Tanzanya Nobel Ödüllü Abdulrazak Gurnah Ülkesinde Neden Pek Bilinmiyor? *
Priya Sippy

59438939_401 Sunuş

Fırat AYDINKAYA

Nobel Edebiyat Komitesinin bu seneki ödül için Zanzibar doğumlu Afrikalı yazar Abdurrazak Gurnah’ı seçmesi kadim bir tartışmayı yeniden harladı. Gurnah isminin tercih edilmesi kadar, Komite’nin gerekçesi de kışkırtıcıydı: “kültürler ve kıtalar arasındaki sömürgeciliğin etkilerini ve mültecilerin kaderini tavizsiz ve merhametli bir şekilde ele alma” şeklindeki beyaza çalan yansız dil irrite ediciydi şüphesiz. Komite “kültürler ve kıtalar arasındaki sömürgecilik” vurgusuyla ölümcül yıkıma sebebiyet veren bir tarihsel yaşanmışlığın beyaz faillerini en basit tabirle müphemleştiriyor, muğlaklaştırıyor ve böylelikle failsizleştiriyor/du. Sömürgecilik tarihinden bihaber olan herhangi bir insan, komitenin anılan gerekçesine göz attığında, rahatlıkla Afrika’nın Avrupa’yı sömürgeleştirmiş olma ihtimalini dahi düşünebilir. Komite, ayrıca aktörleri ve tarihi müphemleştirme ile eş zamanlı olarak sömürgeciliğin kuşaklar boyu ölümcül etkilerinin merhametlice ele alınmasını da “olması gereken” olarak sunuyor.

Oysa “merhamet” eninde sonunda bir otorite enstrümanıdır, maddi ya da manevi güç kipidir, gücün dile vurumudur. Sömürgecilik karşıtı edebiyatın bir “merhamet edebiyatı” olmadığını biliyoruz. Post kolonyal edebiyatın ise evrensele uzanmak adına, kültürler arasılığa, hibrit olma haline değer atfettiğini görmekteyiz. Bu arada kısa bir parantez: Türkiye’deki sol/demokrat edebiyat guru’larının, nobel edebiyat ödülünün açıklanmasından hemen sonra Gurnah muhipliğini sömürge karşıtı edebiyata inat, yalnızca hibritide üzerinden ortaya koyması gözlerden kaçmadı şüphesiz. Buna rağmen ezilen taraftan olan bir edebiyatçıdan, merhametin işlenmesini beklemek post-kolonyal evren için bile fantastik bir talep. Özetle eğer teşbihte hata aranmayacaksa komite, kuzudan kuzu için ve dahi kuzudan kurt için merhamet talep ediyor.

Nobel komitesi ödül için hap niyetine tek satırlık gerekçe yazmakla mahir. Ezilen halkların yazarlarına ödül verdiğinde ise tek satırlık gerekçesini, istisnasız bir şekilde beyaz zemin üzerine, beyaz renk mürekkeple yazan, beyaz bir kalemle yazıyor. Belki de bu yüzden bu tek satırlık beyaz gerekçenin anlam kodlarını yalnızca ezilenler çözebiliyor. Sözgelimi komite ilk kez sahra altından Afrika’lı bir yazar olan Wole Soyinka’ya ödülü takdim ettiğinde yine göz kamaştıran beyazımsı dile müracaatla gerekçesini “geniş kültürel bakış açısı” olarak açıklamıştı. Belki de bu yüzden Soyinka ödül konuşmasını Mandela’ya ithaf ederek rövanşı alma yoluna gitmişti. Komite aslında sadece Afrika’lı yazarlara değil Latin Amerika halkından yazarlara ödül verdiğinde de geleneğinden şaşmıyor. Sözgelimi Şili’li Neruda’ya ödül verdiğinde yine sarkastik bir gerekçeye sığınarak, “bir kıtanın kaderi” gibi tarihsizleştirilmiş cümlelere sığınırken, Peru’lu Llosa için ise şahsileştirilmiş “kişisel bir direniş ve başkaldırı” anlatısını öne çıkarmıştı.

Öte taraftan eğer söz konusu kolonyalizmle bağlantılı edebiyat/çı ise neden Gurnah sorusunu sormak, bize bir dizi anlamlı yanıtın kapısını aralar. Zira eğer bu anlatı taltif edilecekse en az Gurnah kadar, belki de ondan daha fazla, başta Ngûgî olmak üzere pek çok yetkin yazar sırasını bekliyor. Sözgelimi nobel ödülü adayları arasında ismi sıklıkla telaffuz edilen Ngugi’nin İngilizce dilinde sebat edip, ani bir kararla kendi anadili olan Gikuyu diline avdet etmeseydi çoktan ödülü kapacağı herkesin bildiği bir sır.

Tüm bunlarla beraber nereden bakarsak bakalım, “kolonize edilen bir halkın edebiyatı nasıl olmalıdır ve bu edebiyatın dili ne olmalıdır” problematiği bütün bu meselenin en can alıcı noktasını teşkil ediyor.

Komitenin Gurnah tercihi yukarıda sorulan ikili soruya verilen çifte bir cevaptır aynı zamanda. Komite, Gurnah tercihiyle kolonize edilen halkın dilinde edebiyat yapmak ile egemenin dilinde edebiyat yapmak arasındaki ikilemde, tercihini ikincisinden yana kullanmış görünüyor. Komitenin açık ve seçik olarak İngilizce Edebiyatın yanında taraf tuttuğu herhalde tartışmasız. Nitekim aynı komite daha önce Hindistan’lı Tagore’a ödülü uzatırken “kendini İngilizce kelimeleriyle ifade ettiği”nden dem vurmaktan çekinmemesi dikkat çekiciydi. Bundan daha önemlisi komite, kolonize edilen bir halkın edebiyatı nasıl olmalıdır sorusunun cevabını da Gurnah üzerinden yanıtlamış görünüyor. Bu yanıt basitçe şudur: Batı’nın (kültürel hegemonyasının) tartışmasız üstünlüğünü kabul eden, kolonize edilen halkın direniş estetiğini bu üstünlüğe göre uyarlayan melez anlatım tekniği tercih sebebidir. Özetle Batı’yı öğretmen, kendi eserlerini ise öğretmenin öğrettiklerinin estetiği olarak kurgulayan hibrit anlatı, Komite tarafından ödüllendirilmiştir. Kolonizatörlerin suçlarını ve mutlak kötülüğünü direniş kipinde estetize etmek yerine, ‘failsizleştirilmiş’ olan kolonyalistlerin, mağdurlarından “merhamet”çe bahsetmek anlamlı görülmüştür. Gerçek şu ki Komite, sömürgeciliğin mağdurlarından “merhamet”lice bahseden bir başka sömürge mağdurunu ödüllendirmiştir. Yani özetle yerlinin, yerliye “merhamet” etmesi komiteyi büyülemiş görünmektedir.

Aşağıda sevgili Zozan Goyî’nin çevirisini üstlenip sunduğumuz metin, Gurnah’ın neden Komite’nin radarına girdiğini betimleyen bilgilerin derlendiği bir tanıtma metni. Metinden de görüleceği üzere tipik bir post-kolonyal edebiyatçı olarak halkının dili ve gelenekleriyle mesafeli, daha çok batıyı muhatap kabul edip oraya hitap eden ve de olabildiğince “maslahat”çı bir Gurnah profili söz konusu. Son bir söz olarak Gurnah örneği müspet veya menfi bütün veçheleriyle sömürge bir toplum ve edebiyat(çıs)ı bağlamında biz Kürtler için de öğretici. Zira anlatılan bizim hikayemiz, gizli özne biziz.

....

Tanzanya Nobel Ödüllü Abdulrazak Gurnah Ülkesinde Neden Pek Bilinmiyor?

72 yaşındaki yazarın aldığı ödül, Afrika edebiyatı için çığır açıcı bir gelişme olarak selamlandı ancak Doğu Afrika ülkesindeki kitapçıların hiçbirinde Gurnah'nın romanları yer almamakta. Gurnah'nın büyüdüğü ve daha sonra Tanzanya'ya dahil olan takımadalar Zanzibar'dan yazar ve şair Ally Saleh, "Burada resmini gösterirseniz, insanlar onu ilk kez görmüş olacak" diyor. "Tanzanya'daki insanların çok küçük bir yüzdesi onun çalışmalarından haberdar olacak."

Gurnah'nın kitapları son elli yıldır esas olarak yaşadığı Birleşik Krallık'ta pazarlanmakla beraber on romanı Zanzibaris'in kalbine yakın sorunları, Sömürgeciliğin Doğu Afrika kimliği üzerindeki etkisini ve başka yerlerde yurt aramak zorunda kalan mültecilerin deneyimlerini, ele alıyor. Gurnah 18 yaşlarında iken Zanzibar'ın Arap azınlık yönetici seçkinlerini deviren 1964 devrimini izleyen kargaşa ve şiddetten kaçarak yurdunu terk etti.

Tanzanya yayıncıları Mkuki na Nyota'nın direktörü Mkuki Bgoya, "Tanzanyalılar’ın Abdulrazak'ın eserlerini okumaları önemlidir. Tanzanyalı olmanın hem yurt içindeki hem de yurt dışındaki birçok gerçekliğini ele alıyor… Doğu Afrikalılar olarak dünyaya genellikle başkalarının gözünden bakıyoruz. Ancak Gurnah aracılığıyla kendimizi de görebiliriz” diyor.

Öğretmenler Kaçtı

Ödülün Ekim ayında açıklanmasından bu yana, bazı Tanzanyalılar, Gurnah gibi önemli bir yazarın kendi memleketinin radarına nasıl gireceğini merak etmeye başladı. Gurnah’ın ödülü ayrıca ülkenin azalan okuma kültürü hakkındaki tartışmaları da besledi.

Zanzibar ayaklanmasından sonra, yeni rejim edebiyata daha az önem vererek eğitim müfredatını elden geçirdi. Şu anda Zanzibar'ın üç üniversitesinden hiçbiri edebiyat eğitimi vermemektedir. Zanzibarlı muhalif siyasetçi Ismail Jussa, "Devrimin ardından hükümet birkaç kitap kulübünü ve kütüphaneyi kapattı. Birçok mükemmel öğretmen ülkeyi terk etti" diyor. "Eğitimde yeni bir anlaşmaya varıldı, standartlar düştü ve bununla birlikte birçok kayıptan biri de okuma kültürü oldu."

Anakarada da benzer şekilde edebi eserlerin mevcudiyetinde sürekli bir düşüş yaşandı. Yıllar içinde Tanzanya'nın kütüphaneleri, okulları ve kitapçıları ders kitaplarına ve eğitim kitaplarına odaklanarak kurguya erişimi sınırladı. Kurgu dışı eserler ve gazeteler daha popüler okuma biçimleri olmaya devam ederken, teknolojinin yükselişiyle de gençlerin dikkati artık dijital medyaya odaklanmış durumda. Sonuç olarak Tanzanya, edebiyat satmak için zorlu mücadele gösteren bir yayıncılık endüstrisi ile baş başa kaldı.

Lüks Birer Eşya Olan Kitaplar

Tanzanya'nın ana şehri Dar es Salaam'da bulunan Mkuki na Nyota'nın kardeş şirketi TPH Kitabevi, ülkede Gurnah'ın çalışmalarını stoklayan birkaç kitapçıdan biri oldu. Bay Bgoya, "Tanzanya'da yalnızca eğitim kitaplarına odaklanan yayıncılık endüstrisinde büyük bir boşluk gördük. Bunu ele almak için kurgu, şiir ve diğer edebi eserler üretmeye ve satmaya başladık. Özellikle de Tanzanyalılar tarafından yazılmış eserler… Gurnah'ın romanlarının satılması uzun zaman aldı, bu yüzden yeniden stok yapmadık" diyor.

Küçük bir müşteri tabanının olması kitap fiyatlarının artışını beraberinde getirir bu da kitabı birçok kişi için satın alınamaz hale getirir. "Pazar, bünyesine fazla kitap katamayacak kadar küçük… Kitaplar çok pahalı olmaya başlayınca nakit sıkıntısı çeken bir ekonomide kitaplar lüks birer eşya haline geliyor” diyor Bgoya.

Ülkenin okullardaki edebiyat müfredatına bugüne kadar diğer Swahili ve Afrikalı yazarlar dahil edilirken Gurnah edilmedi. Bay Jussa, "Gurnah, Zanzibar'ın dışına damgasını vurdu ve 1967'den beri uzakta… Yani o, sadece Zanzibarlıların edebi eserlerini takip eden küçük bir okuyucu çevresinde biliniyordu" diyor.

Swahili Çeviriler Geliyor

Bunun bir nedeni de, Gurnah'ın Tanzanya'nın çoğunluğu tarafından konuşulan ve yazarın da ana dili olan Swahili dilinde değil İngilizce yazmasıdır. Gurnah’ın Romanlarının Swahili diline çevirmek için yeni çağrılar yapıldı.

20. yüzyılın başlarında Tanzanya'da büyüyen bir çocuğun hikâyesi olan Cennet (Paradise, 1994) Gurhah’ın çığır açan romanı olup birçok prestijli ödüle aday gösterildi. Dr. Hadjivayanis, çevirisinin Gurnah’ın çalışmalarına yeni okuyucular kazandırmasını umuyor. Kendisi de Zanzibarlı olan akademisyen, "Tarihimiz, gerçekliğimiz ve anılarımız bu çalışmanın içinde çok güzel bir şekilde yer alıyor… Bence eseri Doğu Afrika'da okunabilseydi iyi bir etkisi olurdu. " diyor.
Akademisyen, Gurnah'ın edebiyat dünyasında kazandığı şöhretle birlikte, birçok kişi onun romanlarının Doğu Afrika kültürünün ünlü bir parçası olmayı sağlamanın tam zamanı olduğunu söylüyor. Taleplerle dolup taşan TPH gibi ülke çapındaki kitapçılar Gurnah'nın romanlarının yeni kopyalarını sipariş ettiler. Ancak haritada kalmasını sağlamak için yapılacak başka işler var. Dr. Hadjivayanis, "hem Yayıncılar hem de hükümet kendi Nobel ödülümüzü tanıtma konusunda üzerlerine düşeni yapmalı… Okuma kültürümüzü bir gecede değiştiremeyiz, bu yüzden onun okunması için ilk adımlar Cennet (Paradise) ve Afterlives’i (Öbür Dünya) okul müfredatına dahil etmek olacaktır. Gerisi gelecektir." Diyor.

*Bu yazı, 08/11/2021 tarihinde BBC’de yayınlanan, Londra merkezli serbest çalışan bir gazeteci olan Priya Sippy’a ait bu haber metni Nurdan Şarman tarafından İngilizce orjinalinden Türkçeye çevrilmiştir (https://www.bbc.com/news/world-africa-59178826).

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin