yakaladıkları anlaşılıyor” yorumunda bulunmuştur. Aşırıcıların “bir millet vekilinin deyimiyle devrimi tamamlamayı” önerdiğini ifade eden gazete, Terakkiperver Fırkasına, basına, hocalara ve mevcut rejime karşı olduğundan şüphelenin her kişi ve kuruma karşı sert tedbirlerin devreye sokulacağı tahmininde bulunmaktadır. Haberin sonunda “Kürdistan’da” yeni bir gelişme olmamakla birlikte hükümet güçleriyle ciddi bir temasın beklendiği ifade edilmiştir.[53]

Ankara’daki bu istifa 3 Mart tarihli Daily Telegraph da konu olmuş, gazete, yeni hükümetin büyük ihtimalle İsmet Paşa tarafından kurulacağını yazmıştır. Hükümet değişimi yine Halk Fırkası içinde İsmet Paşanın temsil ettiği extremist/aşırılıkçı kanadın Ali Fethi Beyin temsil ettiği ılımlı kanata karşı bir hareketi olarak yorumlanmıştır. [54] Ali Fethi Bey Başvekaletten istifa sonrasında aktif siyasetten uzaklaşmış, fakat Reisicumhur tarafından Paris Büyükelçiliğine atanmıştır. 26 Mart 1925’te Meclis’e verdiği dilekçede bu yeni görevinden ötürü İstanbul Mebusluğundan istifa ettiğini bildirmiştir.[55] Bu istifayı CHF içindeki son göreceli siyasal ılımlı kanadın tamamen bertarafı olarak sembolize etmek kabildir.

4 Mart 1925 İsmet Paşa Hükümeti ve Takriri Sükun Kanunuyla Yeni Dönem

Sir Lindsay CHF içindeki bu gelişmelere ilişkin 3 Mart tarihli raporunda “İsmet Paşa’nın son zamanlarda Mustafa Kemal’in yanı başında işleri fiilen kontrol ettiğini” düşündüğünü dile getirmektedir. [56] Bu rapordan bir gün sonra malumun ilamı gerçekleşmiş, 4 Mart 1925 tarihli meclis oturumunda Reisicumhur Mustafa Kemal’in Başvekâlete Malatya Milletvekili İsmet Paşa’nın seçildiğine ve yeni heyet üyelerine ilişkin tezkeresi okunmuştur. İsmet Paşa gerçekleştirdiği ilk konuşmada meseleye ilişkin “seri ve müessir tedbirlerin” alınacağını dile getirmiştir.[57] İsmet Paşanın seri ve tesirli tedbirlerinin ilki kuşkusuz İstiklal Mahkemelerinin önünü açan Takriri Sükun Kanunu olmuştur. İsmet Paşa hükümetinin meclisten onay aldığı 4 Mart 1925 tarihli aynı oturumda, hükümetçe hazırlanan Takriri Sükûn Kanun taslağı aynı gün Adliye Encümenine havale edilerek oradan uygun bulunup gündeme alınmış olup şu şekildedir:[58]

Madde 1. — İrticaa ve isyana ve memleketin nizamı içtimaisini ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini ihlâle bais bilumum teşkilât ve tahrikât ve teşvikat ve teşebbüsat ve neşriyatı hükümet, Reisicumhurun tasdiki ile resen ve idareten mene mezundur. İşbu ef'âl erbabını hükümet İstiklâl Mahkemesine tevdi edebilir.

Madde 2. — İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren iki sene müddetle meriyülicradır. Madde 3. — İşbu kanunun tatbikine İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

Burada görüldüğü üzere hükümete meclis denetimi dışında oldukça etkin ve geniş bir yetki tanınmaktadır. Kanun üzerine uzun tartışmalar gerçekleşmiş, muhalefet cephesi kanunun özellikle kişi hak ve hürriyetleri bağlamında Teşkilat-ı Esasiye Kanununa aykırı olduğunu dile getirmişlerdir. Ayrıca Genç İsyanının halledilmesi için gerekli kanuni düzenlemelerin zaten yapıldığı, bundan hareketle “takriri sükûn” ismiyle genele şamil oldukça geniş bir yetki kanunun gereksizliği kadar tehlikeli olabilecek sonuçlarına da işaret edilmiştir.

İlk nüvesi Takrir-i Sükun Kanunu olan İsmet Paşa hükümetiyle başlayan ‘extremist’ süreçte birkaç ay içerisinde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da isyanla ilişkilendirilerek kapatılmış, 1923 seçimleri sonrası Mecliste kalabilen göreceli çoğulcu yapının son temsilcileri de tamamen tasviye edilmiş, gerek genel Kürt meselesinde ve gerek Türkiye merkez siyasetinde etkileri günümüze kadar gelen karanlık bir döneme adım atılmıştır…

Kaynakça

[1] Cumhuriyet Gazetesi, 16 Şubat 1341 (1925) tarihli nüshanın üçüncü sayfası, HTUS Kolleksiyonu.

[2] Cumhuriyet Gazetesi, 17 Şubat 1341 (1925) tarihli nüshanın üçüncü sayfası, HTUS Kolleksiyonu

[3] Müddeiumumi Ahmet Süreyya (Özgeevren), Dünya Gazetesi, 24 Nisan 1957 Nüshası

[4] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 13/1 - 14, 14,15,16 ve 17 Şubat 1341 (1925) tarihli oturumlar ile TBMM Gizli Celse Zabıtları, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 4, 15 Şubat 1925 tarihli oturum.

[5] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt:14, S.123-124. Tarık Bey ikinci vilayetten kastı İstanbul ve İstanbul Şehremanetiyle alakalı bir husus olmuştur.

[6] TBMM Gizli Celse Zabıtları, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 4. S.494-514

[7] Orijinal metinde “ceza-i sezâiye” şeklindedir.

[8] Cumhuriyet Gazetesi, 18 Şubat 1341 (1925) tarihli nüshanın ana sayfası, HTUS Kolleksiyonu

[9] Cumhuriyet Gazetesi, 19 Şubat 1341 (1925) tarihli nüshanın ana sayfası, HTUS Kolleksiyonu

[10] FO 371/10867 Belge No: 1229, Sir Lindsay’dan Austen Chamberlain’a İstanbul’dan 24 Şubat 1925 tarihli rapor. Akt. Mesut Yeğen, age. s. 172

[11] BCA, Kurum: 30-18-1-1/KARARLAR DAİRE BAŞKANLIĞI (1920-1928), Yer Bilgisi: 12-76-17, İcra Vekilleri Heyetinin 23 Şubat 1341(1925) tarihli kararnamesi.

[12] Hazır, meyyal, âmâde” anlamında.

[13] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt:14, S.288, 23 Şubat 1341 (1925) tarihli oturum.

[14] BCA, Kurum: 30-18-1-1/KARARLAR DAİRE BAŞKANLIĞI (1920-1928), Yer Bilgisi: 12-77-1, İcra Vekilleri Heyetinin 24 Şubat 1341(1925) tarihli kararnamesi. İcra Vekilleri Heyeti 22 Mart 1925 tarihli kararname ile söz konusu vilayet ve kazalarda daha önce ilan edilen örfi idare bir ay süreyle yeniden uzatılmıştır. (BCA, Kurum: 30-18-1-1/KARARLAR DAİRE BAŞKANLIĞI (1920-1928), Yer Bilgisi: 13-15-10, İcra Vekilleri Heyetinin 22 Mart 341(1925) tarihli kararnamesi.)

[15] CUA, A: IV-15-d, D:63, F:21-1, Gazi Mustafa Kemal imzasıyla Bitlis Vali Vekili ve İkinci Fırka Kumandanı Kazım Paşaya yazılan 24.2.341 (24 Şubat 1925) tarihli telgraf sureti.

[16] Orijinal metinde “müessir icraatı müstelzimdir” şeklindedir

[17] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt:14, S.306-309, 25 Şubat 1341 (1925) tarihli oturum.

[18] Orijinal metinde “müşafehe” şeklindedir.

[19] Orijinal metinde “maskat-ı re’s” şeklindedir.

[20] “Hazırlayıp tertip eden” anlamındadır.

[21] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt:14, S.307, 25 Şubat 1341 (1925) tarihli oturum.

[22] Orijinal metinde “levsine” şeklindedir.

[23] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt:14, S.307, 25 Şubat 1341 (1925) tarihli oturum.

[24] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt:14, S.308, 25 Şubat 1341 (1925) tarihli oturum.

[25] Ali Fethi Bey bu konuşmada İzoli Aşireti Eşrafından Puzan Ağanın telgrafını okumuştur. Bu tarihten itibaren Mecliste konuya ilişkin hemen hemen tüm oturumlarda gerek Kürdistan bölgesinden gerek Türkiye’nin sair yerlerinden harekata karşıt ve hükümeti destekleyici çeşitli telgrafların alındığını ve okunduğunu görmekteyiz. Bu çalışmada söz konusu bu detaylara yer verilmemiştir.

[26] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt:14, S. 309, 25 Şubat 1341 (1925) tarihli oturum.

[27] FO 371/10867 Belge No: E1394, R.C. Lindsay’dan (Birleşik Krallık Hariciye Vekili) Austen Chamberlain’a İstanbul’dan gönderilen 3 Mart 1925 tarihli rapor. Akt. Mesut Yeğen, age. S. 180-184

[28] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-60, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 25 Şubat 1925 tarihli Fransızca raporun ikinci sayfası.

[29] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-60, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 25 Şubat 1925 tarihli Fransızca raporun üçüncü sayfası.

[30] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-60, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 25 Şubat 1925 tarihli Fransızca raporun üçüncü sayfası.

[31] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-60, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 25 Şubat 1925 tarihli Fransızca raporun birinci sayfası.

[32] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-60, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 25 Şubat 1925 tarihli Fransızca raporun birinci sayfası.

[33] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-60, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 25 Şubat 1925 tarihli Fransızca raporun birinci sayfası.

[34] “discours réactionnaire”

[35] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-60, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 25 Şubat 1925 tarihli Fransızca raporun dördüncü sayfası.

[36] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-60, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 25 Şubat 1925 tarihli Fransızca raporun beşinci sayfası.

[37] FO 371/10867 Belge No: 1229, Sir Lindsay’dan Austen Chamberlain’a İstanbul’dan 24 Şubat 1925 tarihli rapor. Akt. Mesut Yeğen, age. s. 172,173

[38] FO 371/10867 Belge No: 1229, Sir Lindsay’dan Austen Chamberlain’a İstanbul’dan 24 Şubat 1925 tarihli rapor. Akt. Mesut Yeğen, age. s. 172,173

[39] FO 371/10867 Belge No: E1394, R.C. Lindsay’dan (Birleşik Krallık Hariciye Vekili) Austen Chamberlain’a İstanbul’dan gönderilen 3 Mart 1925 tarihli rapor. Akt. Mesut Yeğen, age. S. 180-184

[40] BOA, Kurum: HR.İM.., Yer Bilgisi: 247-98, İstanbul Murahhaslığından Hariciye Vekâletine “gayet müstâcel” notuyla gönderilen 26.2.41 (26 Şubat 1925) tarihli telgraf metni.

[41] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 15, s. 12, 28 Şubat 1341 (1925) tarihli oturum.

[42] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 15, s. 12, 13, 28 Şubat 1341 (1925) tarihli oturum.

[43] “İsyan harekâtının takbihi hakkında ihtiyat Zabitleri Cemiyeti Heyeti Merkeziyesi, Baytar Mektebi Âlisi Talebe Cemiyeti ve Mekatibi Âliye Birliği ile Ardahan, Afyonkarahisarı, İzmir, İstanbul, Elmalı, Uluborlu. İpsala, İzmit, Tire, Çorlu, Çorum, Hendek, Devecidağı, Silifke, Karaağaç, Karaburun, Kastamonu ve Vizeden mevrut telgrafnameler.” TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 15, s. 64, 1 Mart 1341 (1925) tarihli oturum.

[44] Orijinal metinde “dümdar” şeklindedir.

[45] Meclis zabıt kayıtlarında telgrafın tarihi yer almamaktadır. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 15, s.107-108 3 Mart 1341 (1925) tarihli oturum.

[46] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 15, s.107, 3 Mart 1341 (1925) tarihli oturum.

[47] Meclis zabıt kayıtlarında telgrafın tarihi yer almamaktadır. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 15, s. 108, 3 Mart 1341 (1925) tarihli oturum.

[48] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 15, s. 108, 109, 3 Mart 1341 (1925) tarihli oturum.

[49] Oylama sonucuna ilişkin bilgiye Times Gazetesinin 4 Mart 1925 tarihli nüshasında rastlamaktayız. Bkz. DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-45, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 4 Mart 1925 tarihli Fransızca raporun birinci sayfası.

[50] Müddeiumumi Ahmet Süreyya (Özgeevren), Dünya Gazetesi, 29 Nisan 1957 Nüshası

[51] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 15, s. 109, 110, 3 Mart 1341 (1925) tarihli oturum.

[52] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-45, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 4 Mart 1925 tarihli Fransızca raporun birinci sayfası.

[53] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-45, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 4 Mart 1925 tarihli Fransızca raporun birinci sayfası.

[54] DBTDA, Kurum: 534, Yer Bilgisi: 36981-148423-45, Yabancı basında Türkiye ile ilgili çıkan haberlere ilişin 4 Mart 1925 tarihli Fransızca raporun üçüncü sayfası

[55] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 16, 26 Mart 1341 (1925) tarihli oturum. s.230

[56] FO 371/10867 Belge No: E1394, R.C. Lindsay’dan (Birleşik Krallık Hariciye Vekili) Austen Chamberlain’a İstanbul’dan gönderilen 3 Mart 1925 tarihli rapor. Akt. Mesut Yeğen, age. S. 180-184

[57] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 15, s.127, 4 Mart 1341 (1925) tarihli oturum.

[58] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre II, İçtima Senesi II, Cilt 15, s.132, 4 Mart 1341 (1925) tarihli oturum.

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin

DOSYA İÇERİĞİ