
Kürt siyasetçi ve bilim insanı Prof. Dr. Kamiran Bedirxan’ın 64 yıl önce bir Alman gazetesine verdiği röportajda gündeme getirdiği “Kürtlerin yaşadığı ülkelerde, Kürtlerin hakları anayasayla güvenceye alınırsa sorun çözülür” önerisi hala canlılığını koruyor.
Bedirxan’ın 1960’taki Kürt meselesine çözüm önerisi: Sorun anayasayla çözülür
Perwer Armed*
Geçtiğimiz günlerde Botan Times'ta Prof. Dr. Kamiran Bedirxan'ın 1962 yılında İsveçli gazeteci Barbro Karabuda'ya verdiği söyleşinin videosu yayınlandı. Rohat Alakom'un yazısı ile aktarılan söyleşiyle Prof. Bedirxan’ın Kürt meselesinin çözümüne ilişkin fikirleri ölümünden 46 yıl sonra (1976, Paris) yeniden gündeme geldi.
Prof. Dr. Kamiran Bedirxan, 20. yüzyılın ortasından itibaren Avrupa medyasının aradığı Kürt simasıydı. 1948’ten itibaren Paris’te Doğu Dilleri ve Medeniyetleri Enstitüsünde öğretim görevlisi olan, özellikle 1958′de Irak’ta Abdülkerim Kasım’ın, krallık yönetimine karşı darbe yapması ve Mele Mustafa Barzani’in Bağdat’ta dönmesiyle, ardından da 11 Eylül 1961’de Kürdistan tarihine “Eylül Devrimi” olarak geçen yeni devrimin start almasıyla Prof. Bedirxan sık sık televizyon ekranları ile gazetelere röportajlar vermeye başladı.
Zaten 1961’den itibaren de Güney Kürdistan Hareketi’nin Avrupa’daki resmi sözcüsü olan Prof. Bedirxan, Alman Neue Zeit gazetesine de çarpıcı bir röportaj vermişti. 1950’lilerin ikinci yarısında Batı Almanya Cumhuriyeti’nin önde gelen günlük gazetelerinden biri olan Neue Zeit’in 6 Eylül 1960 tarihli sayısının ikinci sayfasında yayınlanan söyleşi “Kürt sorunu- Prof. Dr. Bedirxan” başlığıyla yayınlandı.
Hıristiyan-demokrat çizgide yayın yapan ve Batı Almanya’yı himayesine alan ABD, İngiltere ve Fransa’nın desteklediği bu gazetenin Kürt sorununun nasıl çözülmesi gerektiği konusunda Prof. Bedirxan’ın fikirlerine başvurusu önemlidir. Prof. Dr. Kamiran Bedirxan’ın 64 yıl geçmesine rağmen fikir ile analizlerinin hala günceliğini koruması açısından bu röportajı Türkçe’ye çevirerek olduğu gibi yayınlıyoruz:
-Sayın Profesör, Kürt sorunundan ne anlıyorsunuz?
Kürt sorunu her şeyden önce Kürt halkının korunması, dilinin ve kültürünün muhafaza edilmesi ve kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasi gelişimi için gerekli koşulların yaratılması sorunudur.
-Sayın Profesör, sizce Kürt sorunu nasıl çözülebilir ve Kürtlerin bugün yaşadıkları devletlerdeki durumlarını bu açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kürt sorununu çözmenin normal yolunun Kürdistan'ın farklı parçalarını birleştirmek olduğunu söylemeye gerek yok. Sorunun yanıtı, Kürdistan'ın farklı parçalarının birleştirilmesi ve 1920 Sevr Antlaşması'nın 62. ila 64. maddelerinde öngörüldüğü gibi bağımsız bir Kürt devletinin kurulması olacaktır. Ancak şu anda Kürt sorununun çözümünün, Kürtlerin yaşadığı her bir devlet çerçevesinde aranması ve bulunması gerektiğine inanıyorum. Sonuçta siyaset mümkün olanın sanatıdır ve nihayetinde milliyetçi tutumları aşmamız ve Kürt halkının mutluluğunun komşu halkların mutluluğuyla bağlantılı olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir.
Kürtlerin şu anda Türkiye, İran, Irak Cumhuriyeti, Kuzey Suriye ve SSCB'de (yani Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan'da) yaşadığını muhtemelen biliyorsunuzdur; Türkiye'de 6 milyon, İran'da 4 milyon, Irak Cumhuriyeti'nde 2 milyon, Kuzey Suriye'de 400 bin ve Sovyetler Birliği'nde 200 bin.
Kürt sorununu ancak Kürtlerin kültürel özerkliği ve ulusal hakları, gerçek anlamda ve anayasal olarak tanınmak suretiyle söz konusu devletler içerisinde çözmek mümkün.
“Dağ Türkleri”
Kürtlerin yaşadıkları devletlerdeki durumları çok farklı. En zor durum Türkiye'de. Diğer şeylerin yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeni sorunu gerçeğini hatırlatıyorlar. Birinci Dünya Savaşı sırasında, sözde “Jön Türkler” bu sorunu bir milyon Ermeni'yi katlederek çözdüler. “Jön Türkler” Kürt sorununa da benzer bir çözüm bulmaya çalıştılar. Tabii ki Kürtlerin silahlı direnişi, Ermeni katliamının tekrarlanmasını engelledi. Bu nedenle 1924'te Türk hükümeti sorunu çözmek için farklı bir yol geliştirdi: “Türkiye'de Kürt yoktur! Sadece dağ Türkleri vardır!
Sonuç olarak, Türkiye'deki Kürt okulları kapatıldı, Kürtçe kitaplar ve gazeteler yasaklandı ve Kürtlerin artık kendilerine Kürt demelerine bile izin verilmedi. Kürtlere yönelik bu sert ve radikal baskı, Türkiye'de bir dizi ayaklanmaya yol açtı: 1925-1926, 1927-1931, 1938. Türk ordusunun bu ayaklanmaları bastırma konusundaki acımasızlığı o kadar ileri gitti ki, 1938'de ordu, Dersim bölgesinde çocukların, yaşlıların ve kadınların sığındığı dağ mağaralarının girişlerini duvarlarla kapattı. Sason bölgesinde uçaklar Kürt köylerine zehirli gaz bombaları bile attı.
Menderes iktidara geldikten sonra bu zulümler muhtemelen sona erdi. Yine de Kürtlere yönelik sert düzenlemeler yürürlükte kaldı 27 Mayıs 1960'taki askeri darbeden sonra, Türkiye'deki Kürtler için daha iyi günler gelecekmiş gibi görünüyordu. Ancak bu umutlar suya düştü. Orgeneral Gürsel ilk basın toplantısında, Kürtlere karşı tutumunu soran Avrupalı gazetecilere şu yanıtı verdi: “Kürtler mi? Bizde yoklar!” Orgeneral Gürsel birkaç hafta sonra Erzingan* ve Siwas** kentlerini ziyaret ettiğinde, bir büyükelçi kendisine Kürtlere yönelik politikasını sordu ve Gürsel de büyükelçinin herhalde tarih kitaplarını okumadığını söylediğini gururla açıkladı! Yeni hükümet, üniversite profesörlerine Kürtlerin, Türklerin bir kolu olduğu, dolayısıyla Kürtçenin bir İran dili olamayacağı konusunda dersler verdirecek kadar ileri gitti.
İran'da Kürtlerin durumu şu anda daha elverişli. İran hükümeti Kürt halkının varlığını tanımaktadır; hatta İran Kürdistanı'nın bir eyaletinin adı Kürdistan'dır. Tahran'da iki yıldır haftalık Kürtçe bir gazete yayınlanıyor; İran'daki çeşitli kanallar Kürtçe programlar yayınlıyor. Bu gerçekler İran hükümetinin lehine konuşmaktadır. Bununla birlikte, Kürtlerin kültürel özerkliklerine ilişkin çeşitli haklı taleplerinin İran'da da yerine getirilmediğini belirtmek gerekir.
Irak'ta haklar tanındı
Irak Cumhuriyeti'nde Kürtlerin durumu 14 Temmuz 1958 devriminden bu yana temelden değişmiştir. Yeni geçici anayasanın 3. ve müteakip maddelerinde Irak Cumhuriyeti'nin iki ana halktan oluştuğu belirtilmektedir: Araplar ve Kürtler. Kürtlerin ulusal hakları tamamen tanınmıştır. Nitekim Irak Kürdistanı'nda her geçen gün daha fazla okul açılmaktadır. Kürt basını özgürdür. Bağdat Üniversitesi'nde Kürt dili ve edebiyatı için bir fakülte kurulmuştur. Kürtlerin kendi siyasi partileri var, örneğin Parti Demokrati Kurdistan adında bir parti var.* Kürtlerin bundan sonraki isteklerinin tam olarak karşılanmasının adım adım gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bu vesileyle Irak hükümet başkanı General Kassem'e olan saygımı ifade etmek isterim.
Kürt kültürünü korumak ve yaymak için en çok nerede çalışılıyor?
Cevap hiç de zor değil. Kürtlerin durumu en çok SSCB'de elverişli olduğu gibi, orada Kürt halkının yararına elde edilen kültürel başarılar için SSCB'ye minnettarlıklarını yeterince sık ifade edemiyorlar. Sadece 200.000 Kürt'ün yaşadığı SSCB'de son 30 yılda 2.000 ciltten fazla değerli kitap Kürtçe olarak yayınlanmıştır. Bu bağlamda, yakın zamanda yayınlanan Rusça-Kürtçe ve Kürtçe-Rusça sözlüklerden özellikle bahsetmek istiyorum. İlki 30.000, ikincisi ise 35.000 kelimeden oluşmaktadır. Sadece Sovyetler Birliği'nde Kürt halkı, Kürt edebiyatı ve tarihi ile ilgili 700 akademik çalışma bulunmaktadır. Yeni Irak cumhuriyetinde de Kürtler, sahip oldukları özgürlük sayesinde kültür ve bilim alanlarında büyük ilerleme kaydediyor.
* Erzincan
** Sivas
*** Kürdistan Demokrat Partisi
*Söyleşiyi arşivde bulan, çeviren ve bizimle paylaşan Armed Demir'e çok teşekkür ederiz.
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →