Emperyal Bumerang: Sömürgeci Baskı Yöntemleri Merkeze Nasıl Geri Döner?
Connor Woodman

ekran_resmi_2023-05-11_12.23.38

İngilizceden Çeviren: Zozan Goyi

Önsöz

Sömürgecilik/emperyalizm kavramsallaştırmalarının Kürdistan ve Türkiye genelindeki sosyo-politik dinamiklerin tahlil ve teorileştirilmesinde daha fazla ve daha etkin bir şekilde işe koşturulması acilliyet arz etmektedir. Bu yazıyla birlikte çevirisini yaptığımız bağımsız araştırmacı ve yazar Connor Woodman’ın 9 Haziran 2020’de Verso Books[1] tarafından yayınlanan "emperyal bumerang etkisi" ile bunun çeşitli bağlamlardaki işleyişini inceleyen beş bölümlük dizisi[2] önemli bir çalışma. “Sömürgeci bumerang” olarak da okuyabileceğimiz bu determinist olgu yalnızca bu makale dizisinde bahsedilen yerlerde görülmedi elbette. On yıllardan bu yana Kürdistan’da tatbik edilen ırkçı tahakküm, yasaklama ve dışlama pratikleri şiddet, totaliter ve faşizan uygulamalar tam da bu kavramın muhtevasına uygun bir şekilde sömürgeci merkeze geri döndü/dönüyor. Anılan makale serileri yeni bir bakış açısı sunuyor.

Zozan Goyi

“Unutulmamalıdır ki sömürgeleştirme

[…] Batı'daki iktidar mekanizmaları üzerinde hatırı sayılır bir bumerang
etkisi yarattı […] Bir dizi sömürge modeli
Batı'ya geri döndü.”

Michel Foucault

Emperyalizm genellikle bir başkasına yapılan/uygulanan bir şey olarak tasavvur edilir. Baskın devletler –son 500 yılda ezici bir çoğunlukla Avrupa ve Kuzey Amerika devletleri– güçsüzleştirilmiş yabancı nüfus üzerinde askeri, siyasi ve kültürel tahakküm uygulamaktadır. Bu anlayışa göre, bu yabancı nüfus, emperyalizmin kalıcı olumsuz etkilerinden muzdarip taraflardır. Emperyalizm orada, kolonilerde, olan bir şeydir; emperyal ulusların iç politikaları, sömürge tarihini ve uygulamasını incelerken çok az siyasi veya analitik bilgi ilgi sergiler.

Gerçekte, 500 yıllık emperyalist pratik metropoliten merkezler üzerinde derin ve kalıcı etkiler yaratmıştır. Avrupa halkları özünde, ikonografimizden yediğimiz yiyeceklere, etnik yapımızdan ırksal ideolojilerimize kadar, emperyalizmin tarihi ve bugünü tarafından şekillendirildi. Bu makale dizisi, emperyalizmin onu yürüten ülkelerin siyasi ve toplumsal yapısını derinden şekillendirdiği belirli bir mekanizmaya odaklanıyor: “emperyal bumerang etkisi”.

"Emperyal bumerang etkisi", imparatorlukların sömürge isyanlarını bastırma, sosyal kontrol ve baskı yöntemleri için, bir çeşit laboratuvar olarak kullanma biçimini ifade eder. Ayrıca bu kavram daha sonra emperyal metropollere/merkezlere geri getirilip içeride marjinalize edilmiş, boyun eğdirilmiş ve madun olana karşı konuşlandırılabilir. Zayıf ahlaki yaklaşıma ve yasal kısıtlamalara sahip olan imparatorluklara, sömürgeleştirilmiş nüfuslar üzerinde yeni teknolojileri ve sosyal hiyerarşileri test etme özgürlüğü verilir. İmparatorluk süresince kadro ve bilgi dolaşımı mükemmelleştirildikten sonra, bu baskıcı yöntemleri kolonilere yayar - ve iç bölgelere geri döner.

19. ve 20. yüzyıllardaki yüksek Avrupa emperyalizmi döneminde, kolonilerde mükemmelleştirilen çok sayıda teknik, ideoloji ve uygulama Avrupa'ya geri getirildi ve marjinalleştirilmiş nüfuslara, muhaliflere ve dışlanmışlara karşı kullanıldı. Bazen, tüm sömürge kurumları merkeze geri ithal edildi. Diğer zamanlarda, sömürge savaşlarından kaçan ve imparatorluk anavatanına yerleşen göçmen nüfusa karşı özel isyan bastırma taktikleri uygulandı. Mevcut neo-emperyalizm çağında, bahse konu bumerang, çoğunluktaki beyaz ulusların öznelliklerini derinden etkilemeye ve Sol işçi sınıfı ile yönetici sınıflar arasındaki mücadele alanını yapılandırmaya devam ediyor.

Emperyal Bumerang ve Nazi Almanyası

"Emperyal Bumerang" kavramı ve bununla bağlantılı siyasi teorileştirme, ilk olarak akademisyenler ve aktivist-entelektüeller, II. Dünya Savaşı'nın ardından Holokost'un tarihsel deneyimiyle boğuşmaya çalışırken ortaya çıktı. Bazıları, sanatsal, bilimsel ve politik yeniliklerin dünya merkezlerinden biri olan Weimar Almanya'sının şimdiye kadar tanık olunan en kapsamlı soykırım eylemlerinden birine nasıl yenik düşebileceğini soruyordu. Bazıları hala popüler olan bir yaklaşımla, Hitler ve Nazi Almanya'sını istisnaileştirmeye çalıştı. Holokost garip bir olaydı, Avrupa Aydınlanma hümanizmi ve demokrasi geleneklerinden bir sapmaydı - belki de Alman ulusunun kitlesel bir psikozuydu. Diğer bazılarına göre de Nazi Partisi'nin yükselişi bir dizi talihsiz tarihsel tesadüfle açıklanabilirdi: Versailles Antlaşması; büyük Buhran; ilerici Alman muhalefetinin başarısızlığıydı.

Bazı entelektüeller daha derine inerek, yalnızca Alman nüfusunu değil Avrupa'nın büyük bir bölümünü faşizme ve gaz odalarına çeviren Avrupa düşünce ve pratiğinin yapısını ortaya çıkarmaya çalıştılar. Bunların belki de en bilinenleri, Aydınlanmanın Diyalektiği'nde Holokost'u Aydınlanma modernliği ile kapitalist sanayiciliğin çelişkileri ve gerilimlerine yerleştiren Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno'dur. Diğer iki isim başka açıdan bakarak Nazi Almanya'sını Avrupa emperyalizminin tarihine ve bugününe yerleştirdi. Siyaset teorisyeni Hannah Arendt, Totalitarizmin Kaynakları’nda emperyalizme özgü iki uygulama olarak ırksallaştırma ve bölgesel genişlemenin Avrupa faşizminin temellerini attığını savundu. Avrupa'daki totaliterlik, Arendt'in "emperyal bumerang" olarak adlandırdığı şeyin bir sonucuydu. Şair ve teorisyen Aimé Césaire, Sömürgecilik Üzerine Söylev'de, benzer şekilde, Hitler'in "o zamana kadar yalnızca sömürgelere uygulanan sömürgeci prosedürleri Avrupa'ya uyguladığını" ve modern öncesi barbar dönemin bir sapkınlığı gibi görünen şeyi - Holokost'u - kesin bir şekilde Avrupa’nın emperyal geleneğine yerleştirdi. Bu görüşe göre Hitler'in yöntemleri Avrupa toplumlarına yabancı değildi. Hitler'i istisna kılan sadece bu yöntemlerin Avrupa halklarına karşı, Avrupa'nın kendi içinde uygulanması gerçeğiydi.

Yüzyıllar boyunca Avrupa emperyalizminin en aşırı tahribatına maruz kalmış olan küresel Güney'den bakıldığında, Nazi Almanyası o kadar da sıra dışı görünmüyordu. Amerika'da yaklaşık 50 milyon Yerli, İspanyol kolonizasyonu sonucunda ölmüştü; 10 milyondan fazla Afrikalı, Karayipler'de ve başka yerlerde köle olarak yaşamaları için Atlantik üzerinden sürüklenmişti; Hindistan'da İngiliz kaynaklı kıtlıklarda sözü edilmemiş 10 milyon insan öldü.

"Emparyal bumerang" kavramı, Nazi Almanyası tarafından kullanılan belirli mekanizmaların kolonyal laboratuvarlarda nasıl geliştirildiğini ve emperyalizmin pratiğinin böylesine korkunç bir olay için arka plan koşullarını nasıl sağladığını açıklamanın bir yoluydu.

Emperyal Bumerang ve Irkın/Irkçılığın Tarihsel İnşası

Avrupa yönetici sınıfları tarafından şimdiye kadar geliştirilen belki de en güçlü ideolojik ve maddi aygıtın da kökenleri sömürgelerdedir: Irk(çılık) ideolojisi ve pratiği. Dünya nüfusunun ırksallaştırılması -insanlık bölgelerinin sözde fiziksel ve kültürel özelliklere göre gruplandırılmasına göre hiyerarşik olarak kategorize edilmesi- köle ticareti ve küresel Güney'in ezici çoğunluğunun sömürgeleştirilmesi yoluyla gelişti. Bu araç, kendilerini giderek daha fazla "beyaz" olarak görmeye başlayan işçi sınıfları da dahil olmak üzere Avrupa nüfusunun öz-imaj algısına yerleşmişti.

Irkın tarihsel inşası, moderniteyi en derinden etkileyen gelişmelerinden biri olmuştur. Bu, dünya çapında bumerang yapmaya devam eden bir sömürgeci bir icattır. Bu, öncelikle, kolonyal yapılar ve tarihler içine gömülü bir dizi somut pratiktir. Hollandalı akademisyen Gloria Wekker'in belirttiği gibi, ırk "yalnızca bir ideoloji, inanç ve beyan meselesi değildir", "aynı zamanda uygulamalarda, işlerin düzenlenme ve yapılma biçiminde şeffaf hale gelir." Sömürge halklarının ırksallaştırılması, boyun eğdirilmelerini haklı çıkarmak için gerekliydi; ama aynı zamanda emperyal gözetim, tahakküm ve şiddet pratikleri tarafından da üretildi. Dolayısıyla, ırkın toplumsal inşasının koloniden metropole ithali, baskı tekniklerinin ithaliyle iç içe geçmiş ve kısmen bu ithal tarafından oluşturulmuştur. Irkın maddi/somut olduğu iddiasının anlamı budur.

1950'lerin ve 1960'ların büyük sömürgecilik karşıtı hareketlerinin ortasında, sömürgeleştirilmiş entelektüeller, özellikle Frankofon dünyasında, sömürgeleştirmenin emperyal efendiler üzerindeki etkilerini teorileştirdiler.

Albert Memmi'nin 1957'de yazdığı üzere, "Sömürge durumu, tıpkı sömürgeleştirilmişleri ürettiği gibi, sömürgecileri de üretir." Emperyalizm, beyaz Avrupa'nın cinsel benlik algısına geri döndü. Ann Laura Stoler'ın gösterdiği gibi, beyaz cinselliği kısmen egzotik, her zaman erişilebilir, ırksallaştırılmış bir korku nesnesi olarak sömürgeleştirilmiş kadına karşı geliştirildi. Devlet düzeyinde, emperyal cinsel kontrol yöntemleri bazen evdeki cinsiyet tabakalaşması için model olarak kullanıldı.

Örneğin, 1857'de kolonyal Hong Kong'da seks işçilerinin denetlenmesi ve hapsedilmesi uygulamaları, 1864 Bulaşıcı Hastalıklar Yasası'nda Britanya adalarına kadar ulaştı (geri döndü). Bugün emperyal bumerang sadece tarih kitaplarında dolaşmıyor. Beş yüzyıl boyunca küresel siyaseti yöneten, ekonomik kalkınmayı yapılandıran ve dünya kültürünü etkileyen resmi imparatorlukların mirası, Avrupa toplumları üzerinde derin bir etkiye sahip.

Gerçekten de, küresel Kuzey ve Güney arasındaki emperyal tahakküm ilişkileri devam ediyor. Frankofon Afrika'daki Fransız hâkimiyetinden ve sürekli Britanya-ABD askeri müdahalelerinden, uluslararası finans kurumları üzerindeki Batı etkisine ve yabancı topraklardaki Avrupa-ABD madencilik faaliyetlerine kadar, emperyalizm ve onun mirası büyük ölçüde hala bizimle birlikte. Kwame Nkrumah'tan Thomas Sankara'ya kadar küresel Güney'deki pek çok kişi, sömürgeciliğin neo-emperyalizme dönüştüğünü söylemektedir: Fransız bayrağı artık Fada'da dalgalanmıyor olabilir ama ekonomik sömürü, askeri müdahale ve diplomatik aldatmacalar varlığını sürdürüyor.

Bununla birlikte, neo-emperyalizmin etkileri tüm dünyada bumerang gibi dönmeye/dolaşmaya devam ediyor. Çağımızın belirleyici biçimi olan neo-liberalizm, ilk kez 1970'lerde Şili'de, ABD devletinin Salvador Allende'nin solcu hükümetini devirmesi ve Amerikalı iktisatçıların yeni kurulan askeri diktatörlüğe tavsiyeleriyle test edildi. Artan eşitsizlikten azalan yaşam beklentilerine, dünya hakkındaki en derin kavramsallaştırmamıza ve birbirimizle ilişki kurma yollarımıza kadar Batı’ya her anlamda nüfuz eden neo-liberalizm, kısmen (neo)emperyal bumerang etkisinin bir ürünüdür.

*Kaynak: https://www.versobooks.com/en-gb/blogs/news/4383-the-imperial-boomerang-how-colonial-methods-of-repression-migrate-back-to-the-metropolis

Dipnotlar

[1] https://www.versobooks.com/

[2] Dizinin diğer makaleleri için bkz. https://www.versobooks.com/blogs/news/tagged/imperial-boomerang-effect

Dizinin diğer makaleleri şunlardır:

-“The Imperial Boomerang, or Why the Left needs Anti-Imperialism” (Emperyal Bumerang veya Solun Neden Anti-Emperyalizme İhtiyacı Var?)

- “The Imperial Boomerang: How France used colonial methods to massacre Algerians in Paris” (Emperyal Bumerang: Fransa, Paris'te Cezayirlileri katletmek için kolonyal yöntemleri nasıl kullandı?)

- “How British police and intelligence are a product of the Imperial Boomerang Effect” (İngiliz polisi ve istihbaratı nasıl Emperyal Bumerang Etkisinin bir ürünüdür?)

-“Chickens Come Home to Roost: the U.S. Empire, the Surveillance State and the Imperial Boomerang” (Tavuklar Tünemek İçin Eve Gelir: ABD İmparatorluğu, Gözetim Devleti ve Emperyal Bumerang).

EDİTÖRDEN

Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.

Devamını oku →
Bizi takip edin