
“Zamanında bir çobanın kaybolan koyunu için endişelenirken arkadaşı "Doğru birdir" der. Çoban şaşırır ve ne demek istediğini sorar. Arkadaşı, "Koyun rüzgarla uçtu, hakikati kabul et" der. Bu, gerçekleri inkâr etmenin kaybolmuş olanı bulmayı engellediğini anlatır.”
Türklerin ve Kürtlerin tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilen "Şeyh Said Başkaldırısının" üzerinden neredeyse bir asır geçti. Buna rağmen olayın etkileri ve sonuçları günümüz dünyasında ve siyasetinde önemli rol oynamaktadır. Farklı siyasi eğilimlerden oluşan birçok kesim yaşananları kendi çerçevesinden değerlendirip yorumlamaktadır.Formun Üstü
Bu döneme ait gerçekler ve sonuçlar hakkındaki tartışmalar hala kesinlik kazanmamışken, bu konunun gündeme gelmesi bile oldukça hassas bir durum olarak görülüyor. Tartışmaların genellikle gerçeklerden uzak olduğu ve tamamen varsayımlara dayandığı göz önüne alındığında, bu konunun incelenmesi oldukça karmaşık bir hal almaktadır. Olayın kökenleri, sonuçları ve arşiv belgeleri hakkındaki tartışmalar hala tam olarak netleşmemiş durumdadır.
Bu yüzden her belge ve kanıt büyük bir önem taşımaktadır. "İstiklal Mahkemesi" tutanakları bile doksan yıldan fazla bir süre sonra ancak yayımlandı, ki doğruluğu hakkında çok ciddi şüpheler bulunmaktadır. Şeyh Said Efendi ve arkadaşlarının mezar yerleri ise hala belirsizliğini korumaktadır. Böyle bir ortamda kimliğini ve inancını korumak için mücadele veren insanların yaşamı bilinmeye değerdir. Harekatın her aşamasında bulunmuş Şeyh Ali Rıza’nın hayatını incelediğimizde görmekteyiz ki; bu harekât ne 1925’te başladı ne de 1925’te bitti. Hala davanın sahipleri mücadelelerini sürdürmektedir. Bu yüzden Şeyh Said’in oğlu Şeyh Ali Rıza oldukça önem taşımaktadır.
Şeyh Ali Rıza Kimdir?
Şeyh Ali Rıza Efendi, 1898 yılında Erzurum'un Xinûs (Hınıs) kazasına bağlı Qolhîsar (Kolhisar) köyünde dünyaya geldi. Eğitim hayatına babası Şeyh Said Efendi ve amcası Hınıs müftüsü Şeyh Bahaaddin Efendi'den aldığı eğitimle başladı. Civar medreselerde birçok ilim dalında eğitim gördü ve fetva mertebesine ulaşarak eğitimini erken yaşta tamamladı. 25 yaşında ilim icazeti aldıktan sonra Halep'te Şeyh Said Harekâtı adına siyasi ve finansal görüşmelerde bulundu.
Şeyh Said Harekatı'nın teorisyenlerinden biri olan Şeyh Ali Rıza, harekatın başlamasıyla birlikte Malazgirt Cephe Komutanlığı görevini üstlendi. Şeyh Said’in tutsak edilmesinden sonra içinde Ferzende Beg’in, Hesenanlı Xalıt Beg’in, Süleymane Ahmet’in, Kol ağası Kerem Beg’in, Kürt Şair Cegerxwîn’in, Şeyh Said’in ‘Ateist’ kâtibi Fehmi Bilal’in bulunduğu 140 kişilik süvari birliği ile Şeyh Said harekâtını devam ettirebilmek adına İran’a doğru yola çıktı. Simko ile Seyyid Abdülkadir’in yeğeni Seyyid Taha ile görüşmelerde bulundu.
Daha sonra Irak'a geçerek Revanduz Cemiyetini kurup Ağrı Harekâtını destekledi. Xoybûn (Hoybun-Bağımsızlık) Cemiyeti'nin kurucu kadrolarında yer alan Şeyh Ali Rıza, Hoybun'un aldığı bazı kararlara (Ermenilerin Kürt topraklarına yaptıkları kilise sayımları üzerinden hak iddia etmesi üzerine ve para ile Kürtleri ön cephede savaştırması adına alınan kararlara) itiraz etti. Ardından Fransızların ve Bedirhani’lerin isteğiyle ana komiteden uzaklaştırıldı. Bunun üzerine Şimali Kürdistan Cemiyeti'ni (Kuzey Kürdistan Cemiyeti) kurdu. Çalışmaları olumlu sonuçlar almayınca Türkiye’ye döndü. O sıralar ailesinden geriye kalan çocuklar ve kadınlar 1926 İskân Kanunuyla birlikte sürgüne gönderilmişti.
Ardından TBMM “Şeyh Said Affı” adında bir af çıkardı. Fakat bu af uzun sürmedi, tekrar 1934-1935 yıllarında Şeyh Said Ailesi ve on binlerce Kürt, topraklarından koparılıp Türkiye’nin farklı yerlerine asimilasyon amacıyla sürgüne gönderildiler. Kürt sürgünlerinin bütün mal varlıklarına el konuldu ve yapılan mezatlarla sürgüne gönderilmeyenlere satıldı. Şeyh Ali Rıza ve Ailesi, Eğirdir’de 3 yıl, Kırklareli, Vize ilçesinin Sergen köyünde yaklaşık 12 yıl sürgün hayatı yaşadılar. Sürgün sırasında ve hayatının devamında insanlara dini eğitimler verdi. Birçok Kürt Seyda’sı, Mele’si ve Abdülmelik Fırat gibi önemli siyasi figürler yetiştirdi. 1960 yılında yapılan darbe sonrası 3. Sürgün diyebileceğimiz Sivas Kampına gönderildi. Bu kamp, Kürtlere yönelik bir kıyım mekanıydı, her görüşten ve ideolojiden Kürtler bir araya toplatıldı ve yine bütün mal varlıklarına el konuldu. 4 yıl süren son sürgünün ardından 1970 yılında Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi'nde vefat etti.
Şeyh Ali Rıza’nın hayatına baktığımızda, 1925 yılından sonra yapılan üç büyük Kürt sürgünü yaşadığını görmekteyiz. Bu yüzden Şeyh Ali Rıza gibi şahsiyetlerin hayatları bilinmelidir. Kolhisar’daki aile kabristanına defnedildi. Onun hatıraları, Kürt tarihine ışık tutarken, aynı zamanda bugünkü siyasi ve toplumsal meselelere de önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Şeyh Ali Rıza Efendi'nin mirası, Kürt toplumunun tarihinde önemli bir yer işgal etmektedir. Şeyh Ali Rıza’nın hatıralarından ve kendi sesinden yola çıkarak hazırlanan “Babam Şeyh Said” adlı kitap, Şeyh Said Harekatının iç yüzünü anlamamız için önemli bir kaynaktır. Kürt tarihi adına yapılan yakın tarih araştırmalarında göze çarpan Şeyh Ali Rıza’nın ismini birçok belgede ve mektupta görmekteyiz.
Özellikle Hoybun Cemiyeti'nin yazışmalarında, İhsan Nuri Paşa’nın mektuplarında, Fransız, İngiliz arşivlerinde ismi Ağrı harekâtı, Simko harekâtı gibi önemli konularda gündeme gelmektedir. Bu belgelerde ve mektuplarda okuma yaptığımızda görüyoruz ki Şeyh Said harekatının başından bitişine kadar Şeyh Ali Rıza, Kürt mücadelesini devam ettirmiştir. Bağdat’ta yaptığı görüşmelerden sonra İstanbul’a dönüp birtakım görüşmelerde bulunmuştur. Bunların birine de mahkeme tutanaklarına baktığımızda karşılaşıyoruz; Seyyid Abdülkadir’in oğlu Seyyid Muhammed, Şeyh Said’in oğlu Şeyh Ali Rıza’nın Kürdistan Teali Cemiyetine gelip orada Şeyh Said Harekatının başlangıcı için Şeyh Said adına görüşmeler yaptığını ve Kürt Teali Cemiyetine bir Kürdistan bayrağı çizdiğini aktarmaktadır.
Şeyh Ali Rıza’nın karanlıkta kalan yaşam hikayesini ortaya çıkarmak, karanlıkta kalan Kürt tarihinin de aydınlanması için önemli bir adım olacaktır. Şeyh Said Harekatının başından sonuna kadar Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta ve İran’da kurduğu bağlar ile Kürt Tarihi adına hayat hikayesinden bizlere önemli notlar çıkmaktadır. Şeyh Ali Rıza, Kürtlerin neden bir devlet olamadığını ve tarihsel perspektif açısından bunun tarihsel geçmişine ve de nedenlerine inerek örnekler ile anlatmaktadır. Şeyh Said Harekatı’nın 1925’te başlamadığını ve 1925’te bitmediğini anlamamız için, Şeyh Said’in idamından sonra Kürt mücadelesinin devamı açısından davayı devam ettiren insanların hayat hikayesine ve bizlere devir ettikleri yaşam mücadelesini iyi anlamamız ve görmemiz gerekmektedir.
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →