Bu yazıda, hayatını Kürt özgürlük mücadelesine vakfeden ve ömrü boyunca aktif olarak görevler alarak halkına hizmet etmeyi şiar edinen Nuri Dersimi’nin kendi eliyle Osmanlıca yazdığı 1956 yılına ait bir mektup ele alınacaktır. Dersimi, kendisi gibi bu uğurda hayatını ortaya koyan ve Kürt Özgürlük Mücadelesinin öncü simalarından biri haline gelen Mir Kamuran Bedirhan’a hitaben yazdığı söz konusu mektup, iki yurtseverin ortaya koyduğu pratik açısından önem arz etmektedir. 20.yy Kürt Özgürlük Mücadelesine değerli katkılar sunan ve bu çerçevede bedeller ödeyen Mir Bedirhan Bey’in torunu ile Kürt coğrafyasının politik merkezlerinden biri olan Dersim’in madununun yani kendi dönemlerinin iki önemli Kürt entelektüelinin arasındaki yazışma ister istemez dikkat çekici hale gelmektedir. Sahip oldukları öneme binaen mektubun içeriğine girmeden önce bu iki Kürt yurtseverin yaşam serüvenlerine değinmek gerekir.
Nuri Dersimi’nin hayatı, “Dersim ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatıratım” adlı kendi kalemiyle yazdığı eserden detaylı olarak okunabilir. Anlatıya göre Dersimi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Dersim’de Mılan Aşiretinin bir üyesi olarak 1893’te dünyaya gelmiştir. İlk eğitimini babası Mela İbrahim’den aldıktan sonra Elazığ’a geçmiş, burada ilk ve orta eğitimini tamamlayarak İstanbul’a tıp okumak için gitmiş fakat kendisini veterinerlik okulunda bulmuştur. Milliyetçi düşünceleri daha Harput/Elazığ’da bulunduğu sırada tanıştığı Kürt yurtseverlerinin de etkisiyle benimsediği anlaşılan Dersimi, burada örgüt kurma denemeleri dahi yapmıştır. Payitahta vardığında Kürt Teali Cemiyeti ve Hevi gibi Kürt örgütlerinin kuruluşuna şahitlik eden Dersimi, bu örgütlerin içinde yer alarak dönemin önde gelen Kürt aydınlarıyla tanışma fırsatı yakalamıştır. Praxis’i önemsediği anlaşılan Dersimi, İstanbul’da aktif bir örgüt üyesi olmuş ve burada yaşayan Kürt işçileri örgütleyerek Kürt milli mücadelesine onları da dahil etmek için uğraşlar vermiştir. Fakat yerinde durmayan ve adeta hızlandırılmış bir yaşam pratiği ortaya koyarak Kürtleri biran önce bir araya getirmeye çalışması devletin gözünden kaçmamıştır. Söz konusu faaliyetleri dikkat çekmiş olmalı ki daha sonra ortaya çıkan Kemalist rejimin hedefi haline gelmiştir. Söz konusu dönemde baskıların artması ve memleketi Dersim’e yönelik Kemalist rejimin dayatmaları hatta katliam hazırlıkları yapması onu, yeni bir maceraya sürüklemiş ve soluğu yurtdışında almasına neden olmuştur. Söz konusu tehlikenin gittikçe yaklaşması üzerine yola çıkan Dersimi, 1937 yılında İstanbul’dan Mersin’e geçmiş, bir müddet sonrada ‘Bın Xet’e yani Suriye’ye doğru göç etmiş ve ömrünün geri kalınını yine mücadele içinde geçirerek burada sürgün hayatı yaşayarak nihayete erdirmiştir.
Mir Kamuran Bedirhan ise şair, yazar, avukat, profesör, aydın, entelektüel ve diplomat olarak çok yönlü bir Kürt yurtseverliğinin numunesi olmuştur. Aslında Kamuran Bedirhan’dan kısaca bahsetmek çok da mümkün değildir çünkü bütün hayatını Kürt milli mücadelesine vakfetmiş ve birçok eser üreterek Kürt milli bilincinin oluşmasında öncü bir rol oynamıştır. Dolayısıyla böyle bir hayatı iki satıra sığdırmak imkânsızdır. Esasında hayat hikâyesine bakıldığında bu mücadelenin bir birikimin neticesi olduğu anlaşılmaktadır. Botan Miri olan dedesi Mir Bedirhan Bey’den olma Emin Ali Bey’in oğlu olan Kamuran, 1895’te İstanbul’da dünyaya gelmiştir. 1847 yılında yarı bağımsız/özerk yerel iktidarları sonlandırılan Kürt mirleri arasında yer alan dedesi, Osmanlı Sultan’ıyla uzun bir savaşa tutulmuş fakat en nihayetinde yenilerek İstanbul’a sürgün edilmiş daha sonra ailesi ve mahiyetiyle birlikte Girit Adasına görevli olarak gönderilmiştir. Mir Kamuran, zamanın en iyi okullarından biri olan Galatasaray lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi kazanmış ve akabinde hukuk doktoru olmak üzere Almanya’ya gitmiştir. Aile içinde kültürel ve entelektüel olarak kodlandığı anlaşılan Kamuran, aile geleneğinin ve özellikle de babasının etkisiyle Kürt Milliyetçiliğiyle erken yaşta tanışmıştır. Heci Qadiré Koyi gibi bir Kürt dehasının tedrisatından geçen ve zamanının Kürt milliyetçiliğinin en etkili figürlerinden olan Koyi’den dersler alan Bedirhan Bey’in çocuk ve torunları söz konusu geleneğin sürdürücüsü ve sürükleyicisi olmuşlar. Bu dönemde Kürt entelektüelleriyle birlikte hareket eden Kamuran, Kürt Özgürlük Mücadelesi için ara vermeden diplomatik faaliyetler yürütmüş ve 20.yy’lın Kürt Milli Bilincinin oluşmasında bir hayli etkili olmayı başarmıştır.
Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yıkılmaya yüz tutması ve arkasında Mustafa Kemal’in 1923 Lozan Antlaşması’nda önce Kürtlere vermiş olduğu özerklik ve ortak vatan sözlerini yerine getirmemesi Kürtleri farklı bir arayışa sürüklemiştir. Söz konusu vaatlerin gerçekleşmesi bir yana yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinde özgür bir şekilde yaşama olanaklarının dahi kalmadığını anlayan diğer Kürt aydınları gibi Bedirhani kardeşler de yeni bir yol arayışına girmişler. Yeni devletin otoriter bir rejim inşa etmeye ve bu siyaseti egemen kılmaya çalışması ve bu bağlamda Bedirhan kardeşler hakkında yakalama kararı çıkaracağı söylentisi, soydaşı aydınlar gibi Mir Kamuran Bedirhan’ı da etkilemiştir. Söz konusu sürecin hızlanması üzerine Bedirhan, Almanya’daki Doktora eğitimini bitirdikten sonra Suriye’ye gitmiş oradan diğer sürgün Kürt aydınlarının mekânı haline gelen Lübnan’a geçmiştir. Burada büro açarak avukatlık yapan Kamuran, Xoybun cemiyetinin örgütlenmesinde aktif olarak yer almış ve ayrıca Kürtçe dersler de vermeye başlamıştır. Bununla birlikte Hawar dergisinde yazılar da yazmıştır. Ancak bunlarla da yetinmemiş, örgüt adına diplomatik faaliyetler de yürütmüştür. Bu dönemde Fransızlar ile yakın ilişkiler içine giren Kamuran, bu çerçevede yakın arkadaşlık kurduğu Roger Lescot’an Paris’teki Langues’O (bugün İNALCO) adlı üniversitede Kürtçe dersler vermek üzere 1946’da davet almıştır. Söz konusu teklife olumlu cevap veren Kamuran Bedirhan, Paris’te Mijulgeha Kurdan adında bir merkez kurmuş ve Etudés Kurde adında bir dergi çıkarmaya başlamıştır. Bu dönemde bir yandan Kürtçe dersler verirken diğer yandan Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere bir çok örgüt ve devlete Kürtlerin geleceği ve özgürlüğünü merkeze alan mektuplar yazmıştır. Bu çerçevede konferanslara katılmayı da ihmal etmeyen Bedirhan, memorandumlar da yayınlamış, İran Şah’ının Kürtleri katletmesi üzerine Birleşmiş Milletlerden yardım istemiş hatta ABD’den insanı yardımları almayı da başarmıştır. Bedirhan diğer bir özelliği de şairliği olmuştur. Bununla birlikte Kürtçe-Fransızca çeviriler de yapmıştır.
Yazımızın kahramanı olan iki Kürt yurtseverin tanışmaları da Nuri Dersimi’nin Suriye’ye geçmesiyle gerçekleşmiştir. Kamuran Bedirhan, Nuri Dersimi için Fransız yetkililerle iletişime geçmiş ve Dersimi’ye yeni bir kimlik çıkarılması için uğraşmıştır. Ayrıca güvenli bir yerde kalmasını sağlamak üzere Koco Ağa’nın yanına yerleştirilmesine kadar ona eşlik etmiştir. Bu tarihten sonra iki yurtseverin iletişimi süreklilik kazanmıştır. Nuri Dersimi’nin, Kamuran Bedirhan’a çok büyük saygı ve hürmet duyduğu ele aldığımız mektubundan da anlaşılmaktadır. Aslında yaşları birbirine yakındı fakat Mir Kamuran’ın mensup olduğu ailenin inşa ettiği gelenek Bedirhanilere Kürt yurtseverleri arasında saygın bir konum kazandırmıştır. Dersimi hatıralarında konuyla ilgili olarak şunları dile getirmiştir: “ Yine Bedirhani Celadet ve Kamuran Beyler’in yüksek zeka ve milli mefkureleri ve milli faaliyetleri Cemil Paşa ailesi efradının derecesiz bir şekilde üstünde idi. Çekememezlik maalesef bu sebepten ileri gelmekte idi. Bu facıyalı ve çekememezlik devrelerinde bunları birleştirmek gayesiyle geceli gündüzlü çalışmakta idim”. Dersimi’nin aktardıklarına göre iki Kürt aydını en son 1941 yılında görüşebilmişler. Mevcut kaynaklar ışığında bu konuda maalesef daha fazla bilgiye sahip olamadık.
Elimize geçen söz konusu mektup ise Paris Kürt Enstitüsü arşivinde bulunan Mir Kamuran Bedirhan özel dokümanları arasında yer almaktadır. Bu mektup, Mir Kamuran Bedirhan’ın biyografisini hazırladığım süreçte inceleme fırsatı bulduğum Kürt Enstitüsü arşivinde karşıma çıkmıştı. Beni bir hayli heyecanlandıran metni görür görmez Osmanlıca aslını latinize ettim. Yaptığım araştırmalar neticesinde mektubun bir sayfasının eksik olabileceğini düşünüyorum. Çünkü mektubun ikinci sayfası iki kelime ile bitiyor. Bu da bize mektubun öncesinin de olması gerektiğini salık veriyor. Fakat söz konusu sayfanın akıbeti hakkında şimdiye kadar malumat edinemedim.
Mektup birkaç açıdan çok önemlidir. Bahsi geçen mektup, öncelikle iki yurtsever sürgünün bu süreçte başlayan ve uzun yıllar süren dostluklarıyla birlikte mücadele birliklerinin sürekliliğini gözler önüne seriyor; biri Suriye’de diğeri Paris’te iki Kürt aydının halkları için yürüttükleri ortak mücadeleyi gösteriyor. İkinci olarak ise tarihi bir belge niteliğinde olan mektubun 1956 gibi geç bir tarihte Nuri Dersimi tarafından Osmanlıca yazılmış olması çok ilginç bir mahiyet arz etmektedir. Son olarak ise Nuri Dersimi’nin bitmek bilmeyen inançlı, dirayetli milli duygularının mektuba dahi sirayet ettiği görülmektedir. Aslında bu çerçeveden bakılınca Nuri Dersimi’nin Kürt gençliğine hitabesini ele alırken nasıl bir duygu ve bağlılıkla Kürt halkına seslendiğini ve mücadelesine olan bağlılığını anlamak mümkün hale gelmektedir.
Kürt Milli Bilincinin oluşmasının yapı taşlarından olan kahramanlarımızdan Nuri Dersimi, 1973 yılında Suriye’de hayata gözlerini yumarken, Mir Kamuran Bedirhan ise 1978’de Paris’te hayata veda etmiştir. Dersimi’nin naaşı, vasiyeti üzerine Afrin’de defnedilmiştir. Bedirhan’ın naaşı ise vasiyetinin bir gereği olarak Paris’teki üniversite hastanesine, tıbbi araştırmalar yapılmak üzere, bilim insanlarına bağışlanmıştır. Dolayısıyla bir mezarı yoktur. Ali Aziz’in aktardığına bakılırsa Mir Kamuran’ın ona bu konuda şunları söylemiştir: ‘Ben Kürtler ve Kürdistan için bir şey yapamadım. Halkım, ailem benim mezarım için Kürdistan’dan buralara kadar gelip yorulmasını istemem.’
Mektubun hem Osmanlıcası hem de Latin harflerine çevrilmiş hali aşağıdaki gibidir:
Hu[1]
Saygıdeğer efendim,
Bilgi ve irfanına hayran olduğum yüce varlık,
Kamuran Bey Efendim’e
Uzun zamandır yazışamıyoruz. Ancak bir saniye bile geçmedi ki sizi hatırımdan çıkarmış olayım. Ben ise zamanımı bazen dertle, bazen hüzünle, çoğunlukla da hastalıkla geçiriyorum. Damar sertliğinden kaynaklanan yüksek tansiyon, başka yönlerden de beni etkiliyor, rahatsız ediyor. Ruhum, sizin aşkınızın zehrini her zaman almak istiyor. Eğer bu mümkün olursa, dünyanın en mutlu insanlarından biri olacağım. Aynı duygulara eşim de ortak oluyor. İkimiz de ellerinizden saygı ve özlemle öpüyoruz.
Yaptığınız protesto takdire hatta kutsanmaya layıktır. Bu mazlum milletin kaderiyle ilgilenen sizin o mübarek varlığınıza yüce Allah sağlık ve afiyet içinde uzun ömürler nasip etsin, âmin.
Gurbet ellerinde, maddi imkânsızlık içinde ve hiçbir yerden yardım görmeden, çok büyük bir azim ve irade ile...
2. Sayfa:
...Milletimizin feryadını, durmaksızın ve dinlenmeksizin dünya kamuoyuna haykırmak kudreti ve kuvvetini, ancak Mir-i Miran Doktor Kamuran el-Bedirhan’da görmekteyim. Sizden başka hiç kimsede bu yetenek yok. Yaşayın, var olun!
Ruhum ve hayatım size kurban ve feda olsun, Mirim. On beş gündür Cezayir’deydim. İki gün önce Halep’e geldim. Protesto metninizi içeren kartınızı orada minnetle gördüm. Hemen Türkçeye tercüme ettirdim ve Latin harfleriyle matbaaya verdim. Bir nüshasını da Arapçaya çevirtmekteyim.
Böylece, Fransızcasıyla birlikte Türkçe ve Arapça çevirilerini içeren küçük bir dergi (mecelle) şeklinde yayımlayacağım. Elbette sizin yüksek izninizle yapmaktayım. Eğer uygun görürseniz Fransızcasını matbaaya verdim. Diğer tercümeleri de yaptırmaktayım. Şayet uygun bulmazsanız hemen emredin, yayımlamayı durdurayım. Kısmen Türkiye’ye göndermeyi düşünüyorum. Bin adet bastırmayı planlıyorum. Türkiye’de çok önemli gelişmeler var.
3. Sayfa:
(Ellerinden hayırlısı...) — Not: Bu sayfadan önceki kısmın eksik olduğu anlaşılıyor, çünkü “ellerinden hayırlısı” ifadesi, öncesinde bir cümleye bağlı.
Buradaki arkadaşlar, topluca sizin gibi biri için “uludur” derler. Ama hayatlarını genelde kendi çıkarları uğruna yaşıyorlar.
Fakat Türkiye’deki Kürt bölgelerinde çok önemli milli hareketlenmeler ve uyanışlar ortaya çıkmıştır. Bu meselelerin çapı ölçüsünde bizim de temaslarımız, yazışmalarımız ve özel adamlarımız var.
Bu tür yayınlardan çok memnun kalmakla birlikte, onları sevinç ve iştahla bekliyorlar. Şimdilik aceleyle yazdım. Size uzun ömürler dilerim ve sizi Allah’a ve hidayetine emanet ederim.
Çok muhterem efendim,
Tarih: 10 Nisan 1956
İmza: Nuri Dersimî
"Bahsi geçen metnin Türkçeye yaptırdığım çevirisinin bir nüshasını ekte sunuyorum. Uygun bulur musunuz?
Arapça çevirisini de yaptırmaktayım efendim. Çünkü Fransızcası aynen basılmakla birlikte, Türkçe ve Arapça çevirileriyle birlikte yayımlanacağını uygun görmekteyim."
[1] Bismillahirrahmanirrahim
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →