Küreselleşme, Medya ve Dijitalleşmenin Işığında “Hipermetropik Toplum”un Doğuşu
Metin Demirağaç

ic_1.[3]

Özet

Küreselleşmenin etkisiyle modern toplumlar, hızla dönüşen ekonomik, kültürel ve sosyal yapılar içerisinde yeniden şekillenmektedir. Bu dönüşüm, toplumsal yapılar arasında benzeşmeyi artırırken, yerel sorunlara karşı duyarsızlık ve uzak coğrafyalardaki olaylara yönelik yüksek hassasiyet gibi çelişkili sonuçlar da doğurmaktadır. Bu çalışmada önerilen “Hipermetropik Toplum” kavramı, bireylerin yerel bağlarından uzaklaşıp küresel meselelere yönelmesiyle ortaya çıkan yeni bir toplumsal durumu tanımlar. Hipermetropik toplum, özellikle dijitalleşme, medya ve küresel iletişim ağlarının etkisiyle şekillenen, "yakını göremeyen ancak uzağa odaklanan" bir toplum yapısını ifade eder. Bu bağlamda, küreselleşmenin medya araçları aracılığıyla bireylerin toplumsal duyarlılığını nasıl dönüştürdüğü tartışılmaktadır. Medya sistemlerinin ideolojik etkileri ve bireysel algı üzerindeki yönlendirici işlevi, toplumsal duyarsızlaşma ve bireysel yabancılaşma gibi olgularla birlikte ele alınmaktadır. Bu çalışma, hipermetropik toplum kavramını teorik temellere oturtarak, küresel ilgi ile yerel sorumluluk arasındaki denge kaybının bireyler ve toplumlar üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır.

Giriş

21. yüzyıl küreselleşmenin daha önce hiç olmadığı kadar hız kazandığı ve toplumsal yapıların kültürel, ekonomik ve teknolojik alanlarda büyük dönüşümler yaşadığı bir dönemdir. Kültürel normların birbirine yaklaştığı bu dönemde, ulus-devlet sınırlarının etkisi azalmakta ve bireylerin hem toplumsal sorumluluk geliştirme biçimleri hem de dünyayı algılama biçimleri farklılaşmaktadır. Küreselleşme ve teknolojinin gelişmesi ile beraber bireyler uzak coğrafyalarla anlık bağlar kurabilirken (Bauman, 2000, s. 2-5) aynı zamanda bireylerin yerel sorunlara karşı bir duyarsızlık geliştirmelerine de yol açmaktadır (Rosa, 2013, s. 22-25). Bu bağlamda, bireylerin yaşadığı toplum içindeki sorunlara karşı duyarsızlığı ve küresel ölçekteki olaylara karşı aşırı duyarlılık göstermesi, yeni bir toplumsal formasyonun ortaya çıktığını göstermektedir.

Bu çalışmada ileri sürülen “Hipermetropik Toplum” kavramı, giderek yerel bağlarından kopan bireylerin küresel meselelere odaklanmaları sonucu meydana gelen bu toplumsal formasyonu açıklamak için geliştirilmiştir. Bu kavram, tıpta görme bozukluğu olarak bilinen “hipermetropi”den ilhamla, toplumsal bağlamda “ yakını (yani yereli) göremeyen, ancak uzağı (yani küresel olanı) net bir biçimde algılayan” bir toplum tipini açıklamaktadır. Gelişen medya ve dijitalleşme sayesinde, bireyler küresel olana daha hızlı ve yoğun bir şekilde maruz kalmakta (Castells, 1996, s. 45-50), ancak bu maruziyet toplumsal sorumluluk bilincinin ve yerel bağların zayıflamasına yol açmaktadır (Turkle, 2011, s. 78-81).

Medya araçları ve medya sistemleri, yalnızca bilgi ileten teknik araçlar değil, aynı zamanda bireylerin düşünsel yapısını biçimlendiren ideolojik aygıtlar olarak işlev görmektedir. Louis Althusser’in ideolojik devlet aygıtları kuramı, medyanın bu ideolojik rolünü anlamak açısından temel bir teorik çerçeve sunar. Althusser’e göre, medya ve benzeri kültürel kurumlar, egemen ideolojiyi yeniden üreterek bireylerin toplumsal gerçekliği algılayış biçimlerini yönlendirir (Althusser, 1971, s. 127–130). Bu bağlamda bireyler, hangi konulara hassasiyet geliştirecekleri ve hangi sorunları göz ardı edecekleri konusunda dolaylı biçimde şekillendirilir.

Noam Chomsky ve Edward S. Herman’ın geliştirdiği propaganda modeli, medyanın ideolojik işlevini açıklamak açısından hipermetropik toplum kavramı ile doğrudan örtüşmektedir. Chomsky'e göre medya, iktidar yapılarını koruyacak biçimde bilgi akışını düzenleyen ve kamuoyunun rızasını “imal eden” bir sistem olarak işler. Bu model çerçevesinde, medya belirli gündemleri sürekli ön plana çıkarırken, diğerlerini sistemli biçimde bastırarak toplumun dikkatini yönlendirir (Herman& Chomsky, 1988, s. 1–35). Hipermetropik toplumun karakteristik özelliği olan “uzaktaki sorunlara duyarlılık – yakındaki sorunlara kayıtsızlık” çelişkisi, tam da bu medya işleyişinin bir sonucudur. Medya, küresel krizleri görünür kılarken yerel sorunları arka plana itmekte, böylece bireylerin toplumsal yönelimlerini belirli temalar etrafında şekillendirmektedir. Bu yönlendirme, bireylerde yerel bağlamla olan etkileşimin zayıflamasına ve toplumsal sorumlulukların dışsallaştırılmasına neden olmaktadır. Chomsky’nin ifadesiyle medya, bu süreçte bireylerin dikkatini "denetimli bir şekilde" küresel temalara sabitleyerek, düşünsel olarak bağımlı ve edilgen bir kitle üretir (Herman& Chomsky, 1988, s. 18–22). Dolayısıyla hipermetropik toplumun oluşumunda medya, yalnızca içerik sağlayıcı değil, aynı zamanda yönlendirici ve duyarlılığı biçimlendirici bir ideolojik araçtır.

Medya, küresel krizleri sürekli öne çıkararak bireylerin dikkatini uzak meselelere yönlendirirken, yerel toplumsal sorunlara karşı duyarsızlık geliştirilmesine neden olur. Bu durum, bireylerin normatif referanslarını kaybettiği bir “toplumsal yönsüzlük” hâlini beraberinde getirir ve bireysel sorumlulukların yerel bağlamdan uzaklaştırılmasıyla sonuçlanır. Zygmunt Bauman’ın (2000, s. 35–38) vurguladığı gibi, etik mesafenin arttığı günümüz toplumlarında sorumluluk, bireylerce doğrudan üstlenilmek yerine kurumsal ya da küresel aktörlere devredilmekte; bu da “sorumluluk transferi” olarak tanımlanabilecek yeni bir toplumsal eğilimi ortaya çıkarmaktadır.

Bu çalışmanın amacı, “Hipermetropik Toplum” kavramını kuramsal bir çerçeveye oturtarak, küreselleşme ve dijitalleşme süreçlerinin toplumsal duyarlılık ve bireysel sorumluluk üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Bu bağlamda, medya, zaman algısı, toplumsal bağlar ve bireysel yabancılaşma gibi temel kavramlar ışığında, modern toplumların geçirdiği dönüşüm ele alınacaktır.

Hipermetropik Toplumun Kuramsal Temelleri

Küreselleşme, hem kültürel ve ekonomik sınırların aşılmasını hem de toplumsal yapının yeniden örgütlenmesini de beraberinde getiren çok katmanlı bir dönüşüm sürecidir. İletişim teknolojilerinin yaygınlaşması ve dijitalleşmeyle birlikte, bireyler mekânsal sınırlamalardan büyük oranda bağımsız hale gelmiş ve küresel bilgi ağlarının birer taşıyıcısı haline gelmiştir. Castells’in geliştirmiş olduğu “ağ toplumu” bağlamında, bireyler artık küresel veri akışı içinde konumlanmakta ve yerel bağlamın ötesine geçmektedir. Bu durum, bireylerin gündemlerini, algılarını ve sosyal ilişkilerini doğrudan etkilemektedir (Castells, 1996, s.59-65). Ancak bu küresel bağlantılılık durumu, paradoksal bir biçimde bireylerin yaşadığı yerel çevreyle olan ilişkisini de zayıflatmakta; aidiyet duygusunun azalmasına ve “toplumsal yönsüzlük”ün ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bauman’a göre bu durum, sürekli olarak akan küresel bilgilere maruz kalan bireylerin kendi toplumsal çevresine dair sorumluluk ve aidiyet hissi geliştirmemesiyle sonuçlanır (Bauman, 2000, s. 30-32). Bu nedenle birey, küresel anlamda sembolik olarak varlık gösterirken, yerel düzeyde toplumsal bir kopuş yaşar; bu da hipermetropik toplumun temel dinamiklerinden biri olarak öne çıkar. Bireylerin küresel duyarlılığı artarken yerel gerçekliğe karşı duyarsız hale gelmeleri dijital ağların ve medyanın etkisiyle şekillenen yeni bir toplumsal bilinç formunu da işaret eder.

Castells’in geliştirdiği “ağ toplumu” yaklaşımının yanı sıra, Ulrich Beck’in geliştirdiği “risk toplumu” yaklaşımı da hipermetropik toplum yaklaşımını destekler niteliktedir. Beck’e göre modern toplumlar, medyanın yoğun desteğiyle sürekli görünür kılınan küresel risklerin merkezde olduğu bir düzen içinde yaşarlar. Ancak bu risklere müdahale etme ya da risklere karşı bir sorumluluk alma bir pratik eylemden ziyade, sembolik bir farkındalık düzeyinde kalmaktadır. Başka bir deyişle, bireyler riskin bilgisine sahip olmasına rağmen, onunla yüzleşme veya çözüm üretme konusunda pasifleşirler. (Beck, 1992, s. 55-57). Hipermetropik toplumun bu noktada somutlaştığını söylemek mümkündür. Çünkü birey sürekli uyarılan fakat harekete geçmeyen bir dikkat hali içinde, küresel farkındalığın yorgunluğu ile yerel bağlamdan koparak normatif bir belirsizlik içinde sürüklenir.

Buna paralel olarak, Byung-Chul Han’a göre, dijital çağın yarattığı “şeffaflık ve “gözetim” rejimleri bireyleri sürekli görünür ve tetikte olmaya zorlar ve bu da derinlikli bir toplumsal bilinç geliştirilmesini engeller. Birey sürekli olarak tekrarlanan ve yüzeysel bilgi döngüleri içinde duyarlılık eşeğini kaybeder. Sürekli maruz kalınan küresel temalar karşısında bir duygusal tükenme meydana gelir. Bu süreç, küresel farkındalığın artmasına karşın yerel sorumluluk bilincinin zayıflaması ile sonuçlanır.

Hartmut Rosa’nın geliştirmiş olduğu “sosyal hızlanma” kuramına göre, modern toplumlarda bilginin, ilişkilerin ve zamanın hız kazanması, bireylerin sürdürülebilir bir sosyal aidiyet kurmalarını zorlaştırmaktadır. Bu durum, bireylerde toplumsal bağlılıkların çözülmesine yol açmaktadır (Rosa, 2013, s 33-35). Rosa’nın öne sürdüğü düşünceler, hipermetropik toplum yaklaşımı için önemli destek sunar. Çünkü hipermetropik toplum, bireylerin yakın çevresine ilişkin sorunlara karşı duyarsızlaşması ve yaşadığı toplumsal bağlardan ve yapıdan giderek yabancılaşmasını karakterize eder. Bu yabancılaşma durumu, sadece fiziki ya da coğrafi bir kopuşu değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir yönelim kaybını da içerir. Artık modern toplumlarda bireyler çevreleriyle anlamlı bir ilişki kuramaz hale gelmiştir. Rosa bu durumu “rezonans eksikliği” adını vermiştir.

Harvey’e göre, kapitalist üretim süreçlerindeki hızlanma mekan ve zaman deneyimini belirgin bir biçimde sıkıştırır. Harvey’in “zaman-mekan sıkışması” kavramı hipermetropik toplum analizine önemli bir katkı sağlamaktadır. Algılanan mekanların gittikçe daralması ve zamanın giderek yoğunlaşması ve hızlanması postmodern bir yaşam biçimini de tanımlamaktadır. Dijitalleşme ve medya iletişim araçlarının bu hızı desteklemesiyle beraber, bireyler küresel ölçekte anında bağlantılar kurabilir ama yerel mekanla kurulan ilişkiler derinlikten uzaktır (Harvey, 1989, s. 284-296). Bu nedenle, hipermetropik toplum bireyleri geleceğe odaklı, sürekli hızla akan bir zamansallık içinde yer alır. Ancak bu durum mekânsal aidiyetin çözülmesiyle sonuçlanır. Böylece yerel gerçeklik alanıyla kurulan toplumsal rezonans ciddi bir biçimde hasar görür ve bireyler küresel bilgi ağlarına yoğun bağlılık ile birlikte yerel bağlardan giderek uzaklaşır ve yabancılaşır.

Bu kuramsal çerçeve doğrultusunda, hipermetropik toplum, dijitalleşme ve küreselleşme süreciyle birlikte, bireylerin yerel toplumsal bağlarından kopuşunu ve toplumsal aidiyetin zayıflamasını beraberinde getirdiği bir olgu olarak tanımlanabilir. Castells, Beck, Bauman, Byung-Chul Han ve Rosa’nın yaklaşımları, bu yapısal dönüşümün bireyde toplumsal yönsüzlük, sorumluluk transferi, sosyal rezonans eksikliği, duygusal tükenme ve normatif belirsizlik gibi sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Bu nedenle hipermetropik toplum kavramı, modern dünyanın hız, bilgi akışı ve küresel risk algısı altında şekillenen toplumsal yabancılaşmayı anlamak için önemli bir teorik çerçeve sunmaktadır.

Medyanın Rolü ve Dijitalleşmenin Etkileri

Modern toplumlarda medya ve dijitalleşme bilgi akışının en temel kaynaklarıdır. Bu nedenle, bireylerin dünya algısını şekillendirmede önemli bir rol oynarlar. Küreselleşme sürecinin hızlanmasıyla beraber medya, sınırları aşan ve anında bilgi ve haber sunabilen bir mecra haline gelmiştir. Ancak bu hızlı ve küresel olan bilgi akışı, toplumsal sorumlulukların ve yerel bağların zayıflamasına sebep olabilecek önemli etkilerde yaratmaktadır (Castells, 1996, s. 70-75). Bu bağlamda, medya ve dijitalleşmenin bireyler arasındaki gerçek ve derin ilişkileri aşındırdığını ve bireylerin artan küresel bağlantılarına rağmen giderek daha da yalnızlaştıklarını söylemek mümkündür. Bu nedenle, bireyin toplumsal gerçeklikle kurduğu ilişkinin hem nitelik hem de nicelik açısından giderek zayıflamaktadır (Turckle, 2011). Bunun bir sonucu olarak, hipermetropik toplumda küresel bilgi akışına maruz kalan bireyler yerel düzeyde anlamlı eylem üretme ve toplumsal bağlılık kapasitesini kaybetmektedir.

Medya ve dijital kültürün modern toplumu dönüştürme biçimini anlamak hipermetropik toplum olgusunun ortaya çıkışını anlamayı daha da kolaylaştırabilir. Dijital medya gerçekliği temsil etmek yerine simülasyonlar yaratır ve bu simülasyonlar gerçeğin yerini alır. Bu durum, bireylerin “hiper gerçeklik” içinde yaşamasına ve toplumsal dünyayı medya yoluyla inşa edilen imgeler üzerinden algılamasına neden olur. Bireyin yaşadığı çevreyle kurduğu duygusal ve somut ilişkiler, yerini medya tarafından sunulan temsil sistemlerine bırakır (Baudrillard, 1994, s. 13-16). Bu bağlamda, hipermetropik toplumlar, fiziksel ve yerel gerçekliğe karşı giderek duyarsızlaşır ve küresel bilgi imgeleriyle kuşatılan bir yaşam alanında toplumsal rezonans ve aidiyet duygusunu yitirir.

Bu dönüşümün en temel nedenlerinden biri de medya araçlarının sadece bir içerik taşıyıcısı olmaktan çıkıp bireyin algı dünyasını şekillendiren bir etken haline gelmiş olmalarıdır. McLuhan’ın “araç mesajdır” yaklaşımı, her yeni medya biçimini bireyde mekan, zaman ve gerçeklik duyumunu dönüştürdüğünü ileri sürer. Dolayısıyla medya, sadece bilgi akışını değil, ayrıca bireyin dünyayla kurduğu ilişkinin şeklini de belirlemektedir (McLuhan, 1964, s. 7-8). Jenkins’e göre ise bireyler dijital çağda sadece bilgiye maruz kalan değil, aynı zamanda biliyi üreten ve yayan aktörlere de dönüşmektedir. Yine de bu etkileşimli kültür, bireyler arası yüzeysel bağlantıların artmasına rağmen derinlikli toplumsal ilişkilerin zayıflamasına neden olur (Jenkins, 2006, s.3-5). Bu bağlamda, hipermetropik toplumda bireyler, küresel medya ağlarında yer almasına rağmen yerel düzeyde toplumsal sorunluluk alma ve etkileşim üretme kapasitesini kaybetmektedir.

Dijitalleşmeyle birlikte medyanın bu işlevi daha da pekişmiştir. Sosyal medya platformları ve diğer dijital araçlar yoluyla bireyler, geniş bir küresel ağda sürekli bağlantı halindedir. Ancak bu bağlantılar yüzeysel olup anlam ve derinlikten yoksundur (Turkle, 2011, s.82-85). Bu nedenle dijital ortam, hipermetropik toplumun dinamiklerinden biri olarak, bireylerin yerel bağlardan koparak daha çok küresel meselelerle ilgilenmesine sebep olmaktadır.

Günümüzde dijital platformların yaygınlaşması, bireylerin ve toplumların gerçeklikle olan bağlarını yeniden şekillendirmektedir. İnsan yaşamının kolonileştiği 21.yüzyılda bireylerin yakın çevresindeki somut ilişkilerden koparak, daha çok dijital bağlantılar kurmakta ve dijital verilerin sunduğu uzak gerçekliklere odaklanmaktadır (Couldry ve Mejias, 2019, s. 290). Bunun yanı sıra, sosyal medya platformlarının içerik üretme ve düzenleme biçimleri de toplumun çevresinde olup biteni anlamasında ve çözmesinde belirleyici bir rol oynar. Bu platformların görünmeyen karar mekanizmaları, hangi içeriklerin öne çıkarılması ve hangilerinin sansürlenmesi gerektiğine karar verir. Böylece toplum, önemli ve gerçek sorunları fark etmekte zorlanırken, dijital palatformlarda şekillenen ve bu platformların çıkarlarına hizmet eden bilgi düzenine maruz kalır (Gillespie, 2018, s.44-45).Dezenformasyonun çok yoğun olduğu bu çağda, sosyal medya platformları toplumun yakın çevresindeki gerçek ve güncel sorunlardan çok, genellikle manipüle edilmiş ve ideolojik olarak yönlendirilmiş içeriklerle doludur (Napoli, 2019, s. 72). Dolayısıyla, sosyal medya platformları bir yandan bireyleri ve toplumu bağlamaya çalışırken, diğer yandan yerel ve somut toplumsal sorunları görünmez kılar (vanDijck, Poell veWaal, 2018, s. 134). Bu durum, toplumun kendi gündelik ve yakın meselelerini görmezden gelmesine yol açar ve hipermetropik toplum gerçeğinin ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

Sonuç olarak, medya ve dijitalleşme, hipermetropik toplumun oluşumunda merkezi bir rol oynar. Bu araçlar, bireylerin dünya genelindeki olaylara karşı duyarlılığını artırırken, yerel toplumsal olaylara karşı duyarsızlaşmasını ve sorumluluk almaktan uzaklaşmasını tetiklemektedir. Bu paradoks, günümüz toplumların en önemli yapısal sorunlarından biri olarak da ele alınabilir.

Sonuç

Modern toplumların geçirdiği küreselleşme ve dijital dönüşüm, sadece teknolojik yapıları değil, aynı zamanda bireyin dünyayı algılama biçimini, toplumsal bağlarını ve toplumsal sorumluluk anlayışını da derinden etkilemiştir. Günümüzde bireyler, dijital medyanın sağladığı sınırsız erişim sayesinde küresel krizlerden haberdar olmakta; başta savaşlar olmak üzere iklim değişikliği ve mülteci sorunları gibi konularda farkındalık geliştirmektedir. Ancak bu farkındalık, paradoksal bir biçimde, yaşanılan çevrede meydana gelen somut sosyal problemlere karşı kayıtsızlığı da beraberinde getirmektedir. Bu çelişkili durum, “hipermetropik toplum”un temel karakteristiğini oluşturmaktadır.

Dijital medya bireyin gerçekliğe doğrudan temasını giderek azaltmakta ve birey simülasyonlar aracılığıyla inşa edilen “hiper gerçeklik” içinde yaşamaya yönlendirilmektedir. Bu durum, bireylerin duygusal ve bilişsel enerjilerini sürekli soyut, uzak ve çoğu zaman müdahale edemedikleri toplumsal meseleler üzerine yoğunlaştırmasına yol açmaktadır. Bunun sonucunda birey, zamanla sosyal çevresiyle olan bağlarını ihmal etmekte; toplumsal sorumluluk, yerel düzeyde katılım ve toplumsal dayanışma gibi değerler zayıflamaktadır. Bu bağlamda, medya araçlarının sadece bilgi taşıyıcısı değil, ayrıca toplumsal algıyı da şekillendiren güçlü bir yapı oldukları görülmektedir.

Küreselleşme ve dijitalleşme süreçlerinin modern toplumlar üzerinde yarattığı çok katmanlı dönüşüm, bireylerin toplumsal gerçeklik algısını yeniden şekillendirmektedir. Medya ve dijital teknolojilerin, toplumsal dikkat üzerinde kurduğu hakimiyet, bireyin çevresiyle kurduğu doğrudan, somut ilişkilerin yerini, medya aracılığıyla sunulan simülasyonlarla ve imgelerle kurulan dolaylı ilişkilere bırakmasına neden olmaktadır. Bu durum,sadeece bireysel bilinçte değil, kolektif yapıda da çözülmelere yol açmaktadır. Bu dönüşümün bir tezahürü olarak ortaya çıkan “hipermetropik toplum” olgusu, bireylerin yerel düzeydeki toplumsal sorunlara karşı duyarsızlaşırken, küresel meseleler karşısında aşırı duyarlılık geliştirmeleriyle karakterize edilir.

Bu çalışmada, söz konusu küresel ve dijital dönüşümün toplumsal düzeydeki yansımalarına yönelik bir çaba olarak, “hipermetropik toplum” kavramı merkeze alınmış ve bireylerin küresel ölçekte artan duyarlılıklarına karşın, yerel sorunlara karşı gelişen ilgisizlik durumunu eleştirel bir bakış açısıyla analiz etmeye çalışılmıştır. Çalışmada ayrıca küreselleşmenin ve dijital medyanın bireylerin toplumsal duyarlılıkları üzerindeki etkileri tartışılmış ve bu etkilerin özellikle yerel bağların zayıflaması, toplumsal sorumluluk bilincinin erozyona uğraması ve yüzeysel dijital etkileşim biçimlerinin artışı şeklinde tezahür ettiği ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu nedenle, dijitalleşmenin sunduğu imkanların beraberinde getirdiği risklerin de göz ardı edilmemesi gerekir.

Gelecek çalışmalarda, hipermetropik toplum dinamiklerinin farklı sosyo-kültürel bağlamlarda nasıl ortaya çıktığının ampirik verilerle desteklenerek incelenmesi önem arz etmektedir. Ayrıca, bireylerin medya temsillerini nasıl içselleştirdiği, yerel-kültürel etkileşimlerde hangi stratejileri benimsediği ve dijital medya kullanımının toplumsal aidiyet ve sorumluluk duygularını nasıl dönüştürdüğü gibi sorulara odaklanmak, bu alanın kuramsal zenginliğine katkı sağlayacaktır. Ancak bu şekilde, küreselleşmenin ve dijitalleşmenin sunduğu avantajlardan toplumsal bütünlük ve adalet ekseninde faydalanmak mümkün olabilecektir.

* Metin DEMİRAĞAÇ, Bağımsız araştırmacı, Pamukkale Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunu (2015), Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu (2022), Van yüzüncü Yıl Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans mezunu (2024), 0000-0003-1302-7934, demiragacmetin@gmail.com

Kaynakça

Althusser, L. (1971). Ideology and ideological state apparatuses. In Lenin and philosophy and other essays (pp. 127–186). Monthly Review Press.

Bauman, Z. (2000). Liquid modernity. Polity Press.

Beck, U. (1992). Risk society: Towards a new modernity (M. Ritter, Trans.). SAGE Publications. (Original work published 1986)

Baudrillard, J. (1994). Simulacr and simulation (S. F. Glaser, Trans.). University of Michigan Press. (Original work published 1981)

Castells, M. (1996). Therise of the network society. Black well Publishers.

Couldry, N.,&Mejias, U. A. (2019). The costs of connection: How data is colonizing human life and appropriating it forcapitalism. Journal of Communication, 69(2), 287–293. https://doi.org/10.1093/joc/jqz014

Gillespie, T. (2018). Custodians of the internet: Platforms, contentmoderation, andthehiddendecisionsthatshapesocialmedia. Yale UniversityPress. https://doi.org/10.12987/9780300215079

Harvey, D. (1989). Thecondition of postmodernity: An enquiryintotheorigins of culturalchange. Blackwell.

Han, B.-C. (2015). Thetransparencysociety. Stanford UniversityPress.

Herman, E. S.,& Chomsky, N. (1988). Manufacturingconsent: Thepoliticaleconomy of themassmedia. PantheonBooks.

Jenkins, H. (2006). Convergenceculture: Whereoldandnewmediacollide. New York UniversityPress.

McLuhan, M. (1964). Understandingmedia: Theextensions of man. McGraw-Hill.

Napoli, P. M. (2019). Socialmediaandthepublicinterest: Media regulation in thedisinformation age. Columbia UniversityPress. https://doi.org/10.7312/napo18416

Rosa, H. (2013). Socialacceleration: A newtheory of modernity. Columbia UniversityPress.

Turkle, S. (2011). Alonetogether: Whyweexpectmorefromtechnologyandlessfromeachother. Basic Books.

vanDijck, J.,Poell, T., & de Waal, M. (2018). The platform society: Publicvalues in a connectiveworld. Oxford UniversityPress. https://doi.org/10.1093/oso/9780190889760.001.0001

Kellner, D. (2000). Media culture: Culturalstudies, identityandpoliticsbetweenthe modern andthepostmodern. Routledge.

* Metin DEMİRAĞAÇ, Bağımsız araştırmacı, Pamukkale Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunu (2015), Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu (2022), Van yüzüncü Yıl Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans mezunu (2024)

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin