İngilizce’den Çeviren:Zozan Goyî
Apartheid Arşivleri projesi kapsamında toplanan Apartheid’e dair gündelik deneyimlerin anılarından ve eleştirel ırk felsefesinde ortaya çıkan bilgisizlik teorisinden yararlanan bu makale, ırk hiyerarşisiyle yapılandırılmış bir toplumun kalbinde yatan “bilgisizlik sözleşmesi”ni – bilgisizliği barındıran örtülü anlaşmayı- araştırıyor. Bu bilgisizlik, bilgisizliği kusurlu bireysel bir biliş sorunu veya henüz edinilmemiş bir bilgi yokluğu olarak gören geleneksel bilgisizlik teorileştirmesinin aksine stratejik değeri olan sosyal bir başarı olarak bilinmektedir. Apartheid anlatıları, bilgisizliğin toplumsal bir düzen işlevi görmesi için bilgisizliğin uygun icracıları olarak bilişsel düzeyde, duygulanışta ve etik açıdan disipline edilmiş öznelliklerin oluşturulması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Sözleşmenin şartları baskın güç olan beyaz toplum tarafından belirlenmiş olmakla beraber hem siyah hem de beyaz Afrikalılar bilgisizlik epistemolojileri üretiminde rol almışlardır.
Giriş
Güney Afrika'daki demokrasiden bu yana Apartheid'i destekleyen kimsenin bulunamaması, sürekli bir şakaya konu olmuştur. Apartheid döneminde neler olduğunu bilmediklerini iddia eden beyaz[1] Güney Afrikalıların sayısı gitgide artıyor. Kendi nesillerinin Apartheid'den sorumlu olmadığını, bunun sorumlusunun ebeveynlerinin nesli olduğunu söyleyen bu kesime göre, Apartheid döneminde siyah insanların durumu, Apartheid sonrası Güney Afrika'daki beyaz Güney Afrikalılarınki kadar kötü değildi. Yine de ırk ayrımcılığı sistemi, beyaz nüfusun, siyahlardan ayrı girişler kullanmak, ulaşımdan, plajlardan, restoran ve sinemadan yalnızca beyazların faydalanması, kötü ve kıymetsiz işlerde yalnızca siyahların çalıştırılması ve bunlara asgari ücretin altında ödemeler yapılması, okullarda sadece beyaz çocukların eğitilmesi, ordu hizmetine beyazların katılması ve tabii ki statükoyu haklı çıkaran söylemlere katılma gibi, aktif ve pasif işbirliği olmadan kırk yılı aşkın bir süredir işlevsel veya sürdürülebilir olamazdı. Beyazlar Mills'in (2008) "iyi hissettiren" bir tarih (s. 241) dediği şeyi üreterek, Güney Afrika'da beyazlık için daha elverişli veya en azından daha rahat bir mevcudiyet yaratıyorlar (Steyn ve Foster 2008). Ve bu değiştirilmiş gerçekliği çocuklarına aktararak, onlar için bilgisizlikle karakterize edilecek özne konumlarını mümkün kılıyorlar.
Apartheid Arşivleri projesine ait materyallerle çalışan ve eleştirel ırk felsefesinden ortaya çıkan bilgisizlik epistemolojilerinin teorileştirilmesinden yararlanan bu makale, Güney Afrika gibi ırksal hiyerarşiyle yapılandırılmış bir toplumun kalbindeki bilgisizlik sözleşmesini[2] araştırıyor. Bu sözleşmenin bilgisizliğin uygun icracıları olan öznellikler oluşturarak sosyal düzenleyici olarak nasıl işlev gördüğünü gösteriyor. Egemen olan beyazlar olduğu için bilgisizlik sözleşmesinin şartlarını beyaz nüfus belirler, ancak makale hem beyaz hem de siyah Güney Afrikalıların apartheid döneminde çok farklı stratejik nedenlerle kendi bilgisizlik epistemolojilerini inşa ettiklerini göstermektedir.
Apartheid Arşiv Projesi
Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, geçmişle dürüst bir ilişki kurma konusunda malumat sağlamıştır (Boraine 2000). Bununla birlikte, devlet görevlilerine özel olarak odaklanması ve ağır insan hakları ihlalleri ve sistemik sosyal ihlalleri ihmal etmesi nedeniyle eleştirilmiştir (Mamdani 2000). Komisyonun yaptığı oturumlar sıradan insanların Apartheid'de gündelik hayatı nasıl deneyimlediğini, sistemi nasıl sürdürdüklerini, nasıl zevk aldıklarını, nasıl acı çektiklerini ve direndiklerini ortaya çıkarmadı.
Witwatersrand[3] Üniversitesindeki Apartheid Arşiv Projesi, apartheid süresince günlük hayatın bazı yapılarına dair bilgi kaybını önlemek ve bu bilgiyi gelecek nesillere aktarmak adına interdisipliner Güney Afrikalı bir grup yerel ve yurtdışındaki akademisyen tarafından başlatıldı. Proje, halkın, ülkenin ırksallaştırılmış geçmişine dair belirli olayların anılarını anlatmaya davet edildiği ve bir arşiv ve araştırma veri tabanı olarak saklanan bir web portalına ev sahipliği yapıyor. Proje resmi olarak Haziran 2009'da halka açık bir etkinlik ve önde gelen araştırmacıların, o güne kadar toplanan anlatıların analizlerini sunduğu ‘Arşivle Yüzleşmek’ adlı bir kolokyumla başlatıldı. Bu makalenin daha önceki bir versiyonu da bu kolokyum için hazırlanmıştı.
Bilgisizliği veya Agnotolojiyi Teorize Etmek
Sosyal olaylar ve ilişkilere dair anlayışımız, bilgisizliğin basit bir eksiklik yani yeni edinilecek yeni bilgilerle telafisi mümkün bir eksiklik olmadığının kabulünden (Proctor ve Schiebinger 2008) hareketle daha yeni şekillenmeye başlıyor. Smithson (2008), bilgisizliğin insan ilişkilerinin, kültürünün ve örgütlenmelerinin önemli bir parçası olduğunu ve “insan bilişinde, duygulanışında, eyleminde, sosyal ilişkilerinde ve kültürüne temelden bir etki”si (s. 159) olduğunu ileri sürer. McHugh (tarihsiz) Bilgisizlik Epistemolojisi'ni şu şekilde tanımlamaktadır: “Bilgisizliğin epistemolojisi, bihaberliğin veya bilgisizliğin incelenmesi ve bilgisiz olan özne konumlarının incelenmesidir. Aynı zamanda bilgisiz olmayı reddetmenin ve kişinin bilgisinin aktif olarak yeniden inşasının incelenmesidir. Bilgisizlik epistemolojisinin incelenmesi, akademide, bilmeme yapılarını bozmaya, aktif bilgisizlik kalıplarını ortaya çıkarmaya ve Ötekileri bilenler olarak eklemeye çalışan, aleni politik bir proje olmuştur.” (McHugh, tarihsiz, s. 1)
Bu nedenle de bu sorunsal içinde bir araştırmayı çerçevelemek, bilgi ve bilgisizlik arasındaki bütünsel bağlantıyı, varlık ve yokluk açısından değil, her ikisi de kasıtlı pratiklerin ürünleri olan iki tür varlık açısından tanımaktır. Başka bir deyişle, bilgisizlik, sadece bireysel bilgi edinme başarısızlığı olarak değil, aynı zamanda sosyal bir başarı olarak da incelenmelidir (Michaels 2008). Tuana ve Sullivan (2006) Proctor'dan (1995) şöyle bir alıntı yapmaktadırlar: “Bilgisizliğin sosyal inşasını çalışmalıyız. İhtilafın sürekliliği çoğu zaman kusurlu bilginin doğal bir sonucu değil, çatışan çıkarların ve yapısal ilgisizliklerin politik bir sonucudur. İhtilaf tasarlanabilir: bilgisizlik ve belirsizlik üretilebilir, sürdürülebilir ve yayılabilir.” (Proctor, s. 8)
Bu anlayış, bilgisizliği, sosyal süreç uzmanlarını derinden ilgilendiren bir konu haline getirir (Smithson 2008). Tıpkı bilgi gibi, bilgisizlik de iletişimsel pratikler yoluyla yerleştirilebilir ve sosyal ortamlarda yayılabilir, özneler arası yetiştirilip beslenebilir, sosyal ağlar ve etkinlikler aracılığıyla dolaşıma sokulabilir. Bilgisizliği bu şekilde yeniden çerçevelemek, toplumsal hafızayla ve bir zamanlar bilinenleri nasıl 'unuttuğumuz' ile ilgili soruları da gündeme getirir (Wylie 2008). Tuana'nın (2004) belirttiği gibi, bir zamanlar bilinenler, “çürütüldüğü ve yanlış görüldüğü için değil, artık değerli, önemli veya işlevsel olarak görülmediği için bilgisizlik âlemine aktarılabilir” (s. 195). Toronto (2003), “kötü niyet”in, mevcut yapısal eşitsizliklere yol açan geçmişleri bilme konusundaki isteksizlik olduğunu öne sürmektedir. Bu nedenle, yalnızca bilginin değil, bilgisizliğin yönetimi de bir kontrol tekniğidir.
Feminist bir filozof olan Tuana çalışmasında bilgisizliği üreten ve sürdüren kazanılmış çıkarları göstermede etkili olmuştur. Bilgisizlik ve tahakküm genellikle birbiriyle ilişkilidir. Bilgisizlik, “gücün bir yönü olarak aktif şekilde oluşturulabilir veya yeniden üretilebilir” (Feenan 2007). Farklı sistematik bilgi kalıpları göz önüne alındığında, bilmenin çoklu yollarının reddi (May 2006), " sistematik farklı bir bilgisizlik" meydana getirecektir (Harding 2001). “Bilinmeyen ve bu tür bir bilgisizlik politikası, bilinenin inşasında iktidarın rolünü ortaya çıkarma ve bilgi pratiklerimizde iş başındaki politik değerlere mercek tutma potansiyeline sahip olduğundan bunların izini sürmek epistemolojik ve sosyal/politik analizlerin kilit bir unsuru olmalıdır.” (Tuana 2004).
Bu nedenle, sistematik bilgisizlik, iktidar konumundan inşa edilen bilgide saklıdır. Sistematik bilgisizlik toplumdaki eşitsiz konumsallıkların üretilmesi ve sürdürülmesi için önemli bir araç olup dağılımı da tıpkı bilginin dağılımı gibi, toplumsal fay hatları şeklinde haritalandırılabilir. Bu harita, epistemolojik olarak işlevsiz veya etik açıdan kınanması gereken bilgiyi veya bilgiye giden yolları içerir. Tuana (2006) kendi bilgisizlik tipolojisi 'bilgisizliği sevme - bilemeyeceğimizi kabul etme'yi içerir. Townley (2006) 'kendine ve diğer bilenlere uygun bir tutum'un 'epistemik erdemini' tavsiye eder (s. 46).
Irk ve Bilgisizlik Sözleşmesi
“Kendi varoluş koşullarını yeniden üreten” toplumdaki eşitsizliğin düzenleyici ilkelerinden biri olarak (Cooper 2004, s. 59) ırk, dünyaya ilişkin anlayışlarımızın yeniden üretilmesinde derinden rol oynar. Bilgisizlik epistemolojileri kavramının, bilgisizlik/körlük tarafından yapısal olarak ayrıcalıklı bir konumsallık atfedilmiş, ırkçılaştırılmış başkalarının pahasına kazanılmamış haklar olarak kabulü olan ve beyazların rahatlığı ilerlemesi için yaşam fırsatlarını ve koşullarını şekillendiren normalleştirilmiş ırk düzenine dair iç görüden yoksun olan beyazlık teorileştirmeleriyle açık bir rezonansı vardır (McIntosh 1992, Kincheloe 1998, Steyn 2001). Leonardo (2009), beyazlığın kendisini “geçmişi renkli insanlara yönelik şiddet içeren kolektif ırksal bir epistemoloji” (s. 111) olarak tanımlayacak kadar ileri gider.
Modern dünyanın politik ve tarihsel bir analizi olarak Mill'in Irk Sözleşmesi'nde (1997) beyaz bilgisizliği meselesine dair kapsamlı bir inceleme yer almaktadır. Irk Sözleşmesi (the Racial Contract), tarihsel olarak kanıtlanabilir bir “ırk düzenine, beyaz üstünlüğüne, Beyazlık olarak adlandırılabilecek şeye açık veya zımni rıza” olarak kabul edilir (s. 14). Epistemolojik boyutu, "genel bir kural olarak", "ırka dair konularda beyazların yanlış anlayışı, yanlış beyanı, kaçınma ve kendini kandırma" (s. 19, italik vurgu Mills’e aittir) içerir. Ünlü deyişiyle: “ Irk Sözleşmesi, imzacılarına ırkla ilgili konularda tersine çevrilmiş bir epistemoloji, bir bilgisizlik epistemolojisi, psikolojik ve sosyal açıdan işlevsel olan, beyazların genel olarak kendi yarattıkları dünyayı anlayamayacakları ironik bir sonuç üreten yerel ve küresel belirli bir bilişsel işlev bozukluğu örüntüsü reçetesi yazar.” (Mills 1997, 18).
Beyaz bilgisizlik, dünyayı yanlış temsil etmek üzere üstü kapalı bir anlaşma olan "beyaz ırkçılığı veya beyaz ırk egemenliği ve bunların sonuçlarından" doğar (Mills 2008, s. 233). Bu makale, beyaz bilgisizliği epistemolojilerini sürdürmek için daha kapsamlı Irk Sözleşmesinin – sözleşme ister açık ister zımni olsun - bilgisizlik 'alt maddesini' ön plana çıkarmaktadır. Bunu Bilgisizlik Sözleşmesi (The Ignorance Contract) olarak adlandırıyorum.
Irk ve Bilgisizlik Epistemolojileri (Race and Epistemologies of Ignorance) derlemesinin ırksallaştırılmış bağlamlarda iş başında olan bilgisizlik epistemolojilerinin açıklanmasında önemli katkıları vardır (Sullivan ve Tuana 2007). Alcoff (2007) asli ırksal bilgisizliğe dair şunları söylemektedir: “bilgisizlik, ihmalden kaynaklanmaz, tarihsel olarak bilenler olarak konumlanmamız, grup kimliklerimiz ve baskıcı sistemlerimizle ilgili yapısal uygulamalar aracılığıyla ortaya çıkar.”
Bailey (2007), bilgisizliğin stratejik kullanımlarına ve bilgisizlik ifadelerine vurgu yaparak beyaz bilgisizlik ve beyaz olmayan direniş arasındaki ilişkiyi vurgular. Bilgisizlik epistemolojisinin bir bilgisizlik etiği tarafından desteklendiğini savunan Hoagland (2007), ilişkiselliğin inkârını bilgisizlik uygulamalarının merkezi olarak görür; Sullivan'ın (2007) yanıt verme yeteneğinin ihmal edilmesi kavramında yankılanan bir içgörü. Spelman (2007), bilgisizliğin toplumsal emeğinin sosyal bir grubun çıkarlarına 'bağlılığı'na dikkat çeker ve beyaz bilgisizliği, kişinin bilmeyi umursamadığı temel bir unsura sahip “korkunç bir başarı” olarak tanımlayan Baldwin’den alıntı yapar: “Suçu inşa eden masumiyettir” (s. 20).
Bu yazarlar, ırksal düzenlemelerdeki kolektif bir başarı olarak bilgisizliğe işaret ederler, ancak Cohen'i (2001) takip eden Mills (2008), aynı zamanda ırksal bilgisizliğin toplumsal inkârı mümkün kılan bir "meta kurala" dayandığına da işaret eder (s. 247). Bu meta-kural, bu makalenin “Bilgisizlik Sözleşmesi” (Ignorance Contract) olarak adlandırdığı şeyi güvence altına alır ve beyaz dayanışmasının çıkarları için kişinin açıkça konuşabileceği veya konuşamayacağı mevzularla ilgili kurallara riayet etmesini ancak bu kuralı bilmiyormuş gibi davranmasını yani kuralın varlığından haberdar oluşunu inkâr etmeyi dikte eder (Cohen, s. 65). Bu meta-kural, sistemik ırksal tabakalaşmayı yerinde tutan ve suç ortaklığı sorununu keskinleştiren gizli anlaşmanın merkezinde yer alır. Bilgisizlik, Applebaum’a (2008) göre, beyazları ve onların yararına işleyen adaletsiz sistemleri sorgulanmaktan kurtararak (s. 293) ahlaki kesinliğe ve kibre olanak tanır (s. 295). Bilgisiz kalmaktan en çok kazanç sağlayacak olanlar beyazlardır. Bu sebeple sistemli adaletsizlikteki suç ortaklığının "zor bilgisi" ile meşgul olmaktansa bir "bilgisizlik tutkusu"na sahip olma olasılıkları daha yüksektir (s. 297). Geras'ın (1998), ifade ettiği gibi: “…Bilgi eksikliği iddiası ikna edici değildir. Bu iddia aslında bir seçim olan şeyi istem dışı bir durum olarak ele almaktadır. Bir aydının, birçok Alman’ın 1945'ten sonra Yahudilerle ilgili aynı savunmayı yapmasıyla ilişkili yorumunu hatırlayalım: ‘Habersiz/bilgisiz olanlar, bilmemeyi tercih ettiklerini artık yeterince biliyorlar.’ ”(s. 35).
Yöntem
Apartheid Arşivleri projesi, hem bir kayıt arşivi hem de araştırmacıların hem geçmişin psiko-sosyal dinamiklerine hem de bugünün geçmişin yapıları aracılığıyla nasıl şekillendiğine dair içgörüler geliştirebilecekleri bir araştırma projesidir. Önde gelen araştırmacılar, geriye dönük anlamlandırma ve insanların apartheid altında kendilerini ve tarihlerini nasıl inşa ettikleri hususlarında araştırma metodolojisi olarak, anlatıya odaklanmışlardır.
Anlatıları yazıyla kaydedenler genellikle cinsiyete, ırka, gelinen bölgeye ve yaşa dair demografik bilgiler temin etmiştir. Bu, insanların sürekli olarak katkıda bulunabilecekleri “yaşayan” bir arşiv oldu. Bu makalede atıfta bulunulan anlatılar, bu numarayla ve yazarlar tarafından kaydedilen demografik ayrıntılarla tanımlanmıştır. Anlatılar, uzunluk ve üslup açısından çeşitlilik göstermektedir. Arşiv, yazarların hikâyelerini nasıl kaydedecekleri gerektiği konusunda bir kurala/standarda sahip değildir.
Makalenin ilk halinin Arşivle Yüzleşme kolokyumu için hazırlandığı dönemde arşivlerde 56 anlatı bulunuyordu. Bir olayda rol oynayan bilgisizliğin nerede ayırt edilebileceğini belirleyerek, tüm anlatıları birkaç kez yineleyerek okudu. Kullanılan metodoloji tamamen nitelikseldi ve şu tür sorulara odaklanıldı: bilgisizlik bu bağlamda ne yapıyor; kim, neyi neden bilmez? Bu bilgisizlik kimin çıkarlarına hizmet ediyor ve tehlikede olan nedir? Belirlenen pasajların her biri, kanıtlanan belirli bilgisizlik özelliğini en iyi karakterize eden dinamiği ortaya çıkarmak için analiz edildi ve buna göre etiketlendi. Analiz, her olayda bilgisizliğin nasıl inşa edildiğini, nasıl işlediğini, bu bağlamdaki stratejik değerini ve olaylar ile kategoriler arasındaki kalıpları bulmayı içeriyordu.
Apartheid Arşivi, erken ırksallaştırma deneyimlerinin yetişkinlere ait anılarına odaklandığından, yalnızca beyaz üstünlükçü bir toplumda ırksal bilgisizliklerin nasıl işlediğinin değil, aynı zamanda insanların bilgisizliğin nasıl iletildiği ve nesiller arası dinamiklerde nasıl aktarıldığına dair anıların neler ortaya koyduğunun bir analizini mümkün kılmaktadır. Bu çalışma, belirli bir epistemedeki çarpıklıkları tanımlamak için bir tarihsel metinler bütününü incelemediği için bilgisizlik epistemolojileri üzerine yapılan çoğu çalışmadan metodolojik olarak farklıdır. Ayrıca vurgu seslere ve günlük yaşamla ilgili hikâyelere yönelik olduğundan bilgisizlik ve ırk epistemolojileri üzerine yapılan çalışmaların daha çok felsefi olan eğiliminden de uzaktır. Makale, hikâyelerini/anılarını paylaşan sıradan insanların bilmemeyi hatırlayışlarıyla ve bilmemenin günlük eylemlerde ve etkileşimlerde nasıl dolaşıma sokulduğuyla ilgilenmektedir.
Sözleşmeyi İmzalamayı Öğrenmek: Apartheid Döneminde Beyaz Büyümenin Anıları
Apartheid toplumunda bilgisizlik hem emek hem de üründü. Anılar, neyi bilmemeyi, neyi fark etmemeyi öğrenmenin zamanın mikro-politikasında sosyalleşmenin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösteriyor. Irksallaştırma, görmezden/bilmezden gelme de denebilir, genellikle “yakın çevrede” (Straker 2009), erken çocukluk hikâyelerinde özellikle siyah bir dadı veya hizmetçiyle ilgilidir. Apartheid Arşivleri, beyaz çocukların siyah insanların dünyalarıyla ilgili beyaz evlerinde tanımlandıkları şeklin dışında ne kadar az iç görü geliştirdiklerinin kanıtlarıyla doludur.
“O zamanlar siyah insanlarla sadece hizmetçilerimiz ve bahçıvanlarımız olarak ilişki içerisindeydim. Annemle babamın varlıklı olmadıkları halde evde tam zamanlı çalışan bir hizmetçinin oluşu çok şey anlatıyor. Ama mesele şu ki, bunu çocukken sorguladığımı hatırlayamıyorum ve bu banliyö dünyasını ırkçı olarak nitelendirdiğime (hatta bu kelimeyi bildiğime) inanmıyorum. Kesinlikle, ne ailem ne de siyah çalışanları bana bunun böyle olduğu konusunda hiçbir şey söylemedi. Çocukken evdeki hizmetçilere karşı her zaman kibar olmam öğretildi ve kesinlikle evimizde çalışan tüm kadınlara düşkün olduğumu hatırlıyorum. Evimizde çalışan siyahîler hakkında pek bir şey bilmiyordum. En fazla, hatırlayabildiğim İngilizce bir ilk isim. Doğası gereği meraklı bir çocuk olmama rağmen meraklarım konusunda teşvik edilmedim. . . Bir tür kopukluk ya ailemden öğrendiğim şeydi ya da bunun kendimle ilişki kurmanın tek geçerli yolu olduğuna karar verdim ve ırkçılığın sorgulanmamasını sağlayan da buydu.” (N50)
Bu tür hikâyeler, ırk düzeninin korunmasında ailenin ve yakın ilişkilerin oynadığı önemli rolü ön plana çıkarır. Bilgisizlik, devletin ve yasalarının gözden uzak olduğu bir yerde, sıradan beyaz ev halkının dâhil olduğu sosyal düzenlemeleri kontrol etmenin önemli bir bileşeni olarak gösterilir. Çocuğa, sorgulama dürtüsünü bastırması için rehberlik edilir, böylece evinde ve evinin dışında yaşanan ırksal ve politik gerçekliklerden şüphelenme ihtimali en aza indirilir. Bunun anlamı şudur: çocuğu baskının, şefkatin ve kayıtsızlığın ikircikli bir şekilde iç içe geçtiği dinamikleri düşüneceği dilden mahrum bırakmak, çocuğun öznelliğini öteki’nin gerçekliğinin neredeyse hiç bilinmediği hatta tamamen yok olduğu bir dünyaya hapsetmek. Beyazlık koşullarında büyüyen gencin kolektif anlayışlarına getirilen sınırlamalar, çocuğun gerçekliği kavrayışını beyaz bir dünya görüşünün hegemonyasıyla sınırlamak ve beyazlığının dayandığı koşullara ilişkin bilgiyi bastırmak (Leonardo 2009) anlamında bir tür epistemik adaletsizlik olarak anlaşılabilir (Fricker 2007).
Bu özel beyaz ayrıcalık dünyası, yarattığı bozulmaya paralel bir evrende var olur. Meşruiyeti de aynı toplumsal süreçlerin ürünleri olan maddi düzenlemeler ve siyah köle öznelliklerle desteklenir. Bir anlatıcı, siyah bir kişinin kilisesindeki liderlerin onlara Tanrı'nın siyahları beyazlara hizmet etmeleri için yarattığını öğrettiklerini söylediğini hatırlamıştır (N48-53). Bu nedenle, Leonardo'nun (2009) beyaz ırk bilgisi olarak adlandırdığı diğer 'bilgilerin' -kesinlik tatmini sağlayabilen ve gizlenmiş olanı maskeleyebilen yanlış bilgi, gerekçeler ve kanıtlar- üretimine eşlik ettiğinden bilgisizlik, bir eksiklik olarak deneyimlenmez. Tüm bilgi bir bilgisizlik havuzunda zuhur eder; bazı artikülasyonlar olduğu gibi kabul edildiğinden, alternatifler atlanır veya yer değiştirir (Proctor ve Schiebinger 2008).
Erkek bir anlatıcı, genç beyaz çocukların, Öteki hakkında sahip oldukları bilgilerin, gerçek referansların yokluğunda bile nasıl prova edildiğini aktarırken çarpıcı bir örnek ortaya koymuştur: siyahlık hakkında toplumsal olarak iletilen ve paylaşılan "gerçekler" dizisi, temsil ettiğini iddia ettiği gerçek insanların yerini alır ve onların yerine geçer:
“Aşağılanmış, nesnelleştirilmiş bir tür siyahlıkla büyülenme genellikle ergen erkeklerin tekrarlayan oyunlarında ve jestlerinde bedensel şekillerde yansıtılırdı. Belirli yüz ifadeleri, aksanlar, konuşma biçimleri, başkalarına atıfta bulunma, bu aşağılanmış siyahlığı canlandırmanın icrasıydı. Bu yüzden, bir öğrenciyle alay etmek için sözlerini daha yavaş, 'Afrikalı' bir ses tonuyla tekrarlayarak ne dediğini bilmiyormuş gibi, sanki aptalmış gibi görünmesini sağlardın. Sadece İngilizce konuşan karikatürize edilmiş siyah bir ses çağrışımı, birinin zeki olmadığını ima etmek için yeterliydi… Bir de yüz doğaçlamaları vardı, burnunu düzleştirmek, dudaklarını olabildiğince geniş açıp kalınlaştırmak siyahlığı taklit etmeye yetiyordu… Kısacası, bir dizi ırkçı sterotip ve bedensel çağrışım, beyaz ergen erkeklerin tekrarlayan oyununun bir parçası, kimin havalı ve kimin olmadığına dair devam eden grup içi/grup dışı kimlik pratiklerinde hayati araçlardı. İşin tuhaf tarafı okulda siyah öğrencilerin hiç olmaması ve çok az siyah insanın bulunmasıydı. . . . Bu durum, bana ırkçılığın ilgili olduğu nesneyi icat etmeye duyulan ihtiyacın devam ettiğini düşündürüyor” (N53).
Siyahlığın anlamı hakkında üretilen bilgi, iddialarının doğruluğundan değil, bilgiyi inşa eden gruba bir avantaj sağladığı için bilgi olarak kabul görür. Bilgisizlik, kendisini koşula bağlı, revizyona veya itiraza açık, istikrarsız görmesi gerekmeyen beyaz ırk bilgisinin (her şeyi bilen) kesinliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Yukarıdaki örnekte yer alan bilgisizliğin epistemik alanları, bu genç çocukların siyahlık anlayışlarıyla ve siyahlığın beyazlıklarını nasıl yükselttiği konusunda hissettikleri güvenden kaynaklanan kişiliklerle yoğun bir şekilde dolduruldu. Genç erkekleri bir arada tutan ve davranışlarını şekillendiren beyazlık ve siyahlık hakkındaki "gerçekler" külliyatı, kendilerinin parçası olduklarını anladıkları gerçek grubu, sınırlarını ve kimliğini inşa etmenin ayrılmaz bir parçasıydı. Çocuklar söylemle ne yapabileceklerini çok iyi biliyorlardı; söylemin etkinliği, siyahlık çağrışımının yalnızca "dışarıdanlık" değil, aynı zamanda "ikinci sınıflık" inşa etmek için kullanılabilecek bir mekanizma olduğuna dair sezgisel anlayışa dayanıyordu (Kitch 2009). Sonuç olarak, Hoagland'ın (2007) bilgisizlik etiği dediği şey de devreye giriyordu.
Başka bir anlatıcı, genç bir kızken bahçedeki siyah işçilere içecek bir şeyler nasıl götürmesinin istendiğini hatırlıyor:
“Daha önce sayısız kez annemi ve dadımızı tepsiye içecek veya çay koyarken izlemiştim. Çaydanlığı ocağa koydum, tepsiyi, tepsi bezini, fincan ve tabakları, gümüş çay kaşığı ve şekerliği, çaydanlığı ve narin güllerle kaplı desenli süt sürahisini çıkardım. Bu sırada annem mutfağa girdi, 'en iyi' çinilerle işlenmiş çay tepsisine bakarken anlaşılmaz bir şekilde sinirlendiğini görebiliyordum. 'Saçmalama!' - ya da bu tarz bir söz- söylemişti.” (N29).
Hem bu hem de önceki anlatı, bilmenin ve bilmemenin performatif yönlerine dikkat çekiyor. Genç kız kapkacak sunumunda ırksal görgü kuralları bağlamında yazılı olmayan kurallara uygun davranmayıp bu kuralların hiper-görünür olmasına neden olmuştur. Annesinin öfkesi, en azından bir dereceye kadar, kuralları açık hale getirmek zorunda kalmaktan, orijinal ayrımcılığın kurallarını bilmeyi kabul etmeyi yasaklayan üst-kuralı çiğnemekten duyduğu rahatsızlıktan kaynaklıdır. Bunun gibi hatıralar, baskıcı sistemlerin, ilişkiselliği reddetmenin uygun olduğu duygusunu geliştirerek, ayrıcalıklılar için cinsiyetçi ve ırksal özne konumları üretebildiğini gösterir; insanlar katmanlı bir sosyal düzenlemenin içine girdikçe, toplumsal düzenlemelerden ötürü avantajlı olanlar ile ezilenler arasındaki tepki verme yeteneği ortadan kalkar. Çocuğun, bazı insanların kendi bakış açısının dışında kalması gerektiği mesajını içselleştirdiği için duygusal ve etik gelişimini potansiyel olarak budayan bu tür anlar, çocuğu sadece beyazlığını uygun şekilde yapmadığı için utandırmakla kalmaz, ama aynı zamanda, bir başkasını küçük düşürdüğünde, kişinin kendine getirdiği utanç duygusunu uyuşturmayı da öğretir. Uyuşma, ilişkiyi hissetmemeyi, bilmek istememeyi sağlar (Boler 1999).
Böyle bir öznelliğin ilişki duygusundan "başarıyla" nasıl koptuğunun şok edici bir örneği, genç bir kişinin "beyaz" ırksal anlayış geliştirmeyi ihmal edişinde örneklenmiştir (Leonardo 2009):
“1990'ların başında, 20'li ve 30'lu yaşların başında dört kişiyle aynı evi paylaşıyordum. Bir sabah mutfağa geldim ve ev arkadaşlarımdan birini elinde gazeteyle gördüm. Manşetlerde 'Silahlı mücadele bitti' yazıyordu. 'Harika haber! Silahlı mücadele bitti!” dedim. "Ne silahlı mücadelesi?" dedi.” (N55).
Beyaz farkındalıktaki bu tür “boş alanlar”, baskı altında tuttuklarımızdan kopuk bir dünyada rahatça yaşamayı mümkün kılmak için geliştirilen ve öğretilen psikolojik, duygusal, söylemsel ve etik çarpıtma yoluyla sağlanır. Dürüst ve doğru bir şekilde yanıt verilirse büyük ölçüde kişisel ıstırap, suçluluk ve utanç üretecek bir bağlamda öznenin duygusal iyiliğini korumak gereklidir. Bu nedenle, bu açıklamalarda aynı zamanda farkına vardığımız şey, adaletsizliği bilmemeyi sağlayan ön koşulları sağlamak, diğer insanların mücadelelerini, acılarını, sevinçlerini ve başarılarını, ortak insanlık değerlerini görmezden gelmek/bilmemek ve bunun için kendi kendini düzenleme ve kontrol sistemlerine içselleştirilmesi için dikkatli/özenli bir öznellik eğitimidir.
Bir madencinin kızının anlattıkları çarpıcı bir örnek oluşturmaktadır. Kaya düşmesi sonucunda yeraltında mahsur kalan beyaz bir madenci, kendi hayatını büyük bir riske atan siyah bir madenci tarafından kurtarılır. Anlatıcı şunları söylemektedir:
“Siyah madenci en yüksek cesaret ödülünü aldı. Beyaz madenci de törendeydi ama hayatını kurtaran adamın elini sıkmayı reddedince, üst yönetim siyah madencinin etrafını kuşatıp tokalaşarak tebrik etti. Bu, yaşamının bağlı olduğu bir adama karşı nazik davranmayı reddeden beyaz madencinin en beklenmedik cehalet ve önyargı gösterisiydi.” (N52).
Bu adam, şaşırtıcı bir insanlık eylemi deneyimlemiş ve bundan faydalanmıştı, ancak ırklar arası temasa ilişkin apartheid yasaklarıyla telkin edilen bir tutum olarak iş arkadaşına dokunma konusunda yaşadığı ırkçı tiksinmeyle ortak insanlıklarını inkâr etmişti. Siyah bir adama olan borcunun bilgisi/kabulü - aynı zamanda ahlaki değerinin (ve belki de üstünlüğünün) dolaylı olarak tanınması - duygusal olarak savunulamaz, muhtemelen utanç verici bir aşağılama olurdu. Farkındalık, öznelliğini istikrarsızlaştıran çok büyük bir bedelle gelecekti. Bu olay, bilgisizliğin ırksal epistemolojilerini sürdürmek için duyguların ve etik duyarlılığın nasıl bodurlaşması gerektiğini gösteriyor. Olası kişisel hata veya şüphe karşısında bile beyaz hâkimiyetine bağlılığın sürdürülmesi gerektiğinin altını çiziyor. Spelman'ın (2007) gözlemlediği gibi, beyazların beyaz üstünlüğünün sağlamlaştırılması için gerekli olan yanlış beyanlara gerçekten inanmaları gerekmez, daha ziyade beyaz dayanışmasının çıkarları için –aksi kanıtlara rağmen- bu beyanların doğru olduğu ısrarına bağlı olmaları gerekir.
Beyaz bir çiftçinin, çaresizce çocuklarını eğitmek için çabalayan siyah bir babayı aldatmaktan nasıl çekinmediğine dair aşağıdaki anlatı alışkın kayıtsızlığı sarihleştirir:
“Ailemizin bizi okutmaya gücü yetmiyordu. Cebimde 300 Afrika Rand’ı vardı. Bu, babamın 600 Rand’a sattığı traktörden gelen paranın yarısıydı. Kız kardeşim de aynı zamanda ileri üniversite eğitimine devam etmek zorundaydı. Babam bankadan kredi çekemiyordu. Traktörü sattığı beyaz adam, babamın tam olarak ne durumda olduğunu bildiği halde belirlenen miktarın neredeyse üç katı olan traktörün fiyatını daha da düşürdü. Çocuklarının yüksek öğrenimini sağlamak isteyen çaresiz bir siyah adamdan yararlandı (N54)”.
Bu tür kayıtsızlık, bilgisizliğin kollektifin kendi sistemlerinin kusurlarını sessiz bir anlaşma içinde koruduğu kasıtlı sessizlik komplolarına dönüşmesini sağlar.
“Babamın başka bir çiftlikte kalan erkek kardeşi (amcam İngilizce) bir öğleden sonra babamı ziyaret gelmişti. Evine dönerken birkaç beyaz genç onu yolda yakaladı ve o kadar kötü dövdü ki bilincini kaybetti. Ertesi sabah onu tanıyan biri tarafından tozlu çiftlik yolunun kenarında bulundu. Bilincini asla tam olarak geri kazanmadı. Bu beyaz adamların yaptıkları, Amerika Birleşik Devletleri'nde Siyahların linç edilmesi hakkında konuşulanlara çok benziyordu. Bu çocuklar, toplumda tanınmalarına rağmen kendilerine hiçbir zaman hesap sorulmadı” (N44).
Yukarıda anlatılanlar bir sır olarak kalıp bu güne kadar itiraf edilmediğinden, bilgisizlik sözleşmesi bozulmadan kalır ve günümüz Güney Afrika'sındaki beyaz insanlar apartheid adaletsizlikleri ve vahşeti hakkında 'bilmedikleri' konusunda ısrar edebilirler. Apartheid döneminde büyüyen birçok beyaz insan, ilişkiler ve aslında sivil yaşam için gerekli olan kritik becerileri öğrenmede yetersiz kaldı. Küçük beyaz çocuklara siyahlarla aynı masalarda oturmamaları (N6, 29) ve kilisenin ön sıralarında oturmaları (N13) gerektiği öğretilirken onlara aynı anda siyahlara yapılan bu tür ayrımcılık ve dışlamanın onur kırıcılığını görmezden gelmeleri de öğretildi. Tüm iyi ayakkabıların beyazlara ait olduğuna (N14) veya okullarında siyahî çocukların olmamasının (N7, 27) veya siyahların kulüplerden dışlanmasının (N17) sorun olmadığına inanarak sosyalleştiklerinde, sosyal adaletsizliği görmezden gelmeleri, yapılandırılmış bilgisizlikle iş birliği yapmaları ve çok fazla düşünmeden ve kendilerini rahatsız etmeden iyi bir yaşam sürmeleri öğretiliyordu. Baskın grupların bilgisinin kamusal bilgi ve kamu politikası haline geldiği göz önüne alındığında (Hoagland 2007), siyah insanların özne ve vatandaş olarak silinmesine dayanan öznellikler ve vatandaşlık varsayımları içinde eğitildiler (Hoagland 2007). Kısacası, onlara bilgisizlik sözleşmesine katılmaları öğretiliyordu; siyah insanların çoğu onların sorunu değildi ve olması da gerekmiyordu.
Karşı Bilgisizlik: Apartheid Döneminde Siyah Büyümenin Anıları
Yetişkin siyahlar tarafından anlatılan yukarıdaki iki olay, siyahların apartheid sırasında geliştirdikleri ve yurttaşlarının beyazlığını güvence altına alan bilgisizlik sözleşmesini okumakta ustalaştıkları "çifte bilinci" (DuBois 1994 (1903)) ortaya koyar. Arşivler, ilginç bir şekilde, ırksal bu tür bir hiyerarşide ezilen insanların kendi bilgisizlik türleri olduğunu göstermektedir; onların da, Irk Sözleşmesinin neden olduğu toplumsal çarpıklıkların gerektirdiği bilmemeyi inşa etme taahhütleri vardır. Alcoff (2007), ezilen insanların içinde yaşadıkları toplumsal düzene ilişkin eleştirel farkındalık için daha fazla nedenleri olduğunu, ancak "genel zihin sağlıkları ve işlevsel sosyal ilişkileri" için bilgisizliğe ihtiyaç duyabileceklerini belirtir (s.44).
Siyah Güney Afrikalılar tarafından aktarılanların çoğundaki ortak konu, baskın bilgisizliklerin, siyah Güney Afrikalılar için de normallik olarak deneyimlenen içselleştirilmiş bilgisizlik haline nasıl geldiğidir:
“Bu bariz ayrımcılık o zaman önemli değildi. O kadar yaygındı ki, bu şekilde olması normal ve doğal görünüyordu. İşin aslı ne kendimin ne de bir başkasının, beyazların neden daha iyi imkânlara sahip olduğunu sorguladığını hatırlamıyorum. Kimse bilet kontrolörlerinin neden beyazlara değil de bize kötü davrandığın sorgulamadı. QwaQwa'yı ziyaret etmeye cesaret eden beyazlar, otobüsün koltuklu ve perdeli daha iyi ve daha küçük bölümünü kullanırken biz siyahların neden koltuksuz otobüslerde bir araya toplandığını kimse sorgulamadı. Beyaz akranlarımız okullarına yürüyerek gidebilirken, biz siyahların okullarının neden yakınlarımızda olmayışını hiç kimse sorgulamadı. Hiç kimse, siyah çocukların çoğunluğunun neden okulda altıncı sınıfın ötesine geçmediğini sorgulamadı. Hiç kimse altıncı sınıftan arkadaşımlarından hiçbirinin eğitimlerini ilerletmek için herhangi bir liseye gitmediğini sorgulamadı” (N44).
“O zamanlar çocuklar, polis arabalarının insanları yakalamak için sık sık bölgeye gelişini normal bir şey olarak görürlerdi.” (N48–53)
Bu anlatılar, çocukluk dünyasının nasıl "olduğu gibi" deneyimlendiğini, insanlar kendi kaderlerini kabullendikçe, sıradan, günlük yaşam düzeyinde biçimlendirici geniş sosyal, politik ve ekonomik dinamiklerin nasıl görünmez hale geldiğini ortaya koyuyor. Beyaz ayrıcalığı ve siyah boyun eğdirme arasındaki ilişkiye dair bu tür bir bilgisizlik, ezilenleri acı veren bilinçten ve politik seçimden uzak tutma işlevi üstlenebilir ve özellikle de yetkiden yoksun bırakmanın aşırı ve yaygın olduğu bağlamlarda öğrenilmiş çaresizlik koşullarında şekillenen öznellikler üretebilir. Fricker'in (2007) epistemik adaletsizlik üzerine çalışmasında öne sürdüğü gibi, ikinci sınıf bir sesin meşru/mantıklı bir bilgiye sahip olması beklenmez ve kişinin bilgisizliği, tıpkı bir kölenin efendinin gazabını saptırmak için başka yöne çevirdiği bakışları gibi, kişiyi cezalandırılmaktan alıkoyabilir (Hooks 2003). Bu, bazı ezilenlerde, ahlaki bir öfke geliştirmeye eşlik eden duygulardan kaçınarak inkâr, içselleştirilmiş boyun eğdirme ve hatta bilgisizlik sözleşmesiyle gizli anlaşmayı seçmeye yol açabilir. Ezilenler, egemen bilgisizlik sözleşmesinden habersiz olduklarında, toplum ezen için en rahat şekilde işler. Beyazların bilgisizliğini koruyan en iyi toplumu bilgisiz siyah insanlar üretir.
Ezilenlerin bazıları tarafından geliştirilen ortak bir bilgisizlik türü, arzulanan (aspirational) şeklinde adlandırılabilir: Toplum içinde nasıl konumlandıklarıyla tam olarak yüzleşmek için özneler arası olarak geliştirilen ve teşvik edilen ayrıcalıklar daha ziyade, doğurduğu eksikliği iyileştirme konusunda ertelenmiş sonsuz vaatlerde bulunan beyazlıkla özdeşleşir. Yetiştirilme tarzlarından ötürü onları beyaz imtiyazının dışında, ancak en az arzu edilen ve en çok iğrenilen siyah Afrikalıların üzerinde konumlandıran ırklaştırmanın toplu inkârına ne kadar bağlı olduklarına dair açıklamalara bilhassa bazı renkli insanların anlatılarında rastlanır. Bilgisizlik sözleşmesinin bu versiyonu, bazıları için, beyaz olmamanın bir şekilde aşağılayıcı olduğuna dair içselleştirilmiş bir değerlendirmeyle garanti altına alınmıştır. Bazıları içinse, siyah Afrikalı olmamanın göreli ayrıcalığına razı olma durumunu ifade eder:
“Yaşanan eşitsizliklerin ve aşağılamaların farkında olmalarına rağmen, ailem birçok yaşıtımın ebeveynleri gibi siyasete ve siyasi tartışmalara kararlı bir şekilde karşı çıkardı. Bunun sebebi kısmen çocuklarının hayatlarından korkmalarıydı. Ancak kendilerini yönetecek beyazlar dışında bir alternatif düşünemedikleri acı verici bir şekilde ortaya çıktı. Ayrıca, ‘beyaz hükümet bize iyi davranıyor, siyahlara ne kadar kötü davrandığına bakın” diyen yaşlılar, renklilerin, nispeten marjinal bir ayrıcalığa maruz kaldıkları için, hükümete minnettar olmaları gerektiğini ima edelerdi” (N42).
Anlatılar, uzlaşma, rahatlama, arzu ve hatta siyah Afrikalı olmaktan kurtuluşa olanak sunduğu için beyazlığa minnet duyma gibi -hepsi bir bağımlılık ve ihtiyaç unsuruyla birleştiğinde- bir dizi duygu ile karakterize edilen ironik ırksal bir bilgisizlik biçimini içselleştiren “bir miktar beyazlık” dahilindeki ırksal saygınlığın öznelliğine yönelik bir baskıyı ortaya koymaktadır.
Diğer bazı siyahlar, kendi amaçlarına uygun bilgisizliklerin üretilmesinde aktif rol aldılar. Siyah topluluk içindeki bilgisizlik türlerinin çoğu özellikle de arşivlerdeki nesiller arası dinamiklerde belirgin olan koruyucu bir bilgisizlik gibi görünmektedir. Ebeveynler, apartheid rejimi altında yaşamlarına dayatılan onursuzluğun tam bilgisinin acısından çocuklarını koruyacaklardı. Neden belirli saatlerde kasabalara girmelerine veya otellerde kalmalarına (N6, 26), sadece belirlenmiş plajları ziyaret etmelerine (N1) veya belirli banklarda oturmalarına (N17) izin verilmediği ya da neden tuvaletlerde ayrı girişleri kullanmak zorunda oldukları (N48-53) gibi apartheid ayrımcılığının gündelik birçok tezahürü karşısında çocukların masum dünyalarını korumaya yönelik ebeveyn kaygısı çocukların beyaz toplumun yaklaşımları tarafından henüz zarar görmemiş bir değer duygusu geliştirmelerini sağladı. Bir anlatıcı, bu koruyucu bilgisizliğe ilk kez şahit olduğu anı hatırlıyor:
“Hastalıklı şakasını yaptığı o anda, 1979'da 11 yaşında bir çocuk olan ben, babamın neden genellikle ihtiyacımız olan şeyleri kooperatif mağazasından aldığını anladım. Bizi Nico ve onun kilolu çiftçi arkadaşlarının aşağılamalarından uzak tutmak istiyordu” (N54).
1980'lerin siyasi kargaşasına karışan gençlerin bunu ebeveynlerinden gizlemeleri, bu koruyucu bilgisizliğin doğal sonucu olacaktı. Ezilenler meta-kuralın ne olduğunu anlamışlardı. Beyaz dünyanın nasıl işlediği hakkında çok fazla şey bilmek tehlikeliydi; bilhassa bilgisizlik sözleşmesi hakkında bilgi sahibi olduğunu ifşa etmek kendi kendine zarar vermekti. Meta-anlatı şudur: size yönelik baskının kaynağı olan kuralların farkında olsanız bile belli etmeyin çünkü bu beyazlığın eleştirel bir şekilde incelendiğinin ifşası olacaktır. Çifte bilincin örtük kalması ve yalnızca ırksal düzeni zayıflatma veya direnme iradesini paylaşanlar ya da başkalarının aydınlanması için farkındalık yaratmak isteyenler arasında açıkça iletilmesi gerekiyordu. Genç devrimcilerin ailelerinin onların faaliyetlerinden haberdar olması onların bu faaliyetlerini kısıtlamaları demekti.
Direniş bilgisizliği, ırklar arası ilişki eksikliğinden ve beyaz merkezin buna eşlik eden bilgi eksikliğinden yararlanabildi. Siyahî bir anlatıcı, çocukların ırksal kısıtlamaları mikro-direnç eylemleriyle nasıl aştıklarını ve sistemi kendi kendine nasıl çevirdiklerini anlatıyor:
“Ailemin ben ve birkaç temiz arkadaşımın sadece renkli ve Portekizli bir çocuk arasındaki farkı anlayamayan kasiyere gülmek için mahallemizdeki beyaz halka açık yüzme havuzuna gittiğimizden çoğu kez haberi olmazdı” (N42).
Bu anekdot, düzenbazlıkla kendini koruma arasındaki ilişkiyi ima eder. Bu kadar boğucu bir tahakküm altında bir olasılık duygusunun hayatta kalabilmesi için beyazlığın körlüğünden yararlanmak için bir oportünizm etiği geliştirildi. Mallarda indirim yapması için Beyaz bir çiftçiye ısrarla "patron" (baas) diyerek onu pohpohlayan Namibya'daki siyahî bir çiftçi (N54), ikili/bölünmüş öznelliğin düşündürücü bir örneğidir. Söz konusu siyahî aslında, o zamanlar Güney Batı Afrika'nın beyaz Güney Afrika kontrolünden kurtuluşu için çalışan SWAPO yeraltı direniş hareketinin bir üyesiydi. İroni, ikili bir yaşam süren siyah adama asla itibar etmeyecek olan çiftçideydi. Boyun eğdirilmiş gruplardaki insanlar için, kültürel alanlarının 'içerisindeki' bilgi iletişimini kafa karıştırıcı yollarla yönetmek stratejik olabilir (Banks and Banks 1995). Efendi ne kadar zalimse, köle de o kadar kurnazdır.
Ezilenlerin ortamında gelişen bilgisizliğin “karşı sözleşme” epistemolojilerinin tümü, bir dereceye kadar, azaltılmış seçeneklerden geliştirilip dağıtılan ve kapsayıcı güç yapılarının gerektirdiği hayatta kalma bilgisizlikleri (hayatta kalmaya yarayan bilgisizlik) olarak nitelendirilebilir. Ayrıcalıklıların ezilenler üzerindeki etkisine karşı savunmasızlık unsurlarını kendilerine veya sevdiklerine öğretmek zorundaydılar. Analiz, bu tarzdaki dünya bilgisinin bir kısmının öz- baskıyı artırdığını bir kısmının da bir kısmının da özgürleştirici olduğunu göstermiştir.
Sonuç
Beyazlık lehine işleyen ırksal düzenin bilgisizliği hakkında çok şey söylendi. Bu makale, bilgisizlik epistemolojileri kavramını kullanarak beyazlık ve bilgisizlik arasındaki bağlantıya daha keskin bir dikkat çekmiştir. Bilgisizliğin sosyal etkileşimde sosyal amaçlar için nasıl inşa edildiğinin bazı yollarını göstererek aynı zamanda bilgisizlik bilimi olan agnotolojiye de katkıda bulunmaktadır. Irksallaştırılmış toplumlarda bilgisizliğin işlev ve işlevselliğinin altını çizerek tartışmayı daha da genişletmektedir. Bilgisizlik sözleşmesi gerçekten de ırksal sözleşmenin bir alt maddesi olarak kabul edilebilir.
Bu makaledeki Apartheid Arşivlerinden elde edilen kanıtlar, ilişkisizlik üzerine kurulu bir toplumu ayakta tutan iç içe geçmiş bir bilgisizlik ağını göstermektedir. Psikolojik refahları için ayrıcalıklarının temelini oluşturan adaletsizlikleri bilmekten kaçınmak ve ayrıcalığın sürekliliğinin sorgulanmadan kalması için sadece ezen halkların bilgisizliğe ihtiyaçları yoktur. Ezilen hakların da eşitsiz güç ilişkileri içinde kendi durumlarını yönetmek, bedensel ve ruhsal sağlıklarını korumak kendi sistematik bilgisizliklerini inşa etmeleri gerekir. Bilgisizlik dolayısıyla hiyerarşik bir düzende yaşamanın hem sonucu hem de nedeni olan ırksal düzenin yeniden üretilmesi için önemli bir "yalıtkan ortam" sağlar.
Analizimiz, yaygın bilgisizliği, sosyal bir başarı ve farklı grupların kendilerinin ve diğerlerinin bilmeleri veya bilinenleri kontrol altına alma konusunda farklı çıkarlarının söz konusu olduğu çekişmeli ilişkiler içinde inşa edilen söylemlerin bir işlevi olarak göstermektedir. Sosyal gruplar, 'gerçekler'le karşı karşıya geldiklerinde bile bilgisizliği benimseyebilir. Bu yalnızca nesnellik anlamında veya metodolojik anlamda bir eksiklik olmaktan ziyade, daha tam anlamıyla bir dünya yaratmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Özellikle egemen gruplar için, bilgisizlik, bilinmeyenin gerçekten de yokluğu veya bilinenin yanlışlığıyla kısacası bilgisizliğin doğruluğuyla ilgili değil dünyanın nasıl olmasını istedikleriyle ve arzularını, dürtülerini ve iradelerini toplumsal alana dayatma ve toplumsal denetimi gerçekleştirme, yani bir bilgisizlik sözleşmesi tesis etme güç ve kaynaklarına sahip olmalarıyla ilgilidir. Bu nedenle, beyaz bilgi, kendisi dışındaki dünyalar hakkında bilinmeyenler olduğunu ret ederek, öteki hakkında her şeyi bildiğini iddia etme eğilimindedir. Bilgisizlik sözleşmesi ezilen gruplar içinse bilgi eksikliğinden ziyade görece yara almadan hayatta kalabilecekleri ve hatta belki de onun üzerinde bazı zaferler kazanabilecekleri, egemen dünya-yapımından korunan alanlar yaratmak için eşit olmayan etkiye sahip oldukları sosyal alanı savunmacı bir şekilde manipüle etme ihtiyacı ile ilgilidir. Duygusal beslenmeyi sağlamak için “bilgisiz” bilgilerin edinilmesi gerekebilir. Bazıları için buradaki zorluk, egemen grubun dünyasının nasıl bilinmeyeceğidir.
Bununla birlikte, ırksal bir hiyerarşide bilgisizliğin yaratılmasını ve inşasını salt bir akıl ya da idrak işi olarak görmek bir hata olur. Bilgisizlik sözleşmesinin imzacılarının uygun şekilde eğitilmesi gerekir. Bu makale, öznelliklerin bilgisizlik epistemolojileriyle nasıl şekillendiğini ve ayrıca hem hükmeden edilen hem de hükmedilen açısından bu epistemolojileri destekleyecek uygun duygusal örgütlenme ve etik yönelimlerin edinilmesi gerektiğini göstermektedir.
Bilgisiz olmak bu nedenle oldukça karmaşık bir varlık durumudur. Büyük ölçüde, sorun, birbirimizin geçmiş ve şimdiki yaşamları hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğumuz ve birbirimizin bilgisine dair meşru iddialarımızın sınırlarını sonuna kadar nerede tanıdığımızdan biridir. Sorun, büyük ölçüde, birbirimizin geçmiş ve şimdiki yaşamları hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğumuz ve nerede birbirimizin bilgisine dair meşru iddialarımızın sınırlarını sonuna kadar kabul etmemizdir. Bilgisizliğin etrafındaki bilmek ya da bilmemek gibi seçimler, başkalarıyla ilgili sorumluluk alma veya sorumluluktan kaçınma tercihleriyle derinden ilişkilidir (Smithson 2008). Aslında, potansiyel olarak sahip olabileceğimiz bilgilerin tümüne sahip olmak istemiyoruz, çünkü bilgi sahibi olmanın ve kültürlerarası veya ırklar arası ortak bir anlama sahip olmanın, çoğu zaman fark edilmeyen bir bedeli vardır.
Bu analizdeki bahse konu olan Güney Afrika için zorluk, farklı ırk gruplarının apartheid döneminde yaratılan bilmeme alanlarına ulaşmada ne kadar ileri gittikleridir. Bu çalışmanın vurgulamak istediği şey, öznellikler değişmedikçe, bilgisizlikleri yeniden üretmeye meyilliliğin devam edeceğidir. Bu nedenle, ırkçılık sonrası Güney Afrika'da bol miktarda bulunan düzeltici bilginin mevcudiyeti, bilgisizlik dolaşımını durdurmak için yeterli değildir. Bu, geçmişteki 'günahlardan' ne öğrenilebileceğini sorgulamak değil, geçmişteki acıları, büyük adaletsizlikleri ve bunların günümüze kadar nasıl sürdürüldüğüne kabul etmeyi reddetmeleri içeren yeni görmezden gelme katmanları yaratmaya dönük manevi bir seçim olabilir.
Mills'in (2008) dediği gibi: “Söz konusu ırk olduğunda, beyaz kimlik, beyaz hafıza ve beyaz amnezi arasında, özellikle de beyaz olmayan kurbanlar hakkında, yakın bir ilişki üreten hem resmi hem de karşı bir hafıza olacaktır” (s. 241).
*Makalenin İngilizce orjinali için bkz. Melissa Steyn (2012): The ignorance contract: recollections of apartheid childhoods and the construction of epistemologies of ignorance, Identities: Global Studies in Culture and Power, 19:1, 8-25.
KAYNAKLAR
Alcoff, L.M., 2007. Epistemologies of ignorance: three types. In: S. Sullivan and N. Tuana, eds. Race and epistemologies of ignorance. Albany, NY: State University of New York Press, 39–58.
Applebaum, B., 2008. White privilege/White complicity: connecting “Benefiting from” to “Contributing to”. Philosophy of Education, 292–300. [online]. Available from: http://ojs.ed.uiuc.edu/index.php/pes/issue/view/10. [Accessed 15 April 2009].
Bailey, A., 2007. Strategic ignorance. In: S. Sullivan and N. Tuana, eds. Race and epistemologies of ignorance. Albany, NY: State University of New York Press, 77–94.
Banks, A. and Banks, S.P., 1995. Cultural identity, resistance, and “good theory”: implications for intercultural communication theory from Gypsy culture. The Howard Journal of Communications, 6 (3), 146–163.
Boler, M., 1999. Feeling power: emotion and education. New York, NY: Routledge.
Boraine, A., 2000. A country unmasked: inside South African’s Truth and Reconciliation Commission. Oxford University Press.
Cohen, S., 2001. States of denial: knowing about atrocities and suffering. Malden, MA: Polity Press.
Cooper, D., 2004. Challenging diversity: rethinking equality and the value of difference. Cambridge University Press.
Du Bois, W.E.B., 1994 (1903). The Souls of Black Folk. Mineola, NY: Dover Publications.
Feenan, D., 2007. Understanding disadvantage partly through an epistemology of ignorance. Social & Legal Studies, 16 (4), 509–531.
Fricker, M., 2007. Epistemic injustice: power and the ethics of knowing. Oxford University Press.
Geras, N., 1998. The contract of mutual indifference: political philosophy after the Holocaust. New York: Verso.
Harding, S., 2001. Multiculturalism and postcolonialism: what difference do they make to western scientific epistemology? Science Studies, 14 (1), 45–54.
Hoagland, S.L., 2007. Denying relationality: epistemology and ethics of ignorance. In: S. Sullivan and N. Tuana, eds. Race and epistemologies of ignorance. Albany, NY: State University of New York Press, 95–118.
Hooks, B., 2003. The oppositional gaze: black female spectators. In: A. Jones, ed. The feminism and visual culture reader. London: Routledge, 94–104.
Kincheloe, J.L., 1998. White reign: deploying whiteness in America. New York: St. Martin’s Press.
Kitch, S.L., 2009. The specter of sex: gendered foundations of racial formation in the United States. Albany, NY: State University of New York Press.
Leonardo, Z., 2009. Race, Whiteness, and Education. New York, NY: Routledge.
Mamdani, M., 2000. The truth according to the TRC. In: I. Amadiume and A. An-Na’im, eds. The politics of memory: truth, healing and social justice. London: Zed Books, 176–183.
May, V.M., 2006. Trauma in paradise: wilful and strategic ignorance in Cereus Blooms at Night. Hypatia, 21 (3), 107–135.
McHugh, N. (nd). Telling her own truth: June Jordan, standard english and the epistemology of ignorance [online]. Available from: public.iastate.edu: www.public.iastate. edu/∼cfehr/Telling_Her_Own_Truth.doc [Accessed 10 July 2010].
McIntosh, P., 1992. White privilege and male privilege: a personal account of coming to see correspondences through work in Women’s Studies. In: M.L. Anderson and P. Hill Collins, eds. Race, class, and gender. Belmont, CA: Wadsworth, 70–81.
Michaels, D., 2008. Manufactured uncertainty: Contested science and the protection of the public’s health and environment. In: R.N. Proctor and L. Schiebinger, eds. Agnotology: the making and unmaking of ignorance. Stanford University Press, 90–107.
Mills, C.W., 1997. The racial contract. Ithaca, NY: Cornell University Press.
Mills, C.W., 2008. White ignorance. In: R.N. Proctor and L. Schiebinger, eds. Agnotology: the making and unmaking of ignorance. Stanford University Press, 230–249.
Proctor, R.N., 1995. Cancer wars. New York: Basic Books.
Proctor, R.N. and Schiebinger, L., 2008. Agnotology: the making and unmaking of ignorance. Stanford University Press.
Smithson, M.J., 2008. Social theories of ignorance. In: R.N. Proctor and L. Schiebinger, eds. Agnotology: the making and unmaking of ignorance. Stanford University Press, 209–229.
Spelman, E.V., 2007. Managing ignorance. In: S. Sullivan and N. Tuana, eds. Race and epistemologies of ignorance. Albany, NY: State University of New York, 119–131.
Steyn, M., 2001. Whiteness just isn’t what it used to be: white identity in a changing South Africa. Albany, NY: State University of New York Press.
Steyn, M. and Foster, D., 2008. Repertoires for talking white: resistant whiteness in postapartheid South Africa. Ethnic and Racial Studies, 31 (1), 25–51.
Straker, G.J., 2009. I speak as a white. In: Facing the archive: the 1st apartheid archive conference. Johannesburg: University of Witwatersrand, 18 June.
Sullivan, S., 2007. White ignorance and colonial oppression: Or, why I know so little about Puerto Rico. In: S. Sullivan and N. Tuana, eds. Race and epistemologies of ignorance. Albany, NY: State University of New York, 158–172.
Sullivan, S. and Tuana, N., eds., 2007. Race and epistemologies of ignorance. Albany, NY: State University of New York Press. The Apartheid Archive Project, 2009 [online]. Available from: http://www.apartheidarchive. org/site [Accessed 10 July 2010].
Townley, C., 2006. Toward a revaluation of ignorance. Hypatia, 21 (3), 37–55.
Tronto, J., 2003. Time’s place. Feminist Theory, 4 (2), 119–138.
Tuana, N., 2004. Coming to understand: orgasm and the epistemology of ignorance. Hypatia, 19 (1), 194–232.
Tuana, N., 2006. The speculum of ignorance: the women’s health movement and epistemologies of ignorance. Hypatia, 21 (3), 1–19. Tuana, N. and Sullivan, S., 2006. Introduction: feminist epistemologies of ignorance. (N. Tuana, & S. Sullivan, Eds.). Hypatia, 21 (3), vii–ix.
Wylie, A., 2008. Mapping ignorance in Archaeology: the advantages of historical hindsight. In: R.N. Proctor and L. Schiebinger, eds. Agnotology: the making and unmaking of ignorance. Stanford University Press, 183–205.
Dipnotlar
[1] Güney Afrika toplumunda hala geçerli olan apartheid dönemi ırk kategorilerini kullanıyorum. “Renkli”(coloured) terimi, “karma ırk” olarak kabul edilen ve apartheid döneminde yarı ayrıcalıklı olan kreolize insanları ifade eder.
[2] Haley McEwen'e bu ifadenin doğmasına vesile olan zengin sohbetlerimiz için minnettarım.
[3]Ayrıntılar için bkz. http://www.apartheidarchive.org/site/index.php?option= com_content&view=article&id=5&Itemid=7
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →