“Kürt stran ve masalları en büyük varlık zenginliğimizdir. Zaman değişiyor. Eğer bunlara sahip çıkmazsak, kaybolup gidecekler. Onları deftere geçirmeliyiz.” (Mehmed Uzun, Abdalın Bir Günü)
Kürt sözlü edebiyatının, Kürt kültüründe oldukça önemli bir yeri olduğu kabul edilmektedir. Bu kültürün günümüze kadar varolması tarihin derinliklerinden gelen güçlü bir dengbêjlik geleneğine dayanmaktadır.
Dengbêjlik, Kürtler ve komşuları Nasturililerin sözlü edebiyatında önemli bir yer teşkil etmiştir. Özellikle Hakkâri’nin Çukurca ilçesi adeta stran, eyhok, avaz olarak adlandırılan müziğin merkezi olarak kabul edilebilir. Tekin Çiftçi’ye göre İstanbul’da bulunan Kürt Enstitüsü Kürtçe-Türkçe sözlüğünde dengbêj kelimesi hozan (ozan) ya da ses sanatçısı gibi anlamlara gelmektedir. Yazının olmadığı zamanlarda insanlar mutluluk ve tasalarını müzik ile dile getirmişlerdir. Şarkıların içinde barındırdığı derin anlamlar dengbêjlerin söylediği ezgilerle ifade edilmiştir. Dengbêjler uzun cümlelerle kısa ve özlü mesajlar verirler. Dengbêj, sunduğu olayın kahramanı ile bütünleşerek, anlatısını mümkün mertebe gerçeğe yakın olacak şekilde stran ve bentlerle dile getirmektedir. Böylece dinleyiciyi okuduğu stran ve şiirin içine çekmektedir.
Dengbêjlerin ezgili anlatımlarına kilam denir. Bir diğer isim olarak bazen stran kelimesinin kullanıldığı da görülmektedir; fakat stran daha çok melodik ve kolay söyleyiş biçimine denk gelir, stran söyleyenlere ise stranbêj denir. Söz konusu iki kelime çoğu zaman birbirlerinin yerine kullanılır.
Dengbêjlik, Kürt kültürünün alt yapısını oluşturan, içerisinde; toplum bilimini, filozofluğu, sözlü edebiyatı, siyasi ve tarihi misyonu barındıran sanatsal bir olgudur.
Dengbêjlik geleneğinde bir okula bağlılık söz konusu değildir; fakat Kürt kültürü üzerine çalışan Wadie Jwaideh yörede 17. yüzyılda dengbêj okulları olduğunu, bu okullarda dengbejlerin anlattığı hikâyelerin öğretildiğini ve ses eğitimi verildiğini belirtmiştir. Abidin Parıltı “Dengbêjler: Sözün Yazgısı” isimli kitabında dengbêjler için şöyle bir tanımlama yapmaktadır: “… dengbêjler; genelde okuma yazma bilmeyen, sözlü kültürün özellikleri ve değerleriyle yetişmiş, yaşadığı toplumu, geleneklerini, koşullarını, çelişkilerini iyi bilen, güçlü bir belleğe sahip, sese ve söze biçim verebilirken, onu estetize edebilen yetenekte, Kürt halk hikâyelerini bir ezgiyle yoğurarak, kimi zamanda bir enstrüman eşliğinde belli bir zaman diliminde bu hünerini dinleyici topluluğu karşısında icra eden anlatıcılar olarak değerlendirilebilir.”
Dengbêjlik diğer kültürlerdeki hikâye anlatıcıların yaptıkları gibi usta çırak ilişkisi içinde icra edilmektedir. Zaten Walter Benjamin de Rus hikâye anlatıcısı Leskov’dan hareketle zanatkârlık olarak betimlemişti. Dengbêj olabilmek için güzel bir ses ve güçlü hafıza en önemli iki unsurdur. Dengbêj adayı kalıplaşmış söz öbeklerini, özlü sözleri belleğinde tutabilmeli, sıfatları uygun biçimde kullanabilmeli ve hikâye anlatımına canlılık katabilmelidir.
Dengbêjlik geleneğinin Türkiye’deki Kürt tiyatrosuna etkileri üzerine çalışan Duygu Çelik, dengbêjliğin “tek kişilik bir anlatı formu” olduğunu ileri sürerek hem dengbêjlik geleneğinde hem de tek kişilik anlatı formlarında mevcut olan sözlü olarak aktarılma, icracıların gezici olması, enstrüman kullanılmaması, icranın şimdi ve burada gerçekleştirilmesi, aksesuar kullanılmaması ve anonimlik gibi özelliklerinden dolayı dengbêjlik geleneğinin tek kişilik bir anlatı formu olarak ele alınmasını savunmaktadır.
Dengbêjler icracısı oldukları çok boyutlu dengbêjlik sanatıyla kendi toplumunun ya da topluluğunun kültürel ve etik değerlerini, gelenek ve göreneklerini, sosyo-politik ve tarihi olaylarını kamusal alana taşırlar. Bu vesileyle, sesi ve sözcüsü oldukları şeyleri kuşaktan kuşağa aktarırken insanlar arasında ortak bir kimlik inşa edilmesinde önemli bir rol üstlenmektedir.
Dengbêjlik geleneğinin içerdiği hikâyeler ve anlatılar çok geniş bir skalaya sahiptir. Neredeyse konu sınırlaması olmadığı söylenebilir. Bazıları kişisel aşk hikâyelerini ya da doğayı konu edinirken, önemli bir kısmı Kürt toplumsal hafızasında yer edinmiş tarihsel ve politik olaylarla ilintilidir. Örneğin Kürt Tarihi Dergisi’nin 26. sayısında Sedat Ulagana, dengbêj Reso’nun kilamlarında bazı Kürt isyanlarının anlattığını belirtmektedir. Nûbihar Yayınları tarafından basılan Antolojiya Dengbêjan (Dengbêjler Antolojisi) adlı antolojinin ikinci cildinde, dengbêj Şakiro’nun da buna benzer eserlerinin olduğu görülmektedir.
“Gelîyê Zîlan” adlı kilam, Türkiye’de Kürt isyanlarından biri olan Ağrı İsyanı’nı konu edinmektedir.
“Doğruyu söylemek” dengbêjliğin önemli bir özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Alımlayıcılar tarafından bir “hakikat söyleyicisi” olarak tasvir edilen dengbêjlerin bu özelliğini anlamak için Michel Foucault’un “parrhesiastes” hakkındaki görüşleri yol gösterici olmaktadır: “Parrhesiaesthai" hakikati söylemek anlamına gelir. Peki parrhesiazesthai doğru olduğunu düşündüğü şeyi mi söyler yoksa gerçekten doğru olan şeyi mi? Bence parrhesiastes doğru olan şeyi söyler; zira o şeyin doğru olduğunu bilir ve o şeyin doğru olduğunu bilmesi, o şeyin gerçekten de doğru olmasından kaynaklanır. Parrhesiastes sadece dürüst olmakla ve düşüncenin ne olduğunu söylemekle kalmaz; aynı zamanda onun düşüncesi hakikattir. O doğru olduğunu bildiği şeyi söyler. O halde parrhesiastes sadece dürüst olmakla ve düşüncenin ne olduğunu söylemekle kalmaz; aynı zamanda onun düşüncesi hakikattir. O doğru olduğunu bildiği şeyi söyler. O halde parrhesianın ikinci özelliği, inanç ve hakikat arasında her zaman tam bir örtüşme olmasıdır.”
Alımlayıcıların dengbêjleri Kürt toplumunun “hakikat söyleyici”leri olarak kabul etmelerinin sebebi, dengbêjlerinin anlatılarının resmi tarihin değinmediği ya da ötekileştirdiği Kürt tarihindeki vakaları ve karakterleri konu edinmesi olarak düşünülebilir. M. Zahir Kayran’ın, “güncel yaşam içindeki eskiyi koruyarak onu yeninin nefesleriyle tanıştıran dengbêjlerin söyledikleri aynı zamanda birer tarihi belge niteliğindedir” sözü de bu görüşü desteklemektedir.
Kürtçenin farklı lehçelerinde farklı tanımlamalara anılan halk ozanları, (örneğin dengbêj, stranbêj, lawjebêj, goranîbêj, çargar, gibi) ilgili bilgi de kendilerinin temsil ettiği sözlü gelenek gibi sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktartıldığını görüyoruz. Ancak Kürt dengbêjlerin Osmanlı sarayında kabul gördüğü tarihi vesikalardan anlaşılmaktadır; örneğin, Aşık Paşazade, Sultan Beyazıt Han döneminde (1360-1403) sarayda Kürt bir ozandan söz eder. 16. yüzyılda, medrese eğitimiyle yetişen Melayê Cizîri, Ehmedê Xanî ve Feqîyê Teyran gibi âlimlerin yazdıkları dîvanlar ve yazılı edebiyata kazandırılan, sözle korunmuş destan ve halk hikâyelerin dengbêj ve/ya gesidebêj ozanlar tarafından halka sunulduğu söylenebilir. Nitekim Izady, çargar veya ozanların, yüzlerce sözlü eseri (çarîga) Kela Dim Dim ve Mem û Zîn gibi şiirsel destanları ve diğer popüler edebiyat eserlerini dinleyicilere ulaştırmak için geniş çaplı seyahatler yaptığını aktarır. 17. yüzyılda, Hizan Beyi Mîr Şeref’in dengbêji Selim Sîlêmanî, Kîkan aşiret lideri Reşit Beyin dengbêji Ehmedê Fermanê Kikî ve Reşkotan aşiretinden Filîtê Kuto’ya dengbêjlik yapan Karapêtê Xaço benzeri divan denbêjlerinden söz edebiliriz. Sonraki yüzyılla ilgili sınırlı bilgiye ulaşabilirken, 19. yüzyıla Evdalê Zeynikê’nin damgasını vurduğunu söylemek mümkündür. Evdal, dengbêjliğe başlamadan önce karmaşık bir rüya görür ve rüyasında küçük darı taneleri kusar ve altı ay sonra karmaşık bir ruh halinden sonra ‘kilam’ söylemeye başlar. Dengbêjlik geleneğinde de ‘rüya motifine’ Evdalê Zeynikê’den sonraki kuşaklarda rastlanmamakta; gelenek, usta-çırak öğretisiyle günümüze kadar ulaşmaktadır. 20. yüzyıla gelindiğinde ise Cumhuriyetin ilanının bey, şeyhlik ve ağalık kurumlarının kısıtlayan uygulamalarının dengbêjlik geleneği üzerinde olumsuz etkilerinden bahsedilir. Uluslaşma sürecinin başladığı 20. yüzyılın başlarında, Kürt entelektüelleri genelde dengbêjlerle ilgilenmemişlerdir. Bu dönemde çıkarılan dergilerde kısa derlemelerin ve değinmelerin olduğu gözlemlenir. Söz konusu dönem içinde tarih, alfabe çalışmaları gibi çalışmalar ve Kürtlerin siyasal birlikteliğini sağlamak daha önemli ve acil görülmekteydi. Ayrıca 20. yüzyılın başları, dengbêjlik geleneğinin kaybolma tehlikesinin de bulunmadığı yıllardı. Fakat bu dönem içinde dengbêj kilamlarını derleyip notalayan ve kaydeden Gomitas gibi Ermeni araştırmacılardan bahsedilir. Zaten ilk zamanlarda dengbêjlik çalışmaları Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ermenistan’da ve Rusya’da yoğunlaşmıştır. Bu durum S.S.C.B.’nin bünyesindeki halklara karşı uyguladığı politikaları ve buradaki Kürt nüfusun diğer bölgelere göre daha eğitimli olması ile ilgilidir. Bu çerçevede Ermenistan’da Kürtçe eğitim verilmeye başlanmış ve Erivan’da ilk Kürdoloji Kongresi 1934’de toplanmıştır.
Serhat Resul Çaçan, stranların sahip oldukları güçlü müzikal yapılarından dolayı asimilasyon politikalarından çokça etkilendiğinden ve yüzlerce belki de binlerce Kürtçe stranın Türkçeleştiğinden ama Türkçeleşmiş herhangi bir kilam olmadığından bahseder. Bu görüşü destekler nitelikte; Mehmet Bayrak tarafından üç cilt olarak hazırlanan Kürt Müziği, Dansları ve Şarkıları adlı derleme kitapta, Mehmet Korkmaz “Çifte Standardın Adı Kürdübesk: Özü Kürt Sözü Türk” başlıklı yazısında Türkçeleştirilen stranlara örnek vermektedir.
Bayram Orhan’ın, tez çalışmasında Türkçeleşme mevzuunu sorduğu bir dengbêj (üç numara ile kodladığı dengbêj) şöyle der:“Kürtçe stranlar o kadar çalınmış ki anlatsam aklın almaz. İbrahim Tatlıses, Mahsun Kırmızıgül, Celal Güzelses, İzzet Altınmeşe ve adını hatırlayamadığım diğer bazı şarkıcılar birçok Kürtçe stranı çaldılar. Dengbêj Şakiro’nun bir yeğeni var, adı neydi onun? Evet, Özcan Deniz. Onun kendisi de sanki babasının malıymış gibi çok stranı alıp Türkçeye çevirdi. Çalınmış kilam neredeyse yok gibi, belki kilamın içinden küçük bir nakarat alınıp çevrilmiştir; ama bir kilamı komple çalamazlar çünkü kilamlar, stranlar gibi değil. Kilamlar onlara göre tehlikeli şeylerden bahsediyor, çok uzundurlar. Bazı dengbejler bile kilam okurken şaşırıyor. Türk şarkıcılar nasıl okuyabilsin? Bana göre çalınan stranlar da dengbêjliğe aittir, alt yapıları dengbêjlikten geliyor. Ben kilamlar ve stranları birbirinden ayırmıyorum, onlar da kilamlar gibi dengbêjliğin bir parçasıdırlar.”
Stran ile kilamlar arasındaki fark; eserlerin yapıları ile ilgilidir. Stranlar daha kısa, ritmik ve melodik bir yapıya sahipken, kilamların sözün ve hikâye/anlatının ön planda olduğu bir yapısı vardır. Kilamdaki ritim ve melodi uzayıp giden sözü hatırlatma işlevi görmektedir, bu açıdan ikincil planda kalmaktadır. Kürt sözlü edebiyat/folklor ürünleri içerisinde stranlar kilamlara kıyasla niceliksel olarak daha büyük yer tutar. Onlarca stran türü varken anca birkaç tane kilam türünden söz edilebilmektedir. Stran türlerinin halk tarafından daha çok bilinmesinin nedeni sahip oldukları müzikal yapılarından dolayı kolay icra edilebilmeleridir. Amir Hassanpour, Stephan Blum ile ortak çalışmasında bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Gorani ya da stran olarak bilinen şarkılar kısa, anlatıya sahip olmayan (non-narrative) ve daha kolay oldukları için potansiyel olarak diğer sözlü türlerden daha popülerdir.”
Dengbêjlik ve kilam özellikle Serhat bölgesinde Evdalê Zeynikê ile en özgün halini almış, buradan tüm Mezopotamya coğrafyasına yayılmıştır. Evdalê Zeynikê’den sonra gelen kuşak, o zamana kadar kilamları belli ezgilerle ve enstrümansız söyleyen denbêjlerin aksine meyi de kullanmaya başlamışlar.
“Biz denbêjleri tanırız. Aynı aileden gibiyizdir. Eydalê Zeynike babamız, pirimiz gibidir. Onu da tanırız. Ama onu tanıdığımız kadar tanımayız da. Kendi zamanında, kendi çağında yaşıyordu o, bizim gibi yiyor, içiyor, söylüyor seviyordu... İnsan ne yaparsa o da onu yapıyordu. Bugün ise o bir efsane gibi dilimizdedir. Bu yüzden ona atfettiğimiz sözler, onun zamanından, çağından küçük bir parça olabilir ancak...”(Mehmed Uzun, Abdalın Bir Günü)
Dengbêjlik geleneği sözlü kültürün bir unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Sözlü kültür üzerinde yapılan tartışmaları ana hatlarıyla ortaya çıkaran durum, Walter J. Ong’un “Homeros sorunu” dediği, İlyada ve Odysseia destanları üzerinde yapılan tartışmalardır. Söz konusu destanlar üzerine çalışan araştırmacılar bu destanların Yunan şiirlerine benzemediklerini fark etmişlerdi. Kimi araştırmacılar destanların yazılı olarak ortaya çıktıklarını düşünüyordu, Homeros isminin uydurma olduğunu söyleyip destanların dine ve ahlâka aykırı olduğunu söyleyip, destanların dine ve ahlâka aykırı düzmeceler olduklarını iddia ediyorlardı. 18. yüzyılda arkelog Robert Wood İlyada ve Odysseia destanlarında geçen yerleri bir bir tespit ederek Homeros’un okuma yazma bilmediğini, bu destanları farklı ve halka ait bir belleğin yardımıyla yarattığını yazmış, fakat bu belleğin ne olduğuna ve nasıl çalıştığına dair açıklamada bulunmamıştır.
Mehmed Uzun; “Söyle tanrıça, kör ozan Homeros’un tanrıçası söyle... Yani sesi dile getir, sese nefes ver, sesi kelam haline getir, sese ritim ver. Ve Homeros’un severek sözünü ettiği aoidos, aoidoslar. Yani sesin sahibi, sesi kelam haline getiren, söyleyen; sesi, kelamı meslek edinen; sesle bir olan, sesi, kelamı yaşam haline getiren. Yani tanrıça; Mousa, Mnemosines, aklın, düşüncenin, belleğin koruyucusu, kollayıcısı tanrıça; yaratıcılığın simgesi tanrıça... Yani dengbêj; söyleyen, sözü nakşeden, belleği canlı, diri tutan, hatta bellek olan. İşte dengbêj bu; insana, insanlığa bir dil; kimlik, tarih, benlik, bellek veren, insanı, insanlığı, insani anlatıyı, çağlar boyu, kesintisiz bir çağlar haline getiren kaynak” sözleri ile dengbejlik geleneğini Homeros’a dayandırır. Araştırmacı yazar Ahmet Aras da şöyle der; “Evdal, Ilyada ve Odysseia yazarı olduğu söylenen Yunan şairi Homeros’a benzetilerek, Kürtlerin Homeros’u olarak biliniyor.”
Evdalê Zeynikê, öğrencilerine şöyle seslenmektedir:
-“Öğrenciler, iyi yürekliler... siz halkın sesisiniz. Ruhun gözcüsü, duygu ve düşüncelerin elçisisiniz. Acele edin, hazırlanın, benim gibi, dünün ve önceki günün sözünü devralın, sözünüzü ona ekleyin, kendinize göre değiştirin ve geleceğe iletin. Kendiniz yaratın, insanların kaderini ve olayların durumunu söylenecek türkü ve ağıt haline getirin. Onlar, uyumlu ve sanatsal olarak eksiksiz olsun. Halkı dinleyin, ilgi gösterin, onları duyun, sözünüz ve hareketinizle yumuşak olun, halkın sözüne değer verin, yanlış ve eksiklerinizi itiraf edin, halkın sözünü kesmeyin, sabırlı ve geniş yürekli olun. Ülke, halk ve dilinizin çıkarı, selameti ve geleceğini her şeyin üstünde tutun...”
Bu gelenek içinde yetişen dengbejlerden bazılarının isimleri şöyledir: Ehmedê Fermanê, Kîkî, Gulê, Evdalê Zeynikê, Gulîzêr, Baqi Xido, Miradê Kine, Zahiro, Bekirê Îdirî, Kubaro Xudo, M. Arif Cizrawî, Pero, Zulkufê Qudo, Mistafayê Canbêzar, Emînê Hemdûnî, Birahîmê Newrozî, Salihî Qûbîdînî, Nazdar Ferhat, Esmer Ferhat, Mehmûd Qızıl, Şakiro, Şeroyê Biro, Cemila Cauş, Resoyê Gobala, Elmas Xanim, Efoyê Esed, Karatepê Xaço, Feyzoyê Riza, Mahmud Baran, Egidê Tecîr, Tahîr Tofîk, Neçoyê Cemal, Mecîde Sîleman, Mistoyê Çitborî, Îsa Berwarî, Susika Simo, Zadina Şekir, Belga Qado, Hesen Zîrek, Abo, İran Xanim, Kawis Axa, Eyaz Zaxoyî, Salih Amedî, Meryem Xan, Ayşe Şan, Fatma Îsa, Xalê Birê, Keremê Kor, Elî Îzzet Beg, Reso, Mihemed Arifê Cizrawî, Ferzê, Cemîlê Horo, Fadilê Kufrawî, Gülbahara Koçanisî, Taybet, Mahmudê Xiyalê, Seyadê Şame, Nicma Dari, Evdî, Salihê, Evdilayê Kazo, Keremo, Sidiko, Tehsîn Teha, Sayder, Hemîde, Dewrêş Baba, Ekrome, Sidikê Qarlıovê, Fadil, Elmas Mihemed, Mihemed Şexo, Aziz Sharok, Xana Zazê, Aslîka Qadir, Seid Usiv, Şêx Silê, Mihemedê Qerqaşî, Mihemedê Erzeromê, Nuroyê Metê, Zahiro, Tahsinê Pasûrî, Îsmaîlê Sêlimî, Raziye Kızıl, Teyiboyê Siertî.
Dengbêjlikle birbirinin yerine kullanılan ve yapı itibariyle bazı özellikleri ortak olan bir diğer tür de Türkçeye hikâye anlatıcılığı olarak çevrilen çîrokbêjîdir. Hikâye anlatıcılığı konusunda Walter Benjamin, “Adı bize ne kadar tanıdık gelirse gelsin, hikâye anlatıcısının hayatımızda hiçbir hükmü yok. Çoktan uzaklaştı bizden, gittikçe de uzaklaşıyor” diyerek yaptığı durum tespitinden sonra şöyle devam etmektedir: “Nasıl bir kaya belli bir mesafeden, belli bir açıdan bakıldığında bazen insan başı ya da bir hayvan gibi görünürse, hikâye anlatıcısının da uzaktan bakıldığında iri, yalın hatları öne çıkar, sadece bunlar görünür. Hemen her gün edinebileceğimiz bir deneyim bize bu mesafenin, bu açının ne olduğunu gösterir, anlatıcılık sanatının sona erdiğini haber verir. Bir şeyiyle hikâye edilen insanlara gittikçe daha az rastlıyoruz artık. Birisi hikâye dinlemek istediğini söylediğinde utanıp sıkılanlara ise daha çok! Sanki kesinlikle bizim olan, kaybetmeyeceğimizden emin olduğumuz melekelerimizden biri, deneyimlerimizi paylaşma yeteneğimiz elimizden alınmış gibi.”
Benjamin hikâye anlatıcılığının bir hükmünün kalmamasını enformasyon çağında deneyimin değer kaybetmesi ve gittikçe de daha değer kaybediyor olmasına bağlamaktadır. Dengbêjlik belki salt bir hikâye anlatıcılığına indirgenemez; ama hikâye anlatıcılığının dengbêjliğin önemli bir bileşeni olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.
Burada yeri gelmişken, dengbêj ve çîrokbêjin tamamen aynı kişiler, dengbêjlik ve hikâye anlatıcılığının tamamen aynı kişiler olmadığını, aralarında bazı farklılıklar olduğunu söylemekte fayda var. Örneğin, dengbêjler de hikâye anlatırlar; lakin tek işleri hikâye anlatmak değildir. Çîrokbêjler ise sadece hikâye anlatırlar, kilam ve stran söylemezler. Ayrıca, dengbêjlerin anlattığı hikâyeler ile çîrokbêjlerin anlattığı hikâyeler birbirinden farklı olabilmektedir. Bu, aradaki farklılığı anlamak için çîrok kelimesinin ifade anlamına bakmak gerekir. Çîrok Kürtçede hem masal hem hikâye anlamına gelmektedir. Christine Allison, dengbêjlikteki hikâyecilerin masal anlamındaki çîrok değil, hikâye manasındaki çîrok olduğunu desteklercesine şöyle demektedir: “Yezidi topluluğunda ve daha geniş kapsamıyla Kurmanci konuşulan toplumunda çîrok İngilizcedeki ‘story’ (hikâye) ile aynı genişlikte görünüyor. Genel anlamıyla, çîrok kurgulanmış bir şeydir ve bu tarihsel materyalden ayıran bir özelliktir. Dolayısıyla halk masalları çîroktur, fakat efsaneler doğru oldukları düşünülüyorsa böyle değerlendirilemez.”
Dengbêjler kendine has belli bir makamla hikâyesini anlatır. Dengbêjler söyledikleri hikâyeyi sesli ezgilerle makamlandırıp söylerler ve bu yönleriyle diğer hikâye anlatıcıları ile ayrışırlar. Dengbêjlerin anlattığı hikâye ve olaylar kültürel belleğin şekillenmesinde ve devamında çok etkilidir. Anlatıcı yani dengbêj hem dinleyicileri eğlendirirken, hem de kültürel belleğin korunmasını sağlar.
“Dengbêjin sesi, nefesi: Toplumun belleği...” Mehmed Uzun
Çok eski yıllardan beri Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da doğan çocuklar şimdikilerin aksine anne ve babalarının yavaş mırıldandıkları hikâyelerle büyüdüler. Eski düğünler sazsız sözün hâkim olduğu topluca söyleyiş biçimlerine sahne olurdu. Bu bölgelerin kültürel durumu ile ilgili pek bir yazılı belge bulunmamaktadır. Özellikle söz konusu bölgelerdeki köy evlerinde son yıllara kadar bulunan tek yazılı metin, yüksek duvar oyuklarında saklanan Kuran’dı. Buna karşın sözlü kültüre dayanan bilgi çok fazladır. Bu sözsel bilgilerin taşıyıcılığını genellikle dengbêj denilen hikâye anlatıcıları üstlenmişlerdir. Dengbêj Kürtçede deng (ses) ve bej (söyleyen) kelimelerinden oluşur; seslendirici, söz söyleyen, sözü olan ya da sese biçim veren anlamlarına gelir. Mehmed Uzun “Dengbêjlerim” adlı çalışmasında, “dengbej, sesi meslek edinmiş usta, mekânı ses olmuş insandır” der ve dengbêjlerin sesi kelam, kelamı kilam haline getirdiklerini belirterek dengbêjleri Yunan mitolojisinde hatırlatmanın, belleğin ve düşüncesinin koruyucusu olarak tasvir edilen mitolojik sanat meleklerine; Mousa’lara benzetir.
Evliya Çelebi de Seyahatname’sinde Mezopotamya’da gördüğü dengbêjlerin Anadolu ozanlarıyla pek çok ortak yanı olduğunu vurgulamıştır.
Dengbêjler farklı coğrafyalarda kendilerini göstermişlerdir. Serhad Bölgesi’ne (Kars, Ardahan, Iğdır, Ağrı, Muş, Erzurum ve çevresi) dengbêjlerin ana üssü denilebilir. Bu bölgenin özellikle yüksek alanları ve iklim koşulları özellikle dengbêjler için ilham kaynağı olmuştur. Serhad Bölgesi’nde yaşayan dengbêjlerin, kilamının melodik ritmi daha hızlı ve diktir. Şakiro bu dengbêjlerin başında gelir. Mardin yöresinin şive farklılığından dolayı, burada sanatlarını icra etmiş dengbêjlerin kilamları daha yavaştır. Hüseynê Farê buna örnek gösterilebilir. Diyarbakır yöresinde ise daha akıcı bir makam vardır. Bu makamın ritmi yumuşak olup Serhad dengbêjlerinden sonra önde gelen önemli dengbêjlerdir. Daha önceki kadın dengbêjlere stranbêj dendiği gibi, dengbêj sıfatı da kullanılmıştır. Batman yöresinin kilam makamları ise Serhad ve Diyarbakır yöreleri makamının ortasındadır. Bu özelliğiyle her şivenin kilamlarını ahengi bir şekilde dillendirebiliyorlar. KarapêtêXaço bu yörenin en önemli dengbêjlerinden birisidir.
Kadın dengbêjler arasında ilk kadın dengbêj olarak Gulê’nin adı anılmaktadır. Bir rivayete göre, Evdalê Zeynikê ile bir atışmasında yenildiği için onunla evlenmeyi kabul etmiştir. Gulê ve Evdalê Zeynikê’nin hikâyesi, olay örgüsü ve makam olarak değişebilen farklı varyantlarıyla anlatılmaktadır. Mehmed Uzun “Abdalın Bir Günü” adlı eserinde şöyle anlatır:
-“Dengbêj Evdal, ayın ondördünü görmüştü. Ermeni kızı Gulê’yi...
Xamûr şehrinin beylerinden biri Evdal’ı oğlunun düğününe konuk diye davet etmişti. Evdal’ın gelişi bey için şeref, ahali için şenlikti. Evdal içinse hayatın ta kendisiydi. Atı Gogerçîn’i tavladan çıkararak sırtına atladığı gibi yönünü Xamûr’a çevirdi. Atını dört nala koşturup yarım günlük yolu birkaç saatte aldı. Xamûr’a varıp düğün meydanına girdiğinde, herkesten ve her şeyden önce gözüne çarpan şey, halay alayını ve halaybaşını çeken nazenin oldu. Halaybaşı, genç ve güzel Gulê idi... Evdal yerinde donup kaldı. Heyecandan, coşkudan beti benzi attı, ölü rengine çevirdi. Kalbini bir çarpıntıdır aldı...
(...) Birkaç sözden, hal hatır sormadan sonra beyin yanına geçip esaslı konuklar için serilmiş kilimlere, yastıklara oturarak meydandaki halay alayına ve halaybaşına baktı ve strana başladı:
Xamûr’a gelmişim, düğün içine,
Gördüm ki Xamûr’un Gülü mendilin alıp geçmiş başa,
Ocağı batmış Evdal’ın kabarmış yüreği o anda,
Ley, ley, yaman ey, ley ley, güzel ey,
Evdal’ım ben, dengbêjim,
Diz kırarım; âşıklar, sazendelerle bey divanlarında söylerim,
Ama düğünün nazenini yüzünden hem sağır, hem avalım bugün.
Mehmed Uzun, Evdal ile Gulê atışmasında Evdal kazanınca, Gulê’nin Evdal ile evlenmeyi kabul ettiğini söyler:“Söz, stran ve sanat Evdal’a yardım etmişlerdi; birkaç didinme nihayetinde Evdal başarmıştı. Gulê ‘evet’ demişti.”
Gulê, Sürmeli Mehmet Paşa’nın dengbêjliğini yapmıştır. Mehmed Uzun’un da söylediği üzere, bir atışma sonucunda paşanın divanındaki yerini ünlü dengbêj Evdalê Zeynikê’ye bırakmıştır. Meyremxan, Fatima İsa, Ayşe Şan, Aslika Kadir, Nicma Dari, İranxan, Zadina Şakir, ve Elmasa Mıhemmed Kürtler arasında tanınan kadın dengbêjlerdendir. Kadın, Kürt toplumunda acıların kilamlaştırılmasında başat rolü üstlenir.
Gulê ile aynı dönemde yaşadığı tahmin edilen ve güçlü bir dengbêj olduğu söylenen Pero isimli bir kadın dengbêjden de bahsedilir. Ancak ünleri kulaktan kulağa yayılmış olsa da kimsenin seslerini dinlemediği söylenir. 1900’lerin başında Hakkâri’de yaşadığı söylenen Dengbêj Hamide de bunlardan birisidir.
Erivan ve Bağdat radyolarının, genel olarak Kürtlerin kültürüne katkısı yadsınamaz.Susika Simo, Gulîzar, Cemila Cauş, Kubara Xudo, Meryem Xan, Zadina Şekir, Nevrîn Şerwan, Asliqa Kadir, Ayşe Şan, Elmas Mihemmed, Fatma Îsa gibi kadın dengbejlerin seslerinin duyurulması, kayıt altına alınarak arşivlenmesi ve günümüze ulaşması bu radyoların ve Câsimê Celîl, Ordîxanê Celîl ve Xelîl Mûradov’un çalışmaları sayesinde olmuştur. O dönemlerde sınırlı zaman dilimlerinde Kürtçe yayınlar yapan Erivan (1955) ve Bağdat (1939) radyoları Kürtler arasında yaygın olarak dinlenmekteydi.
Yapılan görüşmelerde Vanlı kadın dengbêjler, kendi deyimleriyle “Revan” Radyosu’nu çok dinlediklerini, dengbêjlerin seslerini ilk defa bu radyolardan duyduklarını ve kilam/stran’ları oradan öğrendiklerini anlatmışlardır.
Birçok kadın dengbêj Erivan Radyosu’nda eserlerini halka sunmuştur. Erivan Radyosu’nun kurulmuş olması dengbêjlik için önemli bir adımdır. Erivan Radyosu kadın dengbêjlerin seslerini kaydederek zengin bir arşiv oluşturmuştur. Bu şekilde dengbêj eserleri ilk kez kaydedilmiştir ki, bu da nesiller için bir teminat olmuştur.
Kürt sözlü geleneğinin ulusallaşma çerçevesinde yeniden üretimine örnek oluşturacak bir diğer öğe özellikle 2000’li yıllardan sonra yaygınlaşan Mala Dengbéja (Dengbêj Evleri) dir. Bu evler genellikle İstanbul, Diyarbakır ve Van gibi büyük şehirlerde kurulan kültür merkezleri bünyesinde veya ayrı bir mekânda faaliyet göstermektedir. Söz konusu evler ulusal kültürün özünü oluşturduğu düşünülen geleneklerin tekrardan sergilendiği birer hafıza mekânlarıdır.
Kürt dengbêjlik edebiyatında Ermeni dengbêjler de isimlerinde söz ettirmişlerdir. Cumhuriyetten önce Müslüman Kürt toplumu içinde hatırı sayılır bir Ermeni nüfus da yaşamaktaydı. Bu dönemde Bulanık’ta Kürt köylerine komşu olan birçok Ermeni köyü vardı. Bölgede Müslüman Kürtler çoğunlukta olup otorite oldukları için dominant/başat kültür olarak Kürtçe, bölge Ermenilerince de kullanılmaktaydı. Bu nedenle Ermeni dengbêjler de yetişmekteydi. Dengbêj Gulê, Dengbêj Karapetê Xaço gibi... Bulanıklı kadın dengbêj Pero da bu dengbêjlerden biridir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, dengbêjlerin konu sınırlaması olamayıp, her türlü konuyu işleyip ses ve söze dayalı sanatına içerik yapabilir. Toplumu etkileyen olaylar; örneğin aşklar, şenlikler, ayrılıklar, savaşlar, göçler, sürgünler, aşiret çekişme ve rekabetleri, vb, olabildiği gibi tabiat olayları; örneğin baharın gelişi ve güzelliği, yaylalar, sular, ovalar, deprem, sel baskınları, heyalan, çığ düşmesi, suda boğulmalar ve benzeri de olabilir. Dengbêjlik sanatının icracısı olan dengbêj bu gibi konuları seslendirip işlerken her zaman topluma, tabiata ayna tutar. Dengbêj olgu ve olayları eserine yansıtmak suretiyle sözlü tarih kaynağı, geleneğin aktarıcısı ve anlatıcısı rolünü üstlenerek toplumsal bellek ve hafızayı da oluşturur.
Dengbêjlerin maruz kaldığı yasaklara geldiğimizde, üç yasak döneminden söz edilmektedir. İlk yasak dönemi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasaklarından kaynaklanmıştır. Bu yasaklar döneminde dengbêjler Kürtçe kilam ve stran söyledikleri için ev baskınlarına, tutuklamalara maruz kalmışlar. Ev baskınlarında evde bulunan dengbêj kasetleri suç delili sayılmıştır. Bundan dolayı dengbêjler kasetlerini toprağa gömmüş ya da yakmışlardır. Aralarında dengbêj kasetlerini Türkçe söyleyen şarkıcıların kasetlerine kaydedenler de olmuştur. İkinci yasak dönemi, Kürt Siyasi Hareketi (KSH)’nin getirmiş olduğu yasaklar dönemidir. Kürt Siyasi Hareketi 2000’li yılların öncesinde anti feodal ve modernist karakterinden dolayı dengbêjlere mesafeli davranmış, dengbêjlerin yerine kendi çizgisinde müzik yapan Kürt müzik guruplarını desteklemiştir. Dengbêj eserleri ve anlatılarından Kürtler arasındaki çatışmalara ve iç çekişmelere değinen türün ve dengbêjlerle eski Kürt soylu sınıfı arasındaki ilişkinin KSH’nin böyle bir karar almasında etkili olduğunu söylemek mümkündür. 90’ların sonu ve 2000’lerin başından itibaren kültürel çalışmaların öne çıkmasının etkisiyle Kürt Siyasi Hareketi dengbêjleri Kürt dili ve kültürünün sahip çıkılması ve korunması gereken kaynakları olarak görmeye başlamıştır. Batman, Diyarbakır, Muş ve doğu illerinde açılandiğer dengbêj evlerinin Kürt Siyasi Hareketi’nin geçirdiği değişim ve dönüşümden sonra olduğu söylenir. Üçüncü ve son yasak dönemi ise Ak Parti Hükümeti ile Kürt siyasi hareketi arasında “barış süreci” olarak adlandırılan müzakere sürecinin çökmesinden sonraki sürece tekabül edip halen devam etmektedir. Son dönemlerin yasak dalgası 90’ların baskıcı politikalarını hatırlatmıştır. Bu yasak dönemi ‘Türklük Sözleşmesi’ne geri dönüş şeklinde deyorumlanmaktadır.
Kaynakça:
Türkiye’de ırkçılık eğer bir sektöre benzetilseydi, bu fırıncılık sektörü olurdu. Ekmek çıkaran fırınlar gece de dahil neredeyse günün her saati canlı ve faaldir. Türkiye’deki ırkçılığın doğası da böyledir, günün her saatinde faal ve akışkandır. Irkçılık her şeyden önce bu toplumda bir ekmek kapısıdır. Nitekim son bir hafta içinde ikinci kez fırından sıcağı sıcağına çıkan ırkçılık mamülleriyle karşılaştık. Daha geçen gün Türkiye-Makedonya milli maçı vesilesiyle Amedspor’a galiz küfürler edildi. Bu daha soğumadan, bu sefer ülkenin ekmeğini ırkçılıktan çıkaran milli burjuvazisinin en önde gelen figürlerinden biri, pespaye bir gülme efekti eşliğinde Kürt kadınlarını cinsiyetçi bir fıkra konusu yaptı.
Devamını oku →