Rojava'nın Dikenli Gülleri ve Queer Direniş
Sîpan Bişûr

iccccc_1

TQILA: “Barış istiyoruz, ancak saldırıya uğradığımızda ve sürekli baskı gördüğümüzde, tıpkı gül gibi bizim de dikenlerimiz var ve gerektiğinde karşılık vereceğiz”

Rojava’da 24 Temmuz 2017'de Uluslararası Devrimci Halk Güçleri (IRPGF) bünyesinde kurulan "Queer Ayaklanma ve Kurtuluş Ordusu" (TQILA), hem Batı dünyasında hem de medyada büyük yankı uyandırmıştı. Bu ilgi bazı tartışmaları ve eleştirileri beraberinde getirmişti. Bu yazıda, söz konusu eleştiriler çerçevesinde öncelikle queer öznelerin ve haklarının Rojava toplumsal sözleşmesi çerçevesinde nasıl ele alındığından bahsedeceğim, ardından Rojava’daki queer varlığının Batı kültürel hegemonyasıyla desteklenen yabancı bir dayatma olarak tasvir edilmesiyle beraber TQILA etrafında şekillenen söylemin, Rojava’da yeniden sömürgeleştirme aracı olarak nasıl işlev görebileceğini tartışıp, Kürt ve queer öznelerin mücadelesinin nasıl görünmez kılındığına dair bir bakış açısı sunacağım.

Rojava Toplumsal Sözleşmesi’nin temelleri 2014 yılına dayanmaktadır ve yıllar geçtikçe çeşitli güncellemeleri içinde barındırarak varlığını sürdürmektedir. Söz konusu sözleşme özerk yönetim tarafından kabul edilen ve bölgedeki demokratik konfederalizm ilkelerine dayanan temel bir belgedir. Bu sözleşme, halkların eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliği, çevresel sürdürülebilirlik ve çoğulculuk gibi değerleri vurgular (DAANES’ Social Contract, 2023 Edition, 2024). Ayrımcılığın her türlüsünü reddeden ve sosyal adaleti teşvik eden bir yönetim anlayışını benimseyen sözleşme, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini garanti altına almayı amaçlar. Ancak LGBTQ+ hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi ve ayrımcılığa karşı duruş üzerinden dolaylı bir destek bulsa da bölgedeki pratik temsiliyeti sınırlıdır. LGBTQ+ haklarının hayata geçirilmesi, büyük ölçüde yerel dinamiklere ve sosyal bağlama bağlı bir süreçtir. Toplumsal muhafazakâr normlar ve devam eden savaş koşulları, LGBTQ+ bireylerin açık temsiliyetini ve haklarının güçlendirilmesini zorlaştırmaktadır. Bu durum, özellikle yerel düzeydeki aktivistlerin ve bireylerin çabalarını ön plana çıkarmaktadır​ (Marinelli, 2016). Bu bağlamda feminist ve insan hakları örgütleri, bu hakları hem anayasal düzeyde hem de toplumsal pratiklerde geliştirmeye yönelik girişimlerde bulunuyor. Öne çıkan gruplar arasında, özellikle kadın hakları ve cinsiyet eşitliği üzerine yoğunlaşan Jineoloji Akademisi gibi yapılar bulunuyor (EmancipatoryPedagogies: Human Rights and Feminist Struggle in Rojava, 2022). Bu akademi, yalnızca kadınların değil, aynı zamanda cinsiyet temelli ayrımcılık ve LGBTQ+ konularında farkındalık yaratmaya yönelik çalışmalarıyla da dikkat çekiyor. Aktivistler, eğitim, politika ve etik dönüşüm çabalarıyla bu hakların tanınması için mücadele ediyorlar ve insan hakları kavramını yerel ve küresel bağlamlarda yeniden yorumluyorlar.Bu çerçevede, toplumsal sözleşmenin idealleri ile yerel aktivizm arasındaki dinamik, LGBTQ+ haklarının görünürlüğü ve temsili konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Sonuçta, toplumsal sözleşmenin sunduğu ileriye dönük eşitlikçi ilkeler ve yerel toplulukların çabaları, LGBTQ+ haklarının daha geniş bir şekilde korunmasına katkı sağlamak için önemli bir temel oluşturmaktadır. Rojava’daki queer temsiliyetinin Toplumsal Sözleşmedeki yansıması toplumsal cinsiyet ve insan haklarından öteye gidemiyorken tam da bu noktada TQILA’nın varlığı ve devamında gelen tartışmalara göz atmanın anlamlı olacağını düşünüyorum.

TQILA, Orta Doğu'da yaşayan queerler olarak, en radikal eylemlerden birinin, var olmadıklarını iddia eden insanlara ve hükümetlere, varlıklarını duyurmak olduğuna inanarak kuruluşlarını duyurdular ve ardından "bizi gören ve olduğu gibi seven, korkulacak bir klişe olarak görmeyen insanlarla birlikte, tiranlığa, baskıya ve tahakküme karşı mücadele ediyoruz." diyerek Rojava'daki mücadelenin bir parçası oldular (The Queer Insurrection and Liberation Army, 2017).

TQILA'nın kuruluşunun ardından batı medyasındaki geniş ilgi, özellikle Suriyeli bazı queerler tarafından eleştirildi. Razan Ghazzawi, 2017 yılında Al Jazeera'da yayımlanan makalesinde, Suriye’deki queer kurtuluş mücadelesinin dekolonyal bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini savunmuştur (Ghazzawi, 2017). Ghazzawi, Batı'nın queer kurtuluş hareketlerine dayattığı liberal söylemlerin, yerel koşullar ve mücadelelerin özgünlüklerini göz ardı ettiğini vurgulamaktadır. Ghazzawi'nin eleştirisi, queer mücadelelerin sömürgeleşme bağlamında ele alınmasının yanı sıra, bu bakış açısının, Suriye’deki Kürt mücadelesine de karşıt bir söylem oluşturduğunu dile getirmektedir. Batı merkezli yaklaşımlar, sadece queer haklarının savunulmasını değil, aynı zamanda Kürtlerin özgürlük mücadelesini de dışlayan bir bakış açısını benimsemiştir. Ghazzawi, queer kurtuluşunun ve Kürt özgürlük mücadelesinin yerel bağlamlarda birleştirilmesi gerektiğini savunur. Bu bağlamda, dekolonyal bir bakış açısının, sömürgeci yapıları dönüştürme çabası, aceleyle birleştirilen söylemlerle sınırlı kalmamalıdır. Ghazzawi’nin eleştirisi, queer haklarının ve Kürt mücadelesinin kesişen dinamiklerinin dikkate alınarak, Batı'nın hegemonik söylemlerine karşı daha özgün ve yerel bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini gösterir.

Öte yandan, Rojava’daki queer mücadelenin Kürt mücadelesinin öznesi olabileceği tartışmaları, Batılı medya tarafından “war on terror” (teröre karşı savaş) perspektifine indirgenerek ele alındı. Bu algı, Rojava’daki queer toplulukları, Beşar Esad’a karşı savaşan seküler ve egemen bir duruş sergileyen bireyler olarak görme eğilimindeydi. Bu durum ise Batı'nın Rojava’daki özgürlük mücadelesini nasıl zayıflatmaya çalıştığını gösteriyor. Teröre karşı savaş söyleminin bir parçası olarak, Rojava’daki queer toplulukları ve diğer direniş gruplarını, Batı'nın ikili düşünce biçimleriyle anlamlandırmak—terörist vs. seküler, Kürtler vs. Sünni Araplar, queer anarşistler vs. İslamcı teröristler gibi—her şeyin daha makul ve Batı'nın çıkarlarına uygun hale getirilmesine olanak tanıyor. Bu perspektif, TQILA ve benzeri hareketleri Batı'nın sunduğu jeopolitik çatışmanın bir parçası olarak çerçeveliyor. Bu durum, bu queer ve Kürt hareketinin özgün mücadelesini çarpıtmakta ve onları dışsal, Batı merkezli bir çerçeveye sokarak, direnişlerinin gerçek kapsamını görmezden gelmektedir. Kadınların ve queerlerin mücadelesini görmezden gelerek, onları teröre karşı savaşın içinde konumlandırmaya çalışan bu tür söylemler, Kürtlerin Orta Doğu'daki savaşını ve hayatta kalma mücadelesini görünmez kılmanın yanı sıra, Rojava'daki Kürt mücadelesini de tarihten silmeye çalışıyor. Bu söylemler, günümüzde elde edilen kazanımları, marjinalleşen toplulukların devlet ve polis şiddeti, homofobi, transfobi ve ataerkillik karşısında verdikleri mücadelelerin yıllara dayalı direniş ve isyanların sonucu olarak görmek yerine, bunları Batı medeniyetlerine özgü bir durum olarak sunuyor. Benzer şekilde, queerlerin hayatta kalma mücadelesi genellikle seküler ve kozmolojik bir evrene dayalı ABD merkezli queer teorilerinden beslenir. Bu teoriler, genellikle beyaz orta sınıf kültürlerin toplumsal cinsiyet kodlarını ve bilgi temelli bakış açılarını öncelikli kılar. Bu tür yaklaşımlar, Ortadoğulu queerlerin hayatta kalma mücadelesini görmezden gelir ve queer mücadelesinin Avrupa ve Amerika'daki tarihini silmeye odaklanır (Dirik,2023). Bu noktada, queer hareketlerin küresel perspektifte nasıl birbiriyle örtüşen ancak yerel bağlamlarda farklı şekilde şekillenen dinamiklere sahip olduğu daha geniş bir çerçevede ele alınmalıdır. Örneğin, “bizim kültürümüzde böyle şeyler yok” gibi söylemler, queer mücadelesinin kökenlerinden çok Batı'nın dayattığı normlara uyan bir anlatı üretir.

Bir diğer tartışma başlığı ise queer öznelerin militarizmle anıldığı örneklerde karşımıza çıkan militarism of sexual orientation (cinsel yönelimlerin militarize edilmesi) tartışmalarında görünür oluyor. Bu durumu Jasbir Puar’ın homonasyonalizm (Puar, 2007) kavramıyla düşünmek tartışmalara yeni bir boyut katabilir çünkü bu kavram LGBTI+ haklarının Batı’nın emperyalist politikalarını meşrulaştırmak için nasıl kullanıldığını açıklar. Batı, LGBTI+ haklarını kendi egemenliğini ve kültürel üstünlüğünü doğrulayan bir araç olarak kullanırken, Rojava’da queer savaşçılar bu hakları ve kimlikleri, Batı’nın homonasyonalist politikalara dayalı militarizminden farklı bir şekilde sunar. Burada queer hakları, yalnızca bir milli çıkar aracı olarak değil, özgürleşme mücadelesi olarak ifade edilir. Bu bakış açısı, queer kimliklerin militarist amaçlar için sömürgeleştirilen değil, direnişin bir parçası olduğunun altını çizer. Bu bağlamda, queerlerin cinsel yönelimlerinin militarize edilmesi vurgusu, genellikle Batı'nın politik söylemlerinin etkisiyle şekillenen bir olgudur. Rojava'da savaşan queerler, devrimci bir pratik olarak özsavunma (self-defense) anlayışını benimsemiş ve bu mücadeleyi queer kimliklerin korunması ve savunulması üzerinden şekillendirmiştir. Çünkü öz savunma yalnızca fiziksel bir koruma gerektirmez, aynı zamanda kültürel ve sembolik şiddetten de korunma ihtiyacı doğurur (Üstündağ, 2016). Yani, queer kimliklerin askeri güçler tarafından şekillendirilmesinin ve militarize edilmesinin ardında, yalnızca bir tür koruma değil, aynı zamanda bir özgürleşme mücadelesi yatar. Aynı zamanda Foucault'nun cinsel kimliklerin ve bedenlerin baskıya uğramasının yanı sıra, bu kimliklerin direniş aracı olarak kullanılabileceği fikri (Foucault, 1976) TQILA'nın kendini ilan etmesiyle somutlaşır. TQILA, queer kimlikleri askeri bir yapının içinde savunurken, bu kimlikleri savunmayı sadece kurbanlık bir durum olarak değil, aktif bir direniş biçimi olarak ele alır. Bu anlayış, queerlerin sadece marjinal ya da mağdur olmasının ötesinde, kendi bedenleri ve kimlikleriyle devrimci bir mücadelenin parçası olduklarını vurgular ve queer kimlikler, toplumsal ve askeri sistemlerin baskısına karşı direnişin bir aracı haline gelir.TQILA'nın varlığı, queerlerin cinsel kimliklerini savunmak için bedensel özgürlüklerini talep etmelerini simgeler. Burada queer kimlikler, bir mağduriyet ya da marjinallik olarak değil, aktif bir devrimci mücadele biçimi olarak anlam kazanır. Bu, queerlerin sadece baskıya karşı durmakla kalmayıp, aynı zamanda kendi özgürlüklerini kazanmak için verdikleri direnişi de içerir. Bu perspektif, queer kimliklerin ve cinsel yönelimlerin militarize edilmesinin, baskı altındaki topluluklar için bir özgürleşme pratiği haline gelmesine olanak tanır.

Queerlerin Rojava’daki mücadelesi hem kendi kimliklerinin savunulması hem de özgürlüklerinin elde edilmesi açısından devrimci bir pratik olarak anlam bulur. Bu mücadele, sadece Batı'nın queer politikalarının bir yansıması değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki queerler için özgürleşme ve hayatta kalma mücadelesinin bir ifadesidir. Bu bağlamda, queer mücadelesinin Batı odaklı söylemlerle değil, yerel bağlamda ve toplumsal mücadeleyle şekillendirilmesi, daha kapsayıcı ve adil bir queer özgürlük mücadelesinin temellerini atabilir.

Taburun kuruluşu; hevaltî, aşk ve günlük hayatın politikaları hakkında, diyor Çîya; vermiş olduğu röportajda. Ardından ekliyor: “İşgal deneyimleri, kolektif hayatımızın ilkeleri ve pratiği konusunda yardımcı oluyor. Zaten burada dışında böyle bir yaşam tarzını bulabileceğiniz tek yerler oralar. Ama ‘heval’ çok önemli bir kavram: seni her şekilde koruyacak olan yoldaşın. Onlara güvenmek zorundasın. Ve bu bir tür aşk ilişkisidir.” diye tekrar ediyor Çîya (TQILA, 2017).

Kaynakça

DAANES’ Social Contract, 2023 Edition. (2024, July25). https://rojavainformationcenter.org/2023/12/aanes-social-contract-2023-edition/

Daily Mail (2017). First LGBT unit fighting ISIS: Photos of rainbow flag raised in

Raqqa. https://www.dailymail.co.uk/news/article-4727522/First-LGBT-unit-fighting-ISIS-photos-rainbow-flag-Raqqa.html

Dirik, D. (2023). Afterword. Kurdish Studies Journal, 1(1–2), 181-197. https://doi.org/10.1163/29502292-00101008

Emancipatorypedagogies: human rights and feminist struggle in Rojava. (2022, February 24). Engenderings. https://blogs.lse.ac.uk/gender/2022/02/28/emancipatory-pedagogies-human-rights-and-feminist-struggle-in-rojava/

Foucault, Michel. The History of Sexuality, Vol. 1: An Introduction. PantheonBooks, 1976.

Ghazzawi, R. (2017, August 5). DecolonisingSyria’s so-called queer liberation. Al Jazeera. https://www.aljazeera.com/opinions/2017/8/5/decolonising-syrias-so-called-queer-liberation

Marinelli, V. a. P. B. S. (2016, October 23). The 2016 Rojava Social Contract: a Democratic Experiment of Civil and Social Rights in NorthernSyria. International Law Blog. https://internationallaw.blog/2016/10/24/the-2016-rojava-social-contract-a-democratic-experiment-of-civil-and-social-rights-in-northern-syria/

Puar, Jasbir. TerroristAssemblages: Homonationalism in Queer Times. Duke UniversityPress, 2007.

The Queer Insurrection and Liberation Army. (2017). The formation of the queer insurrection and liberation army. The Anarchist Library. Erişim adresi: https://theanarchistlibrary.org/library/the-queer-insurrection-and-liberation-army-the-formation-of-the-queer-insurrection-and-liberati

Üstündağ, N. (2016). Self-Defense as a revolutionary practice in Rojava, or how to unmake the state. South AtlanticQuarterly, 115(1), 197–210. https://doi.org/10.1215/00382876-3425024



 

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin

DOSYA İÇERİĞİ