Sosyal Demans: Toplumsal Anlamlılık Yitimi
Metin Demirağaç

 Özet 

Modern toplumların kolektif hafızasında, kültürel sürekliliğinde ve anlam üretme kapasitesinde önemli kırılmalar gözlemlenmektedir. Küreselleşme, kapitalist modernitenin hız odaklı yapıları ve dijitalleşme süreçleri; anlamı yüzeyselleştirmekte, hafızayı parçalamakta ve toplumsal bağları geçici ve kırılgan formlara dönüştürmektedir. Bireysel düzeyde görülen demans sendromunun unutma, yönelim bozukluğu ve anlamsal çözülme gibi semptomları, modern toplumlarda tarihsel referansların silinmesi, ortak değerlerin aşınması, ahlaki duyarlılıkların zayıflaması ve kurumsal belleğin erozyonu biçiminde karşılık bulmaktadır. Bu çalışma, söz konusu dönüşümü “sosyal demans” kavramı çerçevesinde kavramsallaştırmaktadır. Bu bağlamda sosyal demans, toplumların travmaları işleme, ortak anlam alanları inşa etme ve geçmişle süreklilik kurma yetilerinin zayıflamasıyla karakterize edilmektedir. Çalışmada, sosyal demansın yalnızca siyasal ve yapısal bir unutma biçimi olmadığı, aynı zamanda kültürel bir çözülme süreci olduğu ileri sürülmektedir. 

Giriş

Toplumsal yapılar, bireylerin hafıza ve anlam dünyaları aracılığıyla süreklilik kazanan dinamik sistemlerdir. Ancak küreselleşmenin etkisi, dijitalleşme süreçleri ve modernitenin hızlanan dönüşümü ile birlikte, günümüz toplumlarının kültürel sürekliliğinde ve kolektif hafızasında belirgin bir erozyon gözlemlenmektedir. Bu durum, tarihsel referansların giderek silikleşmesine, toplumsal bağların zayıflamasına ve anlam üretim süreçlerinin yüzeyselleşmesine yol açmaktadır(Assmann, 2011, s. 35–40).

Bu bağlamda “sosyal demans” kavramı, bireysel demansın yönelim bozukluğu, anlamsal çözülme ve unutma gibi semptomlarının toplumsal düzeydeki karşılıklarını açıklamak için ortaya konulmuştur. Sosyal demans, sadece hatırlamanın zayıflaması ile sınırlı değil; bununla birlikte toplumların geçmişle kurdukları bağların kopması, kültürel sürekliliğin kesintiye uğraması ve ortak anlam alanlarının daralması ile karakterize edilen çok katmanlı bir süreçtir. Bu yönüyle sosyal demans, toplumsal hafıza ve kimlik ilişkisini yeniden düşünmeyi gerektiren eleştirel bir çerçeve de sunmaktadır.

Modern toplumlarda gözlemlenen toplumsal bağlılığın zayıflaması ve anlam krizi, büyük ölçüde geçicilik ve hız üzerine kurulu yapısal dinamiklerle ilişkilidir. Sürekliliğin yerini geçiciliğin alması, ortak değerlerin aşınmasına neden olmakta ve tarihsel deneyimlerin güncel bağlamla ilişkisini zayıflatmaktadır. Bu durum, bireylerin toplumsal bağlamla kurdukları ilişkileri kırılgan hale getirirken, toplumsal empati ve sorumluluk duygularında da gerilemeye sebep olur (Bauman, 2000, s. 70–75). Dijitalleşmeyle hızlanan bilgi akışı ve medyatik temsil biçimleri, toplumsal belleğin devamlılığı için kritik olan kültürel ve tarihsel bağların çözülmesini derinleştirmektedir. Bilginin yüzeysel dolaşımı ve hızlı tüketimi, anlam üretiminin geçici hale gelmesine ve kolektif hafızanın parçalanmasına neden olmaktadır. Dijitalleşmeyle birlikte, hızla tüketilen ve unutulan içerikler toplumsal anlamın derinliğinin yerini almaktadır (Thompson, 1995, s. 120–125).

Sosyal demans, aynı zamanda politik ve etik boyutları da olan çok katmanlı bir kriz olarak değerlendirilmelidir. Hafıza ve unutma süreçlerinin iktidar ilişkileriyle iç içe geçmesi, toplumsal anlamın nasıl dönüştürüldüğü ve üretildiği sorusunu daha da önemli hale getirmektedir (Foucault, 1995, s. 100–105). Bu nedenle, sosyal demansın analizi, hem geçmişin kaybını anlamak açısından hem de toplumsal anlamlılığın yeniden inşasına yönelik eleştirel bir zemin oluşturmak açısından önemlidir.

Teorik Çerçeve: Hafıza, Kimlik ve Toplumsal Anlam

Toplumsal hafıza, bireylerin geçmişle kurdukları ilişki olarak değil, kolektif kimliğin ve kültürel sürekliliğin temelini oluşturan kurucu bir yapı olarak değerlendirilmelidir. Kolektif hafıza kavramı, bireysel hatırlamanın toplumsal bağlamdan bağımsız düşünülemeyeceğini ortaya koyar ve geçmişin her zaman belirli sosyal çerçeveler aracılığıyla yeniden inşa edildiğini vurgular. Bu bağlamda kolektif hafıza, bireysel hatırlatma süreçlerinin toplamı değil, aksine toplumsal çerçeveler içinde şekillenen ve yeniden üretilen bir alandır (Halbwachs, 1992, s. 38–45). Bu yönüyle hafızanın, sadece geçmişe ait bir veri deposu değil, aynı zamanda toplumsal kimliğin sürekliliğini de sağlayan dinamik bir mekanizma olduğu söylenebilir. 

Kolektif hafızadan farklı olarak Kültürel hafıza ise, toplumsal anlamın nesiller arası aktarımını mümkün kılan sembolik ve kurumsal yapıları kapsar. Bu bağlamda kültürel hafıza, yazılı metinler, anıtlar, ritüeller ve simgesel pratikler yoluyla toplumsal deneyimleri kalıcı hale getirir ve anlam sürekliliğini sağlar. Ancak bu yapıların erozyona uğraması ve zayıflaması, toplumların tarihsel bağlarını kopararak kolektif kimliğin kırılganlaşmasına neden olur (Assmann, 2011, s. 22–28).  Bu nedenle kolektif hafıza ve kültürel hafızada meydana gelen çözülmenin, sosyal demansın ortaya çıkmasında belirli bir zeminin oluşmasına yol açtığı söylenebilir.

Sosyal demans sadece hafıza kaybı olarak değil, aynı zamanda toplumsal anlamın çözülmesi ve istikrarsızlaşması olarak da anlaşılması gerekir. Modern toplumların istikrarsız ve değişken doğası, toplumsal kimliklerin ve bağların sürekliliğini zayıflatan önemli dinamiklerinden biridir. Modernitenin akışkan yapısı, değerlerin, kimliklerin ve sosyal ilişkilerin sabitliğini ortadan kaldırarak onları gittikçe daha kırılgan ve geçici hale getirmektedir. Sürekliliğin yerini belirsizlik ve geçiciliğin alması, hem bireylerin aidiyet duygularını zayıflatmakta hem de toplumsal anlamın istikrarsızlaşmasına yol açmaktadır (Bauman, 2000, s. 65–72).

Toplumsal kimlik ve anlam üretimi açısından kritik bir öneme sahip hususlardan biri de unutma ve hafıza arasındaki ilişkidir. Unutma, hafızanın doğal bir parçası olarak kabul edilmektedir.  Ancak, sistematik ve yapısal unutma biçimleri toplumsal sürekliliği tehdit eden sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle kolektif düzeyde meydana gelen unutmalar, toplumların tarihsel deneyimlerini anlamlandırma kapasitesini zayıflatır ve kimliksel kopuşlara neden olur (Ricoeur, 2004, s. 60–66). Bu bağlamda, hafıza ve unutma arasındaki dengenin bozulması, sosyal demansın temel dinamiklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Kapitalist modernite koşullarında bireyler bir ontolojik güvensizlik ile karşı karşıyadır. Bu durum kimlik ve anlam krizinin daha da derinleşmesine neden olmaktadır. Hızla meydana gelen toplumsal değişmeler, bireylerin kendilerini sürekli olarak yeniden tanımlamaya zorlamakta ve bu durum hem kolektif hem de bireysel düzeyde anlam boşlukları yaratmaktadır (Giddens, 1991, s. 78–85). Bu süreçte, kimlik krizleri ile toplumsal hafızanın zayıflaması arasında doğrudan bir ilişki ortaya çıkar ve sosyal demans ise bu ilişkinin somut bir yansıması haline gelir.

Hafıza ve unutma süreçleri kültürel olduğu kadar politik bir zeminde de şekillenmektedir. Dolayısıyla, toplumsal hafıza iktidar ilişkilerinden bağımsız ele alınamaz. Tersine, belirli söylemler iktidar tarafından sürekli olarak yeniden üretilir. Bu durum, nelerin hatırlanacağına ve nelerin unutulacağına dair yapılan seçimlerin aslında politik bir karakter taşıdığını da göstermektedir (Foucault, 1995, s. 100–105). Bu nedenle, sosyal demans yalnızca kültürel ve kolektif hafızada meydana gelen bir zayıflama değil, aynı zamanda politik süreçlerle de iç içe olan bir olgu olarak düşünülmelidir.

Sosyal Demansın Göstergeleri

Sosyal demansı, toplumsal hafıza ve anlam üretiminde gözlemlenen yapısal zayıflıklar üzerinden somut biçimde analiz etmek mümkündür. Bunun için belli başlı göstergelerin olduğunu söylemek gerekir.  Bu göstergeler,  bireysel demansta meydana gelen yönelim kaybı, unutma ve bilişsel çözülme durumlarının toplumsal karşılıkları olarak değerlendirilmektedir. Ancak burada söz konusu olan, sadece bilgi kaybı değil, bununla birlikte kolektif hafızanın ve anlam üretiminin sürekliliğini sağlayan yapısal çerçevenin çözülmesidir.

Bu bağlamda, sosyal demansın ilk göstergesi, kolektif belleğin parçalanması ve tarihsel referansların zayıflamasıdır. Geçmişle kurulan bağların zayıflaması, tarihsel olayların güncel anlam üretim süreçlerinin yorumlanmasını zorlaştırır. Ayrıca, kültürel hafızayı taşıyan sembolik yapılar, ritüeller ve yazılı metinler de işlev kaybına uğradığında, toplumsal deneyimler sürekliliğini kaybeder ve kolektif kimlikte kırılmalar meydana gelir (Assmann, 2011, s. 30–35). Bu durum, sosyal demansın en temel bilişsel göstergesi olarak değerlendirilebilir.  

Sosyal demansın ikinci göstergesi, normatif değerlerin zayıflaması ve ortak değerlerin aşınmasıdır. Modern toplumlardaki değişim baskısı, esneklik ve hız, sabit değer sistemlerinin yerine geçici ve durumsal normların geçmesine yol açmaktadır. Bu süreçte bireyler daha kırılgan toplumsal bağlar kurar ve kalıcı aidiyet biçimlerinden uzaklaşır (Bauman, 2000, s. 70–78). Toplumsal değerlerin sürekliliğini kaybetmesi ise, ortak anlam dünyasının parçalanmasına ve toplumsal bütünlüğün zayıflamasına yol açar. 

Üçüncü gösterge, sorumluluk duygusunda ve toplumsal empatide yaşanan gerilemedir. Toplumdaki normatif düzenin zayıflaması, bireyler arası dayanışma mekanizmalarının daha da kırılgan hale gelmesine neden olur. Bu durum toplumsal ilişkilerin yüzeysel bir hal almasına ve bireylerin toplumsal sorumluluk alanlarından giderek uzaklaşmasına yol açar. Bu nedenle, toplumsal bağalardaki zayıflama hem yapısal hem de duygusal ve ahlaki bir çözülme biçimini de beraberinde getirir.

Dördüncü gösterge, anlam üretim süreçlerinin yüzeysel bir hal almasıdır. Bunda dijitalleşme ve onun sağladığı hız belirleyici bir rol oynar. Dijital çağda bilgiye erişim oldukça hızlı olabilmektedir. Bununla birlikte, bilginin derinliğinin azaldığını ve sürekli bir dikkat dağınıklığının da üretildiğini görebilmek mümkündür. Bu durum, anlamın geçici ve tüketilebilir bir form kazanmasına ve toplumsal hafızadaki sürekliliğin zayıflamasına yol açmaktadır. Böylece toplumsal anlam üretimi, derinlikten ziyade hız ve akış üzerine kurulu bir hal alır. 

Son olarak, sosyal demansın göstergesi ideolojik ve politik bir boyut da taşır. Unutma ve hatırlama süreçleri seçici biçimde düzenlenebilir. Bu durum, toplumsal anlamın nasıl üretildiğini doğrudan etkiler. Özellikle belirli tarihsel anlatıların görünür kılınması ve diğerlerinin dışlanması, kolektif hafızanın yeniden ve seçici biçimde inşa edildiğini göstermektedir. Bu nedenle, sosyal demans sadece kültürel değil, ayrıca politik bir yeniden üretim sürecidir denilebilir.

Zaman-Mekan Algısının Bozulması ve Sosyal Demans

Modern topluların anlam üretim süreçlerini ve toplumsal hafızasını köklü biçimde dönüştüren temel dinamiklerden biri de dijitalleşmedir. Bu dönüşüm, sadece iletişim teknolojilerinin gelişimiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda bu dönüşüm, zaman ve mekan algısının yapısal olarak yeniden biçimlenmesini de beraberinde getirmektedir. Teknolojik ilerleme ile beraber mesafe ve süre algısı ortadan kalkarak toplumsal deneyim sürekliliği de bir dönüşüme uğramıştır (Harvey, 1989, s. 240–250). Bu nedenle, bu süreç, toplumsal belleğin tarihsel ve mekânsal bağlamdan kopmasına zemin hazırlamakta ve sosyal demansın yapısal koşullarını güçlendirmektedir.

Dijitalleşme, sadece zaman ve mekan algısında bir dönüşüm yapmamış, aynı zamanda bilginin de sürekli ve hızla akan bir yapıya dönüşmesini sağlamıştır. Bilginin hızla akan bir yapıya dönüşmesi ile birlikte anlamın derinliği azalmış ve yüzeysel bir bilişsel ortam ortaya çıkmıştır. Bu durum, yerel bağlamları giderek zayıflatmakta ve kimlik oluşum süreçlerini daha kırılgan hale getirmektedir (Castells, 2000, s. 350–360).

Meydana gelen bu kırılganlık, kolektif hafızanın sürekliliğini tehdit etmekte ve toplumsal anlamın parçalanmasına yol açmaktadır. Bu nedenle, gerçeklik ile temsil arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşmakta ve deneyimin yerini temsiller almaktadır (Baudrillard, 1994, s. 44–50). Bu durumda, toplumsal hafıza gerçek olanla değil, onların sürekli olarak yeniden üretilen dijital imgelerine dayanır. Bu süreç, kolektif unutmanın hızlanmasına ve tarihsel bağlamın zayıflamasına yol açarak sosyal demansı ve özellikle onun kültürel boyutunun derinleştirir.

Dijitalleşme ve sosyal demans arasındaki bir diğer önemli bağlantı, dijitalleşmeyle birlikte sürekli görünürlük baskısı ve şeffaflığın ortaya çıkmasıdır.  Dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan bu durum, bireylerin dikkat kapasitesinin parçalamakta ve derin düşünme süreçlerini zayıflatmaktadır (Han, 2015, s. 55–65). Bunun sonucu olarak, toplumsal anlam üretimi hız ve performans temelli bir yapıya dönüşür ve toplumsal deneyim daha da yüzeysel bir hal alır.  Böylece dijitalleşme, teknik bir dönüşüm olmaktan çıkıp kültürel ve bilişsel bir aşınma süreci olarak işlev görür.

Bununla birlikte, dijital platformların algoritmik yapısı, bilgiye erişimi giderek kolaylaştırmaktadır. Ancak bunu seçici bir hafıza rejimi üreterek yapmaktadır. Başka bir deyişle, hangi içeriklerin sürekli görünür olması ve hangilerinin görünmemesi üzerinden toplumsal hafızayı yeniden yapılandırır. Dolayısıyla hafıza artık nötr bir kayıt sistemi olmaktan çıkarak, ekonomik ve politik çıkarlarla şekillenen bir alan haline gelir (Foucault, 1995, s. 98–104). Bu yönüyle dijitalleşme, sosyal demansın sadece kültürel bir durum olmadığını, aynı zamanda politik bir yeniden üretim mekanizması olduğunu da ortaya koymaktadır.

Kısacası dijitalleşme, zaman ve mekan algısını dönüştürerek toplumsal hafızanın yapısal bütünlüğünü zayıflatmaktadır. Bu dönüşümün sonucu olarak, kimlikler daha akışkan bir hal almakta, kollektif bellek parçalanmakta ve toplumsal anlam üretimi yüzeysel bir hal almaktadır. Bu durum, sosyal demansın modern toplumlarda daha karmaşık ve görünmez bir biçimde ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

Sosyal Demans ve Kültürel Sürekliliğin Krizi

Toplumsal kimliğin ve kültürel sürekliliğin  derin bir krize sürüklenmesi, sosyal demansın en belirgin sonuçlarından biridir. Kültürel süreklilik, en basit biçimde toplumun kendini yeniden üretme kapasitesi olarak tanımlanabilir. Ancak bu yeniden üretme kapasitesi, sadece geçmişin korunması yoluyla değil, bununla birlikte kolektif deneyimlerin, anlam sistemlerinin ve toplumsal değerlerin nesiller arası aktarımı yoluyla meydana gelir. Dolayısıyla, kültürel hafıza ya da kültürel süreklilik, toplumsal varoluşun en temel taşıyıcı mekanizmalarından biri olarak değerlendirilmelidir (Assmann, 2011, s. 22–30).

Kültürel hafızayı mümkün kılan belli anıtlar, ritüeller, sembolik yapılar ve yazılı metinler mevcuttur. Bunlar, toplumsal anlamın da sürekliliğini sağlayan kurumsal çerçevelerdir. Bu yapıların işlevsiz hale gelmesi veya zayıflaması hem toplumsal kimliğin kırılganlaşmasına hem de kolektif hafızanın parçalanmasına yol açar. Bu durumda geçmiş, güncel yaşamla bağ kurmayan kopuk bir referans alanına dönüşür, kültürel süreklilik ise yerini kesintili bir hatırlama biçimine bırakır. 

Modern toplumlarda, kültürel sürekliliğin kesintiye uğraması yapısal dönüşümlerden kaynaklı olduğu kadar ideolojik müdahaleler ile de derinleşmektedir. Geleneklerin çoğunun politik ve toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden üretildiği ve bu süreçte hafızanın seçici bir şekilde kurgulandığı düşünüldüğünde, kültürel sürekliliğin doğal bir akış olmaktan ziyade, belirli güç ilişkileri tarafından şekillendirilen bir yapı olduğu anlaşılmaktadır (Hobsbawm&Ranger, 1983, s. 10–18). Bunun sonucunda, yapısal ve sistematik unutma biçimleri ortaya çıkar. Bu durum toplumsal hafızanın sürekliliğini zayıflatarak kültürel kimliğin de çözülmesine neden olur (Ricoeur, 2004, s. 58–65). Bu bağlamda, sosyal demans sadece bireysel unutmanın toplumsal bir boyut kazanması değil, ayrıca toplumsal anlam üretiminin sürekliliğinin de bozulmasıdır.

Modern toplumlarda kimlik, sürekli değişen kültürel ve sosyal bağlamlar içinde yeniden inşa edilmektedir. Bu durumda bireylerin kendilerini sürekli bir kendilik inşası içinde bulur. Bunun sonucunda ise, ontolojik bir güvensizlik meydana gelir (Giddens, 1991, s. 75–85). Bu belirsizlik ortamı, kültürel sürekliliğin zayıflamasıyla birleştiğinde, toplumsal aidiyet duygusu çözülür ve sosyal demansın etkileri daha da derinleşir

Kısacası kültürel sürekliliğin krizi, sadece geçmişin kaybı olmayıp, aynı zamanda geleceğin anlamlandırılma kapasitesinin de zayıflamasıdır. Geçmişle bağ kurmayan toplumlar, geleceğe yönelik kolektif yönelme ve anlam üretme kapasitelerini de kaybederler. Bu nedenle,  sosyal demans, kültürel sürekliliğin parçalanması üzerinden toplumsal varoluşun bütünlüğünü tehdit eden bir yapısal kriz olarak değerlendirilmelidir.

Sosyal Demansın Politik Boyutu

Sosyal demans kültürel ve bilişsel bir çözülme süreci olduğu kadar, politik yapılarla da içe içe geçmiş çok katmanlı bir kriz olarak düşünülmelidir. Toplumsal hafızanın nasıl üretildiği, iktidar ilişkileri ile doğrudan bağlantılıdır. Başka bir deyişle, toplumsal hafızanın üretiminde, hangi unsurların görünür kılanacağı ve hangilerinin dışarıda tutulacağı doğrudan ekonomik yapıların ve iktidar ilişkileri tarafından belirlenir. Bu nedenle, sosyal demans, nötr bir unutma süreci olarak değil, seçici ve yapılandırılmış bir hafıza rejimi olarak değerlendirilmelidir. 

Toplumsal hafızanın, politik düzlemde, iktidar ilişkilerinden bağımsız bir alan olmadığını belirtmek gerekir. Çünkü iktidar, sadece baskı yoluyla değil, ayrıca söylem düzenleme mekanizmaları ve bilgi üretimi aracılığıyla kendini var eder (Foucault, 1995, s. 98–110). Dolayısıyla, toplumsal hafıza, belirli anlatıların bastırıldığı ve diğerlerinin ise güçlendirildiği bir mücadele alanı haline gelir.  Hangi tarihsel olayların meşrulaştırılacağı, hangi geçmişin hatırlanacağı ve hangi deneyimlerin görünmez kılınacağı, politik iktidar ilişkileri tarafından belirlenir. Dolayısıyla sosyal demans, politik alanın toplumsal hafıza üzerindeki müdahaleleriyle doğrudan ilişkilidir ve ideolojik yeniden üretim süreçleri içinde gittikçe derinleşir.  Bu durum sosyal demansın politik boyutunu oluşturur. Bu nedenle, kolektif unutma, rastlantısal değil, sistematik bir seçme ve dışlama sürecidir. Oluşan bu politik hafıza düzeni, toplumsal anlamlılığın aşınmasına yol açar ve bu durum kolektif kimlikte boşluklar meydana getirir. Bu nedenle, toplumsal hafızanın parçalanması salt geçmişin kaybı olarak değerlendirilmemelidir. Bu parçalanma, aynı zamanda toplumsal aidiyet ve ortak yönelim kapasitesinin de zayıflaması anlamına gelir.

İletişim teknolojilerinin ve medyanın politik işlevleri de bu sürecin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Medyayı sadece bilgi aktaran bir araç olarak görmemek gerekir. Medya, bu işlevinin yanı sıra anlam üretimi ve kültürel formasyonun aktif bir bileşenidir (Thompson, 1995, s. 120–135). Günümüz dijital medya sisteminde bilgi, politik çıkarlar doğrultusunda seçilmekte ve dolaşıma sokulmaktadır. Bu durum, toplumsal hafızanın seçici bir biçimde yeniden inşa edilmesine ve belirli anlatıların sürekli olarak yeniden üretilmesine yol açar.

Kısacası sosyal demansın politik boyutu, toplumsal anlamlılık kaybının salt kültürel bir zayıflama olmadığını, bunun aynı zamanda politik yapıların birlikte ürettiği sistematik bir dönüşüm olduğunu göstermektedir.  Bu çok katmanlı yapı, sosyal demansın bir sonuç değil, aynı zamanda modern toplumsal düzenin işleyiş biçimi içinde üretilen bir süreç olduğunu ortaya koyar.

Sonuç

Bu çalışmada sosyal demans kavramı, modern toplumlarda giderek belirginleşen toplumsal anlamlılık yitimi bağlamında ele alınmıştır. Sosyal demans, bireysel düzeyde görülen bilişsel unutmanın ötesinde, toplumsal kimlik, kolektif hafıza ve kültürel süreklilik alanlarında meydana gelen yapısal çözülme biçimi olarak kavramsallaştırılmaya çalışılmıştır. Bu yönüyle sosyal demans, modern toplumsal düzenin, ekonomik, kültürel, bilişsel ve politik alanlarını içine alan çok katmanlı bir kriz alanını da işaret etmektedir.

Çalışma boyunca vurgulandığı üzere, kültürel aktarım mekanizmalarının işlev kaybı ve kolektif hafızanın zayıflaması, toplumsal anlam üretiminin sürekliliğini zedelemektedir. Dijitalleşme ve hız odaklı modernite, tarihsel referansların ve ortak değerlerin erozyona uğramasına yol açarak toplumsal bağların kırılganlaştırmaktadır. Dijitalleşmenin yarattığı hız ve parçalanma, bilginin daha da yüzeyselleşmesine ve kolektif belleğin sürekliliğinin zayıflamasına neden olmaktadır.

Politik bağlamda ise sosyal demans, iktidar ilişkileri ile doğrudan bağlantılıdır. İktidar nelerin hatırlanacağıni ve nelerin unutulması gerektiğini belirleyerek, seçici ve yapılandırılmış bir hafıza meydana getirir. Bu nedenle, sosyal demans aslında politiktir denilebilir. Kısacası sosyal demans, sadece bir hafıza kaybı değil, anlam üretiminin zayıfladığı, kolektif yönelimlerin belirsizleştiği ve toplumsal kimliklerin kırılganlaştığı çok boyutlu bir toplumsal kriz olarak değerlendirilebilir. Dolayısıyla kavramın analizi hem akademik hem de toplumsal geleceğin yeniden düşünülmesi açısından kritik bir önem taşımaktadır. 

Kaynakça

Assmann, J. (2011). Culturalmemoryandearlycivilization: Writing, remembrance, andpoliticalimagination. Cambridge UniversityPress.

Assmann, A. (2018). Forms of forgetting: From Nietzsche toDerrida. FordhamUniversityPress.

Baudrillard, J. (1994). Simulacraandsimulation (S. F. Glaser, Trans.). University of Michigan Press. (Orijinal yayın 1981)

Bauman, Z. (2000). Liquid modernity. PolityPress.

Bauman, Z. (2004). Identity: ConversationswithBenedettoVecchi. PolityPress.

Casey, E. S. (2009). Remembering: A phenomenologicalstudy. Indiana UniversityPress.

Castells, M. (2000). Therise of the network society (2nd ed.). BlackwellPublishers.

Foucault, M. (1995). Disciplineandpunish: Thebirth of theprison (A. Sheridan, Trans.). VintageBooks. (Orijinal yayın 1975)

Giddens, A. (1991). Theconsequences of modernity. Stanford UniversityPress.

Halbwachs, M. (1992). On collectivememory (L. A. Coser, Trans.). University of Chicago Press. (Orijinal yayınlar: 1925, 1950)

Han, B.-C. (2015). Thetransparencysociety. Stanford UniversityPress.

Hobsbawm, E.,&Ranger, T. (Eds.). (1983). Theinvention of tradition. Cambridge UniversityPress.

Huyssen, A. (2003). Presentpasts: Urban palimpsestsandthepolitics of memory. Stanford UniversityPress.

Jedlowski, P. (2010). Memory andsociology: Themes, issues, andideas. Memory Studies, 3(3), 205–217. https://journals.sagepub.com/home/mss

Nora, P. (1989). Betweenmemoryandhistory: LesLieux de Mémoire. Representations, 26(Special Issue: Memory and Counter-Memory), 7–24. https://www.jstor.org/stable/2928520

Ricoeur, P. (2004). Memory, history, forgetting (K. Blamey& D. Pellauer, Trans.). University of Chicago Press.

Sennett, R. (1998). Thecorrosion of character: Thepersonalconsequences of work in thenewcapitalism. W. W. Norton &Company.

Thompson, J. B. (1995). Themediaandmodernity: A socialtheory of themedia. Stanford UniversityPress.

 


* Metin DEMİRAĞAÇ, Bağımsız araştırmacı, Pamukkale Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunu (2015), Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu (2022), Van yüzüncü Yıl Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans mezunu (2024)

[1] Metin DEMİRAĞAÇ,Independentresearcher, graduate of theSociologyDepartment of Pamukkale University (2015), graduate of the English Language andLiteratureDepartment of Van Yüzüncü Yıl University (2022), Master'sgraduate of the English Language andLiteratureDepartment of Van Yüzüncü Yıl University (2024)

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin