
Şeyh Sait hareketinde değinilmesi, gün yüzüne çıkarılması gereken en önemli hususlarından biri de dönemin diğer Kürt aktörlerinin Şeyh Said hareketine yönelik yaklaşımlarının ne olduğu sorusudur. Kuşkusuz döneme ilişkin belgeler, çalışmalar Kürt toplumu içerisindeki pek çok liderin ya da geleneksel akımın bu konudaki yaklaşımını aydınlatmaktadır. Biz burada, arşiv belgelerinden istifade ile, sonraki dönemde Dersim hadisesi neticesinde umum Kürt siyaseti içerisinde büyük bir iz bırakacak olan Seyid Rıza’nın Şeyh Said hareketine ilişkin tavrını aydınlatmaya çalışacak, tartışmaya açacağız.
Seyid Rıza’dan Alişir’e Şeyh Said Resti!
Konuya ilişkin belgeler özellikle Seyid Rıza’nın bu dönemdeki tutumuna ilişkin çok değerli bilgilere ulaşmamızı sağlamaktadır. Reis-i Sani Kazım imzasıyla[1] Reisicumhur Mustafa Kemal’e yazılan 5 Mart 1925 tarihli on maddelik rapor bu konuya ve sair detaylara ilişkin önemli bir muhteviyatı havidir.[2] Kazım Bey raporunda evvela, Kaskanlı, Zilanlı, Milanlı aşiret reislerinin[3] “Şeyh Said hareketini telin ederek, cumhuriyet hükümetinin emrine amade olduklarını” Dokuzuncu Kolorduya bildirdiklerini ifade etmektedir. Kazım Bey, devam eden iki maddede ‘asilerin’ Diyarbekir’e karşı bulunan Ali Bardakçı ile Babacı köylerinde olduklarını, diğer bazı ayrıntılarla Şeyh Said’in Diyarbekir üzerine yürümek için Lice’ye mektup gönderdiğini ve Lice Beylerinin hareket etmek üzere olduğu ihbarını da paylaşmıştır. Beşinci maddede; Dersim Koçuşağı Aşiretine mensup eşkıyanın Çemişgezek’e saldırdığını ama ölü ve yaralı bırakarak geri çekildiğini belirten Kazım Bey altıncı maddede Şeyh Said güçlerinin üç koldan Ergani Madenine saldırmaları üzerine oradaki ordu kuvvetlerinin çatışarak Elaziz’e çekildiğine ilişkin detayları paylaşmıştır.
Kazım Bey konumuzla ilgili olarak; Pülümür ve Kemah Kaymakamlarının işarına atfen Birinci Kolordudan aldığı ihbara nazaran yazdığı yedinci maddede ise Seyid Rıza’nın Şeyh Said harekâtına karşı tutumunu şu şekilde raporlamaktadır:
“Ovacık Aşiretleri ile Koçgirilerin irtibat ve tevhid-i harekâta çalıştıkları, Ovacık reislerinin Ağdad köyünde mukim Seyit Rıza’nın evinde içtima ettikleri, Koçgirili Alişir’in bu toplantıya iştirak ve maksadın asilere iltihak hakkında müzakere olduğunu ve içtimadan sonra Alişir’in Mercan mıntıkasına gittiği ve buradaki aşiretleri ittifaka teşvik edeceği, Hozat Vilayetinden güya silah toplanmak rivayetlerinin mevcudiyetine binaen, maruf Seyid Rıza aşiretlere karşı –Biz şimdiye kadar kimseye teslim etmediğimiz silahı şimdi de vermeyiz!- diye beyanatta bulunduğu...”
Kazım Bey raporun sonuna;
“Sekizinci maddede ismi geçen Seyid Rıza, Şeyh Hasenanlılardan Yukarı Abbas Aşireti reisidir. Ceddi ve namusuyla tanınmış, şimdiye kadar da sadık bir adamdır. Alişir ise Alişan’ın[4] kâtibi, münevver, dessas (entrikacı), Kürt istiklalcisi ve idama mahkûm bir adamdır.”
Şeklinde bir not ilave etmiştir. Görüldüğü üzere Seyid Rıza, Koçgiri hadisesinin tanınmış bir isim olan Alişir’in aktif tutumuna rağmen Şeyh Said harekâtına destek vermeyi açıkça reddetmiştir. Bu hareketi Alişir’in Koçgiri Aşireti ile Ovacık Aşiretlerini birleştirerek Şeyh Said’i destekleme planını boşa çıkarmış görünmektedir.
Seyid Rıza’dan Hükümete Bağlılık Beyanı
Yine 12-13 Mart 1925’e ait Reisicumhur Baş Kitabetinin konuya ilişkin bir raporu, Şeyh Said’in başarısızlıkla sonuçlanan Diyarbekir saldırı sonrası detayları havi olup Seyid Rıza’ya ilişkin de çok önemli bir muhteviyata sahiptir [5]:
“Dersim ileri gelenlerinden ve Dersim’in en nüfuzlularından Seyid Rıza ile memurlardan bir kısmı Dersim Valisi Nuri Bey hakkında Elaziz ve havalisi kumandanlığına müteaddit müracaatlarda bulunmuşlar. Bunlara lazım gelen cevaplar verilmiştir. Bu defa da Seyid Rıza tarafından vaki olan vesikada hükümetimizin meşguliyeti zamanlarında daima hizmetlerinin vaki olduğunu[6] ve yine de hizmetlerine devam edeceklerini bildirmişlerdir. Bir seneden beri Dersim ahalisini umumi aftan istifadesini makamlardan istirham eylemişler fakat bir netice alamadıklarını Vali’nin tezviratına atfetmişler. Ve idare-i örfiye mıntıkasına Dersim’in de dahil edilmiş olmasından pek müteessir olduklarını ve bunun da yalan ihbarlarda bulunan Valinin faaliyeti neticesi olduğuna hükmettiklerinden Vali Nuri Beyin tebdiliyle yerine adil bir valinin tayinini ve bu konuların âli makamlara iletilmesini talep etmişler. Ve talepleri kabul edilmediği taktirde Vali Nuri Beyin yüzünden ortaya çıkacak olayların mesuliyeti kendilerine olmayacağını ve kendisi hükümetle millet arasından çıkararak onlara hükümetin emirlerine bağlı kalacağını bildirmiştir.”
Görüldüğü üzere Seyid Rıza, Şeyh Said hareketine karşı hükümete bağlılık beyanında bulunmuş, hatta bu bağlamda Dersim’in Şeyh Said hareketinden ötürü sıkıyönetim bölgesi dahiline alınmasını eleştirmiştir. Seyid Rıza ayrıca, Dersim Valisi Nuri Bey yüzünden bölgede huzursuzluklar yaşanabileceği ihtarında bulunmuş, ortaya çıkabilecek sorunların mesuliyetinin kendisinde olmayacağını açıkça ifade etmiştir.
Günümüz Kürt siyasal mefkuresinde gerek Şeyh Said gerek Seyid Rıza önemli semboller olarak varlığını sürdürmektedir. Şeyh Said’den on iki yıl sonra idam edilecek olan Seyid Rıza’nın Şeyh Said hareketine bu yaklaşımı, Nuri Dersimi’nin Kürt Aleviliği ve Kürt Sünniliği üzerinden yaptığı Koçgiri hadisesine ilişkin bazı eleştirel değerlendirmelerini hatırlatmakta[7], Kürt münevverlerini; tarihsel arka planı ve aktüalitesiyle, Kürt siyasal hareketlerine karşı daha realist bir yüzleşmeye davet etmektedir.
Kaynakça
[1] TBMM Reis Vekili Kazım Özalp olsa gerektir.
[2] CUA, A: IV-15-d, D: 63, F: 32,32-1. Türkiye Cumhuriyeti Riyaseti Baş Kitabeti, Reis-i Sani Kazım imzasıyla Reisicumhur Mustafa Kemale yazılan 5 Mart 1925 tarihli rapor.
[3] Osmanlıca belgede geçen Aşiret bölgesi okunamamıştır.
[4] Koçgiri hadisesinde ismi geçen Alişan Bey (Bkz. Sinan Hakan, Cumhuriyete Giderken Kürtler 1920-1923, İletişim Yayınları)
[5] CUA, A: IV-15-d, D: 63, F: 43, 43-1, 43-2, Türkiye Cumhuriyeti Riyaseti Baş Kitabetinin 15.3.341 (15 Mart 1925) evrak kayıt tarihli raporu. Sunulan makamın yazılmadığı ve muhtemelen Reisicumhura sunulan rapor isyan bölgesindeki makamlardan gelen 12 ve 13 Mart tarihli istihbarata nazaran hazırlanmıştır.
[6] Osmanlıca metinde “daima hizmetlerinin sebk eylediğini” şeklindedir.
[7] Bkz. Sinan Hakan, Cumhuriyete Giderken Kürtler 1920-1923, İletişim Yayınları
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →