Giriş
Dilin tarihi, özellikle baskı ve yasak dönemlerinde, duygusal abartılardan ziyade somut katkıların, dönemsel bağlamların ve net rollerin objektif bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir.
Bu yazı, Kürt alfabesi ve dil mücadelesinde Celadet Ali Bedirxan ve Mehmet Emin Bozarslan’ı, romantikleştirmeden, net bir yaklaşımla ele almayı amaçlıyor. Amacımız, figürlerin gerçek katkılarını hakkaniyetle anmak ve ilerideki nesillere daha sağlam, eleştiriye açık bir miras bırakmaktır. Mehmed Uzun örneği üzerinden şunu hatırlatmak isteriz ki, abartılmış anlatılar, uzun vadede figürlere haksızlığa dönüşebiliyor.
Celadet Ali Bedirxan ve Hawar Alfabesi
Celadet Ali Bedirxan (1893-1951), 1932’de Suriye’de Hawar dergisini yayımlamaya başladı. Derginin ilk 23 sayısı hem Latin hem Arap harfleriyle çıktı; 24. sayıdan itibaren ise tamamen Latin alfabesine geçildi. Bedirxan’ın tasarladığı ve standartlaştırdığı 31 harfli Latin esaslı alfabe (Hawar alfabesi veya Bedirxan alfabesi), bugün Kuzey Kürtçesi (Kurmanci) için kullanılan modern alfabenin temelini oluşturdu. Bu çalışma, Kürtçeyi modern yazılı bir dil haline getirme yönünde yaratıcı ve kuramsal bir adımdı. Bedirxan, alfabeyi bilimsel kriterlere göre şekillendirdi, sesleri karşılaştırdı ve dergi üzerinden uygulamaya koydu. Bu çaba, Kürt dilinin modernleşmesinde dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir.
Mehmet Emin Bozarslan’ın Pratik Katkısı
Mehmet Emin Bozarslan (1934-2026), Diyarbakır’ın Lice ilçesinde doğdu. Geleneksel medrese eğitimi aldı, Türkçeyi ve okuma-yazmayı kendi çabasıyla öğrendi. 1956’da dışarıdan girdiği sınavlarla müftü oldu; ancak eleştirel eserleri nedeniyle bu görevden iki kez uzaklaştırıldı. 1968 yılında, Kürtçenin ağır baskı altında olduğu Türkiye’de Alfabê adlı pratik öğretim kitabını yayımladı. Bu kitap, Türkiye’de Latin harfleriyle basılan ilk Kürtçe alfabe kitabı olarak tarihe geçti. İçeriği son derece sade ve eğiticiydi; harfler, hece örnekleri ve çocukların okuyup yazmayı öğrenebileceği basit cümleler söz konusuydu.
Kitap yayımlandığı gün toplatıldı. Bozarslan “bölücülük” suçlamasıyla yargılandı ve hapis cezası aldı. 12 Mart 1971 askeri muhtırasının ardından yeniden cezaevine girdi. Aynı dönemde Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn eserini hem Latin alfabesine aktardı hem de Türkçeye çevirdi (1968). Bu çalışmalar, yalnızca teknik bir alfabe denemesi değil, aynı zamanda yasak bir dilde okuma-yazma imkânı yaratma ve kültürel mirası yeni kuşaklara ulaştırma çabasıydı. Bozarslan’ın diğer katkıları arasında Kürtçe-Türkçe Sözlük (1978) gibi önemli dilbilim çalışmaları, 50’den fazla eser ve 1979’da yerleştiği İsveç’te kurduğu Deng Yayınevi aracılığıyla Kürt edebiyatının klasiklerini (Mem û Zîn, Şerefname gibi) Latin harflerine aktarma, Jîn dergisi ve Kurdistan gazetesi gibi tarihi yayınları modern harflere geçirme faaliyetleri yer alır. Bozarslan, uygulayıcı, risk alan ve halka ulaştıran bir rol üstlendi. Bedirxan alfabesini, Türkiye şartlarında pratik bir araç haline getirmeye çalıştı ve bu uğurda bedel ödedi.
Bozarslan’ın Entelektüel Duruşu: Hilafet ve Ümmetçilik Sorunu
Bozarslan’ın aydın kişiliği, sadece dil ve alfabe çalışmalarıyla sınırlı değildi. 1969’da Ant Yayınları’ndan çıkan Hilafet ve Ümmetçilik Sorunu adlı kitabı, onun entelektüel derinliğini ve mücadeleci yanını ortaya koyar. Medrese kökenli bir aydın olarak İslamiyet’i devrimci bir din olarak nitelendiren Bozarslan, gerici kurumlara ve feodal yapılara cesurca parmak basmıştır. Adaleti sürekli öne çıkarması, sömürüye karşı net duruşu ve sınıf analizi içeren eleştirileri, kitaba zengin bir entelektüel boyut kazandırmıştır.
Üslubu net, kendinden emin ve mücadeleci bir yazar tavrı taşır. Konu her ne olursa olsun, metinleri okuyucuya dostça bir sohbet atmosferi sunar. Bu eser, onun medreseden modern aydınlanmaya uzanan yolculuğunun önemli bir halkasıdır ve dinsel-siyasal kurumların halk üzerindeki etkisini sorgulayan cesur bir katkıdır.
Rollerin Net Ayrımı
Bedirxan alfabenin yaratıcısı ve standartlaştırıcısı iken; Bozarslan Türkiye şartlarında uygulayıcı, risk alan ve halka ulaştıran önemli bir isimdir. “Modern Kürt alfabesinin öncülerinden” ifadesi kullanıldığında, mutlaka “Türkiye’deki öncülerinden biri” diye coğrafi ve dönemsel bir sınırlama getirilmelidir. Aksi takdirde, katkıların doğası sulanır ve uzun vadede figürün kendisine haksızlık yapılmış olur. Bu ayrım, abartısız ve gerçekçi bir anlatımın temelidir; biri tasarlamış, diğeri uygulamıştır. Dil mücadelesi bir zincirdir; her halkanın değeri, kendi işleviyle ölçülmelidir.
Mehmed Uzun Örneğiyle Bir Ders
Benzer bir hassasiyet, edebiyat alanında da yaşanmıştır. Mehmed Uzun (1953-2007), Kürtçe roman yazma deneyimi, sürgünde diğer birçok yazar gibi, ısrarla anadilinde üretmesi ve geleneksel dengbêjlik geleneğini modern romana bağlama üslubuyla değerli bir yazardır. Dünya edebiyatına vurgu yapması, Kürt edebiyatı ile ilgili diplomasi çalışmaları ve profesyonel çabalarıyla birçok kişiye ilham vermiştir. Yaşar Kemal, Uzun’un cenazesinde duygusal bir ortamda yaptığı konuşmada “Mehmed, modern Kürt romanını yaratmış büyük ustadır” diyerek bu değeri vurgulamıştı.
Ancak bazı kesimler, popülerlik veya dönemsel coşkuyla Uzun’u “Kürt romanının kurucusu” veya “modern Kürt edebiyatının mimarı”, “Modern Kürt edebiyatı dilinin kurucusu” gibi mutlak unvanlarla anmıştır ki; o ifadelerin kurulmasında Uzun’un payının olduğunu da eklemek gerekir. Oysa Kürtçe roman denemeleri ondan önce de mevcuttu. Modern Kürt edebiyatının dili vardı.
Bu abartılı anlatılar, vefatından sonra büyük ölçüde yerini sessizliğe veya daha mutedil, hatta eleştirel yaklaşımlara bıraktı. Uzun’un durumunda yaşananlar, açık bir ders niteliğinde olmalıdır. Abartılı, romantik veya manevi rant kaygısıyla (Uzun sağken olur olmaz, aşırıya kaçıp Uzun’a ve romancılığına dizilmiş methiyeler ötesinde aşırı duygusal) övgüler, kısa vadede figürü parlatır gibi görünse de uzun vadede onu zayıf düşürür. Gerçeğe sadık, nüanslı ve bağlamsal anlatımlar ise figürleri daha kalıcı kılar, tarihsel bağlamda daha saygın yer bir yer inşa eder.
“Öncülerden” ifadesi neden sık kullanılıyor?
Bu tabir, özellikle vefat haberlerinde duygusal ve motive edici bir üslupta öne çıkıyor. “Modern Kürt alfabesinin öncüsü” diye genel başlık atan kaynaklar (Rudaw, Wikipedia Türkçe, BirGün, Evrensel vb.) aslında genellikle şu anlamı kastediyor; alfabeyi Türkiye’ye taşıyan, orada ilk kez kitaplaştıran kişi. Yasak döneminde alfabe mücadelesine somut katkı veren aydın. Ancak bu ifadenin bağlamını eksik bırakınca olay romantikleşiyor ve Bedirxan’ın öncü rolünü gölgede bırakma riski taşıyor. Daha doğru ve dengeli ifadeler şöyle olabilir: “Türkiye’de Latin harfli Kürt alfabesinin ilk pratik uygulayıcılarından / öncülerinden biri”
“1968’de Türkiye’de ilk Kürtçe alfabe kitabını yayımlayan aydın”
“Bedirxan alfabesini Türkiye şartlarında halka ulaştırmada önemli rol oynayan isim”
Bu tür nüanslar, manevi değeri zedelemeden saygıyı korur. Bozarslan’ın cesareti (sadece alfabe kitabı yüzünden hapis yatması) zaten yeterince etkileyici; ekstra abartıya gerek yok. Dil ve alfabe mücadelesi kolektif bir süreçtir: Bedirxan tasarladı, Bozarslan gibi isimler farklı coğrafyalarda (Türkiye, Irak, İran, Suriye, Avrupa) yaydı ve geliştirdi.
Sonuç
Kürt dili ve alfabesi mücadelesi, farklı coğrafyalarda ve dönemlerde üstlenilen rollerin toplamıdır. Celadet Ali Bedirxan’ın standartlaştırma çalışması ile Mehmet Emin Bozarslan’ın Türkiye’de uygulama, yayıncılık ve entelektüel eleştiri çabası, bu zincirin önemli halkalarındandır. Bozarslan’ın cesareti (sadece bir alfabe kitabı yüzünden hapis yatması) ve medreseden gelen aydınlanmacı duruşu zaten yeterince saygıya değerdir; ekstra coşkuya ihtiyaç yoktur. Dil tarihi, duygusallıkla değil, somut katkılarla ve net ifadelerle anlatılmalıdır. Böyle yapıldığında hem figürler gerçek değerleriyle anılır hem de ilerideki nesillerin “Bu abartı nereden çıktı?” diye eleştirmesinin önüne geçilir.
Abartısız ama hakkını veren bir yaklaşım, kültürel mirası en sağlıklı şekilde taşımak demektir.
Kaynakça:
1.Bozarslan, Mehmet Emin. Alfabê. İstanbul: Sim Matbaacılık, 1968.
2.Bozarslan, Mehmet Emin. Hilafet ve Ümmetçilik Sorunu. İstanbul: Ant Yayınları, 1969.
3.Bedirxan, Celadet Ali. Hawar dergisi (1932 ve sonrası).
4.Bozarslan, Mehmet Emin. Kürtçe-Türkçe Sözlük, 1978.
5.BİA Haber Merkezi, Rudaw, wikipedia, sosoyal medya (2026).
Açıklayıcı Not: Kürt Yazınına Emek Veren Her Figürün Değeri
Bu yazı vesilesiyle şunu vurgulamak isterim; Kürt dili, edebiyatı ve folkloru bir bütün olarak ele alındığında, bu alana katkı sunmuş her aydın ve yazar çok değerlidir. Yazın tarihinde tüm yönleriyle yer alacaklarına dair inancım güçlüdür. Ancak bu mirası konuşurken, kimi zaman göz ardı edilen emekleri de hatırlatmak gerekir. Ahmet Aras, 1970’lerde Ant dergisindeki yazılarıyla, özellikle Evdalê Zeynikê derlemesiyle, dengbêjlik kültürü üzerine yaptığı titiz bilgi ve anlatımlarıyla, “Serhildana Seyid û Berazan” adlı romansı güçlü bir kurguyla kaleme aldığı eseriyle, destan derlemeleriyle ve daha birçok çalışmasıyla Kürt yazınına önemli emek vermiş bir isimdi. Onun çalışmaları, dönemin zor şartlarında folklorun ve sözlü geleneğin yazılı kültüre taşınmasında anlamlı bir köprü görevi görmüştür. Maalesef vefatında herhangi bir siyasi parti, medya kurumu veya geniş bir kesim tarafından aynı hassasiyet ve sahiplenme gösterilmedi. Bu durum, Kürt yazınına katkı sunan figürlerin anılmasında zaman zaman karşılaşılan tutarsızlığın üzücü bir yansımasıdır. Böylesi emeklerin, siyasi konjonktürlerin ötesinde, salt kültürel ve edebi değerleriyle hatırlanması en büyük saygı olur.
Kürtlerin düşünce tarihinin en hırpalanan ve en sahipsiz bırakılan kavramı herhalde milliyetçiliktir. Hassaten de en az çeyrek yüzyıldır, Kürtlerin önemli kesiminin bu kavrama üvey evlat muamelesi çektiği bir sır değil. Milliyetçiliğe konulan bu şerhin anlaşılabilir bir tarafı var pek tabi ki. Kürtler en azından iki yüz yıldan bu yana milliyetçi tahakküm ve de milliyetçiliğin bir çıktısı olan ırkçı kolonyal şiddetin bütün trajedilerini bizzat bedeninde deneyimledi. Nitekim bundan sebep Kürtlerin ilk okumuşları milliyetçiliği ayrıştıran, tasnif eden ve parçalayan bir sosyal bilinç olarak kodlayıp buna mesafe koydu. Çok sonraları yani takriben ilk dünya savaşından sonra Kürt okumuşları ve liderleri milliyetçiliğin kuramsal ölçekte, halk için gerekli bir şey olduğunu keşfettiler.
Devamını oku →