Yıldız Çakar: Koşullarıyla dünyadan ayrışan Kürtlerin, edebiyatı da fark yaratmalıdır
Söyleşi / Rojda Oğuz

yildiz_cakar_2

Rojda Oğuz: Edebiyat ne için yapılır, yazarlar hangi motivasyonla ve neden yazma ihtiyacı duyar?

Yıldız Çakar: Bilimsel araştırmalara göre ilk insanlardan kalma izler 3 milyon yıl öncesine ait. Fakat insanlığın yazıyı kullanmaya başlaması birkaç bin yıl öncesinden başlıyor. İnsanlar, yazıyı icat etmeden önce mağaralara ya da korunaklı yerlerde kayalıklara resimler çizdi. Avlandığı hayvanların ve avcıların resimlerini ya da birtakım sembolleri çizip durdu.

Yaklaşık 3 bin yıl önceden alfabe kullanmaya başlayan insanoğlu, yazıyla geleceğe birşeyler bırakmaya çalışıyor. Bütün bu çağlar boyunca davranışlarına ve yazma çizme çabasına bakıldığında esas olarak insanları yönlendiren şeyin korku ve kaygıları olduğunu söylemek mümkün.

Maslow'un bize bir piramit olarak açıkladığı ihtiyaçlar hiyerarşisinin de bu davranışlarda esas olduğunu görüyoruz. Bilindiği gibi öncellikle yeme-içme vs fizyolojik ihtiyaçların geldiği bu ihtiyaçlar piramidinde, güvende yaşamak ikinci sırada gelir. Bunu aidiyet, saygı görmek gibi ihtiyaçlar ile "kendini gerçekleştirme" yani yaratıcılık yani geleceğe birşeyler bırakmak, dolayısıyla edebiyat dahil olmak üzere sanatın geldiğini görüyoruz.

Tarihte sanatçılara geride eser bıraktıran nedenler arasında; toplumuna olan sevgi ya da bir fikrin devamlılığını veya yaygınlaşmasını sağlamak, kendi kültürüne ve toplumuna hizmet etmek, iz ve mesaj bırakmak, eserleriyle saygı görmek gibi birçok sebep sayılsa da belirleyici tetikleyici unsurun yine bir kaygı olduğunu gözlemlemek çok da zor değil. Bu da ölüm ve unutulmak korkusudur. Öldükten sonra kendini hatırlatacak, isminin anılmasını sağlayacak bir eser bırakma kaygısı, bilim ve sanatın en temel körükleyici etkenlerindendir.

Edebiyat da bu kaygıyla yapılırken eser bırakan yazarın birincil kaygısı estetik olabileceği gibi topluma ya da dünyaya şekil verme, etkileme isteği de baskın çıkabilir.

Bireysel bir yaratım olarak ortaya çıkan edebi eserlerde yazar, toplumun kodlarında dolaşıp geçmişe ve yaşadığı dönemin toplumsal yapısına, siyasi, ideolojik sosyolojik ve psikolojik yapı ve ilişkilerine ayna tutarak yaşadığı dönemin toplumuna yön verme yol gösterme gibi meşakatli bir işi de yüklenmiş olabilir. Yazarın giriştiği bu uğraş, kuşkusuz her dönemde her yazar için olmasa da çoğu için zor yaşam koşulları altında uzun yıllar süren bir süreç olmuş ve ağır bir yük olarak sırtlanmıştır.

Popüler kültür ürünleri konusunda neler söylemek istersiniz?

Popüler yazarı görmek için popüler edebiyatı tanımak lazım. Nedir popüler edebiyat, popüler roman? Popüler kültürün özellikleri, kolay üretim, kolay ve bol tüketim, düşündürmeye sevk etmek yerine eğlendirmek, doyurmadan ama bolca yedirmek, geçici bir haz vermek, yaratıma estetiğe çok kafa yormamak, anlaşılması kolay ve orta bir seviye tutturmak. Eleştiriye kaçmadan, ironi yapmadan özünü Adam Smith'in "bırakınız yapsınlar" sözünde kendini bulan liberal kapitalizm ürünüdür popüler kültür.

Popüler kültür baskın olmaya başlamadan önceki dönemin yazarı için durum, tabir yerindeyse akıntıya karşı kürek çekmek ya da suyun yönünü değiştirmeye çalışmak kadar güçtür. Popüler kültür çağı ise yazarın akıntıya kendini bıraktığı, sadece su üstünde kalarak akıntının gücünü arkasına alarak hızlı, kolay, çabuk geçip giden küreksiz bir kayık gibidir.

Popüler yazar ise yelkenine dolan havayla yol alan ve bu kolaycılığın geçici sefasını yaşayandır. Gerçeklik ve hakikat kıyıda dururken, popüler kültür ürünleri şişkin yelkenleriyle hızla yol almaktadır.

Burada belirleyici olan ekonomik şartlar ve tüketim toplumu gerçeğidir. Toplumsal kurumların desteklediği sanat üretimi haliyle günlük kaygılardan uzak bir şekilde topluma kolay olanı değil, estetik kaygıyla hazırlanmış zor olanı, düşündüreni verme pozisyonundadır.

Diş doktorum yakın bir zamanda bana "daha doğal ve sert yiyecekleri tüketen eski zamanların çocuklarının çene yapısının daha sağlam olduğunu ancak giderek daha yumuşak olan fastfood ve aburcubur diye tarif ettiğimiz gıdaları yiyen günümüz şehir çocuklarının ise çenelerinin giderek zayıfladığı diş yapılarının da değiştiğini" söylemişti.

İnsan fizyolojisi ile ilgili negatif bir değişim yaratan bu durumu, popüler kültürün yarattığı düşünsel duruma da uyarlamak mümkün. Yani popüler kültür ürünü tüketicisinin düşünsel durumu da böyledir. Kolay tüketim özelliğinden gelen bir çarpıklık ve zayıflık halidir.

Çok satan kitapların nitelikleri bize kitlelerin edebi beğenisi hakkında ne söylüyor?

1970'li yıllarda kitle kültürü olarak tanımlanan ve daha sonra popüler kültür olarak tanımlanmaya başlayan bu olgu tamamen olumsuzlanmak ile farklı bakış açısıyla bakılması gerektiği gibi farklı değerlendirmelerle ele alınmaktadır.

Müzik üzerinden örnek vermek gerekirse bir dönem yoz olarak görülüp Türkiye’de devlet tarafından da yasaklanan Arabesk müzik, alt ekonomik sınıflar tarafından bir direnç ve karşı koyuş olarak görüldü. Bu yanıyla düzene karşı koyma aracı olarak görülen, bu kitle kültürü ürünleri başka bir değerlendirmeyi de hak etmektedir.

Edebiyatta da örneğin teknolojinin olumsuz etkileriyle bir distopya'yı anlatan ve yönetim-teknoloji-toplumun gözetlenmesi konusunda karamsar bir tablo çizen Georg Orwel'in "1984" adlı romanı, üst kültür ürünü bir eser olarak değerlendirilmiş ve akademilerde sıkça tartışılmıştır ancak birçok ülkede farklı zamanlarda çok satanlar arasına da girerek popüler kültürün bazı özelliklerine sahip olmuştur.

Bu gibi örneklerle aslında çok satanlar ve gündemde olmanın her zaman olumsuzlanan popüler kültürün bir ürünü olmak anlamına gelmediği de görülmelidir.

Ancak çok satan kitaplar arasında yukarıdaki örneğin benzerleri azdır. Çok satan kitapların niteliklerine, yukarıda popüler kültürü anlatırken değinmiştik; ancak bu niteliklerin tek başına kitlelerin edebi beğenisi konusunda fikir vermediğini düşünüyorum. Çünkü kitapları çok satanlar listesine koyan sadece nitelikleri değil, asıl olarak pazarlama stratejisi ve yaratılan endüstridir.

Piyasayı yönetenlerin tercihleri ve tercih ettikleri pazarlama yöntemleri ile siyasi, kültürel vb figürler ve bunların halihazırda sahip oldukları şöhretin yaratacağı kazanç gibi unsurlar düşünülerek belirleyici hale gelmektedir.

Çeşitli sebeplerle çok tanınan ve medyatik olan bir kişinin gündemde olan bir konu üzerine alelacele yazdığı bir kitap, belirttiğimiz yöntemlerle pazarlanarak allanıp pullanıp çok satılabilmektedir.

Bu tür pazarlamalarda kitabın arkasına ünlü isimlerde alıntılarla kitap tanıtımı yapılması ya da örneğin ABD'de New York Times'tan bir alıntıyla sunulması, Türkiye'de ise merkez medyadan referansla sunularak ve subjektif bir abartılı sunumla ciddi bir içerikten yoksun olunsa dahi bir "çok satan" olmak mümkün.

Aynı şekilde büyücü bir çocuğun maceralarını anlatan Harry Potter gibi "bestseller" roman filmi yapılarak yıllarca gündemden düşmeden piyasada olurken bir endüstriye dönüşmektedir.

Kısacası kitlenin beğenisinden daha çok pazarlamayla yaratılan kitle psikolojisinin tetiklediği yönelim bir kartopu gibi büyüyüp geri dönüşsüz bir eğilim yaratmaktadır.

Ancak kitlenin beğenileri, popüler kültürün temel özellikleriyle örtüşmektedir diyebiliriz.

Yani kahvehanede önceki akşamın futbol maçını ya da Survivor yarışmasını konuşan insanlara benzer şekilde okulda, sokakta işyerinde çok konuşulan film, roman, şarkıyı kaçırmış olmak gündem dışı kalmak gibi bir "riziko"dur. Bu nedenle beğeniden çok trend söz konusudur.

Bir kitabı en iyi ne yapar, özellikle de Kürt edebiyatı açısından baktığımızda?

Bir kitabı en iyi yapan şey toplumun sorunlarına, yaralarına parmak basarak bunu zaman ve şartların ötesine taşıyarak evrensel bir özelliğe ulaşmasıdır.

Kürt edebiyatı açısından bakarak neyin bir kitabı en iyi yapacağını söyleme bağlamında öncelikle Kürt edebiyatının yasaklı bir dilin, herşeyiyle talan edilen bir coğrafyanın insanlarının edebiyatı olduğunu hafızada tutmamız lazım.

Dünyanın siyasi ve ekonomik şartlarının gerisinden gelen bir halkın yarattığı mücadele kültürü, tabi ki edebiyatına da yansıyacak.

Evrensellik çok önemli, ancak evrensel değerleri halkının hikayesinden bulup yansıtmak Kürt halkının içinde bulunduğu günümüz şartlarında daha da önemli. Kürt mücadelesinin yarattığı değerler evrensel değerlerdir. Bu açıdan edebiyatında bu değerleri dünyaya taşıyan Kürt yazarları fark yaratacaktır.

Popüler Kültür Kürt Edebiyatı açısından bir tehdit oluşturuyor mu?

Popüler kültürü yaratan şartlar Kürdistan'da nispeten zayıftır. Ancak bazı Kürt edebiyatçılarının popüler kültürün izinde ve Türk dizileri kıvamında yazdıklarını da görüyoruz.

Zor şartlarda ayağa kalkma mücadelesi veren acılı bir halkın ve onun edebiyatının izleyeceği yol da popüler kültürden uzak, farklı bir yol olmalı, fark yaratmalıdır. Sancıları çok olan bir halk ve coğrafyanın bunun için sunduğu çok şey var. Yetişmekte olan gençliğin, bu ihtimali bizden uzak tutacağını düşünüyorum.

Bir Kürt yazar kendini bu kültürden soyutlayabilir mi peki?

Daha önce de bahsettiğim gibi yasaklı bir dilin yazarlarından bahsediyoruz. Arkasında kurumsal ve maddi hiç bir gücü olmayan, yarattığı eseri hem kendi coğrafyasına hem de dünyaya taşıyacak bir kurumsal destek, dağıtım ve tanıtım ağı olmayan. Çoğu bireysel çabalar ile yazdıklarını, yaratımlarını küçük bir alana sunabiliyor.

Sanat ve edebiyatın gücünü hiç bir alanda kullanamayan Kürtler, ne yazık ki bütün gücünü siyasete verdi. Siyasal alanda Kürtlerin kullandığı dil de maalesef Türkçe olmuştur. Bu durum, Türk kültür ve sanatı, edebiyatçılarının Kürt toplumu üzerindeki etkisini artıran bir açık kapı olmaktadır.

Egemen dilin yazar ve sanatçıları, Kürt siyasetinde ve gündeminde daha çok yer alırken, Kürt edebiyatçı ve sanatçılarına evin arka bahçesindeki yaban otu muamelesi yapılmaktadır. Bugün parlamentoda veya alanlarda konuşan Kürt siyasetçileri çok rahatlıkla egemen dilin yazarlarından şiirler ve sözler sarf ederken, Ehmedê Xanî'den, Feqîyê Teyran'dan, Melayî Cîzîrî'den -ki bunlar Kürt edebiyatının çınarlarıdır- bir dörtlük okuyamamaktalar. Okuma günlerinde aynı programda Kürt ve Türk yazarların olduğu durumlarda, egemen dilin yazarlarına toplu katılım sağlanırken, bir Kürt yazarın programında salonlar boş kalmaktadır. Bu bahsettiğim örnekler birebir şahit olduğumuz ve yaşadığımız durumlardır.

Daha birkaç yıl öncesine kadar "barış süreci" ile belki de şimdiye kadar hiç konuşulmayan bir durum yaşandı. Sürekli batıdan yazarlar, sanatçılar Kürdistan'a geldi. Bu yazar ve sanatçılar bazı Kürt aktivistleri tarafından, yerel yönetimlerin desteğini de alarak, bu egemen yazar ve çizerlere programlar, davetler, vs.ler yapılırken, batıdan sözüm ona bu egemen dil sanatçısı "dostlarımız" hiç bir Kürt yazar ve sanatçısını batıya davet etmediler. Hatta Kürdistan'da yapılan edebiyat günlerinde, edebiyat festivallerinde egemen dilin yazar ve sanatçıları, başköşeye oturtulup en iyi şekilde ağırlanırken Kürt yazar ve sanatçılara "evden oldukları için" deyim yerindeyse kapı eşiğine oturtuldular. Şunu sürekli soruyorum: Neden hep batı geliyor, neden "doğu" da batıya misafir olamıyor. Batıda yapılan edebiyat ve sanat program ve festivallerine bugüne kadar kaç Kürt yazar ve sanatçı katılmış? (Burada kastım Kürtçe yazan yazar ve sanatçılar) Bu sorumun altında bir cevap aradım, bulduğum cevap çok iyi niyetli bir cevap değildi. Çünkü zaten popüler kültürün hiç bir aracını kullanamayan Kürt yazarlar aynı şekilde kendi toprakları üzerinde de hiç bir aracı kullanamamış, kendi gerçekliğinde de yok sayılmaktadır.

Kürt edebiyatının yeteri kadar okuyucu kitlesi var mı?

Kürt edebiyatının yeterli takipçisi, okuyucu kitlesi olduğunu söylemek mümkün değil.

Kürtçe eserlerin satış rakamları zaten çok düşük. Genç ve eğitimli nüfus oranının yüksek olmasına rağmen maalesef hakim eğitim dilin tahakkümü altındayız. Bu acı gerçeği yaşıyor ve bundan kurtulamıyoruz. Kürtlerin okuyucu kitlesinin oluşabilmesi için herşeyden önce anadilde eğitim olması gerekir. Kürt çocuklarının, anadilleriyle düş ve fikir dünyası kurması gerek.

Bu kadar büyük bir halkın diliyle yayınlanmış eserlerin 1500 adet olarak basılması büyük bir trajedidir. Dünya üzerinde yasaklı bir dil ile edebiyat yapan kaç tane halk var bilmiyorum. Böylesi hayati problemler içinde yaratımla uğraşan Kürt yazarların dertleri aslında bunlarla da bitmiyor. Okuyucusu zaten az, objektif olmayan eleştirmeni ise çok olan Kürt edebiyatının yazarları az sayıdaki okuyucularının da gözünden düşürülmek için sürekli çaba harcanıyor.

Coğrafyamız bir hazine, devasa bir sözlü edebiyata sahibiz. Tarih, kültür, mitoloji ve sözlü edebiyatımızı yazmaya onlarca yıl yetmez. Kürtlerin kendi içindeki enerjiyi açığa çıkarması durumunda dışarıdan taşınacak popüler kültüre karşı sağlam alternatiflerini de oluşturacaktır. Kürtler bu potansiyele sahiptir.

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin