
“Dilimin sınırları, dünyamın sınırları demektir”
(Ludwig Wittgenstein)
Türkiye’de 1965 yılında yapılan ve anadilin sorulduğu nüfus sayımı önem arz etmektedir. Bu konuda çok sayıda veri olmakla birlikte, verileri ortaya koyanların menfaat durumuna göre ihtiyatla değerlendirmeleri gerekir. Bu çekinceyle şu verileri tahmin etmek mümkündür: buna göre Kürtlerin sayısı 24-27 milyon olup, bunların yaklaşık yarısı Türkiye’de yaşamaktadır. Irak’ta yaşayanların sayısı en az dört milyondur. İran’da 5,7 milyon, Suriye’de de 1 milyondan biraz daha fazla Kürt bulunmaktadır. Batı Avrupa’da yaklaşık 700.000, Sovyetler Birliği’nin ardılı olan devletlerde de 400.000 civarında Kürt yaşadığı tahmin edilmektedir.
UNESCO 1953 yılında gerçekleştirdiği “Yerel Dillerin Eğitimde Kullanılması” başlıklı çalışmasında şu değerlendirmeye yer verir: “Çocuğun eğitimi için en uygun aracın anadili olduğu, tartışma götürmez bir gerçektir. Psikolojik olarak anadil, kendini ifade etme ve anlamada, çocuğun zihninde otomatik olarak işleyen anlamlı semboller sistemidir. Eğitim açısından çocuk, anadiliyle, aşina olmadığı bir başka dilsel araca oranla daha hızlı öğrenir.”
Herkes İçin Eğitim (EFA) 2010 raporuna göre; “Eğitimde eşitsizlik genellikle geride kalma riskini arttırmaktadır. Türkiye’de fakir bir ailede Kürtçe konuşan kızların %43’ü iki yıldan daha az eğitim almakta, buna karşılık ulusal planda iki yıldan az eğitim alma ortalaması % 6 civardındadır. Nijerya’da ise Hausa (Nijerya’da Müslüman halkın konuştuğu bir dil) dilini konuşan fakir çocuklarının %97’den fazlası iki yıldan fazla eğitim alamamaktadır.”
Kürtçe eskiden iddia edilenin aksine Ural-Altay dil gurubuna ait olmayıp, kendi başına bir dil ailesi oluşturan Türkçe ile Hami-Sami dilleri arasında bulunan Arapça'dan ciddi bir şekilde ayrılmaktadır. Doğu Anadolu’da feodalizmin çöküşü ile birlikte Kürt dili, Kürt edebiyatı, Kürt tarihi, Kürt folkloru gibi konular büyük önem kazanır ve araştırmalar yapılır.
Zazaca, Kurmanci veya Sorani’ye göre çok daha az sayıda insan tarafından konuşulmaktadır. Zazalar –Avrupa’daki göçmenler dışında– sadece Türkiye’de, özellikle Diyarbakır, Sivas ve Erzurum arasındaki üçgende yaşamaktadırlar. İranistik uzmanları yakın dönemde Zazaca’nın dilsel bağımsızlığını vurgulamaktadır. Zazaca, bir zamanlar İran’ın Kirmansh ve Senendec bölgelerine yaygın bir şekilde konuşulan, ancak 19. yüzyıldan itibaren önemini yitiren ve bugün neredeyse kaybolmuş olan Gorani ile akrabadır. Kürt tarafınca Kurmanci konuşanların sayısı 15 milyon, Sorani konuşanların oranı 6 milyon, Zazaca konuşanların sayısı da 4 milyon olarak verilmektedir.
Kürtçe dilinde (Kurmanci) yazılmış olan Şivanê Kurd (Kürt Çoban – 1935) adlı ilk olduğu düşünülen roman, Ermenistan'lı bir Kürt olan Ereb Şemo’nun (1878-1978) kaleminden çıkmıştır. Ahmed-i Hani’nin Mem u Zin adlı eseri, ulusal Kürt destanı ve yazarı da ilk Kürt milliyetçisi olarak övülmektedir. Bu eser 1999 yılında Türkiye’de Türkçe olarak filme çekilmiş ve Kürtçe senkronizasyonu yapılmıştır. Yayıncılar Birliği’nin Barış Ödülü’ne layık görülen Yaşar Kemal, kendisini Kürt olarak görmekle beraber, Türkçe yazan yazarların en tanınmışlarındandır. Mehmet Uzun, Kürt dilinde yazan edebiyatçı olarak öne çıkmıştır. Genellikle Türkçe yazan Musa Anter kırsal alanda yaşayan Kürt halkının yoksulluğunu ve cehaletini ortaya koyan bir tiyatro oyunu yazmış, Kürtçe-Türkçe sözlük yayınlamıştır. Öldürülmesinden kısa bir süre önce Türkçe olarak yayımlanan anılarında, İleri Yurt gazetesindeki bir Kürtçe makalesi nedeniyle nasıl yargılandığını anlatır. Yargıç duruşma esnasında Musa Anter’e sorar: “Musa Bey, ne diye Kürtçe yazıyorsunuz?” Ben de kendisine; “Hakim Bey, İstanbul’da Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler gazete çıkarıyorlar. Ayrıca İngilizce ve Fransızca gazeteler de çıkıyor. Ben Kürtçe yazıyorum diye ne olacak?” dedim. Hakim, “Efendim onlar azınlıktır,” dedi. Ben, “Hakim Bey, yani memlekette azınlık çoğunluktan daha mı avantajlıdır? Eğer bir azınlık kadar hakkım yoksa ben böyle çoğunluğu ne yapayım? Lütfen karar verin ve beni de azınlık kabul edin,” dedim. Hakim, avukatlar hatta savcılar bile güldüler. Hakim, “Musa, ne diyorsun? Bu iş benim kararımla hallolacak iş midir?” dedi. Çünkü hakim Karslı bir hemşehrimizdi. Elinden geldiğince beni kolluyordu...”
BM Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu’nun 1985’de yayınlanan raporu, azınlığı şöyle tanımlamaya çalıştı: “Devlette egemen konumda olmayan ve sayı olarak azınlığı oluşturan, nüfusun çoğunluğunun karakteristiklerinden farklı etnik, dinsel ya da dilsel karakteristiklere doğuştan sahip, aralarında bir dayanışma duygusu bulunan, örtük bir şekilde de olsa varlığını sürdürme kollektif iradesiyle harekete geçen, fililen ve hukuken çoğunlukla eşit olmayı amaçlayan vatandaş gurubu.”
Bu tanım kapsayıcı görünse de çeşitli devletlerin yetkilileri, bu ve benzer tanımları onaylamamıştır. Kimi zaman siyasal çoğunluğu oluşturan vatandaşlar da –örneğin Güney Afrika’daki siyahlar– ezilebilirler. Yukarıdaki tanıma ulusal azınlık kategorisi de eklenebilir.
Temmuz ayında Cenevre’de toplanan AGİK Ulusal Azınlıklar Uzman Toplantısı şunu belirtiyordu: “Uluslarası yükümlülüklere ve ulusal azınlıklara mensup kişilerin haklarıyla ilgili taahhhütlere uymak kadar, ulusal azınlıklarla ilgili konular da meşru uluslararası ilgili konulardır, dolayısıyla sadece ilgili devletin iç işi değildir.”
Hassanpour, “Türkiye’de dil eşitliğinin” başlangıcını ararken şu tespiti yapar: “Burada 1876 yılı önemli. Çünkü bu yılı ilk reformların yapıldığı yıl olarak biliyoruz. 1876’daki ilk yasayla Osmanlı Türkçesi, Osmanlı dilinin resmi dili olarak belirlendi.” Alişan Akpınar da aynı dönemi işaret eder.
Kürtçe konuşulan bölgeler İran’ın kuzeybatı bölgeleri; Türkiye’nin SSCB ile içiçe geçen güneydoğu bölgeleri, Suriye’nin kuzeydoğu bölgeleri ve Irak’ın kuzey bölgelerini kapsar. Amir Hassanpour’a göre, Kürtçe konuşan topluluğun boyutuyla ilgili tam rakamlar mevcut değildir. Hasanpour bunu, genelde merkezi hükümetlerin kendi ülkelerinin etnik çeşitliliğinin ortaya çıkmasını, özelde ise oldukça büyük Kürt nüfusunun varlığını kabul etmek istememelerine bağlar ve İran ve Irak’ın tarihleri boyunca yalnızca bir kez, konuşulan dillerle ilgili rakamları kamuoyunu açıkladığını, Suriye’de hiçbir bilginin günışığına çıkmadığını, SSCB ve Türkiye’nin ise, Kürt dilini konuşanların sayısı ile ilgili rakamları yayımlamış tek ülkeler olduğunu söyler.
Dil konusunu önemseyen Fanon şöyle der: “Antilli Siyah Fransız dilini benimsediği ölçüde beyazlaşacak, demek ki gerçek insana yaklaşacaktır. İnsanın, varlık karşısındaki tutumlarından birinin bu olduğunu biz de biliyoruz. Sözü nereye getirmek istediğim anlaşılmaktadır: Dile hakim olmakta olağanüstü bir güç vardır. Paul Valéry de dili “bedende yolunu şaşırmış tanrı”ya dönüştürürken bunu biliyor.”
Dil meydanındaki tanrıların savaşında Fransız dili, arkasındaki güç sayesinde hakim olurken, tüm bunlara karşı dezavantajlı durumdaki Antilli’nin dilinin boynu vurulur. Bu durum; dil mevzuunda çatışmanın ya da ihtilafın modern zamanlardaki trajik sonucudur.
Birlemiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) yayınladığı (2012) “Tehlike Altındaki Diller Atlası” çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Buna göre, “dünyada konuşulduğu tahmin edilen 6 bin dilin yüzde %43’ü kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya, bu rakamın %3’ü 1950’den bu yana hiç konuşulmuyor. Kesin bir rakam verilmese de Avrupa ve Asya’da 75, ABD’de ise son iki yüzyılda en az 115 dilin kaybolduğuna inanılıyor... Araştırma Türkiye’de üç dilin yok olduğunu, tam 15 dilinde yok olma tehlikesi altında olduğunu ortaya koyuyor.
Hassanpour’un kitabında verdiği verilere göre:
1935-65 döneminde anadil olarak Türkiye nüfusu
|
| 1935 | 1965 | ||
| Dil |
| % |
| % |
| Türkçe | 13.899 | 86,0 | 28.298 | 90,1 |
| Kürtçe | 1.480 | 9,3 | 2.219 | 7,1 |
| Arapça | 154 | 1,0 | 365 | 1,2 |
| Yunanca | 109 | 0,7 | 48 | 0,2 |
| Çerkezce | 92 | 0,6 | 58 | 0,2 |
| Ermenice | 58 | 0,4 | 33 | 0,1 |
| Gürcüce | 57 | 0,4 | 34 | 0,1 |
| Yiddiş Dili** | 43 | 0,3 | 10 | - |
| Lazca | 63 | 0,4 | 26 | 0,1 |
| Diğerleri | 138 | 1,1 | 309 | 1,0 |
| Toplam | 16.157 | 100,0* | 31.391 | 100,0 |
** Yahudi İspanyolcası
* Yuvarlak hesap olduğundan tam değildir.
Ziya Gökalp (Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler) Kürtçe’yi 5 lehçeye ayırır: Kurmanç, Zaza, Soran, Goran, Lur. Ve şöyle der:
“Bilahare Goran lisanı ile Zaza lisanının birbirine yakın olduğunu gördüm. Maamafih, Goranlarla Zazalar birbirlerinin dilini anlarlar mı? Birbirleriyle konuşabilirler mi? Henüz burasını tahkik edemedim. Bundan başka, bazıları tarafından Bahtiyarî ve Gelhur lisanları da birer ayrı lisan itibar olunmaktadır. Bahtiyarî lisanının Sorancaya, Gelhur lisanının da Gorancaya ilhakı mümkündür.
Fakat bu bapta hüküm verebilmek için, bu aşiretlerin içine giderek lisanî tetkik yapmak gerekir. Goran, Bahtiyarı, Gelhur lisanlarını ayırırsak elimizde, bağımsızlıkları bilinen dört lisan kalır: Kurmanç, Zaza, Soran, Lür. Bu dört lisanın sahipleri birbirlerini dillerini anlamazlar; sarf, nahiv, lûgat itibariyle aralarında büyük farklar vardır. Binaenaleyh aralarındaki farklar lehçe farkları değil, lisan farklarıdır. Bu dört dilin her biri, lisaniyet itibariyle müstakil bir lisandır. Her biri müteaddit lehçelerden de mürekeptir.
Bununla beraber dört lisan birbirine tamamıyla yabancı da değildir. Hepsi, ‘Kurdîî Kadim’ namı verilen Kürtçenin müştaklarıdır. ‘Kurdîî Kadim’ verilen bu eski Kürtçenin müştaklarıdır. Neo-latin lisanlarıyla lâtince arasında ne gibi rabıtalar varsa, Kurdîî Kadim ile yeni Kürtçeler arasında da o rabıtalar vardır. Bu lisanlarda bazı edebi eserler yazılmıştır. Goran lisanında Mevlana Halit’in şiirleri vardır. Bu şiirler müşarünileyhin Farisî divanı sonunda tabedilmiştir. Goranlılara ‘Evraman’ namı verilir. Bunlar, Kalember kazasında otururlar. Mevlana Halit bu taifeye mensuptur. İsminin delâletiyle, Molla Gora’ıyi bu taifeye mensup addederiz. (Goran taifesi, Geran ve Kuran Aşiretleri’nden tefrik edilmelidir. Birinci kelime ‘Behram Gor’ tabirindeki ‘Gor’ gibi telafuz olunur. İkinci kelimede kâfi Farisi, meftuh okunur, üçüncü kâfi arabini zammeyi makbuzesiyle telâffuz olunur.)
Lür lisanında Baba Tahir Üryan’ın kıtatı vardır ki, basılan Ömer Hayyam Rübaiyatı’nın sonuna ilave edilmiştir. Soran lisanında Şeyh Rıza-yı Talabbani’nin şiirleri meşhurdur. Zaza lisanında Hassi Efendi’nin Tevellütname’si basılmıştır. Kırmanç lisanında da Mollayı Ceziri’nin Divan’ı ile Ahmedi Hani’nin Mem-u Zin adlı muazzam hikayesi ve Ahmedi Bayati’nin Mevlidî Şerif’i meşhurdur.
Bu Kürt kavimleri, gerek kendilerine, gerek birbirlerine başka isimler verirler. Mesela, Kurmançlar kendi kendilerine ‘Kürt’ namı vermezler, ‘Bir Kurmancız’ derler. Bunlar, Zazalara ‘Dümbülî-Dımılî-Dümülî’ derler. Türklerin ‘Baban Kürtleri’ isimlendirdikleri, Cenubî Kürtlere de ‘Soran’ derler. Kendilerinin konuştukları lisana da ‘Kurmanç’ derler.
Zazalara gelince... Bunlar kendilerine Arabî kâfin kesriyle ‘Kırt’ derler. Kurmnaçlara da ‘Kırdas’ adını verirler. Türkler ise “Kürt” adını Kurmançlara tahsis etmişlerdir. “Filan adam Kürt müdür, yoksa Zaza mıdır?” denildiği zaman Kürt’ten maksat Kurmanç’tır. Dümbillilere Zaza ismini veren yine Türklerdir. Zaza kelimesini ne bizzat Zazalar ne de Kurmançlar kullanmazlar.
Kürtlerin büyük kısmını Kurmançlar teşkil eder. Soran, Goran Kürtleri Musul vilayetine mahsustur. Lur Kürtleri ise İran dahilindedir. Diğer vilayetteki Kürtler Kurmançlarla Zazalardan ibarettir. Yalnız Soranilerden Şeyhbızınî taifesi her tarafa dağılmıştır. Diyarbekır’de, Trabzon’da, Ankara’da bile aşiretin batınlarına tesadüf edilir.
Soranlarla, Kurmançların bir kısmı yerleşik, bir kısmı göçebedir. Zazalardan yalnız ‘Zıkdê göçerleri’ göçebedir. Kürtlerin bu muhtelif kısımlarında lisan olarak birbirinden ayrı oldukları gibi elbise ve adetlerde de farklıdırlar. Mesela Zazalar başka lisanları çabuk öğrenirler, Kurmançlar ise başka lisanları geç ve güç öğrenirler. Zazaların halk edebiyatı fakirdir. Kurmançların halk edebiyatı ise çok zengindir...”
“Sorani” eski bir Soran beyliğinin adından esinlenmiştir. Luri çoğunluğu ise, İran’da yaşayan Luriler tarafından konuşulmaktadır. Bu lehçe Kürtler tarafından bir Kürtçe lehçesi kabul edilirken, başkaları tarafından Farsça'nın bir lehçesi olarak kabul edilmektedir. Lur topluluğu kendilerini Kürt olarak görür ve edebiyat dili olarak da Sorani lehçesini benimserler.
Kürt dilinin bugünkü konuşulduğu haliyle edebiyat dili olarak kullanılması ilk olarak on beşinci yüzyılın sonlarında başlamış, Kürt edebiyat kentlerin ve köylerin medreselerinde doğmuştur. Şiirlerini Hewramî (ya da Goranî) lehçesiyle yazan şair Xanay Qubadi şöyle diyordu: “Farsça'nın şeker kadar tatlı olduğu söyleniyor ama Kürtçe Farsça'dan daha tatlıdır.”
Kurmanci dilinde edebiyatın oluşması, yarı bağımsız Kürt hükümdarlarının kendilerini kabul ettirmesine bağlı olup, beylerin konaklarında bu edebiyat destekleniyor ve gelişiyordu. Kurmanci edediyatı şiirde de kök salmıştır. Kurmanci şiiri sadece anlatımcı ve lirik şiirden oluşmaktadır. Anlatımcı şiir hem romantik (örneğin Mem û Zin) hem de kahramanlık (Beyti Dımdım) destanlarını içerir.
Ehmedê Xani’ye Kürtçe’nin konumunu yükseltmek için en etkili araçlardan biri, eğitimli insanların özellikle dili edebi, bilimsel, dinsel ve diğer bilimsel araçlar için kullanan, kitapları derleyen ve ulusun entelektüel düzeyini yükselten şair ve eğitimcilerin çabalarıdır. Bu açıdan eseri Mem û Zin’i önemli bir katkı olarak görür.
Doğu Mitingleri sırasında kullanılan dövizde:
-“Doğulu, Kanuni Hakların İçin Çalış-Didin, Hak İstemekle Birlik Bozulmaz...”
Kaynakça:
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →