Êzidi ve Müslüman Kürtlerin Ortak Geçmişi
Yaşar Kaplan

38068013_10212257075117847_3382883827658522624_o Ortadoğu’nun kadim milletlerinden biri olan Kürtler, kendi içerisinde birçok farklı dini inanç ve lehçeyi barındırmaktadır. Kürt toplumunun Kürdistan’da yaşayan Hıristiyan ve Yahudiler gibi dini gruplar ya da Arap, Azeri, Türk, Fars, Ermeni ve Süryani gibi farklı etnik gruplar ile ilişkilerini inceleyen çeşitli çalışmalar yapılmış olmasına rağmen Kürt toplumuna ait farklı dini ve dilsel grupların karşılıklı ilişkileri üzerine ciddi çalışmalar yapılmamıştır. Bu bakımdan tarih boyunca Kürt toplumu bünyesinde var olan farklı dini ve mezhebi gruplar arasındaki ilişkilerin niteliğinin ortaya konulması oldukça önemli bir konu olarak ortada durmaktadır. Biz bu çalışmamızda çeşitli yazılı kaynaklar ve sözlü gelenek üzerinden Êzidi ve Müslüman (Şafii veya Hanefi) Kürtler arasındaki ortak dini ve kültürel geçmiş ve bunun yansımalarını irdelemeye çalışacağız. Bu çalışma, konunun önemine dikkat çekmeyi amaçlayan bir giriş yazısı hüviyetinde olup ilgili araştırmacıların daha geniş bir şekilde çalışmaya teşvik etmeyi amaçlayacaktır.

Giriş

Êzidilik, genel olarak Şeyh Adi b. Müsafir ile ilintili olarak ortaya çıkmış ve dini kurumsallaşmasını tamamlamış bir dini gelenek olarak bilinmektedir. Bu bakımdan tarihi verilere dayalı olarak Şeyh Adi’den önce Êzidilik ismi ile müsemma bir dini geleneğin varlığına dair sağlam verilere sahip değiliz. Ancak bu durum Êzidiliğin kökenlerinin bu zaman diliminden önceye dayanmadığı anlamına gelmemelidir. Çünkü Êzidi dini geleneğinin; Mazdayasna (Mecusilik), Hıristiyan, Yahudi, İslam ve kadim Mezopotamya dini geleneklerine ait birçok unsuru barındırdığı bilinmektedir. Bütün bu farklı unsurların nasıl bir araya geldiği, bu unsurlardan hangilerinin başat rol oynadığı ve müstakil bir dini gelenek olarak oluşumunu tamamlamasının tarihi dönemeçleri; Êzidilik çalışmalarının en zor ve önemli bölümünü oluşturmaktadır. Kürtler, tarih boyunca İrani (Aryani) halkların dini geleneği olan Mazdayasna ve onunla ilintili olan Mitraizm, Maniheizm, Zurvanizm ve Mezdekizm inançları, Yahudi ve Hıristiyan (Nesturi-Yakubi) dini gelenekleri ve İslam gibi çeşitli dinlere sahip olmuşlardır. Êzidi dini geleneği, bir bakıma Kürtlerin tarih boyunca sahip olduğu bütün dini geleneklere ait unsurları barındırması nedeniyle özellikle İslam’dan önceki sahip oldukları dini inanç ve uygulamaların anlaşılmasında oldukça önemli bir mevki işgal etmektedir.

Kürtler ve Din

Kürtler, diğer bütün İrani halklar gibi Mazdayasna dini geleneğine sahip olmuşlardır. Genel olarak milattan önce VII ve VI. yy’lar arasında yaşadığı kabul edilen Zerdüşt, İrani halkların bu kadim dinini reforme ederek Mazdaizmdeki Tanrıların birçoğunu pasifize etmiş ve Ahura-Mazda’yı tek Tanrı olarak ilan etmiştir. Ancak Mazdaizmin din adamı sınıfı olan Maguların şiddetli muhalefeti ile karşılaşmıştır. Zerdüşt’ten sonra onun dini reformları ile eski dini gelenek yeniden sentezlenmiş ve Zerdüşt’ün pasifize ettiği Tanrılar ile dini ritüeller yeniden canlandırılmıştır. Persler (MÖ. 550-MÖ.330), Büyük İskender’in (MÖ. 323) Helenizm çalışmaları ve Partlar (MÖ. 247-MS. 224) döneminde Mazdayasna ya da özellikle Mitraizm kültü kendi coğrafyasının sınırlarını aşmış ve Roma İmparatorluğu coğrafyasında geniş bir alana yayılma imkânı bulmuştur. Sasaniler döneminde Zerdüştlük, Masdayasna’nın ortodoks formu olarak devletin resmi dini kabul edilmiş ve bu ortodoks form dışındaki Mitraizm, Maniheizm ve Mazdekizm baskı altına alınmaya çalışılmıştır. Ancak Mitraizm, geniş halk toplulukları arasında varlığını köklü bir şekilde varlığını devam ettirmiştir.[1] Kürtler üzerinde kısmen etkili olan Yahudilik ise erken bir dönemden itibaren Kürt coğrafyası ve toplumu içerisinde varlık göstermeye başlamıştır. Asur (MÖ. 722) ve Babil (MÖ. 587) sürgünleri neticesinde önemli bir Yahudi nüfus Musul, Erbil, Kerkük bölgelerine ve Babil’e yerleştirilmiş ve XX. yy’a kadar bölgedeki varlığını devam ettirmiştir.[2] Partlar döneminde Erbil (Adiabene) bölgesinde Kürt Hezbani Aşiretine atfedilen Erbil Satraplığının Kraliçe Helena (MÖ.25?-MS. 58?) ve oğlu İzates döneminde Yahudiliği benimsemesi[3] Kürtler arasında Yahudiliğin yayılışına örnek olarak gösterilebilir. Kraliçe Helena MS. 40’lı yıllarda Kudüs’te bir saray inşa etmiş ve ölümünden sonra da orada toprağa verilmiştir.[4] Erbil Satraplığı, Kudüs Yahudilerinin (MS. 66-70) Roma İmparatorluğuna karşı gerçekleştirdikleri isyana destek vermişlerdir.[5] MS. 66-70, 115-117 ve 132-135 tarihleri arasında Roma İmparatorluğuna karşı gerçekleştirilen ve başarısızlıkla neticelenen Yahudi isyanları sonucunda Kudüs bölgesinden Part yönetimindeki Babil ve kuzey Mezopotamya şehirlerine doğru gerçekleşen yeni Yahudi göçleri ile beraber Yahudi nüfusu daha da artmıştır. Kürtlerin sahip oldukları önemli bir dini gelenek olan Hıristiyanlık ile ilk ilişkisi, Matta İncilinde aktarılan Doğudan gelen Magular olarak isimlendirilen Zerdüşti din adamları olan Medli Maguların İsa’nın doğumu ile ilgili Kudüs’e gerçekleştirdikleri ziyaret olarak kabul edilebilir.[6] Ayrıca Yeni Ahit’teki ifadelerden İsa Mesih’in göğe yükselmesinden on gün sonraya denk gelen Penticost gününde Part, Med ve Elam bölgesinden mabed ziyareti için gelen birçok kişinin İsa Mesih’in yeni çağrısını duyduğu, kimilerinin onu kabul ettiği ve yeni mesajı memleketlerine götürdükleri anlaşılmaktadır.[7] Ancak esas olarak Hıristiyanlık Fırat’ın doğusunda ilk olarak bölge Yahudileri arasında yayılmış ve onlar vasıtasıyla Süryani-Arami topluluklar Hıristiyanlığa geçmeye başlamışlardır. Doğu Süryani (Nesturi) geleneği tarafından Doğu (Nesturi) Kilisesinin kurucusu ve yetmiş havariden biri olarak kabul edilen Mar Mari’nin MS. I. yy’ın sonlarından itibaren gerçekleştirdiği misyonerlik faaliyetleri vasıtasıyla Kürtler arasında da Hıristiyanlığın yayılmaya başlamıştır. Mar Mari’nin misyon faaliyetlerini anlatan “Mari’nin İşleri” isimli VI ve IX. yüzyılları arasında yazıya geçirilen esere göre Addai doğuda ve Mezopotamya bölgesinde Hıristiyanlığı yaymak için Mari’yi görevlendirmiştir. Mari, öğrencileri ile beraber Nusaybin, Musul, Erbil, Kerkük güzergâhında misyon faaliyetleri gerçekleştirdikten sonra öğrencisi Tomas’ı Duhok (Dasın), Hakkâri (Zozan), Urmiye ve Med havalisine göndermiş ve ardından kendisi güneye doğru yolculuğuna devam ederek Partların başkenti Ktesifon- Seleucia’ya ulaşmıştır. Bu geziler esnasında birçok Zerdüşt, Hıristiyanlığa dönüştürülmüştür.[8] Urfalı Baydaysan (MS. 154-222) “Ülkelerin Yasalarına Dair Kitap” adlı eserinde Part, Pers ve Medli insanlar arasında Hıristiyanlığın yayıldığını belirtmektedir[9]. Bunlar dışında Süryani-Hıristiyan kronikleri, şehit rivayetleri ve azizlerin hayat hikâyeleri gibi çeşitli kaynaklardan Kürt bölgelerinde Zerdüştlükten Hıristiyanlığa dönüştürülen kişiler hakkında çok sayıda bilgi bulunmaktadır.[10] Özellikle V. yy’ın sonları ve VI. yy’ın ortalarında Kürtler arasında Hıristiyanlığın yayılmasında önemli bir ivme yakalanmıştır.[11] V. yy’da Nesturi ve Yakubi kiliselerinin ayrılması ile neticelenen İsa Mesih’in şahsiyeti ile ilgili kristolojik tartışmalarda Medli İbrahim, Beth Qardolu (Kürtlerin Ülkesi-Cizre) Mar Barhadbsabba ve Qardolu Mara’nın kölesi Bar Sawma gibi bazı Hıristiyan Kürt teologların da rol oynadıkları bilinmektedir.[12] Nesturi kaynaklarında Kürtlerin ülkesi anlamında Beth Qardu (Cizre ve havalisi) ve Beth Kartwayê (Erbil’in kuzeyi) isimleri kullanılmakta olup buradaki bazı kilise ve manastırlar da Kürtlere nispet edilmişlerdir. Bu bakımdan Kürt lakabı ile anılan Nesturi Kilise Babaları ve piskoposları bulunmaktadır. Nesturî Kilisesinin 585 Sinoduna katılan Piskopos Klilişo Kartwayê (Kürt), Abdyeşu’ el-Kürdi (VI. yy.) ve “Küçük Cennet” isimli bir eser kaleme alan Kürtlerin Piskoposu Davud (IX. yy) bunlara örnek olarak verilebilir.[13] Konumuz ile ilgili olması bakımından Êzidilerin en önemli aşiretlerinden birisi olan Dasınilere nispet edilen birçok Nesturi din adamı bulunmaktadır. Bunlardan Nusaybin Piskoposu Yuhanna ed-Dasıni, Emeviler döneminde patriklik yapmıştır.[14] Güney Kürdistan’da Êzidilerin tarih boyunca yoğun olarak yaşadıkları Dicle’nin doğusundaki bölgeler Nesturi kaynaklarında; Beth Nuhadra (Duhok şehir merkezinden Zaho’ya kadar olan bölge), Beth Dasen (Duhok, Akre ve Amêdiye üçgeninde bulunan bölge) ve Beth Marga (Mêrgeh, Akre’nin güneyine düşen Büyük Zap ve Hazır Irmakları arasındaki verimli ova) bölgelerini kapsamaktadır.[15] İslam kaynakları bu bölgelerin alınmasından bahsederken yukarıda belirtilen bölgelerde bulunan çeşitli kalelerin isimlerini zikrederek bu kalelerin Kürtlerden alındığını belirtmektedirler.[16] Müslüman Araplar tarafından bu bölgeler ele geçirildiğinde bölge nüfusunun çoğunluğunun Hıristiyan oldukları bilinmektedir.[17] Bu durum Müslüman Arapların Kürtler ile karşılaşmasında Kürtlerin iki farklı reaksiyon göstermelerinde de yansımasını bulmaktadır. Fars ve Huzistan (Ahvaz) bölgesi ile Sasanilerin başkentine yakın bölgedeki Kürtler, Farslar ile beraber Araplara mukavemet göstermelerine rağmen Cibal, Cezire ve Zozan bölgesindeki Kürtler cizye karşılığı sulh yolu ile Arapların yönetimini kabul etmişlerdir. Zozan bölgesinin[18] alınmasında İyad b. Ganem, Zozan Patriği ile cizyeyi içeren bir sulh anlaşması yapmıştır.[19] Kürtlerin Müslüman olmalarından sonra da Hıristiyanlık Kürtler arasındaki varlığını devam ettirmiştir. Müslüman tarihçi Mes’udi (893-956) Kürt aşiretleri hakkında bilgi verirken Hıristiyan Yakubi mezhebinden olan Kürtlerden bahsetmekte ve Musul ile Cudi Dağı civarında yaşadıklarını aktarmaktadır.[20] Marco Polo 1271 yılında Musul’dan geçerken Musul’un kuzeyindeki dağlık bölgede Kürtlerin yaşadığını, bunların bir kısmının Yakubi ve Nesturi Hıristiyanları olduğunu ve diğer kısmının da Müslüman olduklarını bildirmektedir.[21] Sadece Kürtçe kullanan Hıristiyanların varlığına dair kayıtlar, Hıristiyanlığın Kürtler arasındaki varlığını yakın bir döneme kadar koruduğunu ortaya koymaktadır. Örneğin XVII. yy’da Harput yakınlarındaki Gerger Metropoliti sadece Kürtçe bilmekte ve Süryaniceyi iyi okuyamamaktadır. XIX. yy’da faaliyet yürüten birçok batılı misyoner Hıristiyan geçmişlerini hatırlayan bazı Müslüman Kürt aşiretlerine rastladıklarını ifade etmişlerdir.[22] Kürtlerin Hıristiyanlığı konusu hala çalışmayı bekleyen çok önemli bir konudur. Çünkü Kürdistan’daki tüm Hıristiyan mirası etnik olarak Süryani ve Ermenilere atfedilmektedir. Hâlbuki Kürtlerin kahir ekseriyetinin şimdi Müslüman olması, onların bölgedeki Hıristiyan uygarlığına katkılarını ve kültürel mirasını ortadan kaldırmamaktadır.[23]

Buraya kadar aktardıklarımızdan İslam’ın gelişinden önce Kürtlerin yaşadığı şimdiki Güney Kürdistan,Hakkâri, Şırnak, Siirt, Urmiye ve Van Gölü havalisini içeren bölgelerde Kürtlerin, Zerdüşt ya da Mecusilikten çok Hıristiyan oldukları anlaşılmaktadır. Bu durumda Kürtlerin Mitraizm’den Hıristiyanlığa ve Hıristiyanlıktan İslam’a geçmişlerdir. Mitraizm, İran coğrafyasından çıkmış Anadolu ve Avrupa’ya kadar geniş bir alana yayılmış ve Hristiyanlığın en büyük rakibi olmuştu.[24] Hıristiyanlık, Mitraizmi tam olarak ortadan kaldırmamış, onu sahiplenerek yutmuştur. Mitraizme ait birçok unsur Hıristiyanlığa uyarlanmıştır. Mitra’nın doğum günü olan 25 Aralık’ın, İsa Mesih’in doğum günü (noel) olarak kabul edilmesi buna örnek olarak verilebilir.[25] Êzidi dini metin ve uygulamaları incelendiğinde esas olarak Mitraizm, Hıristiyanlık ve İslam’ın izlerini barındırdığı ve bunların sentezlenmesi ile oluşumunu tamamladığı görülebilir. Mitraizm ve Hıristiyanlığa ait izler, Müslüman Kürtler arasında da varlığını devam ettirmiştir. Kürtlerin halk inançları ile ilgili yapılacak çalışmalarda bunların rahat bir şekilde tespit edilebileceğini düşünüyoruz. Şimdi Êzidiliği bu dini gelenekler arasındaki durumunu tespit etmek için çeşitli referanslara başvuracağız.

Yazılı ve Sözlü Referanslar

Êzidiliğin tarihi gelişimi ve dini geleneği hakkından bize bilgi sunan iki temel kaynak bulunmaktadır. Bunlardan ilki konu ile ilgili tarihi eser ve bulgular ve ikincisi de Êzidi dini geleneğine ait günümüze kadar ulaşan sözlü dini metin ve uygulamalardır. Êzidilik (Yezidilik) ismi ile ilgili tarihi referanslara ilk olarak on ikinci yüzyıldan itibaren rastlanmaktadır. Bu dönemden önce Kürdistan’da Êzidi ismi ile müsemma herhangi bir dini geleneğe rastlanmamaktadır. Bu referanslarda Musul bölgesi civarında Yezid b. Muaviye hakkında aşırı görüşlere sahip olan grupları tanımlamak için kullanılmaktadır.[26] Bu dönemden itibaren Êzidilik esas olarak Şeyh Adi b. Müsafir el-Hakkâri tarafından kurulan Adeviyye veya Sohbetiyye diye isimlendirilen tasavvuf hareketi ile ilişkili olarak kullanılmıştır. Birçoğu Şeyh Adi ve ardılları ile aynı döneme denk gelen Müslüman kaynaklarında açık bir şekilde Şeyh Adi, Müslüman bir sufi ve onun kurduğu tarikat da İslami ilkelere bağlı Müslüman bir grup olarak tanıtılmaktadır.[27] Müslüman kaynakların nerdeyse tamamı bu konuda hemfikirdirler. Bu kaynaklarda Şeyh Adi b. Müsafir’den sonra onun yerine geçen Ebu’l- Berekat Sahr b. Sahr b. Müsafir ve Adi b. Sahr b. Sahr’ın (ö. 1228) İslami ilkelere bağlı oldukları ifade edilmektedir.[28] Ancak Şeyh Hasan b. Adi’nin (1195-1246) Adevilerin başına geçmesi ile köklü değişiklikler gerçekleşmiş ve İslami ilkelerden uzaklaşmaya başlanmıştır.[29] Bu süreçten sonra Êzidiler (Adeviler); Şeyh Adi, Yezid b. Muaviye ve İblis hakkında aşırı görüşlere sahip olmakla eleştirilmeye başlanmış ve onlar ile ilgili sert fetvalar veya onları eski İslami çizgiye davet eden daha yumuşak tonda uyarılar kaleme alınmaya başlanmıştır. Onlar aleyhine verilen en erken fetva Ebu Hamid Muhammed b. Yunus[30] tarafından verilmiş, ardından Musul yöneticisi Bedreddin Lu’lu onlara yönelik bir dizi şiddet olayı gerçekleştirmiş ve Şeyh Hasan’ı öldürmüştür. Şeyh Hasan’ın öldürülmesinden sonraki süreçte Êzidilere atfedilen bütün aşırılıklara rağmen İbn-i Teymiyye (ö. 1328) ve Ebu Firas Ubeydullah b. Şibl b. Ebi Firas b. Cemil’in (ö.1372) eserlerinden anlaşıldığı kadarıyla hala XIV. yy’ın sonlarına kadar İslam dairesi içerisinde bir grup olarak görülmüşlerdir.[31] Ancak Makrizi’nin (ö. 1442) 1415 yılı olayları ile ilgili aktardıklarından XV. yy’ın başlarından itibaren yeni bir dini gelenek olarak şekillendikleri ve İslam dairesi dışında görülmeye başlandıkları ortaya çıkmaktadır. Makrizi, Şeyh Hasan’dan önceki Şeyh Adi ve ardıllarının İslami ilkelere bağlı olduklarını ve Adeviler olarak bilinen çok sayıda Kürd’ün kendilerine bağlandığını aktarmaktadır. Ancak Şeyh Hasan’dan itibaren aşırı tazim neticesinde liderlerine ilahi vasıflar yükledikleri ve İslam tarafından iyi karşılanmayan birçok uygulamanın aralarında yayıldığını belirtmektedir. Bu uygulamalardan dolayı Celaleddin Muhammad b. İzzeddin el-Hulvani isimli bir fakihin fetvası ile Botan emiri İzzeddin el-Bohti, Şeranis (Zaho yakınlarında) emiri Tevekkül, Sındi Aşireti, Hasankeyf askerleri ve Curzaqel emiri Şemseddin Muhammed tarafından neredeyse tamamı Müslüman Kürtlerden oluşan büyük bir kuvvetin Sohbetiyye (Êzidiler) üzerine yürümüş, birçok kişiyi öldürmüş ve esir almış ve bölgede büyük bir tahribat meydana getirmişlerdir. Ancak Sohbetiyye üyeleri daha sonra tekrar toparlanmış ve eski düzenlerini devam ettirmişlerdir.[32]

XV ve XVI. yy’lar Êzidi tarihi açısından oldukça önemli bir döneme tekabül etmektedir. XV. yy’dan itibaren Êzidiler tarafından Mahmudi, Dunbıli, Pisyani, Dasıni, Xalti ve Şeyxani gibi çeşitli siyasi yapılar kurulmuştur. Bunlardan özellikle Mahmudi ve Dunbıliler; Karakoyunlu ve Akkoyunlular ile çeşitli ittifaklar kurmuş ve bazen Müslüman Kürt beylikleri ile karşı karşıya gelmişledir. Makrizi’nin söz konusu ettiği dönemde Mahmudi ve Dunbililerin özellikle Hakkâri beyliğine karşı desteklenmişler ve Van ile Urmiye arasındaki bölgeler kendilerine verilmiştir. Ancak bunlardan ilki Osmanlılar döneminde on altıncı yüzyılda tekrar Sünni İslam’a dönerken ikincisi Safeviler ile ilişki kurmuş ve zamanla Şii mezhebine geçerek Azeri Türkler arasında Türkleşmiştir. Şerefname, Êzidi Kürtler ve onların sahip oldukları beylikler hakkında verdiği bilgilerde özellikle Musul ile Şam bölgeleri ve Hama ile Maraş arasındaki bölgede yaygın olan Êzidilerden, Şeyh Adi’nin mürid ve tabileri olarak bahsetmektedir. Êzidilik için kimi zaman mezhep kimi zaman da din ismini kullanmaktadır[33] Êzidi beyliklerinden bazılarının kendi dini geleneklerini terk etmek zorunda kalmalarına rağmen bunlar arasında dini kimliklerini korumayı başaran özellikle Şeyxan ve Dasınileri önemle zikretmek gerekmektedir. Osmanlı ve Safevilerin Kürdistan’da etkinlik kurmalarından sonra bu iki grup XVI. yy’ın ilk dönemlerinde Osmanlı idaresi içerisinde yer edinmişlerdir. İlk dönemlerde Osmanlı yönetimi Êzidilere yönelik olumsuz bir tutum takınmamıştır. Örneğin Yavuz Sultan Selim döneminde Halep bölgesinde etkin olan ve nüfusunun önemli bir miktarı Êzidi Kürtlerinden oluşan Canpolad beyliği, Müslüman Canpolad ailesinden alınarak Êzidi Şêx İzzeddin’e tevdi edilmiş ancak kendisinden sonra varis bırakmadığı için tekrar Canpolad ailesi yönetimin başına geçmiştir.[34] Hakeza Musul bölgesinde bulunan Dasıni ve Şeyxan emirleri, Musul, Bağdat ve Irak’ın çeşitli bölgelerinin alınmasında Osmanlılara çok büyük yardımlarda bulunmuşlar ve buna mukabil Osmanlılar tarafından yönetimleri tanındığı gibi başka yerlerin yönetimi de kendilerine verilmiştir. Örneğin Kanuni Sultan Süleyman Bağdat’ı aldıktan sonra bölgede kışlaması esnasında Soran beylerinin gerekli hizmetleri yapmaması gerekçesi ile Erbil şehrinin, onlardan alınmasını ve bütün Soran vilayetinin yönetiminin Dasıni emiri Hüseyin Bey’e verilmesini emretmiştir. Bunu üzerine Soran emiri Safevilere yanaşıp daha sonra Erbil’i Dasınilerden almışsa da diğer Müslüman Kürt emirleri Dasıniler ile beraber Soran emirine karşı savaşmışlardır.[35] Dasıni emiri Hüseyin Bey ve oğullarına Tikrit, Kerek vb. yerlerin yönetimi verildiği gibi başka Êzidi emirlerine de hizmetlerine karşılık çeşitli yerler tevcih edilmiştir.[36] Êzidi Dasıni aşiretinin bir sonraki yüzyılda bu konumunu korumuştur. Dasıni emiri Mirza Paşa (Êzidê Mîrza) buna örnek olarak verilebilir. Dördüncü Murad’ın Bağdat seferinde Bağdat’ın alınmasında büyük kahramanlıklar göstermiş ve 1650-1651 yılları arasında Musul’a vali olarak tayin edilmiştir. Görevden alındıktan sonra İstanbul’a gitmiş ve bir görev elde etmek amacıyla çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Ancak amacına ulaşamadığı için ümitsiz bir şekilde İstanbul’dan ayrılınca Bilecik/ Osmaneli yakınlarında Osmanlı kuvvetleri tarafından öldürülmüştür. Bu olayı aktaran Naima ve Evliya Çelebi tarafından bir Müslüman şeklinde tavsif edilmektedir.[37] Êzidiler, ilk başta herhangi bir dini sorun ile karşılaşmaksızın Osmanlı sistemi içerisinde yer edinmelerine karşılık; özellikle XVI. yy’ın sonlarından itibaren Osmanlı arşiv belgelerinde Êzidiler ile ilgili; dinsiz oldukları, İslam’ın temel ilkelerine riayet etmedikleri, Müslüman ulemaya karşı düşmanlık besledikleri ve her fırsatta onları öldürdükleri, ticari kervanlara ya da hacı kafilelerine saldırdıklarına dair birçok belge ile karşılaşmaktayız.[38] Bu durumda Osmanlıların bölgeye geldiği erken dönemlerde Êzidilerin, Osmanlı sistemi içerisinde diğer Müslüman Kürt emirlikleri ile eşit derecede tutuldukları ama kısa bir süre sonra bu sistemden dışlandıkları anlaşılmaktadır. Êzidilerin Osmanlı sistemi içerisinde dışlanmasını resmileştiren en önemli belge bu dönem aralığında 1572 yılında Kürdistan Müftüsü sıfatıyla Molla Salih el-Hakkari tarafından Yezidi taifesi mezhebinin beyanı şeklinde Êzidiler aleyhine kaleme alınan “er-Red ‘ala’l-Yezidiyye” isimli fetvadır. Bu fetvada Êzidiler ile ilgili “küffar-ı asli” ve “mürted” kavramları etrafında değerlendirmeler yapılmaktadır. Normal şartlarda sadece “küffar-ı asli” değerlendirmesi yapılmış olsaydı cizye verilmesi şartı ile kendilerine ilişilmemesi gerekmekte idi. Ancak müftü, “mürted” kavramını değerlendirmeye alarak İslam hukukunda cari olan geleneğe göre ya tövbe edip tekrar İslam’a dönmelerini ya da onlara karşı savaşılacağı şıklarından birisini kabule zorlamıştır.[39] Bu sert içerikli fetva neredeyse daha sonraki fetvalar için esas teşkil etmiştir. Bu fetvadan itibaren Êzidiler tamamen İslam dışında bir dini gelenek olarak kabul edilmiş ve İslam hukukundaki mürted kavramı üzerinden canları ve malları helal addedilmiştir.[40] Mahmudiler yaklaşık olarak bu dönemlerde Êzidilikten ayrılarak İslam’a geçmeleri bu dönemde iki seçenekten birini kabul etmek ile karşı karşıya bırakıldıklarını göstermektedir. Sonuç olarak özellikle XV ve XVI. yy’ları kapsayan dönemde Müslüman fakihlerin sert fetvaları ile İslam dışı kabul edilmeleri ve onlara yönelik şiddet uygulamaları, bu süreçte Êzidiliğin tamamen bağımsız bir dini gelenek haline gelmesi sonucunu doğurmuştur.

Yukarıda serdedilen yazılı kaynaklar göz önünde bulundurulduğunda Êzidi isminin XII. yy’ın ortalarından itibaren Şeyh Adi b. Müsafir’e atfedilen Adeviyye veya Sohbetiyye tarikatı ile ilişkili olarak ortaya çıktığı, bu grubun Şeyh Hasan döneminde bir dönüşüm geçirdiği ancak XV. yy’ın başlarına kadar İslam dairesi içerisinde görüldüğü anlaşılmaktadır. XV ve XVI. yy’larda kurmuş oldukları beylikler bölge siyasetinde yer almışlar, Osmanlı ile Safevilerin Kürdistan’daki karşılaşmalarının erken dönemlerinde Osmanlılardan yana tavır takınmışlar ve Osmanlılar tarafından taltif edilmişlerdir. Ancak kısa bir süre sonra İslam fakihlerinin sert fetvaları ile İslam dışı olarak kabul edilmiş ve şiddete maruz kalmışlardır. Ayrıca bu fetvaların üzerine inşa edildiği mürted mefhumu göz önünde bulundurulduğunda Müslümanların, Êzidileri İslam’dan ayrılan bir grup olarak görmeleri hususunda bir fikir birliği olduğunu da belirtmek gerekmektedir.

Dinler tarihi açısından Êzidiler ile ilgili diğer esas kaynağımız olan Êzidi dini metinleri ve uygulamaları ise sadece Êzidilik için değil aynı zamanda antik Kürt inançları açısından da muazzam veriler sunmaktadır. Sözlü olarak aktarılan Êzidi dini metinlerinin derlenerek yayınlanması ile ilgili ilk çalışmalar Celadet Ali Bedirxan’ın 1933 yılında Hawar Dergisinde “Nivêjên Êzdiyan” başlığı ile yayınladığı dört dua ile başlatılabilir. Kafkasya Kürtleri arasındaki derleme çalışmaları bunu takip etmiştir. 1960’lı yıllardan itibaren Irak Êzidilerinden bir grup aydın Êzidi din adamlarından gerekli izni aldıktan sonra dini metinlerin derlenmesi ile ilgili çalışmalara başlamışlardır. 1979 yılında Pir Xidir Silêman ve Xelîl Cindî Reşo tarafından “Êdiyatî, Li Ber Roşnaya Hindek Têkstêt Ayînê Êzdiyan” isimli eserde derlenen bazı metinler Bağdat’ta yayınlanmıştır. Bundan sonra da birçok araştırmacı tarafından çeşitli derleme çalışmaları yapılmıştır. Bu konuda en geniş derleme, Xelîl Cindî Reşo tarafından hazırlanarak 2004 yılında Duhok’ta yayınlanan “Perin Ji Edebê Dînê Êzdiyan” isimli iki ciltlik eserdir.[41] Bu dini metinlerin sözlü olarak aktarılması; metinlerin birbirlerine karıştırılması, bölge ağızları arasındaki farklılıklar ve müphemlik gibi çeşitli sorunları beraberinde getirmiştir. Êzidilerin dini inançları ile ilgili yazılı metin yokluğu ve tarihlerinin de neredeyse tamamen kendileri dışındakiler tarafından yazılmış olması, sözlü dini metinleri, bu dini geleneğin anlaşılması açısından oldukça önemli bir hale getirmektedir. Bu metinler üzerinden Êzidi ve Müslüman Kürtler arasındaki bazı ortak dini ve kültürel arka plana ait çeşitli noktalara temas etmeye çalışacağız.

Klasik Kürt (Kurmancî) Edebiyatının Kayıp Halkası

Eldeki verilere göre klasik Kürt (Kurmanci) edebiyatına ait en eski edebi metinler XVI. yüzyıla dayanmaktadır. Buna göre Klasik Kürt edebiyatı Ali Herîrî, Melayê Cizîrî ve Feqiyê Teyran gibi en seçkin simalar ve eserler ile başlamaktadır. Bir dilin yazılı edebiyatı en seçkin edebi örnekler ile başlaması mümkün değildir. Melayê Cizîrî gibi bir şairin yetişmesi için birkaç yüzyıllık yazılı bir edebi geleneğin olması gerekmektedir ve eldeki verilere göre bu birkaç yüzyıllık halka kayıp görünmektedir. Bu durumda Êzidi dini metinlerinin, klasik Kürt edebiyatının bu kayıp halkasının ilk nüveleri ile bir ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmeye ihtiyaç duymaktadır. Êzidi dini metinlerindeki birçok beyt ve qewl; Şêx Fexrê Adiyan, Pîr Reşê Heyran, Derwêş Qatanî, Derwêş Qutik, Babekirê Omera, Koçek Cem, Derwêş Tajdîn, Mela Ebubekirê Cizîrî vb. birçok edebi şahsiyete isnat edilmektedir.[42] Bunların büyük bir ihtimalle Adevi veya Sohbetiyye denilen tarikata mensup Şeyh Adi ve ardıllarının öğrenci ve halifelerinden oluştuğu kabul edilebilir. Şeyh Adi b. Müsafir ve onun kurduğu Adeviye tarikatı ile Abdülkadir Geylani, Ebu’l-Vefa el-Kurdi, Ebu Necib es-Sühreverdi, Ahmed er-Rufai, Sultan Şeyhmus ez-Zuli gibi önemli tasavvuf ehli ve tarikat kurucusu şahsiyetin aynı dönemde yaşadıkları[43] ve bu şahsiyetlere ait tasavvuf geleneğinin o dönemdeki Kürt toplumu içerisinde geniş faaliyetlerde bulundukları bilinmektedir.[44] Nitekim bu şahsiyetler Êzidiler tarafından da sevilmekte ve bunlar ile ilgili beyt ve qewller Êzidi dini metinlerinde korunmaktadır. Bu tasavvufi hareketler, Kürdistan’ın en ücra köşelerine kadar nüfuz etmiş ve kurdukları tekke, zaviye, ribat, medrese, cami, ocak vb. kurumsal yapılar ile dini ve kültürel bir gelişime ön ayak olmuşlardır.[45] Bir bakıma dışarıya kapalı ve sadece Kürt dili ve kültürünün hâkim olduğu bir ortamda gerçekleştirilen eğitim ve irşad faaliyetlerinde Kürtçenin kullanılması bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış ve bu durum da adı geçen yapılarda Kürt (Kurmanci) edebiyatına ait ilk numunelerin ortaya çıkmasını sağlaması akla yatkın gelmektedir. Bu süreç XVI. yüzyıla doğru gelişim göstermiş ve bu dönemde zirveye ulaşmıştır. Bu durumda Kürtlerin tarikatı olarak bilinen Adeviyye tarikatına mensup kimi şahsiyetlerin bu kayıp halkanın en faal öğeleri olması güçlü bir ihtimal olarak ön plana çıkmaktadır. Ancak Adevi tarikatının Êzidiliğe doğru evrilmesi ile beraber karşılaşmış olduğu ağır katliamlar, bu edebi ürünlere ait yazma nüshaların kaybolmasına neden olmuş ve ancak sözlü olarak korunabilenler Êzidi dini metinleri arasında günümüze kadar ulaşabilmişlerdir.[46]

Edebi Metinlerin Etkileşimi

Müslüman ve Êzidi Kürtleri tarafından kullanılan bazı yazılı ve sözlü edebi ürünler iki tarafın etkileşimini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Êzidi dini ve edebi metinleri sözlü olmasına rağmen klasik Kürt edebiyatı şairlerine ait bazı metinler, Êzidiler tarafından kullanılmaktadır. Burada Feqiyê Teyran ile Mela Huseynê Bateyî’ye ait iki şiirin Êzidi dini metinleri arasında korunması ve bu şiirlerin dini münasebetlerde okunması örnek vermeye çalışacağız. Ayrıca bu örnekler üzerinden sözlü olarak aktarılan bu metinlerin yazılı nüshaları ile karşılaştırılmasında geçirmiş oldukları değişimi görme imkânına sahip olabilmekteyiz. Feqiyê Teyran’ın “Dilo Rabe” isimli seksen dörtlükten oluşan şiiri,[47] Êzidi dini metinleri arasında “Beyta Dinê” olarak isimlendirilmekte ve altmış üç kıtadan oluşmaktadır.[48] Bu şiirin iki versiyonunun ilk ve son kıtaları:

Feqiyê Teyran

Dilo rabe dilo rabe

Veke çavan ku êvar e

Nezan û bes di xew da be

Bi newmê ra mebe yâre

Êzidi Metni

Dilo rabe ku êvar e

Dilo rabe veke çav e

Bi newmê ram ebe yâre

Hey nezano! Bes di xewda be

Mîm û Hê heftê felek çûn

J’hicretê dewran gelek çûn

Sal hezar û çil û yek çûn

Ev xezel anî diyar e

Mîr Miho! Here felek çû

Bi hêceta dewran gelek çû

Sal hezar û çil û yek çû

Were zor hate diyare

Mela Huseynê Bateyî’nin “Heqqa Tu Padîşah î” isimli otuz üç kıtadan oluşan şiiri,[49] Êzidi dini metinlerinde “Beyta Nesîheta” olarak isimlendirilmektedir[50]. Bu şiirin iki versiyonunun ilk ve son kıtaları:

Bateyî

Heqqa tu padîşah î

Rezzaqê cinn û ins î

Xwedayê mûr û mah î

Münşiye ‘erş û kursî

Bexşendeyê gunah î

Bê ‘esl û fesl û cins î

Qenc nîne pirxweser bît

Xulamê xizmet emîrn

Baran eger şeker bît

Henzel nabîte şîrîn

Reqîbê dilkeser bît

Bateyî gotî amîn

Êzidi Metni

Heqan tu padîşah î

Rezaqê cin û ins î

Xudayê mor û mah î

Munşiê ‘erş û kursî

Pexşendeê gunah î

Bê ‘esl û fesl û cinsî


Qenc nîne pir xoser bît

Xulamê xidmet emîn

Baran eger şeker bît

Henzel nabîte şirîn

Reqîbê dilkeser bît

Bateyî gotî amîn

Ortak Dini Metin ve Folklorik Anlatılar

Şüphesiz Müslüman Kürtlerin, Êzidilere yönelik bakışı sadece fanatik Müslüman fakihlerin mürted anlayışına indirgenemez. Geniş Müslüman halk kitlelerinin Êzidiler ile ilişkilerinin daha esnek olduğu ve birbirlerine açık olduğu belirtilmelidir. Bu konuda Müslüman Kürt sufi ve dervişlerinin de fakihlerin Êzidilere yönelik sert tutumunu paylaşmadıklarına işaret etmek gerekmektedir. Mistisizmin, hem Müslüman sufi hem de Êzidi qewal ve fakirler için temel olması bu ilişki biçimini mümkün hale getirmiştir. Fakihlerin, Êzidiler aleyhindeki sert fetvalarına karşın Melayê Cizîrî gibi sufi şairler Êzidilere ait çeşitli sembolleri şiirlerinde kullanmaktan imtina etmemişlerdir.[51] Özellikle Êzidilerin dini merkezi olan Laleş ile oraya coğrafi olarak en yakın tarikat merkezi olan Kadiri Bırifkan Tekkesi’nin[52] ilişkisi özel bir ilgiyi hak etmektedir. Bırifkan Tekkesi XVI yüzyılda kurulmuş ve Şêx Şemseddin Xelatî ve Şêx Nureddin Birîfkî gibi çok önemli âlim ve şairler yetiştirmiş bir tekkedir. Bu tekkenin en önemli özelliklerinden biri Kürt halk tasavvuf edebiyatına ait edebi metinlerin üretildiği önemli bir merkez olması ve bu metinlerin tekkeye mensup gezgin dervişler vasıtasıyla Kürdistan’ın birçok bölgesine ulaştırılmasıdır.[53] Bilindiği gibi Kürdistan’da Kadiriler, Nakşibendiler gibi toplumsal liderliğe yönelik çalışmalardan ziyade, gezgin dervişler vasıtasıyla halk arasında dini duyguları diri tutmaya yönelik faaliyetlere önem vermişlerdir. Bu bakımdan Kadiri dervişler ile Êzidi qewal ve fakirler arasında benzer yönler bulunmakta ve Êzidilerin, Kadiri geleneğine aşina oldukları bilinmektedir. XX. yy’ın başlarında Kafkasya’daki Êzidi topluluğunu ziyaret etmek isteyen Êzidi emirlerinden İsmail Çoli Bey’in seyahati esnasında kötü bir durumla karşılaşmamak için kendisine bir Kadiri Şeyhi süsü vermesi ve uğradığı Müslüman köylerinde şüphe uyandırmayacak şekilde Kadiri uygulamalarını gerçekleştirmesi bu aşinalığın boyutlarını göstermesi açısından örnek verilebilir.[54] Bırifkan Tekkesinde üretilen ve genellikle dünya hayatının faniliği ve nefsani heveslerden arınmayı salık veren pek çok beyt ve kasideye Êzidi dini metinleri arasında rastlamak mümkün olduğu gibi aynı konuları içeren Êzidi metinlerinin de dervişler tarafından kullanılmışlardır. Örneğin dünyanın faniliği ve ölüm gerçeğini işleyen ve Kadiri dervişler tarafından oldukça rağbet edilen “Miskîno Jaro” adlı Şêx Nureddin Birîfî’ye ait şiir çok rahat bir şekilde Êzidi dini metinleri arasında yer edinmiştir.[55]

İster Müslüman ister Êzidi Kürtlerin aynı millete mensup olmaları ve aynı dili kullanmaları hasebiyle; folklorik unsurlar, halk inançları ve sözlü gelenek gibi alanlarda ortak bir mirası paylaşmaktadırlar. Özellikle Kürt halk hikayeleri ve destanları incelendiğinde iki kesim arasında keskin bir duvar olmadığı, çoğu zaman iç içe oldukları anlaşılmaktadır. Her ne kadar her iki taraftaki radikal din adamları iki kesim arasında geçişkenliği durdurmaya yönelik faaliyetlerde bulunmuşlarsa da bu çabalar her zaman başarılı olmamıştır. Kürdistan’da aynı anda bir kısmı Êzidi ve diğer kısmı Müslüman olan birçok aşiret ve aşiret konfederasyonu bulunmuştur. Bu durum aynı anda hem Sünni hem de Alevi olan aşiretler için de geçerlidir. Müslüman Kürtler tarafından rağbet gören birçok destan ve hikâyede, Êzidi toplumunun takdir edildiği birçok anlatı bulunmaktadır. “Salihê Nasir Axa ve Keja Gulîsor” hikâyesi buna çok güzel bir örnek teşkil etmektedir. Hikâyeye göre Palo Miri’nin gelini ile konağa hizmetçi şeklinde giren Salih birbirlerine sevdalanmışlar ve nihayetinde beraber kaçmışlardır. Bunun üzerine Palo Miri ve adamları onların peşine düşmüşlerdir. Salih ve Kejê birçok Müslüman Kürt beyine sığınmalarına rağmen her seferinde ihanete uğramışlar ve bir yolunu bularak tekrar kaçmışlardır. En sonunda bir Êzidi beyine sığınmışlar ve bu bey; imam ve şahitler tedarik ederek İslami usullere göre onların nikâhlarını kıymıştır. Palo Miri’nin bu ikisini ondan istemesine rağmen kendisine sığınanları teslim etmeyeceğini belirtmiş ve Palo Miri ile yapılan savaşlarda yedi oğlu öldürülmesine rağmen onları korumaya devam etmiştir. Kürt halk edebiyatında buna benzer birçok anlatıya rastlamak mümkündür. Bu anlatılara baktığımızda yazılı kaynaklarda serdedilenlerden farklı bir gerçeklik ile karşılaşmaktayız.

Müslüman Kürtler arasında kutsal sayılan birçok şahsiyetin Êzidiler arasında kutsal sayıldığı gibi aynı şekilde Êzidiler arasında kutsal sayılan pek çok şahsiyet de Müslüman Kürtler arasında kutsal kabul edilmektedirler. Örneğin Memê Şivan, Şêx Mend vb. birçok şahsiyet her iki kesim tarafından kutsal kabul edilmekte ve onlar ile ilgili birbirlerine benzer anlatılar aktarılmaktadır. Êzidi dini metinlerinde Zerdüşt, Mani, Mazdek gibi Aryani geleneğe ait şahsiyetlere yönelik tek bir atıf bulunmamasına rağmen Yahudi, Hıristiyan ve İslam geleneğine ait başta çeşitli Müslüman sufiler olmak üzere birçok peygamber ve şahsiyete ait anlatılar bulunmaktadır. Bu anlatıların birçoğu Müslüman dervişler tarafından da söylenmektedir. Özellikle İbrahim, İsmail, Musa, İsa, Yakup, Yusuf, Eyüp vb peygamberler ile ilgili birçok ortak anlatı bulunmaktadır. Her iki kesim arasındaki bir diğer önemli ortak nokta olan yatır ve evliya kültü ile bunlar ile ilgili düzenlenen festivallere de değinmek gerekmektedir. Êzidi bölgelerinin birçoğunda bulunan Êzidi evliyalarına ait yatırlar etrafında yılın belli dönemlerinde çeşitli festivaller düzenlenmekte, kurbanlar kesilmekte, dilekler tutulmakta, adaklar adanmakta ve bir festival havasında eğlenilmektedir.[56] Aslında İslam’da böyle bir külte yer olmamasına rağmen Müslüman Kürtler arasında da bu kült oldukça yaygındır. Örneğin Hakkâri’de son dönemlere kadar dahi Temmuz ayı ortalarında bölgedeki bazı evliyalara adanan bu tür festivaller düzenlenmekte idi. Şehir neredeyse boşanır herkes ailesi ile beraber bu yatırlara gider yukarıda işaret edilen etkinlikler gerçekleştirilirdi. Neredeyse bütün Kürt köylerinde o köyün koruyucusu olarak kabul edilen bir yatır (minasib-mişayex-xas-sırdar) bulunmakta ve ona adanan ve “dawetnebî” denilen bir festival gerçekleştirilmektedir. Şüphesiz bunlar her iki kesim açısından ortak olan antik Kürt inançlarına dayanmaktadır. Son olarak Êzidi ve Müslüman Kürtler arasındaki ortak mirası yansıtan uç bir örnekle konuyu kapatmak istiyorum. Müslüman Kürtler arasında Müslüman Arapların Kürdistan’ın fethi arka planını yansıtan Hz. Ömer ve oğlu Abdullah, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin onların bir diğer kardeşi Muhammed Hanefi’nin rol oynadığı “Hespê Reş, Sîseban, Avdel Ûmeran vb. Kürt halk edebiyatına ait birçok edebi metin aktarılmaktadır. Bunlardan özellikle Abdullah b. Ömer’e atfedilen “Avdel Ûmeran Destanı” merkezi Kürdistan’da oldukça yaygındır. Bu destanda kısaca Abdullah b. Ömer’in (Kürtler tarafından Avdel Ûmeran şeklinde telaffuz edilmektedir) Zewzan (Zozan) şimdiki Duhok, Hakkâri, Şırnak, Van ve Urmiye gibi şehirleri içeren merkezi Kürdistan’ın fethedilmesi işlenmektedir. Üvey annesi ile yaşayan yedi yaşında küçük bir çocuk olan Avdel bir rüya üzerine Zozan bölgesini fethetmeye karar verir. Annesinin bütün ısrarlarına rağmen bu düşüncesinden vazgeçmez. Üvey annesi, onu bu fikirden vazgeçirmek için Avdel’in aslında gaza için değil; Zozan’ın serin sularından içmek, taze kuzu etinden yemek ve gâvurların kızları ile oynaşmak için fethe niyetlendiğini söyleyerek onu vazgeçirmek ister. Bunun üzerine Avdel; soğuk sulardan içmeyeceğine, taze kuzu etini ağzına almayacağına ve gâvur kızlarından uzak duracağına dair yemin ederek etrafına asker toplar ve Zozan bölgesini fethe koyulur. En sonunda Tatvan ile Bitlis arasındaki Rahva’da şehit olur.[57] Bu destan Êzidiler arasında “Lavijê Pîrê” olarak bilinmektedir. Bu hikâyeye göre Lavij genç bir delikanlı olup ihtiyar annesi ile beraber yaşamaktadır. Ancak dayısı ile beraber Zozan’a gidip gâvurlar ile gaza etme niyetindedir. Neticede Lavij, dayısı Avdel Ûmeran ile beraber Zozan’a gider. Ancak dayısı ona herhangi bir zarar gelmemesi için üzerine titremektedir. Bir gün dayısından gizli olarak savaşa katılır ve öldürülür.[58]

Sonuç

Êzidilik, her şeyden önce tarih ve dinler tarihi biliminin çalışma konusudur ve her türlü spekülatif ideolojik okumalardan bağımsız bir şekilde ele alınmalıdır. Bu çalışmamızda Kürtlerin tarih boyunca sahip olduğu üç dini geleneği özet halinde irdelemeye ve bu üç dini geleneğin unsurlarını sentezleyerek izlerini dini metin ve ritüellerinde günümüze kadar ulaştıran Êzidi dini geleneği üzerinde durmaya çalıştık. Kürdistan’daki arkeolojik çalışmalarda Mitraizme ait bir tapınağın Hıristiyan kilisesine ve onun da bir Müslüman camisine çevrildiğine dair birçok örnek bulunmaktadır. Aslında bu durum Kürdistandaki dini değişimin boyutlarını açık bir şekilde ifade etmektedir. Bu bakımdan Êzidilik bu üç unsuru bağrında barındıran canlı bir dinler tarihi abidesi olarak görülebilir. Son yıllardaki DAİŞ terör örgütünün medeni dünyanın gözleri önünde masum Êzidi halkına yönelik gerçekleştirdiği vahşi katliam ve köleleştirme bu dini geleneği yeniden gündeme getirmiştir. Êzidi halkı büyük bir umutsuzluğa düşmüş ve hala derin bir travma yaşamaktadır. Bu durum kimi Êzidiler üzerinde Kürt olmadıkları ve sadece Êzidi milletinden olduklarına dair bir söylemin yayılmasına imkân vermiştir. Bu vesile ile Êzidiliğin Kürt milletinin; tarihteki dini serüveninin bir özeti olduğu ve dini, mezhebi ve dilsel farklılıkları birbirlerine karşı kışkırtarak Kürtleri daha da parçalamak ve yok etmek isteyen düşmanların bir oyunu olduğunu ifade etmek istiyoruz. Kürtler her ne kadar farklı dini ve mezhebi geleneklere sahip olsalar da bütün bu gelenekler ortak bir geçmiş ve mirasın izlerini taşımaktadır.

KAYNAKLAR

Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Divan-ı Hümâyûn Defterleri Kataloğu'ndaki Mühimme Defterleri

BOA, A.DVNS.MHM.d..., 2/319; 2/320; 2/1643; 7/2053; 12/142; 22/548; 29/205; 29/287.

Abdullah el-Yafıi, Miratü’l- Cinan, C. III, Haydarabad 1338.

Addai Scher, History of the Most Famous Eastern Martyrs, Kurdish Heritage Institute, (two Volume), Matbaat Aras, Erbil 2009.

Adday Şer, Siirt Vakayinamesi: Doğu Süryani Nasturi Kilisesi Tarihi, Yaba Yayınları, İstanbul 2002.

Ahmet Mela Halil, Min Azarbaycan ila Laliş, Weş. Spîrêz, Duhok, 2006.

Ahmet Teymur Paşa, Arap Kaynaklarına Göre Yezidiler ve Yezidiliğin Doğuşu, (Çev.: Eyüp Tanrıverdi), Ataç Yay., İstanbul,2008.

Albert Abona, Tarih’ül- Keniset’il- Şarkiyye, Cilt 1, Dar’ül- Maşrik, Beyrut 2002.

Ali Tatar Nêrveyi, Kurd û Mêjû, Weş. Spîrêz, Duhok, 2010.

Amir Harrak, The Acts of Mar Mari, the Apostle, Society of Biblical Literature, Atlanta 2005, xi.

Amr b. Metta, Ahbaru Fatariketi Kursi’l- Maşrik min’el- Kitab’il- Mecdel, Tab’u fi Rumiyeti’l- Kübra, 1899 Mesihi.

Aso Zagrosi, “Yeni Yıl, Kürtler ve Hıristiyanlık”,http://tr.zagrosname.com/yeni-yil-kurdler-ve-Hiristiyanlik.html?fbclid=IwAR0sq3z2WA5gLBfRojYDlII5GXi0ok0rQ450jruUVbDW1kGO4qPZ7Ng4GUo.

B. Ş. Dılkovan, “el- İzidiyye ve’l- Hındukiyye ve’l- Zerdeştiyye fi Mizani Mukarene ve Avdeti ila Dasın” Kovara Laliş, Ji. XII, Duhok, 2000.

Bardesan, The Book of the Laws of Countries, Spicilegium Syriacum (By. William Cureton), London 1855.

Belazuri, Futuhü’l- Buldan, Beyrut 1983.

Bülent Şenay, “Noel”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 33, İstanbul 2007.

Cemil Muhammed Şêlazi, Sê Bytên Kurdî, Di Destnivîsa Feq Mihemedê Tixûbî Da, Enstîtûya Keleporê Kurdî, Duhok 2012.

Dr. Abdulqadir Marûnisî, “Êzdiyatî Wekî Dînekî Kevnê Kurdan”, Kovara Laliş., Ji. XIV, Duhok, 2000.

Ebu Firas Ubeydullah b. Şibl b. Ebi Firas b. Cemil, Kitabu’r-Reddi ‘ala’r-Rafiza ve’l-Yezidiyyeti’l-Muhalifin li’l-Milleti’l-İslamiyyeti’l-Muhammediyye, Köprülü Kütüphanesi, Fazıl Ahmet Paşa Kolleksiyonu Nu: 1617.

Ebu’l- Fida Eyyubi, el- Muhtasar fi Ahbari’l- Beşer, Mısır, 1325.

El-Makrizi, es-Sülük li Ma’rifeti Düveli’l-Mülük, (Tah: M. A. Ata), Cilt VI, Dar’ul-Kürübü’l-İlmiyye, Beyrut 1998.

________, Hıtat ve’l- Mevaiz ve’l- İ’tibar, C. IV, Mısır, 1324.

Enes Doski, Etbau’ş-Şeyh Adiy b. Müsafir el-Hakkari, mine’l-Adeviyye ila’l-Yezidiyye, Matbaat Hawar, Duhok 2006.

Erkan Yar, Erdoğan Yalgın, “Şeyh Dilo Belincan’ın Şeceresinin Kısa Bir Analizi”, Tunceli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 4, Bahar 2014.

Ferset Mer’i, el-Fethu’l-İslami li Kurdistan, Dar’uz-Zaman, Dimeşk 2011.

Flavius Josephus, The Works of Flavius Josephus, Translated by. William Whiston, A.M. Auburn and Buffalo. John E., Beardsley 1895 Book. 20. Chapter. 17-94.

George Howard, The Teaching of Addai, 1981, U.S.A.

Huseyin Hasan Kerim, “Risaletu Muşaretu fi’d-Dasıni”, Kovari Jîn, Jimare: 9, Salî Noyem, Aralık 2018, Silêmaniyê.

İbn Teymiyye, el- Vasiyyetu’l- Kubra: Risaletü Şeyhülislam İbn Teymiyye ila etba’i Adi b. Müsafir el-Ümevi, (Neşre haz.: Muhammed Abdullah en-Nemr, Osman b. Cum”a Damiriyye). 2. bs. Taif: Dârü”l-Faruk, 1989/1410.

İbn’i Hallikan, Ahmed b. Muhammed, Vefeyatu’l- A’yan ve Enbau Ebnai’z-Zaman, C. IV, Dar’us- Sekafe, Beyrut, 1970.

İbn’i Kesir, İsmail b. Ömer el- Kuraşi, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Mektebetü’l- Mearif, Beyrut, 1981.

İbnü’l- İmad el-Hanbeli, Şezeratü’z- Zehebi fi Ahbari men Zeheb, C. II, Darü’l- Kutubü’l- İlmiyye, Beyrut.

İbnü’l- Verdi, Tetimmeti’l- Muhtasar, (Tah.: Ahmet Rıfat Bedravi), Darü’l- Marife, Beyrut, 1970.

İbnü’l-Esir, İzzeddin ebu’l- Hasan Ali, el- Kamil fi’t- Tarih, C. IX, Dar Sadir, Beyrut 1966.

İbnü’l-Mustevfi, Şerefuddin b. Ebi Berekat, Tarihu Erbil, C. I, (Tah.: Sami b. Seyyid Hamis es-Sakar), Tabet’u Vezaretu’s- Sekafetu ve’l- ‘İlam- Cumhuriyyetu’l- İrakiyye, Dar Reşid,1980.

İsmail Çoli Beg, el-Yezidiyyetu Kadimen ve Hadisen, Matbaat Amirikaniyye, Beyrut 1934.

Jean Baptiste Chabot, Snodion Orientale ou Recueil de Synodes Nestoriens, Paris, 1892.

John M. Fiey, Assyrie Chrêtienne, Contribution A L’Êtude de l’Historie Et De La Gêographie Ecclêsiastiques Et Monastiques Du Nord De L’Iraq, Volume I, Imprimerie Catholique, Beyrouth 1965.

M. Xalid Sadînî, Mela Huseynê Bateyî, Jiyan, Berhem û Helbestên Wî, Nûbihar Yayınları, İstanbul 2010.

_______, Feqiyê Teyran, Jiyan, Berhem û Helbestên Wî, Nûbihar Yayınları, İstanbul 2010.

Marco Polo, The Book of Ser Marco Polo, (Translated by Colonel Henry Yule), In two wolumes- Vol. I, Chapter 5, John Murray, Albemarle Street London 1871.

Mari b.. Süleyman, Ahbaru Batariketi Kursi Maşrik Min Kitab’il- Mecdel, Tubie fi Rumiyeti’l- Kübra, 1899.

Mela Ehmedê Cizîrî, Dîwan, (Çev: Osman Tunç), Nûbihar Yayınları, İstanbul 2008.

Mesudi, Murûz ez-Zeheb (Altın Bozkırlar), (Çev: D. Ahsen Batur), Selenge Yayınları, İstanbul 2004.

Mordechai Zaken, Jewish Subjects and Their Tribal Chieftains in Kurdistan, Jewish Identities in a Changing World (General Editors: Eliezer Ben-Rafael and Yosef Gorny), Vol 9, BTILL, Leiden-Boston 2007.

Msiha Zha, Erbil Vakayinamesi, (Çev: Erol Sever), Yaba Yayınları, İstanbul 2014.

Murad Ciwan, “Kuştina Mîrza Paşaye Dasinîyê Waliyê Mûsilê li Stenbolê” https://muradciwan.com/2017/11/12/kustina-mirza-pasaye-dasiniye-waliye-musile-li-stenbole/.

_________, Xanedana Canpolatên Kilîsê, Kuştina Husên Paşa û Alî Paşa, https://muradciwan.com/2017/08/23/xanedaniya-canpolaten-kilise-kustina-husen-pasa-u-ali-pasa/.

Mustafa Dehqan, “A Yezidi Commentary by Mawlānā Muḥammad al-Barqal’ī”, Nûbihar Akademi, Jimar 3, Sal 2- 2015.

__________, “The Fatwā of Malā Salih al-Kurdī al-Hakkārī: An Arabic Manuscrıpt on the Yezidi Religion”, The Journal of Kurdish Studies, Volume VI, 2018.

Nisko, Muvaffık, es- Süryan ismu’l- hakiki li’l- Aramiyyin ve’l- Aşuriyyin ve’l- Kildan, Bisan li’n- neşri ve’t- Tevzii’ ve’l- İ’lam, Beyrut 2012.

Ray Jabre Mouawad, “The Kurds and Their Christans Neigbours: the Case of the Orthodox Syriacs”, Parole De l’Orient, Volume XVII, (1992).

Rêsan Hasan, Laliş di Stirana Dîrokî ya Kurdî Da, Çapxana Wezareta Perwerdê, Duhok.

Brock, Sabastian, “Christians in the Sasanian Empire: A Case of Divided Loyalties”, Studies in Church History, 18 (1982).

Se’îd Dêreşî, Kelhên Ava, Komeka Vekolîn û Tekstên Kilasîkî, Spîrêz, Duhok 2005.

Sem’ani, ebu Said Abdulkerim b. Muhammed, Kitabü’l- Ensab, (Tah. Abdullah Ömer el- Barudi), Cilt V, Darü’l- Fikr, Beyrut, 1988.

Simeon of Beth Arsham, Letter on Bar Ṣawmā and the heresy of the Nestorians, Translated by Aaron Michael Butts Forthcoming in Mark DelCogliano (ed.), The Cambridge Edition of Early Christian Writings, Volume 3. Christ (Cambridge: Cambridge University Press).

Soran Hemereş, Kurd Kê ye?, YPS Publishing, London 2013.

Suyuti, Celaleddin, Lubu’l- Lubab fi Tehriri’l- Ensab, Beyrut, ts.

Şa’rani, Abdulvahhab, et- Tabakatu’ş- Şa’rani, C. I, Matbaat Mustafa el- Babi, Mısır, 1954.

Şatnufi, Behcetü’l-Esrar ve Me’denü’l-Envar, Matbaati’l- Meymeniyye, Kahire, 1304.

Şehristani, el-Milel ve’n-Nihal, (Çev: Mustafa Öz), Kültür Bakanlığı, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2015.

Şeref Han, Şerefname, Kürt Tarihi, (Çev. M. Emin Bozarslan), Deng yayınları, İstanbul 2006.

Şinasi Gündüz, “Mitraizm”, Din ve İnanç Sözlüğü, Vadi Yayınları, İstanbul 1998.

Tariq Şukrî Xemo, Tiwafêt Êzidiya li Devera Qaîdya I, Kovara Laliş, Ji. 27, Duhok 2007.

________, Tiwafêt Êzidiya li Devera Qaîdya II, Kovara Laliş, Ji. 29, Duhok 2009.

Toma el-Merci, Kitabür’-Rüesa, (Süryaniceden Arapçaya: Albert Abona), Matbaat Diyana, Bağdat 1990.

Vetri eş- Şafıi Revdetü’n- Nazirin ve Hulasatu Menakibi Salihin, Mısır, 1306.

Xelil Cındi Reşo, Perın jı Edebê Dinê Êzdiyan, Weş. Spîrêz, Duhok, 2004.

Yakut el-Hamevi, Mu’cemu’l-Buldan, Cilt 3, Dar Sadır, Beyrut 1979.

Yaşar kaplan, Beyt û Destanên Kurdî, Nûbihar Yayınları, İstanbul 2020.

Zahîd Birîfkanî, Zibanê Kurdî, Dîwana Şêx Nûreddînê Birîfkanî (1790-1851), Weşanxana Aras, Hewlêr 2002.

Zehebi, Hafız Muhammed b. Ahmed, Siyer Âlami’n- Nubela, (Tah.: Şuayb Arnavut, M. Naim Arkusi), Müessesetü’r- Risale, Beyrut, 1413.

http://www.universtorah.com/infos/israel/le-palais-de-la-reine-helene_41.htm

Dipnotlar
[1] Kürtler ve Mitraizm ile ilgili şu çalışmalara bakılabilir: Ali Tatar Nêrveyi, Kurd û Mêjû, Weş. Spirêz, Duhok, 2010; Ahmet Mela Halil, Min Azarbaycan ila Laliş, Weş. Spîrêz, Duhok, 2006; Dr. Abdulqadir Marûnisî, “Êzdiyatî Wekî Dînekî Kevnê Kurdan”, Kovara Laliş., Ji. XIV, s. 108-116; B. Ş. Dılkovan, “el- İzidiyye ve’l- Hındukiyye ve’l- Zerdeştiyye fi Mizani Mukarene ve Avdeti ila Dasın” Kovara Laliş, Ji. XII, s. 14-34.
[2] Mordechai Zaken, Jewish Subjects and Their Tribal Chieftains in Kurdistan, Jewish Identities in a Changing World (General Editors: Eliezer Ben-Rafael and Yosef Gorny), Vol 9, BTILL, Leiden-Boston 2007.
[3] Kraliçe Helena ve Oğlu İzate hakkında geniş bilgi için bkz. Flavius Josephus, The Works of Flavius Josephus, Translated by. William Whiston, A.M. Auburn and Buffalo. John E., Beardsley 1895 Book. 20. Chapter. 17-94. Erbil (Adiabene) Hezbani Devleti için bkz. Soran Hemereş, Kurd Kê ye?, YPS Publishing, London 2013, s. 243-256.
[4] 2007 yılında yapılan kazılarda bu yapı tespit edilmiştir. Bkz: http://www.universtorah.com/infos/israel/le-palais-de-la-reine-helene_41.htm
[5] Flavius Josephus, The Works of Flavius Josephus, Translated by. William Whiston, A.M. Auburn and Buffalo. John E., Beardsley 1895 Book. 20. Chapter. 17-94.
[6] Matta, 2/1-12.
[7] Elçilerin İşleri, 2/9.
[8] Ayrıntılı bilgi için bkz. Amir Harrak, The Acts of Mar Mari, the Apostle, Society of Biblical Literature, Atlanta 2005, xi.
[9] Bardesan, The Book of the Laws of Countries, Spicilegium Syriacum (By. William Cureton), London 1855, p. 33.
[10] Bu konu ile ilgili şu eserlere bakılabilir: Amir Harrak, The Acts of Mar Mari, the Apostle, Society of Biblical Literature, Atlanta 2005, xi; George Howard, The Teaching of Addai, 1981, U.S.A; Msiha Zha, Erbil Vakayinamesi (Çev: Erol Sever), Yaba Yayınları, İstanbul 2014; Şer, Adday, Siirt Vakayinamesi: Doğu Süryani Nasturi Kilisesi Tarihi, Yaba Yay., 2002; Addai Scher, History of the Most Famous Eastern Martyrs, Kurdish Heritage Institute, (Two Volume), Matbaat Aras, Erbil 2009.
[11] Albert Abona, Tarih’ül- Keniset’il- Şarkiyye, c. 1, Dar’ül- Maşrik, Beyrut 2002, s. 116, 146; Adday Şer, Siirt Vakayinamesi, s. 314, 357.
[12] Bu isimlerin geçtiği VI. yy’a tarihlenen mektubun içeriği için bkz. Simeon of Beth Arsham, Letter on Bar Ṣawmā and the heresy of the Nestorians, Translated by Aaron Michael Butts Forthcoming in Mark DelCogliano (ed.), The Cambridge Edition of Early Christian Writings, Volume 3. Christ (Cambridge: Cambridge University Press).
[13] Jean Baptiste Chabot, Snodion Orientale ou Recueil de Synodes Nestoriens, Paris, 1892, p. 423; Toma el-Merci, Kitabür’-Rüesa, (Süryaniceden Arapçaya: Albert Abona), Matbaat Diyana, Bağdat 1990, s. 82, 88, 93, 293; John M. Fiey, Assyrie Chrêtienne, Contribution A L’Êtude de l’Historie Et De La Gêographie Ecclêsiastiques Et Monastiques Du Nord De L’Iraq, Volume I, Imprimerie Catholique, Beyrouth 1965, pp. 216-217. Nisko, Muvaffık, es- Süryan ismu’l- hakiki li’l- Aramiyyin ve’l- Aşuriyyin ve’l- Kildan, Bisan li’n- neşri ve’t- Tevzii’ ve’l- İ’lam, Beyrut 2012, s. 157.
[14] Mari b.. Süleyman, Ahbaru Batariketi Kursi Maşrik Min Kitab’il- Mecdel, Tubie fi Rumiyeti’l- Kübra, 1899, s. 63-65; Amr b. Metta, Ahbaru Fatariketi Kursi’l- Maşrik min’el- Kitab’il- Mecdel, Tab’u fi Rumiyeti’l- Kübra, 1899 Mesihi, s. 58-60. İslam kaynaklarında da Dasıni nisbesi ile birçok alime tesadüf edilmektedir.
[15] John M. Fiey’in Iraktaki Nesturi manastırları ile ilgili “ Assyrie Chrêtienne” isimli çalışmasının birinci cildinde Êzidilerin Kürtlerin meskun olduğu bu bölgeler ile ilgili geniş malumatlar verilmektedir.
[16] Ferset Mer’i, el-Fethu’l-İslami li Kurdistan, Dar’uz-Zaman, Dimeşk 2011, s. 140-146.
[17] Sabastian Brock, “Christians in the Sasanian Empire: A Case of Divided Loyalties,” Studies in Church History 18 (1982), s. 3.
[18] Musul’un kuzeyindeki dağlardan Ahlat’a ve Diclenin doğusundan Urmiye yakınlarına kadar olan geniş bölgeyi ihtiva etmektedir. Bkz. Yakut el-Hamevi, Mu’cemu’l-Buldan, Cilt 3, Dar Sadır, Beyrut 1979, s. 158.
[19] Ferset Mer’i, a.g.e. s. 188.
[20] Mesudi, Murûz ez-Zeheb (Altın Bozkırlar), (Çev: D. Ahsen Batur), Selenge Yayınları, İstanbul 2004, S. 192-193.
[21] Marco Polo, The Book of Ser Marco Polo, (Translated by Colonel Henry Yule), In two wolumes- Vol. I, Chapter 5, John Murray, Albemarle Street London 1871, p. 57.
[22] Daha fazla bilgi için bkz. Ray Jabre Mouawad, “The Kurds and Their Christans Neigbours: the Case of the Orthodox Syriacs”, Parole De l’Orient, Volume XVII (1992), pp. 127-141.
[23] Kürtlerin Hıristiyanlığı ile ilgili giriş mahiyetindeki bir çalışma için bkz: Aso Zagrosi, “Yeni Yıl, Kürtler ve Hıristiyanlık”,http://tr.zagrosname.com/yeni-yil-kurdler-ve-Hiristiyanlik.html?fbclid=IwAR0sq3z2WA5gLBfRojYDlII5GXi0ok0rQ450jruUVbDW1kGO4qPZ7Ng4GUo.
[24] Şinasi Gündüz, “Mitraizm”, Din ve İnanç Sözlüğü, Vadi Yayınları, İstanbul 1998, s. 265.
[25] Batı dillerinde İsa’nın doğum günü için kullanılan “christmas” teriminin ilk kelimesi olan “Christ” kelimesi İbranice Mesih (yağlanmış) kelimesinin çevirisi olan Yunanca “christostan” (yağlanmış) kelimesinden gelmektedir. Grek- Roma pagan kültüründe kutsama ve bereket ifadesi olarak yağlanan tanrı heykellerine christos (yağla kutsanmış) denilmekte idi. “Mass” kelimesi ise İran kökenli “mazda” kelimesinden türeyen “mizdin”in Latince karşılığı olan missa’dan gelmektedir. Mazda “Tanrı”, mizd ise “tanrı adına yenilen akşam yemeği” demektir. Mitraizm, Roma pagan kültüründe yaygın hale gelmiş dinlerden biriydi. Bu dinde güneş tanrısı Mithra’nın yeryüzüne inerek Zodyak yıldız kümesinin on iki simgesine karşılık gelen on iki havârisiyle dünyayı dolaştığına, sonunda insanlığın günahları için kendini feda ettiğine inanılırdı. Mitraistler’in bilinen festivali bir boğanın öldürülerek tanrıya adanması, kanının içilip etinin yenmesi uygulamasını içermekteydi. Hıristiyan pazar âyiniyle Mitraistler’in bu festivali arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Îsâ’nın Mesîh’in doğum günü kutlamasını ifade eden Christmas adlandırması da etimolojik olarak söz konusu pagan âyinler için kullanılan terimlerin hıristiyanlaşmış şekli olarak ortaya çıkmıştır. Bkz. Bülent Şenay, “Noel”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 33, 2007 İstanbul, s. 201. Aynı şekilde Êzidiler tarafından da 25 Aralık Êzîd’in doğum günü olarak kutlanmakta ve “Cemaya Şêx Adî” denilen bayram kutlamaları esnasında boğa kurban edilmektedir. Bkz. Bülent Şenay, “Noel”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 33, İstanbul 2007, s. 201.
[26] Bkz. Sem’ani (ö. 1166), ebu Said Abdulkerim b. Muhammed, Kitabü’l- Ensab, (Tah. Abdullah Ömer el- Barudi), Cilt V, Darü’l- Fikr, Beyrut, 1988, s. 691-694 “Irak'taki Cebel Hulvin ve onu çevreleyen bölgelerde birçok Ezidi ile karşılaştım. Onlar bu dağlardaki köylerde sofu yaşamı sürmekte ve hal bitkisi kullanmaktadırlar. Nadiren başka insanlarla ilişki kurarlar. Yezid b. Muaviye'nin imametine ve onun adil olduğuna inanırlar”. Şehristani (ö. 1153) ise Yezidi denilen grubu Yezid b. Üneyse’ye atfetmiş ve Allah’ın Acemlerden bir peygamber göndereceği ve bunun Hz. Muhammed’in şeriatını terk ederek Sabie dini üzerine olacaklarını iddia ettiklerini nakletmektedir. Şehristani, el-Milel ve’n-Nihal, (Çev: Mustafa Öz), Kültür Bakanlığı, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, İstanbul 2015, s. 174.
[27] Bkz: İbn’i Hallikan (ö. 1281), Ahmed b. Muhammed, Vefeyatu’l- A’yan ve Enbau Ebnai’z-Zaman, C. IV, Dar’us- Sekafe, Beyrut, 1970, s. 254; İbnü’l-Esir (ö. 1232), İzzeddin ebu’l- Hasan Ali, el- Kamil fi’t- Tarih, C. IX, Dar Sadir, Beyrut 1966, s. 459; İbnü’l-Mustevfi (1239), Şerefuddin b. Ebi Berekat, Tarihu Erbil, C. I, (Tah.: Sami b. Seyyid Hamis es-Sakar), Tabet’u Vezaretu’s- Sekafetu ve’l- ‘İlam- Cumhuriyyetu’l- İrakiyye, Dar Reşid,1980, s. 114; Şatnufi (ö. 1318), Behcetü’l-Esrar ve Me’denü’l-Envar, Matbaati’l- Meymeniyye, Kahire, 1304, s. 150; İbn’i Teymiyye (ö. 1328), el- Vasiyyetu’l- Kubra: Risaletü Şeyhülislam İbn Teymiyye ila Etba’i Adi b. Müsafir el-Ümevi; (Neşre haz.: Muhammed Abdullah en-Nemr, Osman b. Cum’a Damiriyye), 2. bs. Taif: Dârü’l-Faruk, 1989/1410, s. 37; Ebu’l- Fida Eyyubi (ö.1331), el- Muhtasar fi Ahbari’l- Beşer, Mısır, 1325, s. 40; İbn’i Kesir (ö. 1372), İsmail b. Ömer el- Kuraşi, el-Bidaye ve’n-Nihaye, C. XII, Mektebetü’l- Mearif, Beyrut, 1981, s. 243; Zehebi (ö.1345), Hafız Muhammed b. Ahmed, Siyer Âlami’n- Nubela, (Tah.: Şuayb Arnavut, M. Naim Arkusi), Müessesetü’r- Risale, Beyrut, 1413, s. 20/342; İbnü’l- Verdi (ö. 1348), Tetimmeti’l- Muhtasar, (Tah.: Ahmet Rıfat Bedravi), Darü’l- Marife, Beyrut, 1970, s. 103; Makrizi (ö. 1441), Hıtat ve’l- Mevaiz ve’l- İ’tibar, C. IV, Mısır, 1324, s. 305; Sahavi (ö. 1496), Muhammed b. Abdurrahman, Tuhfetü’l- Ahbab, Aktaran: Ahmet Teymur Paşa, Arap Kaynaklarına Göre Yezidiler ve Yezidiliğin Doğuşu, (Çev.: Eyüp Tanrıverdi), Ataç Yay., İstanbul,2008. s. 15; Suyuti (ö. 1505), Celaleddin, Lubu’l- Lubab fi Tehriri’l- Ensab, Beyrut, ts., s. 279; Şa’rani (ö. 1565), Abdulvahhab, et- Tabakatu’ş- Şa’rani, C. I, Matbaat Mustafa el- Babi, Mısır, 1954, s. 118; Vetri, eş- Şafıi (ö. 1572), Revdetü’n- Nazirin ve Hulasatu Menakibi Salihin, Mısır, 1306, s.132; Abdullah el-Yafıi (ö. 1366), Miratü’l- Cinan, C. III, Haydarabad 1338, s. 313; İbnü’l- İmad el-Hanbeli(ö. 1678), Şezeratü’z- Zehebi fi Ahbari men Zeheb, C. II, Darü’l- Kutubü’l- İlmiyye, Beyrut, s. 179.
[28] İbn’i Hallikan, a.g.e., s. 254.
[29] İbnü’l- Müstevfi, a.g.e., s. 117-119.
[30] İbnü’l- Müstevfi, a.g.e., s. 119.
[31] Bkz. İbn Teymiyye, a.g.e. ve Ebu Firas’ın reddiyesi için bkz. Ebu Firas Ubeydullah b. Şibl b. Ebi Firas b. Cemil, Kitabu’r-Reddi ‘ala’r-Rafiza ve’l-Yezidiyyeti’l-Muhalifin li’l-Milleti’l-İslamiyyeti’l-Muhammediyye, Köprülü Kütüphanesi, Fazıl Ahmet Paşa Kolleksiyonu Nu: 1617.
[32] El-Makrizi, es-Sülük li Ma’rifeti Düveli’l-Mülük, (Tah: M. A. Ata), Cilt VI, Dar’ul-Kürübü’l-İlmiyye, Beyrut 1998, s. 369-370.
[33] Şeref Han, Şerefname, Kürt Tarihi, (Çev. M. Emin Bozarslan), Deng yayınları, İstanbul 2006, s. 20-21, 169,209, 227-239.
[34] Şeref Han, a.g.e., 169-172. Ayrıca Murad Ciwan’ın şu çalışmasına bakılabilir. Xanedana Canpolatên Kilîsê, Kuştina Husên Paşa û Alî Paşa, https://muradciwan.com/2017/08/23/xanedaniya-canpolaten-kilise-kustina-husen-pasa-u-ali-pasa/.
[35] Şeref Han, a.g.e., s. 209-211.
[36] Dasıni emiri Hüseyin Bey veya oğullarına verilen Tikrit, Kerek vb. bazı yerlerin tevcih edilmesi ve başka Êzidi emirlerine çeşitli tımarların verilmesi ile ilgili olarak Başbakanlık Osmanlı Arşivleri için bkz: BOA. A.DVNS.MHM.d..., 2/319, (H. 27.04.963); BOA, A.DVNS.MHM.d..., 2/320, (H. 27.04.963); BOA, A.DVNS.MHM.d..., 2/1643, (H. 05.01.964).
[37] Konu ile ilgili geniş bilgi için bkz. Murad Ciwan, “Kuştina Mîrza Paşaye Dasinîyê Waliyê Mûsilê li Stenbolê” https://muradciwan.com/2017/11/12/kustina-mirza-pasaye-dasiniye-waliye-musile-li-stenbole/.
[38] BOA. DVNS.MHM.d..., 7/2053, (H. 18.03.976); BOA. A.DVNS.MHM.d..., 12/142, (H. 05.10.978); BOA. A.DVNS.MHM.d..., 22/548, (H. 26.04.981); BOA. A.DVNS.MHM.d..., 29/205, (H. 24.10.984). Özellikle Erbil’in Dasınilerden alındıktan sonra şekavete başladıklarına dair belge için bkz. BOA. A.DVNS.MHM.d..., 29/287, (H. 07.11.984).
[39] Bu fetva için bkz. Mustafa Dehqan, The Fatwā of Malā Salih al-Kurdī al-Hakkārī: An Arabic Manuscrıpt on the Yezidi Religion, The Journal of Kurdish Studies, Volume VI, 2018, pp. 140-162. Molla Salih el-Hakkâri hakkında yeterli malumat bulunmamaktadır. Ancak Osmanlı arşiv belgelerinde bu dönemde Êzidiler ile ilgili yazışmalar genel olarak Bahdinan Emirliği ile yapılmış olması, bu şahsın Amêdiye müftüsü olmasını akla gelmektedir.
[40] Êzidiler aleyhine bu dönemden itibaren birçok fetva verilmiştir. Osmanlı Şeyhülislamı Ebu Suud Efendi’nin fetvası için bkz: Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Ahmed Efendi Koleksiyonu Nu: 1246; Mewlana Muhammed el-Berqal’i’nin fetvası için bkz: Mustafa Dehqan, “A Yezidi Commentary by Mawlānā Muḥammad al-Barqal’ī”, Nûbihar Akademi, Jimar 3, Sal 2- 2015, pp, 137-151; Muzuri Aşireti ulemasından Abdullah er-Rebetki’nin 1724 tarihli fetvası: Süleymaniye Kütüphanesi, İzmirli İsmail Hakkı, Nu: 1092; Molla Abdurrahman el-Celi’nin (1741-1802) “Risaletu Muşaretu fi’d-Dasıni” isimli fetvası için bkz: Huseyin Hasan Kerim, Risaletu Muşaretu fi’d-Dasıni”, Kovari Jîn, Jimare: 9, Salî Noyem, Aralık 2018, Silêmaniyê, pp. 29-58.
[41] Xelil Cındi Reşo, Perın jı Edebê Dinê Êzdiyan, Weş. Weş. Spîrêz, Duhok, 2004.
[42] Xelil Cındi Reşo, a.g.e., s. 26.
[43] Enes Doski, Etbau’ş-Şeyh Adiy b. Müsafir el-Hakkari, mine’l-Adeviyye ila’l-Yezidiyye, Matbaat Hawar, Duhok 2006, s. 75-76.
[44] Adı geçen şahsiyetler Kürtler arasında oldukça popüler şahsiyetler olup Kadiri, Sühreverdi ve Rufailik Kürtler arasında yaygın tarikatlardır. Ebu’l-Vefa’nın Kürt Aleviliğinin temel şahsiyetlerinden birisidir. Dersim ve havalisinde isimleri yazılı kırk iki adet Kürt aşireti arasında irşat faaliyetlerinde bulunması ile ilgili halife ve öğrencilerinden Şêx Dilo Belincani’ye gönderdiği iclas belgesi günümüze kadar ulaşmıştır. Bu belge Sünni hususiyetleri ihtiva etmektedir. Bkz. Erkan Yar, Erdoğan Yalgın, “Şeyh Dilo Belincan’ın Şeceresinin Kısa Bir Analizi”, Tunceli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 4, Bahar 2014.
[45]Örneğin XI. yy’da Amêdiye’nin Dêriş köyünde bir ribat kuran Şeyhü’l-İslam Ali b. Yusuf el-Hakkâri, yetiştirdiği öğrencileri vasıtasıyla bölgedeki dağlık alanın en ücra köylerine kadar nüfuz etmiştir. Bölgedeki yatırların kahir ekseriyeti onun öğrenci ve halifelerine aittirler. Öğrenci ve halifelerinin isimlerinin yazılı olduğu şecerenamesinde geçen isimler, bugün dahi o köylerde ziyaret edilen yatırlar ile örtüşmektedir. Bkz. Se’îd Dêreşî, Kelhên Ava, Komeka Vekolîn û Tekstên Kilasîkî, Weş. Spîrêz, Duhok 2005, s. 179-200.
[46] Nitekim Êzidi karşıtı fetvalarda da başta Şêx Faxr olmak üzere Êzidilere ait edebi ürünlere işaret edilmektedir.
[47] M. Xalid Sadînî, Feqiyê Teyran, Jiyan, Berhem û Helbestên Wî, Nûbihar Yayınları, İstanbul 2010, s. 203-236.
[48] Xelil Cindi, a.g.e., s. 746-753.
[49] M. Xalid Sadînî, Mela Huseynê Bateyî, Jiyan, Berhem û Helbestên Wî, Nûbihar Yayınları, İstanbul 2010, s. 55-63.
[50] İki farklı versiyonu bulunmaktadır. Bkz. Xelîl Cindî Reşo, a.g.e., s. 730-740.
[51] “Dil geşt e min ji dêre, naçim kenişteê qet, Mihrabî wê bi min ra wer da biçîne Laleş”. Mela Ehmedê Cizîrî, Dîwan, (Çev: Osman Tunç), Nûbihar Yayınları, İstanbul 2008, s. 354.
[52] Hem Laleş hem de Bırifkan, Duhok’a bağlı olup birbirlerine oldukça yakındırlar.
[53] Özellikle Şêx Nureddin Bırifki’ye ait “Beyta Sekeratê”, “Beyta Qiyametê” gibi oldukça uzun şiirlere halk büyük bir rağbet göstermiş ve çeşitli münasebetlerle ezbere okunmuştur. Sıradan halkın dini bilgileri çoğu zaman gezgin dervişler tarafından def ile söylenen bu dini metinlerdeki bilgiler ile sınırlı idi. Zahîd Birîfkanî, Zibanê Kurdî, Dîwana Şêx Nûreddînê Birîfkanî (1790-1851), Weşanxana Aras, Hewlêr 2002, s. 171-185; Se’îd Dêreşî, Kelhên Ava, Komeka Vekolîn û Tekstên Kilasîkî, Spîrêz, Duhok 2005, s. 381-454, 455-494.
[54] İsmail Çoli Beg, el-Yezidiyyetu Kadimen ve Hadisen, Matbaat Amirikaniyye, Beyrut 1934, s. 9-15.
[55] Bu şiirin yazma nüshası Feqe Mihemedê Tixûbî tarafından 1899-1900’da istinsah edilmiştir. Bu şiir ve Êzidi dini metinlerindeki aynı şiirin bir karşılaştırması için bkz. Cemil Muhammed Şêlazi, Sê Bytên Kurdî, Di Destnivîsa Feq Mihemedê Tixûbî Da, Enstîtûya Keleporê Kurdî, Duhok 2012, s. 133-168.
[56] Tariq Şukrî Xemo, Tiwafêt Êzidiya li Devera Qaîdya I, Kovara Laliş, Ji. 27, 2007, s. 46-63; Tiwafêt Êzidiya li Devera Qaîdya II, Ji. 29,2009, s. 81-87.
[57] Yaşar kaplan, Beyt û Destanên Kurdî, Nûbihar Yayınları, İstanbul 2020, s. 291-308. “Hivde” denilen buna benzer bir anlatı Silvan bölgesinde de anlatılmakta olup bir festival şeklinde kutlanmaktadır.
[58] Rêsan Hasan, Laliş di Stirana Dîrokî ya Kurdî da, Çapxana Wezareta Perwerdê, Duhok, s. 11-19.

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin

DOSYA İÇERİĞİ